7. Bölüm
"hadi, durma koşmaya başla..."
song a kötü kötü baktıktan sonra koşmaya başladım... allahım bu tapınağı bu kadar büyük yapmak zorundalar mı sanki...? koşarken kendi iç sesimle konuşuyorum, son bir haftada yaşadıklarımı aklımda ölçüp tartıyorum... evden kaçışım, haydutların eline düşüşüm, bir ölünün kıyafetini çalıp, erkek kılığına girişim ve ahırda hayvan bakıcısı olarak çalışırken song ile karşılaşmam ve burda bir dövüşçü gibi yetiştirilmeye çalışmam... insanların bir günde hayatları değişebilir... gece yastığa başınızı koyarken başka biri, uyanıp gözlerinizi açtığnızda başka biri olup çıkarsınız... bu değişim çok beklenmedik olsa da, o kadar hızlı uyum sağlarsınız ki, buna kendiniz bile şaşırıp kalırsınız... ben eun, artık adım dong ve bir erkeğim... aldığım risklerin farkındayım... çok büyük riskler... yüzlerce erkeğin arasına girmeyi başarmış ve kur atlamak için ölümüne çalıştırılan biriyim... her şey bir kenara, bu kadar sıkıntının içinde yine de yılmadan yola devam etmek zorundayım... çünkü bu yolun sonunda aileme kavuşma ihtimalim var... ölmüş olabilirler, belki sonsuza kadar onları bulamayacağım ama bu ufak ihtimal beni ayakta tutmaya yetiyor... çünkü gerçek bir ailenin ne demek olduğunu tatmadım ben... ufak bir ihtimalde olsa yola devem etmek zorundayım...
işin diğer garip tarafı, ben bu kadar zorlanırken yine de bıkmıyorum... şunu fark ettim.. bu yaşıma kadar hedefsiz büyüdüm... kim bana ne derse onu yapmak, emirlere itaat etmek zorundaymışım gibi hareket ettim.. hayat çizgimi hep başkaları belirledi... evden kaçtığımda artık hayatımın iradesinin bende olacağını sanmıştım ama yanıldım... haydutların elindeyken hayatına tek başına yön vermenin ne kadar zor olduğunu anladım... çünkü yine bir hayalim yoktu, evden evden kaçmak için kaçmıştım sadece. bir yer, aklımda belirlediğim bir yol yoktu... hedefi olmayan bir gemiye hiç bir rüzgar yardım etmezmiş... benim durumum bundan farksızdı. ama şimdi durum daha farklı... artık bir hedefim var... bu hedef bana inanılmaz bir güç veriyor... çünkü sonunda aileme kavuşabilirim... bunu düşünmek bile harika... o yüzden yılmadan çalışmalıyım, kendimi olabildiğince yetiştirmeliyim... bir kız olarak çok zorlanacağım biliyorum... gerek kimliğimi saklamak gerek bu yorucu tempoda devem etmek çok zor olacak ama devam etmeliyim... son günlerde kendime olan güvenimin de arttığını hissediyorum... insanın bir hedefe sahip olması sanırım böyle bir şey...
---chun---ben artık bir memurum... tanıştığım tüccar bana yardım etti... önce bir memur şubesine gittik. tanıdığı bize gerçekten yardımcı oldu ve ufak tefek işlemlerden sonra adım kayda geçti. şimdi kasabada güvenlik işlerinden sorumlu bir memurum... şubeden çıkar çıkmaz hemen bir ressam buldum kendime... adama eun un resmini yaptırdım... çünkü tarif ederek eun u bulamayacağımı anladım artık... kısa sürede bir çok kişiyle tanıştım... çevrem hızla genişlemeye başladı... bu iyi bir şey... resimlerden ri kaçını diğer şubedekilere bıraktım. eğer eun u görürlerse bana haber verecekler... tüccar gerçekten haklı çıktı... bu işi tek başına yürütmek çok zor...
çarşıda yanımızdan geçen geyşalara korkarak bakıyorum. baktığım her yüzde eun u görmekten korkuyorum... onu bulamamak zaten yeterince acıyken, birde hiç ummadığım şekilde onu bulmak beni daha da korkutuyor...
eun nerdesin...? neden bu kadar uzaksın bana... kaçmamalıydın, beni bırakmamalıydın... seni bulursam bir daha asla bırakmayacağım...
"chun, saray muhafızı olmak istemez misin...?" bunu söyleyen benimle birlikte devriye gezen arkadaşım choin..."saray muhafızı mı...?""evet... hem o zaman çevren daha da genişlemiş olur, kardeşini daha rahat bulabilirsin...""gerçekten mi...? peki nasıl olacak bu iş?""belirli dönemlerde saraya muhafız alırlar... yakınlarda bir tane yapılacak... ama kendini çok iyi geliştirmiş olanları alıyorlar. öncelik tabi ki dagyi tapınağındakilerin...""dagyi mi..?""evet, bak şurdan bakınca çatışı görünüyor bile...""neden öncelik onların...?""orda usta savaşçılar yetiştirilir ve girmesi çok zordur... istersen şansını dene..."
eun u daha rahat bulabilirim... dangyi tapınağı...
* chun bu düşüncelere dalarken, uzaktan gördüğü dangyi taonuağına derin derin bakıyordu... eun ise o sıralrda bacaklarında kum torbasıyla, kan ter içinde antrenman yapıyordu...
***********
bacaklarımda olanca ağırlığıyla duran kum torbalarıyla song a doğru yaklaşıyorum..."bitti mi...?""tamam, artık çözebilirsin çekirge..." hala çekirge diyor bana... ters ters baktıktan sonra, eğilip bacağımdaki kum torbalarını çıkardım... ayağa kalktım üzerimi çırparken, beni kollarımdan tuttu, ve kollarımı sıkmaya başladı..."napıyorsun...?""sen bunlara kas mı diyorsun...? şunlara bak... yumruk atamadığından belli zaten... hazırlan, şimdi kol çalışacağız...""efendim ama ben çok yoruldum...""sus, çekirgeler yorulmaz, takip et beni..." o arkasını dönmüş giderken, tüm hıncımla bağırdım..."efendim...!""ne var...?""çok yoruldum, biraz dinlenemez miyim...?""ne dinlenmesi, şurda kura ne kadar zaman kaldı...? eğer bu kurdan geçemezsen, senin yüzünden derecem düşecek...""dereceniz ben olmasam da düşüyor zaten...""anlamadım çekirge...?!""burda söylentiler çabuk yayılıyor diyorum...""bak ben bu zamana kadar kendi yaptıklarımdan sorumluydum. ama şimdi bir de sen çıktın. kendi yaptıklarımın sonuçları sadece beni ilgilendirir ve sonuçlarına katlanmasını bilirim. ama senin gibi çelimsiz bir herifin yaptıklarından sorumlu olmak istemiyorum."
yüzü birden ciddileşti... karşımda sorumsuz song un yerini ciddi biri aldı birden.. haklıydı. benim yaptıklarımın cezasını o çekmek zorunda değildi... ben de olsam aynısını düşünürdüm. sesimi çıkarmadım. başımı önüme eğdim... şimdi eski eun gibi olmalı ve ne denirse densin içime atıp denileni yapmak zorundayım... bir farkla bunu başkaları için değil, kendim için yapıyorum, ailemi bulmak için...song u takip ediyorum... kendi kendime söz veriyorum. bir daha asla cevap vermeyeceğim...
gün boyu song ne derse onu yaptım. en ufak bir itiraz olmadan... nefesim kesildi, koşarken düştüm, bacağımı yardım, kum torbalarını tekrar tekrar taşımaktan mecalsiz kaldım ama tek kelime etmedim...
akşam oldu, artık yemek vakti... yemek yemeye bu sefer song beraber gittik... tek kelime bile etmedim... sıraya girdik, yemek kaplarımızı aldık, hatta bir köşeye bereber oturduk ama yine tek kelime bile etmedim... ne o konuştu ne ben... yatakhaneye doğru giderken konuşmaya başladı...
"dong...""efendim...""neden hiç konuşmuyorsun...? dedikleriklerime mi kızdın yoksa...?""hayır efendim.""bırak dostum şimdi bu efendim laflarını...""...""hadi ama ben senin iyiliğin için...""evet biliyorum efendim.""şiittt, sen gerçekten kızmışsın... çekirgeler ustalarına kızmazlar... ha...?" bunu derken başını eğdi yüzüme bakmaya çalıştı sırıtarak... ama ben em ufak bir hareket yapmadan, düm düz ilerledim ve yoluma devam ettim...
birden kolunu boynuma doladı ve başım onun göğsüne düştü... aman allahım ne yapıyor bu çocuk...? kalbim hızla atıyor... korkmuş olmalıyım ama korkmuyorum...
"bana bak çekirge, ustana tavır yapma, yoksa seni fena halde pataklarım ona göre..."
kendimi hızla ondan uzaklaştırıyorum, yin tek kelime bile etmeden önden hızla yürüyorum birden tekrar yanıma geldi ve kolunu omzuma attı...
"biz usta çekirge arasında küslük olmaz... anlaşıldı mı çekirge...?" kolu hala omzumda, yatakhaneye kadar yürüdük... ama kalbim hala hızlı atıyor...
bu arada yarın banyo yapacağım, istersen sırtını keselerim, ha çekirge...?"
ne banyo mu, ben bunu daha önce nasıl düşünemedim... bu kadar erkeğin içinde ben nasıl banyo yaparım. imkansız... hayır allahım, bir çaresini düşünmeliyim... bir şeyler yapmalıyım.
"gerek yok, ben kendi başımın çaresine bakarım..."aa, olmaz çekirge, itiraz istemiyorum...""ama..." ben ama derken çoktan içeri girmiştik bile. dediğimi duymadan, elimi omzumdan çekti ve direk içeri daldı.
yastığımı bağrıma basıp, yine ayakta dikiliyorum. nerde yatacağımı düşünüyorum... allahım yine millet yarı çıplak... çıldırmak üzereyim... benim bir an önce kur atlayıp, odaya çıkmam lazım. yoksa ben burda nasıl yaşarım...?!
"hey çekirge gel buraya...!" bunu söyleyen song, kendine bana yer açmış, eliyle gelmem için işaret ediyor... durum felaket... kös kös yanına gidiyorum, ve yastığımı koyup, oturuyorum. aklımdaki tek düşünce yarın banyo işinden nasıl yırtacağım...
"çekirge üstünü çıkarsana, sabaha kadar pişersin..."
bu iş gittikçe daha da zorlaşıyor... ne yapacağım şimdi ben...? aman allahım bunu demesiyle oda üzerini çıkarıyor... hayır....!!!
"hadi, durma koşmaya başla..."
song a kötü kötü baktıktan sonra koşmaya başladım... allahım bu tapınağı bu kadar büyük yapmak zorundalar mı sanki...? koşarken kendi iç sesimle konuşuyorum, son bir haftada yaşadıklarımı aklımda ölçüp tartıyorum... evden kaçışım, haydutların eline düşüşüm, bir ölünün kıyafetini çalıp, erkek kılığına girişim ve ahırda hayvan bakıcısı olarak çalışırken song ile karşılaşmam ve burda bir dövüşçü gibi yetiştirilmeye çalışmam... insanların bir günde hayatları değişebilir... gece yastığa başınızı koyarken başka biri, uyanıp gözlerinizi açtığnızda başka biri olup çıkarsınız... bu değişim çok beklenmedik olsa da, o kadar hızlı uyum sağlarsınız ki, buna kendiniz bile şaşırıp kalırsınız... ben eun, artık adım dong ve bir erkeğim... aldığım risklerin farkındayım... çok büyük riskler... yüzlerce erkeğin arasına girmeyi başarmış ve kur atlamak için ölümüne çalıştırılan biriyim... her şey bir kenara, bu kadar sıkıntının içinde yine de yılmadan yola devam etmek zorundayım... çünkü bu yolun sonunda aileme kavuşma ihtimalim var... ölmüş olabilirler, belki sonsuza kadar onları bulamayacağım ama bu ufak ihtimal beni ayakta tutmaya yetiyor... çünkü gerçek bir ailenin ne demek olduğunu tatmadım ben... ufak bir ihtimalde olsa yola devem etmek zorundayım...
işin diğer garip tarafı, ben bu kadar zorlanırken yine de bıkmıyorum... şunu fark ettim.. bu yaşıma kadar hedefsiz büyüdüm... kim bana ne derse onu yapmak, emirlere itaat etmek zorundaymışım gibi hareket ettim.. hayat çizgimi hep başkaları belirledi... evden kaçtığımda artık hayatımın iradesinin bende olacağını sanmıştım ama yanıldım... haydutların elindeyken hayatına tek başına yön vermenin ne kadar zor olduğunu anladım... çünkü yine bir hayalim yoktu, evden evden kaçmak için kaçmıştım sadece. bir yer, aklımda belirlediğim bir yol yoktu... hedefi olmayan bir gemiye hiç bir rüzgar yardım etmezmiş... benim durumum bundan farksızdı. ama şimdi durum daha farklı... artık bir hedefim var... bu hedef bana inanılmaz bir güç veriyor... çünkü sonunda aileme kavuşabilirim... bunu düşünmek bile harika... o yüzden yılmadan çalışmalıyım, kendimi olabildiğince yetiştirmeliyim... bir kız olarak çok zorlanacağım biliyorum... gerek kimliğimi saklamak gerek bu yorucu tempoda devem etmek çok zor olacak ama devam etmeliyim... son günlerde kendime olan güvenimin de arttığını hissediyorum... insanın bir hedefe sahip olması sanırım böyle bir şey...
---chun---ben artık bir memurum... tanıştığım tüccar bana yardım etti... önce bir memur şubesine gittik. tanıdığı bize gerçekten yardımcı oldu ve ufak tefek işlemlerden sonra adım kayda geçti. şimdi kasabada güvenlik işlerinden sorumlu bir memurum... şubeden çıkar çıkmaz hemen bir ressam buldum kendime... adama eun un resmini yaptırdım... çünkü tarif ederek eun u bulamayacağımı anladım artık... kısa sürede bir çok kişiyle tanıştım... çevrem hızla genişlemeye başladı... bu iyi bir şey... resimlerden ri kaçını diğer şubedekilere bıraktım. eğer eun u görürlerse bana haber verecekler... tüccar gerçekten haklı çıktı... bu işi tek başına yürütmek çok zor...
çarşıda yanımızdan geçen geyşalara korkarak bakıyorum. baktığım her yüzde eun u görmekten korkuyorum... onu bulamamak zaten yeterince acıyken, birde hiç ummadığım şekilde onu bulmak beni daha da korkutuyor...
eun nerdesin...? neden bu kadar uzaksın bana... kaçmamalıydın, beni bırakmamalıydın... seni bulursam bir daha asla bırakmayacağım...
"chun, saray muhafızı olmak istemez misin...?" bunu söyleyen benimle birlikte devriye gezen arkadaşım choin..."saray muhafızı mı...?""evet... hem o zaman çevren daha da genişlemiş olur, kardeşini daha rahat bulabilirsin...""gerçekten mi...? peki nasıl olacak bu iş?""belirli dönemlerde saraya muhafız alırlar... yakınlarda bir tane yapılacak... ama kendini çok iyi geliştirmiş olanları alıyorlar. öncelik tabi ki dagyi tapınağındakilerin...""dagyi mi..?""evet, bak şurdan bakınca çatışı görünüyor bile...""neden öncelik onların...?""orda usta savaşçılar yetiştirilir ve girmesi çok zordur... istersen şansını dene..."
eun u daha rahat bulabilirim... dangyi tapınağı...
* chun bu düşüncelere dalarken, uzaktan gördüğü dangyi taonuağına derin derin bakıyordu... eun ise o sıralrda bacaklarında kum torbasıyla, kan ter içinde antrenman yapıyordu...
***********
bacaklarımda olanca ağırlığıyla duran kum torbalarıyla song a doğru yaklaşıyorum..."bitti mi...?""tamam, artık çözebilirsin çekirge..." hala çekirge diyor bana... ters ters baktıktan sonra, eğilip bacağımdaki kum torbalarını çıkardım... ayağa kalktım üzerimi çırparken, beni kollarımdan tuttu, ve kollarımı sıkmaya başladı..."napıyorsun...?""sen bunlara kas mı diyorsun...? şunlara bak... yumruk atamadığından belli zaten... hazırlan, şimdi kol çalışacağız...""efendim ama ben çok yoruldum...""sus, çekirgeler yorulmaz, takip et beni..." o arkasını dönmüş giderken, tüm hıncımla bağırdım..."efendim...!""ne var...?""çok yoruldum, biraz dinlenemez miyim...?""ne dinlenmesi, şurda kura ne kadar zaman kaldı...? eğer bu kurdan geçemezsen, senin yüzünden derecem düşecek...""dereceniz ben olmasam da düşüyor zaten...""anlamadım çekirge...?!""burda söylentiler çabuk yayılıyor diyorum...""bak ben bu zamana kadar kendi yaptıklarımdan sorumluydum. ama şimdi bir de sen çıktın. kendi yaptıklarımın sonuçları sadece beni ilgilendirir ve sonuçlarına katlanmasını bilirim. ama senin gibi çelimsiz bir herifin yaptıklarından sorumlu olmak istemiyorum."
yüzü birden ciddileşti... karşımda sorumsuz song un yerini ciddi biri aldı birden.. haklıydı. benim yaptıklarımın cezasını o çekmek zorunda değildi... ben de olsam aynısını düşünürdüm. sesimi çıkarmadım. başımı önüme eğdim... şimdi eski eun gibi olmalı ve ne denirse densin içime atıp denileni yapmak zorundayım... bir farkla bunu başkaları için değil, kendim için yapıyorum, ailemi bulmak için...song u takip ediyorum... kendi kendime söz veriyorum. bir daha asla cevap vermeyeceğim...
gün boyu song ne derse onu yaptım. en ufak bir itiraz olmadan... nefesim kesildi, koşarken düştüm, bacağımı yardım, kum torbalarını tekrar tekrar taşımaktan mecalsiz kaldım ama tek kelime etmedim...
akşam oldu, artık yemek vakti... yemek yemeye bu sefer song beraber gittik... tek kelime bile etmedim... sıraya girdik, yemek kaplarımızı aldık, hatta bir köşeye bereber oturduk ama yine tek kelime bile etmedim... ne o konuştu ne ben... yatakhaneye doğru giderken konuşmaya başladı...
"dong...""efendim...""neden hiç konuşmuyorsun...? dedikleriklerime mi kızdın yoksa...?""hayır efendim.""bırak dostum şimdi bu efendim laflarını...""...""hadi ama ben senin iyiliğin için...""evet biliyorum efendim.""şiittt, sen gerçekten kızmışsın... çekirgeler ustalarına kızmazlar... ha...?" bunu derken başını eğdi yüzüme bakmaya çalıştı sırıtarak... ama ben em ufak bir hareket yapmadan, düm düz ilerledim ve yoluma devam ettim...
birden kolunu boynuma doladı ve başım onun göğsüne düştü... aman allahım ne yapıyor bu çocuk...? kalbim hızla atıyor... korkmuş olmalıyım ama korkmuyorum...
"bana bak çekirge, ustana tavır yapma, yoksa seni fena halde pataklarım ona göre..."
kendimi hızla ondan uzaklaştırıyorum, yin tek kelime bile etmeden önden hızla yürüyorum birden tekrar yanıma geldi ve kolunu omzuma attı...
"biz usta çekirge arasında küslük olmaz... anlaşıldı mı çekirge...?" kolu hala omzumda, yatakhaneye kadar yürüdük... ama kalbim hala hızlı atıyor...
bu arada yarın banyo yapacağım, istersen sırtını keselerim, ha çekirge...?"
ne banyo mu, ben bunu daha önce nasıl düşünemedim... bu kadar erkeğin içinde ben nasıl banyo yaparım. imkansız... hayır allahım, bir çaresini düşünmeliyim... bir şeyler yapmalıyım.
"gerek yok, ben kendi başımın çaresine bakarım..."aa, olmaz çekirge, itiraz istemiyorum...""ama..." ben ama derken çoktan içeri girmiştik bile. dediğimi duymadan, elimi omzumdan çekti ve direk içeri daldı.
yastığımı bağrıma basıp, yine ayakta dikiliyorum. nerde yatacağımı düşünüyorum... allahım yine millet yarı çıplak... çıldırmak üzereyim... benim bir an önce kur atlayıp, odaya çıkmam lazım. yoksa ben burda nasıl yaşarım...?!
"hey çekirge gel buraya...!" bunu söyleyen song, kendine bana yer açmış, eliyle gelmem için işaret ediyor... durum felaket... kös kös yanına gidiyorum, ve yastığımı koyup, oturuyorum. aklımdaki tek düşünce yarın banyo işinden nasıl yırtacağım...
"çekirge üstünü çıkarsana, sabaha kadar pişersin..."
bu iş gittikçe daha da zorlaşıyor... ne yapacağım şimdi ben...? aman allahım bunu demesiyle oda üzerini çıkarıyor... hayır....!!!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder