5. Bölüm
hızla biri içeri girdi. ben hızla yerimden doğrulurken yarım yamalak açabildiğim gözlerimle ne olduğunu anlamaya çalışıyorum... bana doğru hızla yaklaştı elini ağzıma kapadı, birden kendimi samanların içinde buldum... korkudan tir tir titriyorum, kocaman gözlerimle yanıma düşen kişiye bakıyorum, ama karanlıktan seçemiyorum bile... yanıma öylece uzanmışken yalvaran gözlerle"nolur, sesini çıkarma..." düştüğüm duruma bakınca korkudan başımla onaylıyorum. bana bakıp,"tamam, ağzını açacağım ama sakın bağırma, tamam mı...?" başımla yine onaylıyorum... elini yavaşça ağzımdan çekti. ben hemen doğruldum, ona korkyla bakarken, o hemen samanların diğer tarafına attı kendini... dışarıdan sesler yükseliyor, birini aradıkları o kadar belli ki... biden kapı sonuna kadar açıldı... içeri ellerinde meşalelerle bir grup insan girdi... ben hızla ayağa kalktım. "hey sen, buraya biri girdi mi...?""ha..ha..yır..dong- benim kekelememden adam şüphelendi... arkasından diğeri konuşmaya başladı"emin misin....?" "evet, eminim efendim..." hemen içeri beni işe sokan adam girdi..."bulabildiniz mi...?""hayır...""hey dong, burdaya biri geldi mi, gördün mü, yada ses falan duydun mu...?""hayır efendim, kimse gelmedi..." -eun-dong-"hadi dağılın aramaya devam edin..." emri veren, benden şüphelenen adamdı... bana yan yan baktıktan sonra, yanlarındaki adları da alıp gittiler... ahırdan en son beni işe alan adam çıktı. çıkmadan elindeki meşaleyle son kez ahırı kolaçan ettikten sonra kapıyı kapatıp, gitti..."ohhh..." -dong- herkes çıktıktan sonra derin bir oh çektim. gözlerim hemen samanların arasına saklanan çocuğu aradı... samanlara doğru eğildim, hiç bir hereketlilik yok...allahım yoksa rüya mı görüyorum..."böö...!"-song- samanların arasından sırıtarak fırlayıverdi, ödüm patladı remsen..."aaaa...!"-eun-dong- derken tam yeniden ağzımı kapadı... kocaman gözlerle ona bakarken birden sinirlendim, elini ağzımdan çektim... sinirli sinirli,"bırak...!"-eun-dong-"tamam, kızma... sen de amma ödlek çıktın arkadaş..."-song-"hah...??!!"-eun- üstünün başının samanını çırptıktan sonra kendini samanların üzerine bıraktı, benim yatağımın üzerine... ellerini başının arkasında kenetleyip devam etti..."sağol... bu iyiliğini unutmam, bir gün mutlaka öderim sana..."-song-"yerimden kalkman yeterli..."-eun-dong- ben böyle deyince üzerine uzandığı samanlara baktı..."oo, burda mı kalıyorsun sen...?" gururum incindi... soğuk bir şekilde "evet..." -eun-dong- hızla ayağa kalktı ve hemen yanımda bitti... elini omzuma koydu, hafifçe gülümsedi... ben bir anlık tereddüt yaşadım, ama kendimi çekemedim..."benim adım song. ne zaman başın sıkışırsa beni kasabanın çıkışındaki tapınakta bulabilirsin...""olur..." -eun-dong- elini omzumdan çekti, gülümseyerek başını öne eğerken, birden elini döşümde hissettim... o an heyecandan ve korkudan öleceğim sandım. bir adım geriye gidecekken..."dostum sen de bizdensin..."-song- bunları söylerken eliyle kolyemi tutuyor; bir yandan sırıtıyor bir yandan da şaşkın şaşkın bana bakıyordu... ne demek şimdi bu..."nasıl yani..."-eun-dong-"sen aklını mı kaçırdın, bunun sahibiyken, bu ahırda mı yaşıyorsun... kaçık falan mısın sen...?"-song-ani bir hareketle kolyemi ellerinden kurtardım... ellerimle sıkıca tuttum onu..."ne demek istiyorsun sen...?"-eun-dong- benim anlamadığımı görünce, birden şüphelendi..."çaldın mı yoksa?"-song-"hey, kendine gel, ben hırsız değilim...!!!"-eun-dong- bana şüpheli şüpheli bakmaya devam edince konuşmaya devam ettim..."bu bana annem ve babamda kalma..." -eun-dong- yüzündeki şüphenin yerini birden merak sardı..."sen ciddi misin...?" -song-"evet..." -eun-dong- merak dolu gözlerle devam etti..."annen baban sana bu kolyenin ne anlama geldiğini anlatmadılar mı...?"-song-"hayır, ben onları hatırlamıyorum..."-eun-dong- meraklı meraklı bakınca devem ettim. devam etmek istedim, ailem hakkında ufakta olsa bir şeyler öğrenme fırsatı yaşıyordum..."ben bebekken bir aileye evlatlık olarak verildim. bu kolye o zamandan beri bende...""yaa , demek öyle..."-song-"bu kolye ne anlama geliyor peki..."-eun-dong- "bu kolyenin bir benzerini ben de taşıyorum... bu sangyi tapınağında yetişen dövüşçüler takar... demek oluyor ki, baban bu dövüşçülerden biriydi." -song- birden içimi derin bir heyecan kapladı... ailem hakkında ufakta olsa bilgi öğrenmiştim... babam bir dövüşçüydü demek... inanmakla inanmamak arasında gidip geliyorum... "hadi gidelim o zaman..."-song-"anlamadım nereye...?"-eun-dong-"tapınağa tabi... burada mı kalmak istiyorsun yoksa..." -song- küçümser gözlerle etrafa baktı..."dur bir dakika... tapınakta ne yapacağım peki...?" -eun-dong- garip garip baktı..."dostum sen dediklerimi duymadın mı...? ailenden sana büyük bir armağan bu... büyük bir hazine... insanlar o tapına girmek için neler veriyor haberin yok mu...? orası üst düzey dövüşçülerin yetiştirildiği bir yer... kendini yetiştirirsen saray muhafızı bile olabilirsin... düşünsene, sarayda yaşamak..."-song- bunları derken, gözlerini havaya dikip, hülyalı hülyalı baktı, sonra kendini toplayıp devem etti."oraya girmek için ya ailenin bir dövüşçü olması gerek, yada çok iyi bir dövüşçü olduğunu kanıtlaman... sen bunlardan birine sahipsin..."-song-"ama ben dövüşemem..."-eun-dong-"tabi ki dövüşebilirsin, sen bir erkeksin..."-song- bunu derken sırtıma iki kere vurdu... içimi birden derin bir korku kapladı... erkek... ben erkek değilim ki... foyam hemen meydana çıkar... ama annem ve babama bu kadar yaklaşmışken nasıl geri dönerim... ya hayattalarsa, ya tapınakta yaşıyorlarsa... anne, baba... bu dayanılmaz bir istekti... yaniden hayata dönmek bir şey... gerçek bir aileye sahip olmak, yıllar önce kaybettiğim gerçek yaşamıma kavuşmak..."tamam... geliyorum..."-eun-dong-"hadi..."-song- sırtıma vurdu, önden ilerledi... ben arkadan onu takip ederken gözlerim ahırda kaldı... acaba gerçekten iyi mi yapıyorum...?
bir aileye sahip olmak, gerçek bir aileye... beni küçümsemedikleri, değer verdikleri, beraber karşılığını istemeden aynı ekmeği suyu paylaşabileceğim bir aile... yaralarımı saracak, beni kanatlarının altına alacak olan gerçek annem ve babam... içimi tarif edilmez mutluluk kapladı birden... sonunda kaderin bana güldüğünü hissediyorum... hayat artık bana eskisi kadar kötü ve acımazsız gelmiyor... kendimi aileme hiç olmadığı kadar yakın hissediyorum...
"hey baksana..."-eun-dong-"ne var...?"-song-"babam tapınakta mı yaşıyor acaba...?"-eun-dong-"tabi bu da ihtimaller arasında ama, olmaya da bilirler tabi.."-song-"nasıl yani..."-eun-dong-"kendini yetiştirenler, tapınakta kalmazlar... kimi görev üstlenir gider, kimi saraya kapak atar, kimi soyluların yanında ona hizmet eder, falan filan..."-song-"ya..."-eun-dong-"ama herkesin kayıtı tutulur burada... eğer hayattaysa, mutlaka ulaşırsın izlerine..."-song-"hayattaysa mı...?"-eun-dong-"ölmüş olma ihtimali de var tabi... yoksa neden bu kolyeyi sana bıraksınlar ki...?"-song-
içimde kurduğum güzel düşlerim birden sarsıldı... ama hala bir ümit var... eğer hayattlarsa, bir şekilde ulabişirim onlara... bir umut, ufacıkta olsa bir umut var... bu beni mutlu etmeye yetiyor bile...
"hey..."-eun-dong-"ne var yine...?"-song-"bu saatte tapınağa nasıl gireceğiz peki...? yani kapıdan falan almazlarsa bizi...?"-eun-dong-"kapıdan gireceğimizi kim söyledi...?"-song-"ne yani kaçak olarak mı gireceğiz..."-eun-dong-"ohooo, daha senin öğrenmen gereken çok şey var... ustan yandı... takip et beni hadi..."-song-
tapınak uzaktan çok görkemli görünüyordu... hatta ürkütücü... ama bir zamanlar babamın burada yaşamış olma düşüncesi tapınağı gözümde bambaşka bir yer yapmaya yetti... ama içimde hala korkular var... ben bir kızım ve her an foyam ortaya çıkabilir... ama ailem hakkında bilgi alana kadar burda kalabilirim. o zamana kadar çok dikkatli olmalıyım... allahım bana yardım et, babama ulaşana kadar bana yardım et...
yüksek bir duvarın tam önünde duruyoruz... "hadi..."-song-"ne hadi..."-eun-dong-"tırman..."-song-"ben tırmanamam..."-eun-dong-"tabi ki tımanırsın... hadi... nys o zaman, hadi çık sırtıma..."-song-"ne...?!"-eun-dong-"dong rahatsız mısın sen...! çok sırtıma hadi... kız gibi ne korkup duruyorsun...?!" -song- kız deyince birden rengim attı, beni tanıyabilir... tırmanmak zorundayım... olamaz, ben bunun üzerine mi tırmanacağım...? hayır yapamam ben...nasıl tımanırım...? allahım bana yardım et..."ben yapmam..."-eun-dong-"sana borcum olmamış olsaydı, yemin ediyorum bırakıp giderdim seni... ne tırsak adamsın sen ya... utan utan...! hadi çabuk çık sırtıma...!"-song-
kollarımdan tuttu, beni kendine hızla çektikten sonra, tam önünde dimdik durdurdu... karşımda duvar, arkamda song var... tir tir titriyorum. birden belimi kavradı... oooo...!!! olamaz...!!!
"hadi tut, şurayı...!"-song-"indir, indir beni...!"-eun-dong-"cıyak cıyak bağırma, milleti uyandıracaksın...! tut şurdan, çek kendini hadi..."-song-
o beni belimden tutarken, heyacan ve panikyen ne yapacağımı bilemedim... kollarında çırpınırken, dediği oyuğu göremiyorum ki..."indir, indir beni..."-eun-dong-indirdi... yüzü tam yüzüme dönük, sinirli sinirli bakıyor bana..."deli misin...?! niye çıkmıyorsun...?!"-song-"ben vazgeçtim..."-eun-dong-"vaz mı geçtin...? hah...! iyi kendin bilirsin canıma minnet..." -song- birden aklıma babam geldi, babamın bu duvarların arkasında olma ihtimali geldi... tam duvardan atlayacakken kolundan tuttum..."dur..."-eun-dong-"ne var gene..."-song-"tamam, çıkacağım..."-eun-dong-"iyi kendin çık o zaman..."-song-"ne...?! hadi lütfen yardım et... bu saatte nereye giderim ben...?"-eun-dong-"sen ne biçim erkeksin be... hayatımda senin gibi birini görmedim ben..."-song- birden tepem attı..."heyy... bana borcun var...!" -eun-dong- dişlerini sıkıp, sağa sola başını öfkeli öfkeli çevirdikten sonra devem etti..."bağırısan, beni indir dersen, yüzüne okkalı bir yumruk atar, seni de burda bırakıp giderim...!"-song-"tamam hadi..."-eun-dong-
belimden tuttu, korkudan heyecandan, kıpkırmızı oldum, ateş gibi yanıyorum...
"hadi tut, ordan..."-song-"tamam..."-eun-dong-"şimdi kendini çek hadi... ben arkadan iterim seni hadi..."-song-
kendimi yukarı doğru çektim... bir elimle duvarı yakaladım, o da ne, itekliyor...?! allahım ne utanç verici... kendimi hemen duvarın üzerine atıyorum... turp gibi kızardım...
"şükür... çekil kenara hadi..." -song- iki hamleyle duvara çıktı... duvara tırmanmak bu kadar kolay mırdı yani...? şaşkın şaşkın suratına bakıyorum..."ne bakıyorsun, hadi atla...."-song-"ne...?! ben nasıl..."-eun-dong- lafın devamını getiremedim..."e yuh... bir şey yok, kendini bırakıver sadece..."-song-"ya bir yerim kırılırsa...?"-eun-dong- bezgin bezgin başını oynattı, "senin ustana gerçekten acıyorum... ben çıkardım kendin de in..." -song- demesiye aşağı inmesi bir oldu... allahım tek başıma duvarın tepsinde dım dızlak kaldım... naparım ben şimdi... ooo, gidiyo... gözşetimi kapatıyorum..."aaaa..."-eun-dong-ahhh...!"-song-
gözlerimi açtığımda kendimi song un sırtında buldum... o yere yüz üstü yapışmış, bense sırtına kapaklanmış, öylece duruyorum... ani bir hareketle beni sıtından attı..."deli misin sen...?!"-song-"bana kendini bırakıver dedin..."-eun-dong-"üzerime düş demedim...!"-song-
üzerimizi çırptıktan sonra bana sinirli sinirli baktı ve o önde ben arkada tapınağın ağaçlı bahçesinde ilerlemeye başladık...
ağaçların yoğun olduğu yere doğru ilerledik. birden durdu..."hadi uyu..."-song-"nerde...?"-eun-dong-"bul işte bir ağaç altı..."-song-"açık hava da mı uyuyacağız...?"-eun-dong-"?! evet... ahırdan iyidir..."-song- demesiyle bir ağacın altına kıvrılıp yatması bir oldu... tek başımayım... burda nasıl yatarım ben... ama gözlerimden resmen uyku akıyor... burda yatmaktan başka çare yok... dayan eun... babanı bulana kadar dayan... o zaman her şey daha güzel olacak... bir ağacın altında kıvrılıp uyudum...
"heyy...!"-song- biri beni dürtüklüyor... ama çok uykum var, biraz daha uyumalıyım..."dong, kalsana be...!"-song- sıçrayıp kalkıyorum hemen, karışımda song ters ters bana bakıyor... aklıma gece yaşadıklarım geliyor, hemen zıplıyorum..."amma da uykucu çıktın arkadaş sen...! hadi, daha kaydını yaptıracağız... başıma bela aldım ki ne bela..."-song-heyy...! unutma gece seni ben kurtardım..."-eun-dong-"bakıyorum uykuyu alınca sesin gür çıkmaya başlamış... gece duvara tırmanırken kız gibi ciyaklıyordun ama..." -song- cevap vermem fırsat tanımadan, önden ilerlemeye başladı... ağaçlarla kaplı geniş bahçeden, tapınağın avlusuna çıktık... burası tapınaktan çok bir dövüş kulübüne benziyordu... üzerleri yarıdan açık dövüşçüler etrafta antrenman yapıyorlardı... umarım babamı bir an önce bulurum. yoksa benim durumum içler acısı... gidi gide, tapınağın içine girdik... geniş büyük bir odadan, uzaun dar bir hole çıktık... o önde ben arkada takip ediyorum onu... duvarlarda altın işlemeler ve tahta oymalar var... yer yer, sergilenen silahları da görüyorum, çok ürkütücü... bir kapının önünde duruyoruz, song kapıyı çalıyor ve içeri süzülüyoruz...
klasik karşılama hareketlerinden sonra song beni ,küçük bir masanın arkasında, kocaman yastığın üzerinde oturan adama tanıtıyor...
"efendim, bu dong... babası bir sangyi dövüşçüsü... oda burda yaşamak istiyor..."-song-"evet efendim..." -eun-dong- saygıdan başımı eğiyorum..."künyeni göster..." doğduğumdan beri bir kere bile çıkarmadım kolyemi, bu adamın ellerine teslim ediyorum..."evet... babanın üst düzey bir dövüşçü olduğu ortada... yanlız sen fazla çelimsizsin..." herkes bunu söylemek zorunda mı...?!"ama, bu dövüşçü olmana engel değil... masanın altından bir ufak bir kutu çıkardı... içinden bir tane ufak künye çıkarıp, bana uzattı. şimdilik bunu kullanacaksın, seviye atladıkça künyene başka parçalarda eklenecek... song senden sorumlu olacak... ustanı selamla..." hayda....
hızla biri içeri girdi. ben hızla yerimden doğrulurken yarım yamalak açabildiğim gözlerimle ne olduğunu anlamaya çalışıyorum... bana doğru hızla yaklaştı elini ağzıma kapadı, birden kendimi samanların içinde buldum... korkudan tir tir titriyorum, kocaman gözlerimle yanıma düşen kişiye bakıyorum, ama karanlıktan seçemiyorum bile... yanıma öylece uzanmışken yalvaran gözlerle"nolur, sesini çıkarma..." düştüğüm duruma bakınca korkudan başımla onaylıyorum. bana bakıp,"tamam, ağzını açacağım ama sakın bağırma, tamam mı...?" başımla yine onaylıyorum... elini yavaşça ağzımdan çekti. ben hemen doğruldum, ona korkyla bakarken, o hemen samanların diğer tarafına attı kendini... dışarıdan sesler yükseliyor, birini aradıkları o kadar belli ki... biden kapı sonuna kadar açıldı... içeri ellerinde meşalelerle bir grup insan girdi... ben hızla ayağa kalktım. "hey sen, buraya biri girdi mi...?""ha..ha..yır..dong- benim kekelememden adam şüphelendi... arkasından diğeri konuşmaya başladı"emin misin....?" "evet, eminim efendim..." hemen içeri beni işe sokan adam girdi..."bulabildiniz mi...?""hayır...""hey dong, burdaya biri geldi mi, gördün mü, yada ses falan duydun mu...?""hayır efendim, kimse gelmedi..." -eun-dong-"hadi dağılın aramaya devam edin..." emri veren, benden şüphelenen adamdı... bana yan yan baktıktan sonra, yanlarındaki adları da alıp gittiler... ahırdan en son beni işe alan adam çıktı. çıkmadan elindeki meşaleyle son kez ahırı kolaçan ettikten sonra kapıyı kapatıp, gitti..."ohhh..." -dong- herkes çıktıktan sonra derin bir oh çektim. gözlerim hemen samanların arasına saklanan çocuğu aradı... samanlara doğru eğildim, hiç bir hereketlilik yok...allahım yoksa rüya mı görüyorum..."böö...!"-song- samanların arasından sırıtarak fırlayıverdi, ödüm patladı remsen..."aaaa...!"-eun-dong- derken tam yeniden ağzımı kapadı... kocaman gözlerle ona bakarken birden sinirlendim, elini ağzımdan çektim... sinirli sinirli,"bırak...!"-eun-dong-"tamam, kızma... sen de amma ödlek çıktın arkadaş..."-song-"hah...??!!"-eun- üstünün başının samanını çırptıktan sonra kendini samanların üzerine bıraktı, benim yatağımın üzerine... ellerini başının arkasında kenetleyip devam etti..."sağol... bu iyiliğini unutmam, bir gün mutlaka öderim sana..."-song-"yerimden kalkman yeterli..."-eun-dong- ben böyle deyince üzerine uzandığı samanlara baktı..."oo, burda mı kalıyorsun sen...?" gururum incindi... soğuk bir şekilde "evet..." -eun-dong- hızla ayağa kalktı ve hemen yanımda bitti... elini omzuma koydu, hafifçe gülümsedi... ben bir anlık tereddüt yaşadım, ama kendimi çekemedim..."benim adım song. ne zaman başın sıkışırsa beni kasabanın çıkışındaki tapınakta bulabilirsin...""olur..." -eun-dong- elini omzumdan çekti, gülümseyerek başını öne eğerken, birden elini döşümde hissettim... o an heyecandan ve korkudan öleceğim sandım. bir adım geriye gidecekken..."dostum sen de bizdensin..."-song- bunları söylerken eliyle kolyemi tutuyor; bir yandan sırıtıyor bir yandan da şaşkın şaşkın bana bakıyordu... ne demek şimdi bu..."nasıl yani..."-eun-dong-"sen aklını mı kaçırdın, bunun sahibiyken, bu ahırda mı yaşıyorsun... kaçık falan mısın sen...?"-song-ani bir hareketle kolyemi ellerinden kurtardım... ellerimle sıkıca tuttum onu..."ne demek istiyorsun sen...?"-eun-dong- benim anlamadığımı görünce, birden şüphelendi..."çaldın mı yoksa?"-song-"hey, kendine gel, ben hırsız değilim...!!!"-eun-dong- bana şüpheli şüpheli bakmaya devam edince konuşmaya devam ettim..."bu bana annem ve babamda kalma..." -eun-dong- yüzündeki şüphenin yerini birden merak sardı..."sen ciddi misin...?" -song-"evet..." -eun-dong- merak dolu gözlerle devam etti..."annen baban sana bu kolyenin ne anlama geldiğini anlatmadılar mı...?"-song-"hayır, ben onları hatırlamıyorum..."-eun-dong- meraklı meraklı bakınca devem ettim. devam etmek istedim, ailem hakkında ufakta olsa bir şeyler öğrenme fırsatı yaşıyordum..."ben bebekken bir aileye evlatlık olarak verildim. bu kolye o zamandan beri bende...""yaa , demek öyle..."-song-"bu kolye ne anlama geliyor peki..."-eun-dong- "bu kolyenin bir benzerini ben de taşıyorum... bu sangyi tapınağında yetişen dövüşçüler takar... demek oluyor ki, baban bu dövüşçülerden biriydi." -song- birden içimi derin bir heyecan kapladı... ailem hakkında ufakta olsa bilgi öğrenmiştim... babam bir dövüşçüydü demek... inanmakla inanmamak arasında gidip geliyorum... "hadi gidelim o zaman..."-song-"anlamadım nereye...?"-eun-dong-"tapınağa tabi... burada mı kalmak istiyorsun yoksa..." -song- küçümser gözlerle etrafa baktı..."dur bir dakika... tapınakta ne yapacağım peki...?" -eun-dong- garip garip baktı..."dostum sen dediklerimi duymadın mı...? ailenden sana büyük bir armağan bu... büyük bir hazine... insanlar o tapına girmek için neler veriyor haberin yok mu...? orası üst düzey dövüşçülerin yetiştirildiği bir yer... kendini yetiştirirsen saray muhafızı bile olabilirsin... düşünsene, sarayda yaşamak..."-song- bunları derken, gözlerini havaya dikip, hülyalı hülyalı baktı, sonra kendini toplayıp devem etti."oraya girmek için ya ailenin bir dövüşçü olması gerek, yada çok iyi bir dövüşçü olduğunu kanıtlaman... sen bunlardan birine sahipsin..."-song-"ama ben dövüşemem..."-eun-dong-"tabi ki dövüşebilirsin, sen bir erkeksin..."-song- bunu derken sırtıma iki kere vurdu... içimi birden derin bir korku kapladı... erkek... ben erkek değilim ki... foyam hemen meydana çıkar... ama annem ve babama bu kadar yaklaşmışken nasıl geri dönerim... ya hayattalarsa, ya tapınakta yaşıyorlarsa... anne, baba... bu dayanılmaz bir istekti... yaniden hayata dönmek bir şey... gerçek bir aileye sahip olmak, yıllar önce kaybettiğim gerçek yaşamıma kavuşmak..."tamam... geliyorum..."-eun-dong-"hadi..."-song- sırtıma vurdu, önden ilerledi... ben arkadan onu takip ederken gözlerim ahırda kaldı... acaba gerçekten iyi mi yapıyorum...?
bir aileye sahip olmak, gerçek bir aileye... beni küçümsemedikleri, değer verdikleri, beraber karşılığını istemeden aynı ekmeği suyu paylaşabileceğim bir aile... yaralarımı saracak, beni kanatlarının altına alacak olan gerçek annem ve babam... içimi tarif edilmez mutluluk kapladı birden... sonunda kaderin bana güldüğünü hissediyorum... hayat artık bana eskisi kadar kötü ve acımazsız gelmiyor... kendimi aileme hiç olmadığı kadar yakın hissediyorum...
"hey baksana..."-eun-dong-"ne var...?"-song-"babam tapınakta mı yaşıyor acaba...?"-eun-dong-"tabi bu da ihtimaller arasında ama, olmaya da bilirler tabi.."-song-"nasıl yani..."-eun-dong-"kendini yetiştirenler, tapınakta kalmazlar... kimi görev üstlenir gider, kimi saraya kapak atar, kimi soyluların yanında ona hizmet eder, falan filan..."-song-"ya..."-eun-dong-"ama herkesin kayıtı tutulur burada... eğer hayattaysa, mutlaka ulaşırsın izlerine..."-song-"hayattaysa mı...?"-eun-dong-"ölmüş olma ihtimali de var tabi... yoksa neden bu kolyeyi sana bıraksınlar ki...?"-song-
içimde kurduğum güzel düşlerim birden sarsıldı... ama hala bir ümit var... eğer hayattlarsa, bir şekilde ulabişirim onlara... bir umut, ufacıkta olsa bir umut var... bu beni mutlu etmeye yetiyor bile...
"hey..."-eun-dong-"ne var yine...?"-song-"bu saatte tapınağa nasıl gireceğiz peki...? yani kapıdan falan almazlarsa bizi...?"-eun-dong-"kapıdan gireceğimizi kim söyledi...?"-song-"ne yani kaçak olarak mı gireceğiz..."-eun-dong-"ohooo, daha senin öğrenmen gereken çok şey var... ustan yandı... takip et beni hadi..."-song-
tapınak uzaktan çok görkemli görünüyordu... hatta ürkütücü... ama bir zamanlar babamın burada yaşamış olma düşüncesi tapınağı gözümde bambaşka bir yer yapmaya yetti... ama içimde hala korkular var... ben bir kızım ve her an foyam ortaya çıkabilir... ama ailem hakkında bilgi alana kadar burda kalabilirim. o zamana kadar çok dikkatli olmalıyım... allahım bana yardım et, babama ulaşana kadar bana yardım et...
yüksek bir duvarın tam önünde duruyoruz... "hadi..."-song-"ne hadi..."-eun-dong-"tırman..."-song-"ben tırmanamam..."-eun-dong-"tabi ki tımanırsın... hadi... nys o zaman, hadi çık sırtıma..."-song-"ne...?!"-eun-dong-"dong rahatsız mısın sen...! çok sırtıma hadi... kız gibi ne korkup duruyorsun...?!" -song- kız deyince birden rengim attı, beni tanıyabilir... tırmanmak zorundayım... olamaz, ben bunun üzerine mi tırmanacağım...? hayır yapamam ben...nasıl tımanırım...? allahım bana yardım et..."ben yapmam..."-eun-dong-"sana borcum olmamış olsaydı, yemin ediyorum bırakıp giderdim seni... ne tırsak adamsın sen ya... utan utan...! hadi çabuk çık sırtıma...!"-song-
kollarımdan tuttu, beni kendine hızla çektikten sonra, tam önünde dimdik durdurdu... karşımda duvar, arkamda song var... tir tir titriyorum. birden belimi kavradı... oooo...!!! olamaz...!!!
"hadi tut, şurayı...!"-song-"indir, indir beni...!"-eun-dong-"cıyak cıyak bağırma, milleti uyandıracaksın...! tut şurdan, çek kendini hadi..."-song-
o beni belimden tutarken, heyacan ve panikyen ne yapacağımı bilemedim... kollarında çırpınırken, dediği oyuğu göremiyorum ki..."indir, indir beni..."-eun-dong-indirdi... yüzü tam yüzüme dönük, sinirli sinirli bakıyor bana..."deli misin...?! niye çıkmıyorsun...?!"-song-"ben vazgeçtim..."-eun-dong-"vaz mı geçtin...? hah...! iyi kendin bilirsin canıma minnet..." -song- birden aklıma babam geldi, babamın bu duvarların arkasında olma ihtimali geldi... tam duvardan atlayacakken kolundan tuttum..."dur..."-eun-dong-"ne var gene..."-song-"tamam, çıkacağım..."-eun-dong-"iyi kendin çık o zaman..."-song-"ne...?! hadi lütfen yardım et... bu saatte nereye giderim ben...?"-eun-dong-"sen ne biçim erkeksin be... hayatımda senin gibi birini görmedim ben..."-song- birden tepem attı..."heyy... bana borcun var...!" -eun-dong- dişlerini sıkıp, sağa sola başını öfkeli öfkeli çevirdikten sonra devem etti..."bağırısan, beni indir dersen, yüzüne okkalı bir yumruk atar, seni de burda bırakıp giderim...!"-song-"tamam hadi..."-eun-dong-
belimden tuttu, korkudan heyecandan, kıpkırmızı oldum, ateş gibi yanıyorum...
"hadi tut, ordan..."-song-"tamam..."-eun-dong-"şimdi kendini çek hadi... ben arkadan iterim seni hadi..."-song-
kendimi yukarı doğru çektim... bir elimle duvarı yakaladım, o da ne, itekliyor...?! allahım ne utanç verici... kendimi hemen duvarın üzerine atıyorum... turp gibi kızardım...
"şükür... çekil kenara hadi..." -song- iki hamleyle duvara çıktı... duvara tırmanmak bu kadar kolay mırdı yani...? şaşkın şaşkın suratına bakıyorum..."ne bakıyorsun, hadi atla...."-song-"ne...?! ben nasıl..."-eun-dong- lafın devamını getiremedim..."e yuh... bir şey yok, kendini bırakıver sadece..."-song-"ya bir yerim kırılırsa...?"-eun-dong- bezgin bezgin başını oynattı, "senin ustana gerçekten acıyorum... ben çıkardım kendin de in..." -song- demesiye aşağı inmesi bir oldu... allahım tek başıma duvarın tepsinde dım dızlak kaldım... naparım ben şimdi... ooo, gidiyo... gözşetimi kapatıyorum..."aaaa..."-eun-dong-ahhh...!"-song-
gözlerimi açtığımda kendimi song un sırtında buldum... o yere yüz üstü yapışmış, bense sırtına kapaklanmış, öylece duruyorum... ani bir hareketle beni sıtından attı..."deli misin sen...?!"-song-"bana kendini bırakıver dedin..."-eun-dong-"üzerime düş demedim...!"-song-
üzerimizi çırptıktan sonra bana sinirli sinirli baktı ve o önde ben arkada tapınağın ağaçlı bahçesinde ilerlemeye başladık...
ağaçların yoğun olduğu yere doğru ilerledik. birden durdu..."hadi uyu..."-song-"nerde...?"-eun-dong-"bul işte bir ağaç altı..."-song-"açık hava da mı uyuyacağız...?"-eun-dong-"?! evet... ahırdan iyidir..."-song- demesiyle bir ağacın altına kıvrılıp yatması bir oldu... tek başımayım... burda nasıl yatarım ben... ama gözlerimden resmen uyku akıyor... burda yatmaktan başka çare yok... dayan eun... babanı bulana kadar dayan... o zaman her şey daha güzel olacak... bir ağacın altında kıvrılıp uyudum...
"heyy...!"-song- biri beni dürtüklüyor... ama çok uykum var, biraz daha uyumalıyım..."dong, kalsana be...!"-song- sıçrayıp kalkıyorum hemen, karışımda song ters ters bana bakıyor... aklıma gece yaşadıklarım geliyor, hemen zıplıyorum..."amma da uykucu çıktın arkadaş sen...! hadi, daha kaydını yaptıracağız... başıma bela aldım ki ne bela..."-song-heyy...! unutma gece seni ben kurtardım..."-eun-dong-"bakıyorum uykuyu alınca sesin gür çıkmaya başlamış... gece duvara tırmanırken kız gibi ciyaklıyordun ama..." -song- cevap vermem fırsat tanımadan, önden ilerlemeye başladı... ağaçlarla kaplı geniş bahçeden, tapınağın avlusuna çıktık... burası tapınaktan çok bir dövüş kulübüne benziyordu... üzerleri yarıdan açık dövüşçüler etrafta antrenman yapıyorlardı... umarım babamı bir an önce bulurum. yoksa benim durumum içler acısı... gidi gide, tapınağın içine girdik... geniş büyük bir odadan, uzaun dar bir hole çıktık... o önde ben arkada takip ediyorum onu... duvarlarda altın işlemeler ve tahta oymalar var... yer yer, sergilenen silahları da görüyorum, çok ürkütücü... bir kapının önünde duruyoruz, song kapıyı çalıyor ve içeri süzülüyoruz...
klasik karşılama hareketlerinden sonra song beni ,küçük bir masanın arkasında, kocaman yastığın üzerinde oturan adama tanıtıyor...
"efendim, bu dong... babası bir sangyi dövüşçüsü... oda burda yaşamak istiyor..."-song-"evet efendim..." -eun-dong- saygıdan başımı eğiyorum..."künyeni göster..." doğduğumdan beri bir kere bile çıkarmadım kolyemi, bu adamın ellerine teslim ediyorum..."evet... babanın üst düzey bir dövüşçü olduğu ortada... yanlız sen fazla çelimsizsin..." herkes bunu söylemek zorunda mı...?!"ama, bu dövüşçü olmana engel değil... masanın altından bir ufak bir kutu çıkardı... içinden bir tane ufak künye çıkarıp, bana uzattı. şimdilik bunu kullanacaksın, seviye atladıkça künyene başka parçalarda eklenecek... song senden sorumlu olacak... ustanı selamla..." hayda....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder