12.
Bölüm
“Buna inanamıyorum! Buna gerçekten inanamıyorum!” Dongwook’un
evindelerdi ve o oturma odasında deli gibi dolaşıyordu.
“Dongwook abi, ne yapcaz şimdi? Ablam ne yaptı? Neden o iki adam onu polis’e
götürdüler?” Duygu koltukta oturup Dongwook’un dolaşmasını izliyordu. Üzerinde
hala ablasının giyisileri vardı.
Dongwook’un aklına birden bir fikir geldi. Iyi bir fikir miydi bilmiyordu, ama
yinede denemeliydi. “Sonra sana herşeyi anlatırım. Şimdi eve git ve boyunu
biraz daha uzun gösterecek ayakkabı giy, ama çok fazla topuklu olmasın.”
“Ne?”
“Sonra anlatcam dedim ya. Ayakkabıları giydikten sonra sizin evin araba parkına
git ve beni orda bekle. Beraber polis istasyonuna gitcez.”
Duygu ne olduğunu anlamıyordu ama Dongwook’un dediğini yaptı. O gittikten sonra
Dongwook ardiye’ye girip eski okul kutusunu deşeledi. Sonunda eski tiyatro
kursunda kullandığı bir peruk çıkardı. Bir gün bunun işe yarayacağını biliyordu!
Diğer lazım olan şeyleri toplayıp Duygu ile araba parkında buluştu. Genç öğrenci
dediği gibi yüksek ayakkabı giymişti, ve şimdi boyu Ahsen’le aynıydı.
Arabaya bindiler ve polis
istasyonuna doğru yol aldılar.
“Beni iyi dinle Duygu. Ablanı taklit edeceksin. Bu peruğu ve üzerine bu şapkayı
giy, bu saçlar abla’nın saçının uzunluğu gibi biraz. Hani hep beni kandırmak için
eskiden abla’nın sesini taklit ediyordun ya?”
“Evet,” diye korkarak cevap verdi Duygu. Peruğu kafasına giymişti ve saçları
düzeltiyordu.
“Onu hala yapabiliyor musun?”
“Evet,” bu sefer daha cesur bir sesle cevap verdi Duygu.
“Iyi. Bu abla’nı onların elinden kurtarmak için tek şansımız.”
Dongwook geri kalan yolu Duygu’ya ablasının Park Yoochun’la geçirdiği zamanın
her tür ayrıntısını anlatmakla geçirdi. Ahsen ona neyi anlattıysa, Dongwook’ta
Duygu’ya anlattı.
■■■■■
Yoochun polis ofisinde oturuyordu. “Ifadeniz için teşekkür ederiz, Mr. Park.”
dedi polislerden biri. “En kısa zamanda onu hapise atacağımıza söz veriyorum.”
Sonra polis memuru kalkıp Yoochun’ı yandaki oda’da bulunan kadın’ın yanına
götürdü. Bir polis onun ifadesini almaya çalışıyordu. Yoochun oda’ya girdiğinde
kadın’a iğrenmiş bir ifadeyle baktı, fakat kadın yüzünü kaldırıp ona bakmak
istemiyordu.
“Nasıl gidiyor?” diye sordu memur ifadeyı alan polise.
“Konuşmak istemiyor.” diye açıkladı polis.
Yoochun çirkin kadın’a sinirlice baktı. “Bana bak, orospu çocuğu. Ister konuş
ister konuşma, hiçbir önemi yok. Sonunda hapis’e gireceksin.”
Kadın’ın kafası hala asıktı. Çok perişan görünüyordu.
Bir süre sonra Jaejoong ve Nefise aynı odaya girdiler. Yoochun ifadesini
verirken onlar kantin’e inip bir kahve içmişlerdi. Sandalye’de oturan kadın’a
baktılar ve ona acıdılar.
“Yoochun. Artık yine görebiliyorsun… Belki…” diye başladı Jaejoong, ama Yoochun
lafını böldü.
“Hayır! O olmasaydı, kör bile olmayacaktım! O olmasaydı sevdiğim kadın’ı
kaybetmicektim! Benim kaybettiğim şeyleri bana geri veremez! Zaten onu hapise
tıkamak en iyi karardır. Onun yüzüne bakınca miğdem bulanıyor.” Yoochun kadın’a
ondan iğreniyor gibi bakıyordu.
Jaejoong ve Nefise Yoochun’ın bu huyunu tanıyorlardı. Yıllardır arkadaşlardı üçü
ve bu kadın Yoochun’ın ortalıkta aşağıladığı ilk kadın değildi. Polis’de bir
laf söylemiyordu, çünkü Park Yoochun zengin ve güçlü bir iş adamıydı.
Bu dünyada herkes kalbiyle değil, gözleriyle görüyordu herşeyi.
“Kapa çeneni!”
Odadaki herkes yüzünü sesin geldiği tarafa döndürdü. Oda’ya bir erkek ve bir
kadın girdi. Onları içeri getiren kadın polis “Kitapcıdan buraya getirilen kadın’ı
aradıklarını söylediler,” diye açıkladı.
Nerdeyse bütün karakol olanları biliyordu. Yoochun kadın’ı içeri sürüdüğünde bağırıp
durmuştu, ve tabi tüm polislerde kadın’ın yüzündeki yaraya bakmayı bırakamadı.
Jaejoong ve Yoochun içeri giren kadın’a bakıyorlardı. Üzerindeki şeyler
onlardan kaçan Micky’nin giydiği şeylerle aynıydı. Nefise ise onun yanında
duran ve ‘Kapa çeneni!’ diye bağıran erkeğe bakıyordu.
Duygu ablasına koştu ve oturduğu sandalye’nin yanına çömeldi. Yoochun’ın ona
tuvalette attığı yumruk yüzünden sağ yanağında bir morluk oluşmaya başlamıştı,
ve Duygu ablasının yanağını ellerken nerdeyse ağlamaya başladı korkudan.
“Abla, iyimisin?”
“‘Abla’ mı?” diye mırıldadı Yoochun.
Ahsen Duygu’ya baktığında gözleri korkuyla doldu. Duygu’nun başında bir peruk
ve bir şapka vardı. Ayrıca seside aynı Ahsen’in sesi gibiydi. Bir süre sonra
olayları anladı ve kafasını Dongwook’a doğru kaldırdı.
Dongwook onun uyarıcı bakışını görmemezlikten geldi ve tüm dünya’ya bağırmaya
başladı yüksek sesle. “Ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Onun bir avukat’a hakkı
var! Ve sen, sakın birdaha onunla öyle konuşma! Kendini ne sanıyorsun?!”
“Sakin olun,” Nefise Dongwook ve Yoochun’ın arasına geçti ve Dongwook’u
hafiften geriye itti. Dongwook Nefise’ye baktı sinirlice, ama yinede sustu.
Yoochun ise onun dediklerini duymamış gibiydi ve gözleri Duygu’ya bakıyordu.
“Micky?” diye sordu Yoochun.
Ahsen korkulu gözlerle Yoochun’a baktı, ama Yoochun ona bakmıyordu.
“Arkadaş olduğumuzu söylemiştin! Neden ablama böyle davranıyorsun?” diye bağırdı
Duygu ve çömelmekten ayağa kalktı. Şimdi Yoochun ile aynı boydaydı. Ayakkabıları
onu daha uzun gösteriyordu.
“Bu senin ablan mı?” diye sordu Yoochun.
Ahsen Duygu’nun elini sıkıca tuttu ve susması için dua etti.
“Evet, ben Micky’im, ve evet, bu benim ablam. Senin kazana neden olmak
istemedi! O gün dağlardan aşağı koşuyordu çünkü benim hastanede yattığımı duydu
ve korkudan ölüyordu nerdeyse! Dünya’nın en iyi ablasıdır ve dünyadaki en iyi
kalpli insandır!”
“Ben…” diye başladı Yoochun ama ne diyeceğini bilemiyordu.
“Bırak onu! Sana yardım etmek için işe başvurdum. Bu herşeyi yine düzeltmez mi?”
diye bağırmaya devam etti Duygu, Ahsen’in sessiz sinyallerini görmemezlikten
geldi. “Istersen bana verdiğin aylıklarıda geri verebilirim sana!”
“Burası polis istasyonu! Bağırmaya devam ederseniz…” diye lafı bölmeye çalıştı
polislerden birisi. Tabiki Mr. Park’ı savunmaya çalışıyorlardı polisler.
“Öyleyse biz gidiyoruz burdan.” dedi Dongwook ve hala önünde duran Nefise’yi
kenara itip Ahsen’in diğer elini tuttu.
“Bekleyin,” dedi Yoochun.
Duygu ve Dongwook tam kapı’dan çıkmak üzereyken dönüp Yoochun’a sinirlice baktılar.
Duygu yine ablasının sesiyle konuştu. “Onu hapise sokcaksan o zaman benide yanına
sok! Seninle birdaha arkadaş olmak istemiyorum, bir kelime bile konuşma benimle
artık!”
Yoochun kafasını salladı. “Hayır, hayır, özür dilerim. Onu şikayet etmeyeceğime
söz veriyorum.” dedi Yoochun. “Ama…
konuşabilir miyiz? Seninle konuşmak istiyorum, Micky. Lütfen?”
Ahsen’in gözleri Dongwook’tan Duygu’ya baktı; sonra onlar geldiklerinden beri
sessiz olan Jaejoong’a, ve ardından sürekli Dongwook’a bakan kadın’a. Sessizce
Dongwook ve Duygu’nun ellerini sıktı. Onların susması için içinden yalvarıyordu.
“Peki, ama burda değil,” dedi Dongwook, Ahsen’in protestolarına karşı. Duygu
kafasını sallayarak onayladı.
“Tamam, her yer olur. Benimle konuştuğun sürece her şeye razıyım.” dedi Yoochun.
Duygu’ya sevgi dolu gözlerle bakıyordu ve dudaklarında tatlı bir gülümseme
vardı. Micky Yoochun’ın hayal ettiği kadar güzeldi, ve nihayet onun güzel
yüzünü görmüştü sonunda. Ahsen’in kalbi kırıldı.
Bölüm
“Buna inanamıyorum! Buna gerçekten inanamıyorum!” Dongwook’un
evindelerdi ve o oturma odasında deli gibi dolaşıyordu.
“Dongwook abi, ne yapcaz şimdi? Ablam ne yaptı? Neden o iki adam onu polis’e
götürdüler?” Duygu koltukta oturup Dongwook’un dolaşmasını izliyordu. Üzerinde
hala ablasının giyisileri vardı.
Dongwook’un aklına birden bir fikir geldi. Iyi bir fikir miydi bilmiyordu, ama
yinede denemeliydi. “Sonra sana herşeyi anlatırım. Şimdi eve git ve boyunu
biraz daha uzun gösterecek ayakkabı giy, ama çok fazla topuklu olmasın.”
“Ne?”
“Sonra anlatcam dedim ya. Ayakkabıları giydikten sonra sizin evin araba parkına
git ve beni orda bekle. Beraber polis istasyonuna gitcez.”
Duygu ne olduğunu anlamıyordu ama Dongwook’un dediğini yaptı. O gittikten sonra
Dongwook ardiye’ye girip eski okul kutusunu deşeledi. Sonunda eski tiyatro
kursunda kullandığı bir peruk çıkardı. Bir gün bunun işe yarayacağını biliyordu!
Diğer lazım olan şeyleri toplayıp Duygu ile araba parkında buluştu. Genç öğrenci
dediği gibi yüksek ayakkabı giymişti, ve şimdi boyu Ahsen’le aynıydı.
Arabaya bindiler ve polis
istasyonuna doğru yol aldılar.
“Beni iyi dinle Duygu. Ablanı taklit edeceksin. Bu peruğu ve üzerine bu şapkayı
giy, bu saçlar abla’nın saçının uzunluğu gibi biraz. Hani hep beni kandırmak için
eskiden abla’nın sesini taklit ediyordun ya?”
“Evet,” diye korkarak cevap verdi Duygu. Peruğu kafasına giymişti ve saçları
düzeltiyordu.
“Onu hala yapabiliyor musun?”
“Evet,” bu sefer daha cesur bir sesle cevap verdi Duygu.
“Iyi. Bu abla’nı onların elinden kurtarmak için tek şansımız.”
Dongwook geri kalan yolu Duygu’ya ablasının Park Yoochun’la geçirdiği zamanın
her tür ayrıntısını anlatmakla geçirdi. Ahsen ona neyi anlattıysa, Dongwook’ta
Duygu’ya anlattı.
■■■■■
Yoochun polis ofisinde oturuyordu. “Ifadeniz için teşekkür ederiz, Mr. Park.”
dedi polislerden biri. “En kısa zamanda onu hapise atacağımıza söz veriyorum.”
Sonra polis memuru kalkıp Yoochun’ı yandaki oda’da bulunan kadın’ın yanına
götürdü. Bir polis onun ifadesini almaya çalışıyordu. Yoochun oda’ya girdiğinde
kadın’a iğrenmiş bir ifadeyle baktı, fakat kadın yüzünü kaldırıp ona bakmak
istemiyordu.
“Nasıl gidiyor?” diye sordu memur ifadeyı alan polise.
“Konuşmak istemiyor.” diye açıkladı polis.
Yoochun çirkin kadın’a sinirlice baktı. “Bana bak, orospu çocuğu. Ister konuş
ister konuşma, hiçbir önemi yok. Sonunda hapis’e gireceksin.”
Kadın’ın kafası hala asıktı. Çok perişan görünüyordu.
Bir süre sonra Jaejoong ve Nefise aynı odaya girdiler. Yoochun ifadesini
verirken onlar kantin’e inip bir kahve içmişlerdi. Sandalye’de oturan kadın’a
baktılar ve ona acıdılar.
“Yoochun. Artık yine görebiliyorsun… Belki…” diye başladı Jaejoong, ama Yoochun
lafını böldü.
“Hayır! O olmasaydı, kör bile olmayacaktım! O olmasaydı sevdiğim kadın’ı
kaybetmicektim! Benim kaybettiğim şeyleri bana geri veremez! Zaten onu hapise
tıkamak en iyi karardır. Onun yüzüne bakınca miğdem bulanıyor.” Yoochun kadın’a
ondan iğreniyor gibi bakıyordu.
Jaejoong ve Nefise Yoochun’ın bu huyunu tanıyorlardı. Yıllardır arkadaşlardı üçü
ve bu kadın Yoochun’ın ortalıkta aşağıladığı ilk kadın değildi. Polis’de bir
laf söylemiyordu, çünkü Park Yoochun zengin ve güçlü bir iş adamıydı.
Bu dünyada herkes kalbiyle değil, gözleriyle görüyordu herşeyi.
“Kapa çeneni!”
Odadaki herkes yüzünü sesin geldiği tarafa döndürdü. Oda’ya bir erkek ve bir
kadın girdi. Onları içeri getiren kadın polis “Kitapcıdan buraya getirilen kadın’ı
aradıklarını söylediler,” diye açıkladı.
Nerdeyse bütün karakol olanları biliyordu. Yoochun kadın’ı içeri sürüdüğünde bağırıp
durmuştu, ve tabi tüm polislerde kadın’ın yüzündeki yaraya bakmayı bırakamadı.
Jaejoong ve Yoochun içeri giren kadın’a bakıyorlardı. Üzerindeki şeyler
onlardan kaçan Micky’nin giydiği şeylerle aynıydı. Nefise ise onun yanında
duran ve ‘Kapa çeneni!’ diye bağıran erkeğe bakıyordu.
Duygu ablasına koştu ve oturduğu sandalye’nin yanına çömeldi. Yoochun’ın ona
tuvalette attığı yumruk yüzünden sağ yanağında bir morluk oluşmaya başlamıştı,
ve Duygu ablasının yanağını ellerken nerdeyse ağlamaya başladı korkudan.
“Abla, iyimisin?”
“‘Abla’ mı?” diye mırıldadı Yoochun.
Ahsen Duygu’ya baktığında gözleri korkuyla doldu. Duygu’nun başında bir peruk
ve bir şapka vardı. Ayrıca seside aynı Ahsen’in sesi gibiydi. Bir süre sonra
olayları anladı ve kafasını Dongwook’a doğru kaldırdı.
Dongwook onun uyarıcı bakışını görmemezlikten geldi ve tüm dünya’ya bağırmaya
başladı yüksek sesle. “Ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Onun bir avukat’a hakkı
var! Ve sen, sakın birdaha onunla öyle konuşma! Kendini ne sanıyorsun?!”
“Sakin olun,” Nefise Dongwook ve Yoochun’ın arasına geçti ve Dongwook’u
hafiften geriye itti. Dongwook Nefise’ye baktı sinirlice, ama yinede sustu.
Yoochun ise onun dediklerini duymamış gibiydi ve gözleri Duygu’ya bakıyordu.
“Micky?” diye sordu Yoochun.
Ahsen korkulu gözlerle Yoochun’a baktı, ama Yoochun ona bakmıyordu.
“Arkadaş olduğumuzu söylemiştin! Neden ablama böyle davranıyorsun?” diye bağırdı
Duygu ve çömelmekten ayağa kalktı. Şimdi Yoochun ile aynı boydaydı. Ayakkabıları
onu daha uzun gösteriyordu.
“Bu senin ablan mı?” diye sordu Yoochun.
Ahsen Duygu’nun elini sıkıca tuttu ve susması için dua etti.
“Evet, ben Micky’im, ve evet, bu benim ablam. Senin kazana neden olmak
istemedi! O gün dağlardan aşağı koşuyordu çünkü benim hastanede yattığımı duydu
ve korkudan ölüyordu nerdeyse! Dünya’nın en iyi ablasıdır ve dünyadaki en iyi
kalpli insandır!”
“Ben…” diye başladı Yoochun ama ne diyeceğini bilemiyordu.
“Bırak onu! Sana yardım etmek için işe başvurdum. Bu herşeyi yine düzeltmez mi?”
diye bağırmaya devam etti Duygu, Ahsen’in sessiz sinyallerini görmemezlikten
geldi. “Istersen bana verdiğin aylıklarıda geri verebilirim sana!”
“Burası polis istasyonu! Bağırmaya devam ederseniz…” diye lafı bölmeye çalıştı
polislerden birisi. Tabiki Mr. Park’ı savunmaya çalışıyorlardı polisler.
“Öyleyse biz gidiyoruz burdan.” dedi Dongwook ve hala önünde duran Nefise’yi
kenara itip Ahsen’in diğer elini tuttu.
“Bekleyin,” dedi Yoochun.
Duygu ve Dongwook tam kapı’dan çıkmak üzereyken dönüp Yoochun’a sinirlice baktılar.
Duygu yine ablasının sesiyle konuştu. “Onu hapise sokcaksan o zaman benide yanına
sok! Seninle birdaha arkadaş olmak istemiyorum, bir kelime bile konuşma benimle
artık!”
Yoochun kafasını salladı. “Hayır, hayır, özür dilerim. Onu şikayet etmeyeceğime
söz veriyorum.” dedi Yoochun. “Ama…
konuşabilir miyiz? Seninle konuşmak istiyorum, Micky. Lütfen?”
Ahsen’in gözleri Dongwook’tan Duygu’ya baktı; sonra onlar geldiklerinden beri
sessiz olan Jaejoong’a, ve ardından sürekli Dongwook’a bakan kadın’a. Sessizce
Dongwook ve Duygu’nun ellerini sıktı. Onların susması için içinden yalvarıyordu.
“Peki, ama burda değil,” dedi Dongwook, Ahsen’in protestolarına karşı. Duygu
kafasını sallayarak onayladı.
“Tamam, her yer olur. Benimle konuştuğun sürece her şeye razıyım.” dedi Yoochun.
Duygu’ya sevgi dolu gözlerle bakıyordu ve dudaklarında tatlı bir gülümseme
vardı. Micky Yoochun’ın hayal ettiği kadar güzeldi, ve nihayet onun güzel
yüzünü görmüştü sonunda. Ahsen’in kalbi kırıldı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder