8. Bölüm
Allah'ım oda üzerini çıkarıyor, olamaz...! hemen başımı yastığa koyuyorum, gözlerimi sıkıca kapatıyorum... allahım ben nereye düştüm böyle...?
pattt...!
oda ne, gözlerimi açınca yanıma başka biri daha uzandı... kocaman gözlerle ona bakınca, sırıtıp, bana doğru yan dönüp uyumaya başladı.... hayır...! hemen diğer tarafa dönüyorum. song da bana doğru yan dönmüş, "iyi geceler çekirge...!" diyor... olamaz...! kaskatı kesildim, sırtüstü uzandım ve gözlerimi sıkıca kapıyorum... allahım bana yardım et...!! uykuya dalmışım...
dang dang...!!!
yarı serem gözlerimi açmaya çalışıyorum. dün song canıma okudu zaten, her yerim hamlamış... üzerimde fazladan ağırlık hissediyorum sanki... gözlerimi aralamaya çalışıyorum... solumdaki uyanmış, yavaş yavaş toparlanıyor... song yüz üstü yatmış, yüzü bana dönük, öylece uyuyor... oda ne, kolu karnımın üzerinde...
"yaaa...!!!" song yavaşça gözlerini açıyor... ben bu sırada kolunu üzerimden çoktan attım, ayağa fırladım bile... yarı açık gözlerle bana bakıyor..."sana da günaydın çekirge..." geniş geniş esnedikten sonra, yavaşça kalktı ve kafasını kaşımaya başladı..."yakında bitleneceğiz..." hayır, banyo meselesi...! onu tamamen unuttum ben... yatmadan önce bir şeyler düşünürüm diyordum ama tamamen aklımdan çıkmış... acilen bir şeyler bulmak zorundayım. yoksa işim yaş...!
toparlanıyoruz, yine aynı şeyler, song ağacın altında benim ona su götürmemi bekliyor... benim aklımda olan tel şey, şu meseleden nasıl sıyrılacağım... yemeği de yedikten sonra, yine antrenmanlar başlıyor... ben yine song la elimden geldiğince az konuşmaya gayret ediyorum... yoksa işin sonu kavgaya varacak...
---chun---dangyi tapınağı... oraya gitmeli miyim acaba...? "peki memurluk meselesi ne olacak...? yani ben tapınağa girersem, bu iş yarım kalacak...""tabi orası öyle...""o zamana kadar eun u arayamayacağım...""o zaman sen de seçmelere çok iyi hazırlanmalısın...""ne zaman demiştin...?""bir hafta sonra... ha bu arada prenses maya kendine özel koruma seçecek diyorlar. seçmelerde mi seçer yoksa başka bir şekilde mi kimse bilmiyor...""demek öyle..."
her halükarda benim saraya giremem gerek... bir memur olarak eun u aramam biraz daha kolaylaştı ama yine de hala elimin yetişmediği yerler var... benim saraya girmem gerek... eun seni bulmak zorundayım...
---prenses maya---
saray yaşamı... her yerde yüzlerce hizmetkar var... hepsi de emrime amade... lüks eşyalar, mükemmel yiyecek ve içecekler, eşi benzeri olmayan kıyafetler, takılar... sonu gelmeyen bir rahatlık... ama ben altın kafesin içindeki bir kuş gibiyim... görünüşte her şeye sahip ama hiçbir şeyi olmayan biriyim... dışarıdaki sıradan insanlar bile benden daha şanslı... her şey belirli bir kurala bağlı... protokoller, kurallar, karşılamalar, soğuk konuşmalar, samimiyetten uzak ilişkiler... burası saray... çalışanların bir kademe daha yükselebilmek için birbirlerini acımasızca ezdikleri bir cehennem... yüzlerine baktığımda gördüğüm tek şey sahte bir gülümseme... burda herkes bir maskenin ardında saklı hayat yaşar... ben prenses maya... her şeye sahip ama hiçbir şeyi olmayan zavallının biriyim... annemin bana sıkıca sarılıp beni sevmesini, babamın yanına rahatça girip, istediğim gibi konuşmayı, dilediğimi yapmayı isterdim... ama aramızda kurallar, protokoller var... bazen annem ve babamın beni gerçekten sevip sevmediğine bile emin olamıyorum... sahi onlar için bir evlat ne demek...? erkek evlat yerine geçecek bir varis, kız evlat, ilişkileri düzene sokmak için karşı tarafa verilen bir hediye... ablamın kaderi tamda böyle olmadı mı...? tang hanedanıyla işleri düzeltebilmek için zorla evlendirilmedi mi...? peki benim sonum ne olacak...? kendimi kurban edilmeden önce besiye çekilmiş, bir ceylan gibi hissediyorum... koskoca duvarların içinde yapayalnız...
bazen teyzeme imreniyorum... sevdiği adam uğruna dedemi es geçip, kaçıp onunla evlenmesi aklıma geliyor... ama yıllardır ondan en ufak bir haber bile alamadık... krallık ailesi için bu utanç verici bir durum... peki ya, bir hediye gibi karşı tarafa verilmek, bundan daha mı az utanç verici...?
kurallar her zaman masum değildir... korkuyorum... bir gün benimde bir kurala bir protokole kurban gitmemden korkuyorum...
tak tak...!
"girebilirsiniz...." içeri giren devletin muhafız işleriyle ilgilenen bakandan başkası değil... beni selamladıktan sonra önümde duran masanın tam karşısında ayakta belkiyor..."efendim, özel koruyucularınız meselesini görüşmek için gelmiştim.""evet... devam edin lütfen efendi kim.""dangyi tapınağının usta dövüşçülerinden bir liste hazırladım efendim. bunlar en iyi dövüşçüleri. dilerseniz..." lafını kesiyorum."gerek yok, ben kendim seçeceğim..."
odada derin bir sessizlik oluyor... efendi kim aklımdan geçenleri tahmin etmeye çalışıyor... ama ben kararımı verdim... en azından kendi muhafızlarımı kendim seçmek istiyorum...
--- eun-dong---
ölümüne çalışıyorum... kendimi zorlayabildiğim kadar zorlamaya çalışıyorum. hatta son bir kaç gün içinde kendimdeki değişikliğin ben bile farkına varıyorum... başlarda koşarken yeride nefesim kesilip kalırken şimdi öley sorunlar yaşamıyorum... kum torbalarıyla yürümeyi beceremezken, şimdi hızlı tempoda yürüyorum. kol kaslarımın da geliştiğinin farkındayım, artık ağaçlara daha rahat çıkabiliyorum... aklıma tapınağın duvarına çıkmaya çalıştığım gece geliyor... kendime gülüyorum, sonra başıma gelenleri hatırladıkça utanıyor, kızarıyorum...
aslında song kızmamam gerekir, gerçekten iyi bir usta ama bana fazla eziyet çektiriyor... ayrıca beni kullanmaktan da geri kalmıyor... sabretmem gerektiğini biliyorum... her gün hedefime bir dım daha yaklaştığımın farkındayım çünkü...
**
ağacın altına oturdum biraz dinleniyorum... song hemen dibimde bitti..."aferin çekirge, baya sıkı çıktın...""evet efendim...""kay kenara da oturayım..." biraz kenara kaydım, tam yanıma oturdu. yerden bir çöp aldı elinde oynamaya başladı..."başlarda yapamam diyordun, ama gayet iyi gidiyorsun... yakında sana dövüş hareketlerini de göstermeye başlayacağım...""teşekkür ederim efendim...""sen hala bana kzıgınsın değil mi...? ilk zamanlar çenen baya kuvvetliydi...""hayır efendim ondan değil...""neden peki...?""ilk zamanlar gerçekten yapamayacağımı düşündüm. ama biraz zaman geçtikçe bu işin üstesinden gelebileceğimi anladım. herkes her şeyi isteyerek yapmaz. sonunda elde etmek isteğin bir hayalin varsa eğer, sevmesen de istemesen de yaparsın... çünkü başka çarenin olmadığını bilirsin. hayat yeterince acımasız, ayakta kalabilmek için, insanın güçlü olması gerekir...""aferin çekirge, sen bu işi kaptın... şaka bir yana dong, aileni neden bu kadar çok bulmak istiyorsun...?"
ben içine kapanık, ne düşündüğü ne hissettiği önceden tahmin edilemez biriyim... kendimi kalın kabuklar içine hapseden kırılması imkansız bu kabukların içinde kendine bir dünya oluşturan biriyim. ama dediğim gibi, insan birden değişebilir... bir gün önceki siz, bir gün sonra artık yoktur. başka biri olup çıkarsınız... ben başka biri olmaya çınar ağacının altına chun un bana verdiği hediyelere gömerek başladım... ne düşündüğünü ne hissettiği asla başkalarını söylemeyen eun, artık kormadan birilerine içini açabilen dong a dönüştü... son yanımda oturuyor... neden bilmiyorum, ona güvenebileceğimi hissediyorum... kabuğumdan yavaşça çıkıyorum ve bu insana içimdekileri ve kendimi anlatıyorum...
"dediğim gibi ben bir eve evlatlık olarak verildim. gerçek ailenin ne demek olduğunu tatmadım... bana verilen her lokma ekmeğin, her damla suyun karşılığı verilmem istendi... yaşadığım evde bir sığıntı olduğum defalarca yüzüme vuruldu... önceleri küçüktüm, bu durum beni yaralardı ama, sonradanşunu farkettim... her yarada biraz daha güçleniyordum. sonunda yara almaktan korkmamayı öğrendim... bir gün kendi başımın çaresine bakacağımı düşündüm ve burdayım... ben gerçek bir ailenin ne demek olduğunu öğrenmek tatmak istiyorum... bu yüzden ailemi bulamk zorundayım..."
song yavaşça elini omzuma koydu, bana gülümseyerek baktı ve devam etti..."bunun için elimden geleni yapacağım...""sağol...""dong senin böyle yaraların olduğunu tahmin etmezdim... dışarıdan çok farklı görünüyorsun...""nasıl yani...?""bakıyorum efendim demeyi unuttuk... neyse... yani dışarıdan kendi halinde bir süt çocuğu gibi duruyorsun. ne düşündüğün fark bile edilmiyor. sana baktığımda el bebek gül bebek büyütülmüş birini görüyorum sanki... zaten tipinde müsait...""benim kalın kabuklarım var song... dışardan kırılması imkansız, içeriden açılması zor olan kabuklar... ama her insan değişir...""çünkü değişmek zorundadır... hayat gerçekten acımasız, hayatta kalmak için güçlü olmak zorundasın...""sen de dışarıdan çok vurdumduymaz görünüyorsun... hiçbir şey umurunda olmayan biri gibi..." güldü,"zaten öyleyim...""ama seninde kabukların var song... bunu hissediyorum...""benim kabuklarım, seninkilerden daha kalın dong... ben değişmek istesem bile kabuklar buna izin vermez... hadi çok konuştuk, zıpla çekirge daha çok işimiz var, hadi..."
gülerek ayağa kalktı... bu gün bir şeyi daha fark ettim, song un çok derin yaraları var... çok kalın kabuk bağlayan yaraları, konuştukça bile onu sızlatan... onu kendime yakın hissetmeye başlıyorum... belki de gerçekten güvenebileceğim tek kişi olabilir... ama benim büyük bir yalanım var... yalanın olduğu yerde güven yetişebilir mi...?
antrenmanlar sonunda bitirdim... ben kendimi tüm gücümle zorluyorum... song ise yine fütursuz haline bürünmüş, beni uzaktan izliyor... arda bir uzandığı yerden bana komut vermeyi de unutmuyor hani... bazen kendimi ona yakın hissederken bazen de öldüresiye nefret ediyorum bu çocuktan...
ama aklımdan bir türlü bu banyo meselesini çıkaramıyorum... ne yapmalı acaba...?
"çekirge hadi zıpla, banyoya...""ben sonra yapacağım...""hıh...?!""bakma öyle, ben sonra yaparım...""dong saçmalama, başka zaman ne zaman yapacaksın...?""akşam falan işte...""millet oraya gündüz yalnız gitmeye bile cesaret edemezken akşam nasıl gideceksin...? sakladığın bir şey mi var yoksa...?""yo yoo, ne sakalayabilrim ki... ben sadece yalnız yaparım banyomu...""dong saçmalama, itiraz yok. beraber gidiyoruz...""ben kendim giderim.""senin sakladığın bir şey var.""yok." bana bir iki adım yaklaştı, bana yakından bakmaya başladı. o an ödüm koptu, foyam meydana çıkacak diye öldüm resmen, hemen kendimi geri çektim..."noluyo, kurbanlık koyun mu seçiyorsun...?""senin bir sıırın var...""evet var...""yaaa... anlat.""sırlar anlatılmaz...""ben senin ustanım...""bu sırlarımı öğreneceğin anlamına gelmez...!""bana güvenmiyorsun...""tabi ki...""demek öyle çekirge...""sana nasıl geveneyim, daha tanışalı ne kadar oldu...?!""yaa, demek öyle, git ne halin varsa gör o zaman..." yanımdan hızla ayrılıp gitti... içimin acıdığını hissettim... ama ona güvenemem...
yemekten önce herkes banyosunu yaptı. banyosunu yapan yavaş yavaş, yemek alanına toplanadı... ben bir köşede yemeğimi sessizce yerken birden song u gördüm... karşılıklı birbirimize sert bakışlar gönderdikten sonra, eline aldığı tabağını bir ağacın altında sessizce yedi... sonra yine bana ters bir bakış atıp, yatakhaneye doğru ilerledi...
gecenin ilerleyen saatleri, ertafta kimsecikler yok... herkesin gittiğine emin olduktan sonra yavaşça banyolara doğru ilerliyorum. burası gerçekten çok ürkütücü... inanlar banyoyu neden bu kadar uzak yaparlar ki... off terden leş gibi kokuyorum zaten...
ağaçların arasından sıyrılıyorum, song gerçekten çok haklı insanın buraya tek başına gitmesi delilik... sonunda banyoları görebiliyorum... dikkatlice ilerliyorum, etrafta kimsenin olmaması gerek... kimsecikler yok... içeri ağır ağır ilerliyorum... allahım burası kapkaranlık... karanlıktan bir mum buluyorum... artık banyo yapabilirim...
temiz olmak gibisi yok... ama bu song yarın yine benim pestilimi çıkaracak, ne fayda... umarım kimse beni görmemiştir... o kadar dikkat ettim ama kimsenin görmemesi gerek...
yatakhaneye gittiğimde herkes uyuyordu... adım atacak yer yok, ben nerde yatacağım şimdi...? şuna bak horlayan horlayana... ben burda nasıl uyumuşum hayret doğrusu... ayaklarımda bir sürü erkeğin arasında kendime bir boşluk ayarlıyorum ve kıvrılıp uyuyorum...
dang dang...!!!
bu sesten nefret ediyorum...! kocaman bir esnemeden sonra yerimden kalkıyorum... o kadar erkek kalabalığının arasından song un yüzünü seçebiliyorum... aban hala kızgın kızgın bakıyor... ama umurumda değil... ne yapmamı bekliyor, bak song ben bir kızım, herkesle beraber nasıl banya yaparım dememi mi...? delilik...!
***"çekirge bu gün egzersi yok... artık dövüş hareketlerine başlıyoruz..." sesinden bana kızgın olduğun çok belli... anlamıyorum, sır tek kişiye aittir, neden bu kadar ısrarcı..."sonunda..." alaycı bir gülümsemeyle devem etti..."hemen sevinme...""?!""farz et ki ben seni öldürmek istiyorum... kendini nasıl savunursun...? kaçmak dışında tabi..." kaçmak dışında tabiymiş... iyice damarıma basıyor, bu beni ne sanıyor...?!"önce savunma pozisyonuna geçeceksin, benim yaptığımı yap..."
bana ellerimin ve ayaklarımın nasıl durması gerektiğini gösterdi... bunları gösterirken damaıma basmayı da ihmal etmiyor tabi...
"bu pozisyonunu koru... şimdi sana saldıracağım, kendini koru...!" demesiyle yumruğunu suratımda bulmam bir oldu... neye uğradığımı şaşırdım, sinirden köpürüyorum... ama bu sefer yere yığılmadım..."hey...!!!" elimi dudağıma götürdüğümde dudağımın patladığını gördüm. bu beni öldürecek...!"iyi, en azından yere yapışmadın.... tekrar...!"
yine üzerime doğru ani bir hareket yaptı bu sefer, temkinli davrandım, başımı eğdim ama karnıma gelen yumruktan korunamadım... off çok canım yanıyor...!
"ahhh...!""devam... başını ve bedenini aynı anda savunmalısın....""tekrar...""dur...!""ne var...?""sen beni öldürmeye mi çalışıyorsun...?!"tersine, hayatta kalmana yardımcı oluyorum..." demesiyle ikinvi bir hamle daha yaptı ve boynumu koluyla yakaladı, bana arkadan çelme takıp yere düşürdü... yerdeyken düşündüğüm tek şey onu gebertmek...! ayakta duruken, ani bir hamleyle onu yere düşürdüm. ben onu yere düşürünce, hemen üzerime çıkıp, dirseğiyle boğazımı sıkmaya başladı... bunu yaparken bir yandan gülüp devam etti...
"aferin çekirge, refleksler iyi..."
yüzünü bu kadar yakından görmemiştim, yada gördüm da fark mı etmedim... olamaz kalbim neden böyle çarpıyor...?!
not: belki bir kaç gün yeni bölüm gelmeyebilir... haberiniz olsun... yorumları bekliyorum...
)
Allah'ım oda üzerini çıkarıyor, olamaz...! hemen başımı yastığa koyuyorum, gözlerimi sıkıca kapatıyorum... allahım ben nereye düştüm böyle...?
pattt...!
oda ne, gözlerimi açınca yanıma başka biri daha uzandı... kocaman gözlerle ona bakınca, sırıtıp, bana doğru yan dönüp uyumaya başladı.... hayır...! hemen diğer tarafa dönüyorum. song da bana doğru yan dönmüş, "iyi geceler çekirge...!" diyor... olamaz...! kaskatı kesildim, sırtüstü uzandım ve gözlerimi sıkıca kapıyorum... allahım bana yardım et...!! uykuya dalmışım...
dang dang...!!!
yarı serem gözlerimi açmaya çalışıyorum. dün song canıma okudu zaten, her yerim hamlamış... üzerimde fazladan ağırlık hissediyorum sanki... gözlerimi aralamaya çalışıyorum... solumdaki uyanmış, yavaş yavaş toparlanıyor... song yüz üstü yatmış, yüzü bana dönük, öylece uyuyor... oda ne, kolu karnımın üzerinde...
"yaaa...!!!" song yavaşça gözlerini açıyor... ben bu sırada kolunu üzerimden çoktan attım, ayağa fırladım bile... yarı açık gözlerle bana bakıyor..."sana da günaydın çekirge..." geniş geniş esnedikten sonra, yavaşça kalktı ve kafasını kaşımaya başladı..."yakında bitleneceğiz..." hayır, banyo meselesi...! onu tamamen unuttum ben... yatmadan önce bir şeyler düşünürüm diyordum ama tamamen aklımdan çıkmış... acilen bir şeyler bulmak zorundayım. yoksa işim yaş...!
toparlanıyoruz, yine aynı şeyler, song ağacın altında benim ona su götürmemi bekliyor... benim aklımda olan tel şey, şu meseleden nasıl sıyrılacağım... yemeği de yedikten sonra, yine antrenmanlar başlıyor... ben yine song la elimden geldiğince az konuşmaya gayret ediyorum... yoksa işin sonu kavgaya varacak...
---chun---dangyi tapınağı... oraya gitmeli miyim acaba...? "peki memurluk meselesi ne olacak...? yani ben tapınağa girersem, bu iş yarım kalacak...""tabi orası öyle...""o zamana kadar eun u arayamayacağım...""o zaman sen de seçmelere çok iyi hazırlanmalısın...""ne zaman demiştin...?""bir hafta sonra... ha bu arada prenses maya kendine özel koruma seçecek diyorlar. seçmelerde mi seçer yoksa başka bir şekilde mi kimse bilmiyor...""demek öyle..."
her halükarda benim saraya giremem gerek... bir memur olarak eun u aramam biraz daha kolaylaştı ama yine de hala elimin yetişmediği yerler var... benim saraya girmem gerek... eun seni bulmak zorundayım...
---prenses maya---
saray yaşamı... her yerde yüzlerce hizmetkar var... hepsi de emrime amade... lüks eşyalar, mükemmel yiyecek ve içecekler, eşi benzeri olmayan kıyafetler, takılar... sonu gelmeyen bir rahatlık... ama ben altın kafesin içindeki bir kuş gibiyim... görünüşte her şeye sahip ama hiçbir şeyi olmayan biriyim... dışarıdaki sıradan insanlar bile benden daha şanslı... her şey belirli bir kurala bağlı... protokoller, kurallar, karşılamalar, soğuk konuşmalar, samimiyetten uzak ilişkiler... burası saray... çalışanların bir kademe daha yükselebilmek için birbirlerini acımasızca ezdikleri bir cehennem... yüzlerine baktığımda gördüğüm tek şey sahte bir gülümseme... burda herkes bir maskenin ardında saklı hayat yaşar... ben prenses maya... her şeye sahip ama hiçbir şeyi olmayan zavallının biriyim... annemin bana sıkıca sarılıp beni sevmesini, babamın yanına rahatça girip, istediğim gibi konuşmayı, dilediğimi yapmayı isterdim... ama aramızda kurallar, protokoller var... bazen annem ve babamın beni gerçekten sevip sevmediğine bile emin olamıyorum... sahi onlar için bir evlat ne demek...? erkek evlat yerine geçecek bir varis, kız evlat, ilişkileri düzene sokmak için karşı tarafa verilen bir hediye... ablamın kaderi tamda böyle olmadı mı...? tang hanedanıyla işleri düzeltebilmek için zorla evlendirilmedi mi...? peki benim sonum ne olacak...? kendimi kurban edilmeden önce besiye çekilmiş, bir ceylan gibi hissediyorum... koskoca duvarların içinde yapayalnız...
bazen teyzeme imreniyorum... sevdiği adam uğruna dedemi es geçip, kaçıp onunla evlenmesi aklıma geliyor... ama yıllardır ondan en ufak bir haber bile alamadık... krallık ailesi için bu utanç verici bir durum... peki ya, bir hediye gibi karşı tarafa verilmek, bundan daha mı az utanç verici...?
kurallar her zaman masum değildir... korkuyorum... bir gün benimde bir kurala bir protokole kurban gitmemden korkuyorum...
tak tak...!
"girebilirsiniz...." içeri giren devletin muhafız işleriyle ilgilenen bakandan başkası değil... beni selamladıktan sonra önümde duran masanın tam karşısında ayakta belkiyor..."efendim, özel koruyucularınız meselesini görüşmek için gelmiştim.""evet... devam edin lütfen efendi kim.""dangyi tapınağının usta dövüşçülerinden bir liste hazırladım efendim. bunlar en iyi dövüşçüleri. dilerseniz..." lafını kesiyorum."gerek yok, ben kendim seçeceğim..."
odada derin bir sessizlik oluyor... efendi kim aklımdan geçenleri tahmin etmeye çalışıyor... ama ben kararımı verdim... en azından kendi muhafızlarımı kendim seçmek istiyorum...
--- eun-dong---
ölümüne çalışıyorum... kendimi zorlayabildiğim kadar zorlamaya çalışıyorum. hatta son bir kaç gün içinde kendimdeki değişikliğin ben bile farkına varıyorum... başlarda koşarken yeride nefesim kesilip kalırken şimdi öley sorunlar yaşamıyorum... kum torbalarıyla yürümeyi beceremezken, şimdi hızlı tempoda yürüyorum. kol kaslarımın da geliştiğinin farkındayım, artık ağaçlara daha rahat çıkabiliyorum... aklıma tapınağın duvarına çıkmaya çalıştığım gece geliyor... kendime gülüyorum, sonra başıma gelenleri hatırladıkça utanıyor, kızarıyorum...
aslında song kızmamam gerekir, gerçekten iyi bir usta ama bana fazla eziyet çektiriyor... ayrıca beni kullanmaktan da geri kalmıyor... sabretmem gerektiğini biliyorum... her gün hedefime bir dım daha yaklaştığımın farkındayım çünkü...
**
ağacın altına oturdum biraz dinleniyorum... song hemen dibimde bitti..."aferin çekirge, baya sıkı çıktın...""evet efendim...""kay kenara da oturayım..." biraz kenara kaydım, tam yanıma oturdu. yerden bir çöp aldı elinde oynamaya başladı..."başlarda yapamam diyordun, ama gayet iyi gidiyorsun... yakında sana dövüş hareketlerini de göstermeye başlayacağım...""teşekkür ederim efendim...""sen hala bana kzıgınsın değil mi...? ilk zamanlar çenen baya kuvvetliydi...""hayır efendim ondan değil...""neden peki...?""ilk zamanlar gerçekten yapamayacağımı düşündüm. ama biraz zaman geçtikçe bu işin üstesinden gelebileceğimi anladım. herkes her şeyi isteyerek yapmaz. sonunda elde etmek isteğin bir hayalin varsa eğer, sevmesen de istemesen de yaparsın... çünkü başka çarenin olmadığını bilirsin. hayat yeterince acımasız, ayakta kalabilmek için, insanın güçlü olması gerekir...""aferin çekirge, sen bu işi kaptın... şaka bir yana dong, aileni neden bu kadar çok bulmak istiyorsun...?"
ben içine kapanık, ne düşündüğü ne hissettiği önceden tahmin edilemez biriyim... kendimi kalın kabuklar içine hapseden kırılması imkansız bu kabukların içinde kendine bir dünya oluşturan biriyim. ama dediğim gibi, insan birden değişebilir... bir gün önceki siz, bir gün sonra artık yoktur. başka biri olup çıkarsınız... ben başka biri olmaya çınar ağacının altına chun un bana verdiği hediyelere gömerek başladım... ne düşündüğünü ne hissettiği asla başkalarını söylemeyen eun, artık kormadan birilerine içini açabilen dong a dönüştü... son yanımda oturuyor... neden bilmiyorum, ona güvenebileceğimi hissediyorum... kabuğumdan yavaşça çıkıyorum ve bu insana içimdekileri ve kendimi anlatıyorum...
"dediğim gibi ben bir eve evlatlık olarak verildim. gerçek ailenin ne demek olduğunu tatmadım... bana verilen her lokma ekmeğin, her damla suyun karşılığı verilmem istendi... yaşadığım evde bir sığıntı olduğum defalarca yüzüme vuruldu... önceleri küçüktüm, bu durum beni yaralardı ama, sonradanşunu farkettim... her yarada biraz daha güçleniyordum. sonunda yara almaktan korkmamayı öğrendim... bir gün kendi başımın çaresine bakacağımı düşündüm ve burdayım... ben gerçek bir ailenin ne demek olduğunu öğrenmek tatmak istiyorum... bu yüzden ailemi bulamk zorundayım..."
song yavaşça elini omzuma koydu, bana gülümseyerek baktı ve devam etti..."bunun için elimden geleni yapacağım...""sağol...""dong senin böyle yaraların olduğunu tahmin etmezdim... dışarıdan çok farklı görünüyorsun...""nasıl yani...?""bakıyorum efendim demeyi unuttuk... neyse... yani dışarıdan kendi halinde bir süt çocuğu gibi duruyorsun. ne düşündüğün fark bile edilmiyor. sana baktığımda el bebek gül bebek büyütülmüş birini görüyorum sanki... zaten tipinde müsait...""benim kalın kabuklarım var song... dışardan kırılması imkansız, içeriden açılması zor olan kabuklar... ama her insan değişir...""çünkü değişmek zorundadır... hayat gerçekten acımasız, hayatta kalmak için güçlü olmak zorundasın...""sen de dışarıdan çok vurdumduymaz görünüyorsun... hiçbir şey umurunda olmayan biri gibi..." güldü,"zaten öyleyim...""ama seninde kabukların var song... bunu hissediyorum...""benim kabuklarım, seninkilerden daha kalın dong... ben değişmek istesem bile kabuklar buna izin vermez... hadi çok konuştuk, zıpla çekirge daha çok işimiz var, hadi..."
gülerek ayağa kalktı... bu gün bir şeyi daha fark ettim, song un çok derin yaraları var... çok kalın kabuk bağlayan yaraları, konuştukça bile onu sızlatan... onu kendime yakın hissetmeye başlıyorum... belki de gerçekten güvenebileceğim tek kişi olabilir... ama benim büyük bir yalanım var... yalanın olduğu yerde güven yetişebilir mi...?
antrenmanlar sonunda bitirdim... ben kendimi tüm gücümle zorluyorum... song ise yine fütursuz haline bürünmüş, beni uzaktan izliyor... arda bir uzandığı yerden bana komut vermeyi de unutmuyor hani... bazen kendimi ona yakın hissederken bazen de öldüresiye nefret ediyorum bu çocuktan...
ama aklımdan bir türlü bu banyo meselesini çıkaramıyorum... ne yapmalı acaba...?
"çekirge hadi zıpla, banyoya...""ben sonra yapacağım...""hıh...?!""bakma öyle, ben sonra yaparım...""dong saçmalama, başka zaman ne zaman yapacaksın...?""akşam falan işte...""millet oraya gündüz yalnız gitmeye bile cesaret edemezken akşam nasıl gideceksin...? sakladığın bir şey mi var yoksa...?""yo yoo, ne sakalayabilrim ki... ben sadece yalnız yaparım banyomu...""dong saçmalama, itiraz yok. beraber gidiyoruz...""ben kendim giderim.""senin sakladığın bir şey var.""yok." bana bir iki adım yaklaştı, bana yakından bakmaya başladı. o an ödüm koptu, foyam meydana çıkacak diye öldüm resmen, hemen kendimi geri çektim..."noluyo, kurbanlık koyun mu seçiyorsun...?""senin bir sıırın var...""evet var...""yaaa... anlat.""sırlar anlatılmaz...""ben senin ustanım...""bu sırlarımı öğreneceğin anlamına gelmez...!""bana güvenmiyorsun...""tabi ki...""demek öyle çekirge...""sana nasıl geveneyim, daha tanışalı ne kadar oldu...?!""yaa, demek öyle, git ne halin varsa gör o zaman..." yanımdan hızla ayrılıp gitti... içimin acıdığını hissettim... ama ona güvenemem...
yemekten önce herkes banyosunu yaptı. banyosunu yapan yavaş yavaş, yemek alanına toplanadı... ben bir köşede yemeğimi sessizce yerken birden song u gördüm... karşılıklı birbirimize sert bakışlar gönderdikten sonra, eline aldığı tabağını bir ağacın altında sessizce yedi... sonra yine bana ters bir bakış atıp, yatakhaneye doğru ilerledi...
gecenin ilerleyen saatleri, ertafta kimsecikler yok... herkesin gittiğine emin olduktan sonra yavaşça banyolara doğru ilerliyorum. burası gerçekten çok ürkütücü... inanlar banyoyu neden bu kadar uzak yaparlar ki... off terden leş gibi kokuyorum zaten...
ağaçların arasından sıyrılıyorum, song gerçekten çok haklı insanın buraya tek başına gitmesi delilik... sonunda banyoları görebiliyorum... dikkatlice ilerliyorum, etrafta kimsenin olmaması gerek... kimsecikler yok... içeri ağır ağır ilerliyorum... allahım burası kapkaranlık... karanlıktan bir mum buluyorum... artık banyo yapabilirim...
temiz olmak gibisi yok... ama bu song yarın yine benim pestilimi çıkaracak, ne fayda... umarım kimse beni görmemiştir... o kadar dikkat ettim ama kimsenin görmemesi gerek...
yatakhaneye gittiğimde herkes uyuyordu... adım atacak yer yok, ben nerde yatacağım şimdi...? şuna bak horlayan horlayana... ben burda nasıl uyumuşum hayret doğrusu... ayaklarımda bir sürü erkeğin arasında kendime bir boşluk ayarlıyorum ve kıvrılıp uyuyorum...
dang dang...!!!
bu sesten nefret ediyorum...! kocaman bir esnemeden sonra yerimden kalkıyorum... o kadar erkek kalabalığının arasından song un yüzünü seçebiliyorum... aban hala kızgın kızgın bakıyor... ama umurumda değil... ne yapmamı bekliyor, bak song ben bir kızım, herkesle beraber nasıl banya yaparım dememi mi...? delilik...!
***"çekirge bu gün egzersi yok... artık dövüş hareketlerine başlıyoruz..." sesinden bana kızgın olduğun çok belli... anlamıyorum, sır tek kişiye aittir, neden bu kadar ısrarcı..."sonunda..." alaycı bir gülümsemeyle devem etti..."hemen sevinme...""?!""farz et ki ben seni öldürmek istiyorum... kendini nasıl savunursun...? kaçmak dışında tabi..." kaçmak dışında tabiymiş... iyice damarıma basıyor, bu beni ne sanıyor...?!"önce savunma pozisyonuna geçeceksin, benim yaptığımı yap..."
bana ellerimin ve ayaklarımın nasıl durması gerektiğini gösterdi... bunları gösterirken damaıma basmayı da ihmal etmiyor tabi...
"bu pozisyonunu koru... şimdi sana saldıracağım, kendini koru...!" demesiyle yumruğunu suratımda bulmam bir oldu... neye uğradığımı şaşırdım, sinirden köpürüyorum... ama bu sefer yere yığılmadım..."hey...!!!" elimi dudağıma götürdüğümde dudağımın patladığını gördüm. bu beni öldürecek...!"iyi, en azından yere yapışmadın.... tekrar...!"
yine üzerime doğru ani bir hareket yaptı bu sefer, temkinli davrandım, başımı eğdim ama karnıma gelen yumruktan korunamadım... off çok canım yanıyor...!
"ahhh...!""devam... başını ve bedenini aynı anda savunmalısın....""tekrar...""dur...!""ne var...?""sen beni öldürmeye mi çalışıyorsun...?!"tersine, hayatta kalmana yardımcı oluyorum..." demesiyle ikinvi bir hamle daha yaptı ve boynumu koluyla yakaladı, bana arkadan çelme takıp yere düşürdü... yerdeyken düşündüğüm tek şey onu gebertmek...! ayakta duruken, ani bir hamleyle onu yere düşürdüm. ben onu yere düşürünce, hemen üzerime çıkıp, dirseğiyle boğazımı sıkmaya başladı... bunu yaparken bir yandan gülüp devam etti...
"aferin çekirge, refleksler iyi..."
yüzünü bu kadar yakından görmemiştim, yada gördüm da fark mı etmedim... olamaz kalbim neden böyle çarpıyor...?!
not: belki bir kaç gün yeni bölüm gelmeyebilir... haberiniz olsun... yorumları bekliyorum...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder