15.
Bölüm
“Size yılın düğününü
hediye etmek istiyorum!”
Duygu ve Dongwook’un ağzı
açık kaldı.
“Senin yönetcek kocaman bir firman yokmu? Biz sadece arkadaşlar arasında küçük
bir düğün yapmayı planlıyorduk. Hiç gerek yok…”
“Israr ediyorum. Sen ben kör’ken hep bana yardımcı oldun, hep sana gıcık tavur
verdiğim halde hep yanımdaydın. Bende sana yardımcı olmak istiyorum.”
Duygu’nun yanında sessizce oturan Ahsen arkadan bir kolunu Duygu’nun diğer yanında
oturan Dongwook’a uzattı ve sırtındaki tişörtü çekti.
“Hayır, hiç zahmet etmeyin…” diye başladı Duygu, ama Jaejoong lafını böldü.
“Neden olmasın ki? Zaten çok fazla parası var, neye harcicağını bilmiyor, bari
iyi bir işe gitsin.” dedi Jaejoong.
Jaejoong’un şüpheli gözleri Duygu’yu rahatsız ediyordu. “Zahmet olcak…”
“Tabii ikiniz gerçekten evlenmıyorsaniz, o başka…” dedi Jaejoong. Gözleri
Duygu’ya dikkatlice bakıyordu.
Duygu Dongwook’a baktı ve ona ‘şimdi-ne-yapcaz?’ bakışını verdi.
Dongwook derin bir nefes aldı. “Eh, bedava paraya hayır diyemeyiz.” dedi. Duygu
ve Ahsen ona büyük gözlerle baktı.
Yoochun sinirlendi, ve acaba bu yakışıklı adamın para delisi olduğuna merak
etti. Keşke öyle olsaydı. Yoochun saatlerce evinde Dongwook’un kötü bir yanını
bulmak için düşündü, Micky’nin onu bırakıp Yoochun’a geri döneceği kadar.
“Öyleyse karar verdik!”
“Dongwook…” diye protesto yapmaya çalıştı Duygu.
“Önemli değil, bebeğim. Istediğini yapsın. Önemli olan sonunda seninle evlenen
adam BENIM olmam.”
Ahsen onlara baktıktan sonra kafasını eğdi. Işler iyice karışmıştı.
■■■■■
“Kabul mu etti?” diye sordu Nefise. Bütün gün işteydi ve şimdi Jaejoong ve
Yoochun ile beraber bir bar’a gitmişti.
Yoochun onun şaşkınlığını görmemezlikten geldi ve yeni bir konu açtı. “Telefon
tamir eden birini tanıyor musunuz? Bunu tamir ettirmek istiyorum.”
Jaejoong ve Nefise Yoochun’ın cebinden çıkardığı kırık telefon parçalarına baktı.
En son model bile değildi.
“Yeni bir tane alsana. Çok eski bir model bu.” dedi Nefise.
“Micky’nindi. Ben bu kırık telefonu tamir ettirip ona geri versem iyi olmaz mı
sizce? Ada’da geçirdiğimiz mutlu zamanı hatırlayıp belki…”
“Hani kendi kalbini kırmak için yapıyordun bu düğünü?” diye lafını böldü
Jaejoong.
“Evet, ama o gün gelene kadar hala şansımı deneyebilirim.”
Jaejoong gözlerini çevirdi. “Evet, çok değişmişsin. Zavallı ve… karışık olmuşsun.”
Yoochun onu duymamazlıktan geldi. Masalarına mini etekli bir garson kızı geldi.
“Hoş geldiniz, ne içersiniz?”
Jaejoong ve Nefise alkol istediler (zaten bir bar’dalardı). Yoochun ise basitce
‘portakal suyu’ dedi.
Nefise, Jaejoong ve garson ona sanki iki kafası varmış gibi baktılar.
“Portakal suyu mu?”
“Evet, ne var bunda?”
Jaejoong Nefise’ye döndü. “Portakal suyu kesin Micky’nin en sevdiği içecekti,
iddia’sına varmısın?”
“Salak değilim, Jaejoong.” dedi Nefise.
“Salak olmak karışık olmaktan iyidir.” dedi genç doktor.
■■■■■
“Bunu durdursak iyi olur. Derslerini
etkiliyor.”
“Merak etme, abla. Ben üstesinden gelebilirim.” Duygu ablasına gülümsedi.
“Onu bizden uzaklaştırmanın daha kolay ve çabuk yolu yokmu?” Ahsen üzgünce
baktı.
“En iyi yöntem onun kalbini kırmak, ama bu onu etkilemiyor ki. Bir öküz’den
daha inadcı.” dedi Dongwook.
“Bende bunun bitmesini istiyorum. Dongwook abi bana sarılıp duruyor…” dedi
Duygu ve Dongwook’a sırıttı.
“Öylemi? Iyi öyleyse bidaha ki seferde sana sarılmaktan ötesini yaparım.” diye
kontra verdi Dongwook, ve Duygu’ya gözünü kırptı..
“Hey, kardeşim’e aç kurt gibi atlama, yoksa öldürürüm seni.” diye uyardı Ahsen,
ama gülümsüyordu.
“Ahsen, onun bana verdiği bakışları görmedin mi? Asıl o bana atlicak!” diye
güldü Dongwook.
Bir süre sessiz kaldılar ve tabaklarındaki yemeği bitirdiler. Sonra sofrayı
toplayıp hepsi beraber oturma odasına oturdu.
“Ne yapcaz şimdi?” diye sordu Ahsen. Tabiki Yoochun’ın düğün teklifini kast
ediyordu.
“Duygu ve ben evleniyoruz. Bir kuruş bile ödemeden.”
“Ciddi misin? Ben seninle evlenemem!” diye bağırdı Duygu.
“Merak etme, hemen sonra boşanırız. Ama boşandıktan sonra sen bana para
gönderirsin, yoksa çocuğumuzu nasıl büyütücem xD” dedi Dongwook.
“Aaaa, delinin zoruna bak! Hem sen benden daha çok para kazanıyosun! Ben öğrencilere
ders vererek çok para kazanmıyorum.”
“Kim bilir? Belki üniversteyi bitirdikten sonra iyi paralı bir iş bulursun,
özellikle matematik’te bu kadar iyiyken.” dedi Dongwook.
Ahsen gururla gülümsedi. Hep bebek kardeşinle gurur duyuyordu. Duygu ablası’nın
yüzündeki bu gülümsemeyi görmesini çok seviyordu.
“Çok para kazansam bile, hepsini ablama vercem.” dedi Duygu ve kolunu ablasının
beline sardı.
“Kıskanıyorum…” dedi Dongwook ve küsmüş gibi yaptı.
“Abla’mın benim gibi bir kardeşi olduğunu mu?” diye sordu Duygu ve Ahsen güldü.
“Hayır, senin Ahsen gibi bir ablan olduğunu.”
■■■■■
Ahsen sessizce sandalyede oturuyordu, kafası eğik, üzerinde şapka. Bir gelinlik
dergisine bakıyordu, ve çevirdiği her sayfayla kıskançlığı artıyordu.
Yoochun başka bir sandalye’de Ahsen’den uzakta oturuyrdu ve oda bir dergi’ye
bakıyordu. Ikiside birbirini tamamen görmemezlikten geliyordu.
Dongwook damatlığını, Duygu’da gelinliğini deniyordu.
Dongwook giyinme odasından çıktı. “Nasıl görünüyorum?” diye sordu.
Hemen ardindan Duygu kadınların giyinme odasından çıktı beyaz gelinliğinle ve
tüm gözler ona döndü. Kendisini ama hiç rahat hissetmiyordu. Sahte bir evlilik
olsa bile çok rahatsızdı.
Yoochun hemen elindeki dergiyi bir kenara bıraktı ve Duygu’ya gitti. ”Çok
güzelsin, çok yakışmış. Zaten sana herşey yakışıyor.” dedi. Ama gelinlikte birşey
eksikti…
Yoochun yanındaki masa’ya döndü ve gelinliğin tacını aldı, sonra yine Duygu’ya
dönüp gülümseyerek saçına taktı. “Şimdi tam oldu.” dedi. “Eee, Micky? Chanel’i
beğendin mi?”
“Bunu soracak son kişi ben olmalıyım. Eskiden Chanel’in Avrupa’da bir şehir
olduğunu sanıyordum.” dedi Duygu, tabi ablasının sesiyle.
Ahsen kötü espiri’ye gözlerini çeviriyordu kakülünün arkasında.
Yoochun ise gülüyordu. Ahsen onun gülüşünü çok özlemişti ve onun gülmesine
neden olan kişinin kendisi olmasını istiyordu. Aslında… onu o güldürmüştü, değil
mi? Ahh, herşey çok karışıktı.
“Bunun içinde prenseslere benzemişsin.” dedi Yoochun. “Çok güzelsin, ada’da
sana erkek gibisin dediğime inanamıyorum.”
Ahsen kliniğin önünde bekledikleri o günü hatırlıyordu. Orda Mr. Park ona erkek
gibisin demişti. Mutlu şeyleri hatirlamak ne zaman’dan beri bu kadar acı
veriyordu?
“Hey, bana’da iltifat edin biraz!” dedi Dongwook, ve Duygu ile Yoochun’ın arasına
girdi. Yoochun bunu hiç sevmemişti. Duygu’nun Dongwook’un koluna girmesini ise
hiç sevmiyordu.
“Eh işte. Idare eder.” dedi Yoochun soğuk bir sesle.
Dongwook bu sözleri hiç beğenmemişti. Duygu’ya dönüp sordu, “Micky, aşkım, nasıl
görünüyorum?”
“Dünya’daki en yakışıklı erkeksin!” Duygu rolünü iyi yapma derdindeydi ve sırıttı
Dongwook’a.
“Ah, balım, sende dünya’nın en güzel kadınısın!” Dongwook dudaklarını onu
öpcekmiş gibi domalttı. Duygu intikam için Dongwook’un yanaklarını mıncıkladı
ve sanki sevgi’den yapıyormuş gibi görünüyordu. Ahsen sahte’den öksürdü.
“Abla, nasıl olmuş gelinliğim?” Duygu ablasının yanına gitti. Ahsen gülümsedi
ve iki baş parmağınıda havaya kaldırdı.
Duygu biraz daha yaklaştı ve Yoochun’ın duyamicağı şekilde “Keşke sende kendin
üzerinde aynı şeyi diyebilsen...” diyerek yanağına düşen saçları kenara çekti,
ama Ahsen onun eline vurdu.
Sonra Ahsen kolundaki saat’e ve sonra kapı’ya gösterdi eliyle. Duygu ne demek
istediğini anladı ve Yoochun’a döndü. “Bittik mi?”
Geç oluyordu ve Duygu eve gidip derslerine çalışmalıydı.
“Giyisilerle memnunsanız, o zaman bittik. Seçtiğiniz giyisiler foto stüdyosuna
gönderilecek. Bu arada, fotoğraf terminini yarın’a yazdırdım.” dedi Yoochun ve
Duygu’ya gülümseyerek bakti.
Ahsen Yoochun görmeden Duygu’nun gelinliğinin eteğini çekti biraz ve kafasını sağdan
sola salladı. Dongwook anlamıştı.
“Yarın olmaz.” dedi Dongwoook.
“Neden?” diye sordu Yoochun ve bir kaşını Dongwook’a kaldırdı. Sadece Duygu’yla
konuşunca gülümsüyordu. Cünkü Duygu’nun ‘Micky’ olduğunu sanıyordu.
“Micky ve ben ilk tanıştığımız günün yıl dönümünü kutluyoruz yarın.” diye yalan
söyledi Dongwook. Ahsen ve Duygu kafalarını sallayarak onayladı.
Yoochun bunu hiç beğenmemişti. “Peki, arayıp termin’i değiştiririm.”
“Neden adamlarından birine onları aramasını söylemiyorsun?” diye sordu Duygu.
“Bütün hazırlıkları ve aramaları kendim yapıyorum.” dedi Yoochun ve ona
gülümsedi. Herşeyi kendinin yapma sebebi ise Micky’ye onun için ne kadar önemli
olduğunu göstermekti.
Duygu rahatsızca gülümsedi. Gözünün kenarında ablası’nın üzgünce kafasını eğdiğini
gördü.
■■■■■
Duygu sabırsızca saatine bakıyordu, sonra yine yola bakarak bir taksi bulmaya çalışıyordu.
Daha önce bir taksi çevirmeyi denedi, ama doluydu. Açlıktan ölmek üzereydi ve
daha demin yaptığı sınav onun beğnini kurutmuştu nerdeyse. Eve gidip ablasının
mükemmel yemeklerinden yemek istiyordu.
Sonra birden daha önce hiç görmedigi mavi bir araba onun olduğu yerde durdu.
Araba’nın modelini hiç tanımıyordu. Ahsen arabalarla uğraşıyordu. Duygu ise
çocukluğunu böcek toplamakla geçirmişti.
“Atla,” dedi araba’nın sürücüsü.
“Mr. Park?” Duygu ablasının sesini taklit etmeyi unutmadı.
“Tam sizin eve gidiyordum bende.” diye gülümsedi Yoochun. Üniverste evlerine çok
uzaktı. Iyiki okulun’da üniforma yoktu, yoksa Mr. Park onun daha bir öğrenci
olduğunu anlardı. Sırtında ama çantası vardı…
Duygu’nun bugün okula gittiğini bilemezdi çünkü Dongwook bugünün onların yıl
dönümü olduğunu söylemişti. Duygu’nun aslında bugün önemli bir sınavı vardı, ve
bu yüzden bugün fotoğraf çektirme terminini ertelediler.
“Teşekkür ederim.” dedi Duygu ve araba’ya bindi.
“Saçını mı kestirdin?” diye sordu Yoochun.
Duygu’nun avuç içleri terlemeye başladı. Okul’a peruğu giymemişti. Sınıfa
perukla girseydi sınıf arkadaşları dişleri dökülesiye kadar ona gülerlerdi.
“Evet, bu sabah.” diye yalan söyledi. Heyecanlı olduğundan saçınla oynamaya başladı.
“Bu üniverste’de bir iç buldum. Gece saatlerinde öğrencilere yardım ediyorum.
Randevumuzdan sonra Dongwook beni buraya bıraktı.”
“Üniverste öğrencileriyle uğraşmak zor mu?” Yoochun Micky’le yalnız olduğu
sürece zamanı onunla konuşmakla geçirmek istiyordu.
“Lise öğrencilerinden daha iyiler.” dedi Duygu, hala ablasının sesiyle.
“Yemek yedin mi? Biftek yemek ister misin? Yani…” Yoochun’ın aklına Micky’nin
vejeteryan olduğu geldi ve hemen lafını düzeltmek istiyordu ama Duygu lafini
böldü.
“Bifteğ’e bayılırım! Ama ablam evde yemek yapmıştır bile.”
Yoochun şaşkınca baktı Duygu’ya. Micky vejeteryan değil miydi? Yoksa Yoochun’mı
yanlış hatırlıyordu?
“Hmm…” diye mırıldadı. “Bende katılabilir miyim?”
“Tabii,” dedi Duygu. Içinde bir his ablası’nın Yoochun’ı daha çok görmek istediğini
söylüyordu.
“Teşekkür ederim!” diye sırıttı Yoochun.
Gülümsemesi; çok yakışıklı ve güzeldi. Bunun yüzünden mi ablası bu adam’a aşık
olmuştu?
Duygu hala anlayamıyordu.
Bölüm
“Size yılın düğününü
hediye etmek istiyorum!”
Duygu ve Dongwook’un ağzı
açık kaldı.
“Senin yönetcek kocaman bir firman yokmu? Biz sadece arkadaşlar arasında küçük
bir düğün yapmayı planlıyorduk. Hiç gerek yok…”
“Israr ediyorum. Sen ben kör’ken hep bana yardımcı oldun, hep sana gıcık tavur
verdiğim halde hep yanımdaydın. Bende sana yardımcı olmak istiyorum.”
Duygu’nun yanında sessizce oturan Ahsen arkadan bir kolunu Duygu’nun diğer yanında
oturan Dongwook’a uzattı ve sırtındaki tişörtü çekti.
“Hayır, hiç zahmet etmeyin…” diye başladı Duygu, ama Jaejoong lafını böldü.
“Neden olmasın ki? Zaten çok fazla parası var, neye harcicağını bilmiyor, bari
iyi bir işe gitsin.” dedi Jaejoong.
Jaejoong’un şüpheli gözleri Duygu’yu rahatsız ediyordu. “Zahmet olcak…”
“Tabii ikiniz gerçekten evlenmıyorsaniz, o başka…” dedi Jaejoong. Gözleri
Duygu’ya dikkatlice bakıyordu.
Duygu Dongwook’a baktı ve ona ‘şimdi-ne-yapcaz?’ bakışını verdi.
Dongwook derin bir nefes aldı. “Eh, bedava paraya hayır diyemeyiz.” dedi. Duygu
ve Ahsen ona büyük gözlerle baktı.
Yoochun sinirlendi, ve acaba bu yakışıklı adamın para delisi olduğuna merak
etti. Keşke öyle olsaydı. Yoochun saatlerce evinde Dongwook’un kötü bir yanını
bulmak için düşündü, Micky’nin onu bırakıp Yoochun’a geri döneceği kadar.
“Öyleyse karar verdik!”
“Dongwook…” diye protesto yapmaya çalıştı Duygu.
“Önemli değil, bebeğim. Istediğini yapsın. Önemli olan sonunda seninle evlenen
adam BENIM olmam.”
Ahsen onlara baktıktan sonra kafasını eğdi. Işler iyice karışmıştı.
■■■■■
“Kabul mu etti?” diye sordu Nefise. Bütün gün işteydi ve şimdi Jaejoong ve
Yoochun ile beraber bir bar’a gitmişti.
Yoochun onun şaşkınlığını görmemezlikten geldi ve yeni bir konu açtı. “Telefon
tamir eden birini tanıyor musunuz? Bunu tamir ettirmek istiyorum.”
Jaejoong ve Nefise Yoochun’ın cebinden çıkardığı kırık telefon parçalarına baktı.
En son model bile değildi.
“Yeni bir tane alsana. Çok eski bir model bu.” dedi Nefise.
“Micky’nindi. Ben bu kırık telefonu tamir ettirip ona geri versem iyi olmaz mı
sizce? Ada’da geçirdiğimiz mutlu zamanı hatırlayıp belki…”
“Hani kendi kalbini kırmak için yapıyordun bu düğünü?” diye lafını böldü
Jaejoong.
“Evet, ama o gün gelene kadar hala şansımı deneyebilirim.”
Jaejoong gözlerini çevirdi. “Evet, çok değişmişsin. Zavallı ve… karışık olmuşsun.”
Yoochun onu duymamazlıktan geldi. Masalarına mini etekli bir garson kızı geldi.
“Hoş geldiniz, ne içersiniz?”
Jaejoong ve Nefise alkol istediler (zaten bir bar’dalardı). Yoochun ise basitce
‘portakal suyu’ dedi.
Nefise, Jaejoong ve garson ona sanki iki kafası varmış gibi baktılar.
“Portakal suyu mu?”
“Evet, ne var bunda?”
Jaejoong Nefise’ye döndü. “Portakal suyu kesin Micky’nin en sevdiği içecekti,
iddia’sına varmısın?”
“Salak değilim, Jaejoong.” dedi Nefise.
“Salak olmak karışık olmaktan iyidir.” dedi genç doktor.
■■■■■
“Bunu durdursak iyi olur. Derslerini
etkiliyor.”
“Merak etme, abla. Ben üstesinden gelebilirim.” Duygu ablasına gülümsedi.
“Onu bizden uzaklaştırmanın daha kolay ve çabuk yolu yokmu?” Ahsen üzgünce
baktı.
“En iyi yöntem onun kalbini kırmak, ama bu onu etkilemiyor ki. Bir öküz’den
daha inadcı.” dedi Dongwook.
“Bende bunun bitmesini istiyorum. Dongwook abi bana sarılıp duruyor…” dedi
Duygu ve Dongwook’a sırıttı.
“Öylemi? Iyi öyleyse bidaha ki seferde sana sarılmaktan ötesini yaparım.” diye
kontra verdi Dongwook, ve Duygu’ya gözünü kırptı..
“Hey, kardeşim’e aç kurt gibi atlama, yoksa öldürürüm seni.” diye uyardı Ahsen,
ama gülümsüyordu.
“Ahsen, onun bana verdiği bakışları görmedin mi? Asıl o bana atlicak!” diye
güldü Dongwook.
Bir süre sessiz kaldılar ve tabaklarındaki yemeği bitirdiler. Sonra sofrayı
toplayıp hepsi beraber oturma odasına oturdu.
“Ne yapcaz şimdi?” diye sordu Ahsen. Tabiki Yoochun’ın düğün teklifini kast
ediyordu.
“Duygu ve ben evleniyoruz. Bir kuruş bile ödemeden.”
“Ciddi misin? Ben seninle evlenemem!” diye bağırdı Duygu.
“Merak etme, hemen sonra boşanırız. Ama boşandıktan sonra sen bana para
gönderirsin, yoksa çocuğumuzu nasıl büyütücem xD” dedi Dongwook.
“Aaaa, delinin zoruna bak! Hem sen benden daha çok para kazanıyosun! Ben öğrencilere
ders vererek çok para kazanmıyorum.”
“Kim bilir? Belki üniversteyi bitirdikten sonra iyi paralı bir iş bulursun,
özellikle matematik’te bu kadar iyiyken.” dedi Dongwook.
Ahsen gururla gülümsedi. Hep bebek kardeşinle gurur duyuyordu. Duygu ablası’nın
yüzündeki bu gülümsemeyi görmesini çok seviyordu.
“Çok para kazansam bile, hepsini ablama vercem.” dedi Duygu ve kolunu ablasının
beline sardı.
“Kıskanıyorum…” dedi Dongwook ve küsmüş gibi yaptı.
“Abla’mın benim gibi bir kardeşi olduğunu mu?” diye sordu Duygu ve Ahsen güldü.
“Hayır, senin Ahsen gibi bir ablan olduğunu.”
■■■■■
Ahsen sessizce sandalyede oturuyordu, kafası eğik, üzerinde şapka. Bir gelinlik
dergisine bakıyordu, ve çevirdiği her sayfayla kıskançlığı artıyordu.
Yoochun başka bir sandalye’de Ahsen’den uzakta oturuyrdu ve oda bir dergi’ye
bakıyordu. Ikiside birbirini tamamen görmemezlikten geliyordu.
Dongwook damatlığını, Duygu’da gelinliğini deniyordu.
Dongwook giyinme odasından çıktı. “Nasıl görünüyorum?” diye sordu.
Hemen ardindan Duygu kadınların giyinme odasından çıktı beyaz gelinliğinle ve
tüm gözler ona döndü. Kendisini ama hiç rahat hissetmiyordu. Sahte bir evlilik
olsa bile çok rahatsızdı.
Yoochun hemen elindeki dergiyi bir kenara bıraktı ve Duygu’ya gitti. ”Çok
güzelsin, çok yakışmış. Zaten sana herşey yakışıyor.” dedi. Ama gelinlikte birşey
eksikti…
Yoochun yanındaki masa’ya döndü ve gelinliğin tacını aldı, sonra yine Duygu’ya
dönüp gülümseyerek saçına taktı. “Şimdi tam oldu.” dedi. “Eee, Micky? Chanel’i
beğendin mi?”
“Bunu soracak son kişi ben olmalıyım. Eskiden Chanel’in Avrupa’da bir şehir
olduğunu sanıyordum.” dedi Duygu, tabi ablasının sesiyle.
Ahsen kötü espiri’ye gözlerini çeviriyordu kakülünün arkasında.
Yoochun ise gülüyordu. Ahsen onun gülüşünü çok özlemişti ve onun gülmesine
neden olan kişinin kendisi olmasını istiyordu. Aslında… onu o güldürmüştü, değil
mi? Ahh, herşey çok karışıktı.
“Bunun içinde prenseslere benzemişsin.” dedi Yoochun. “Çok güzelsin, ada’da
sana erkek gibisin dediğime inanamıyorum.”
Ahsen kliniğin önünde bekledikleri o günü hatırlıyordu. Orda Mr. Park ona erkek
gibisin demişti. Mutlu şeyleri hatirlamak ne zaman’dan beri bu kadar acı
veriyordu?
“Hey, bana’da iltifat edin biraz!” dedi Dongwook, ve Duygu ile Yoochun’ın arasına
girdi. Yoochun bunu hiç sevmemişti. Duygu’nun Dongwook’un koluna girmesini ise
hiç sevmiyordu.
“Eh işte. Idare eder.” dedi Yoochun soğuk bir sesle.
Dongwook bu sözleri hiç beğenmemişti. Duygu’ya dönüp sordu, “Micky, aşkım, nasıl
görünüyorum?”
“Dünya’daki en yakışıklı erkeksin!” Duygu rolünü iyi yapma derdindeydi ve sırıttı
Dongwook’a.
“Ah, balım, sende dünya’nın en güzel kadınısın!” Dongwook dudaklarını onu
öpcekmiş gibi domalttı. Duygu intikam için Dongwook’un yanaklarını mıncıkladı
ve sanki sevgi’den yapıyormuş gibi görünüyordu. Ahsen sahte’den öksürdü.
“Abla, nasıl olmuş gelinliğim?” Duygu ablasının yanına gitti. Ahsen gülümsedi
ve iki baş parmağınıda havaya kaldırdı.
Duygu biraz daha yaklaştı ve Yoochun’ın duyamicağı şekilde “Keşke sende kendin
üzerinde aynı şeyi diyebilsen...” diyerek yanağına düşen saçları kenara çekti,
ama Ahsen onun eline vurdu.
Sonra Ahsen kolundaki saat’e ve sonra kapı’ya gösterdi eliyle. Duygu ne demek
istediğini anladı ve Yoochun’a döndü. “Bittik mi?”
Geç oluyordu ve Duygu eve gidip derslerine çalışmalıydı.
“Giyisilerle memnunsanız, o zaman bittik. Seçtiğiniz giyisiler foto stüdyosuna
gönderilecek. Bu arada, fotoğraf terminini yarın’a yazdırdım.” dedi Yoochun ve
Duygu’ya gülümseyerek bakti.
Ahsen Yoochun görmeden Duygu’nun gelinliğinin eteğini çekti biraz ve kafasını sağdan
sola salladı. Dongwook anlamıştı.
“Yarın olmaz.” dedi Dongwoook.
“Neden?” diye sordu Yoochun ve bir kaşını Dongwook’a kaldırdı. Sadece Duygu’yla
konuşunca gülümsüyordu. Cünkü Duygu’nun ‘Micky’ olduğunu sanıyordu.
“Micky ve ben ilk tanıştığımız günün yıl dönümünü kutluyoruz yarın.” diye yalan
söyledi Dongwook. Ahsen ve Duygu kafalarını sallayarak onayladı.
Yoochun bunu hiç beğenmemişti. “Peki, arayıp termin’i değiştiririm.”
“Neden adamlarından birine onları aramasını söylemiyorsun?” diye sordu Duygu.
“Bütün hazırlıkları ve aramaları kendim yapıyorum.” dedi Yoochun ve ona
gülümsedi. Herşeyi kendinin yapma sebebi ise Micky’ye onun için ne kadar önemli
olduğunu göstermekti.
Duygu rahatsızca gülümsedi. Gözünün kenarında ablası’nın üzgünce kafasını eğdiğini
gördü.
■■■■■
Duygu sabırsızca saatine bakıyordu, sonra yine yola bakarak bir taksi bulmaya çalışıyordu.
Daha önce bir taksi çevirmeyi denedi, ama doluydu. Açlıktan ölmek üzereydi ve
daha demin yaptığı sınav onun beğnini kurutmuştu nerdeyse. Eve gidip ablasının
mükemmel yemeklerinden yemek istiyordu.
Sonra birden daha önce hiç görmedigi mavi bir araba onun olduğu yerde durdu.
Araba’nın modelini hiç tanımıyordu. Ahsen arabalarla uğraşıyordu. Duygu ise
çocukluğunu böcek toplamakla geçirmişti.
“Atla,” dedi araba’nın sürücüsü.
“Mr. Park?” Duygu ablasının sesini taklit etmeyi unutmadı.
“Tam sizin eve gidiyordum bende.” diye gülümsedi Yoochun. Üniverste evlerine çok
uzaktı. Iyiki okulun’da üniforma yoktu, yoksa Mr. Park onun daha bir öğrenci
olduğunu anlardı. Sırtında ama çantası vardı…
Duygu’nun bugün okula gittiğini bilemezdi çünkü Dongwook bugünün onların yıl
dönümü olduğunu söylemişti. Duygu’nun aslında bugün önemli bir sınavı vardı, ve
bu yüzden bugün fotoğraf çektirme terminini ertelediler.
“Teşekkür ederim.” dedi Duygu ve araba’ya bindi.
“Saçını mı kestirdin?” diye sordu Yoochun.
Duygu’nun avuç içleri terlemeye başladı. Okul’a peruğu giymemişti. Sınıfa
perukla girseydi sınıf arkadaşları dişleri dökülesiye kadar ona gülerlerdi.
“Evet, bu sabah.” diye yalan söyledi. Heyecanlı olduğundan saçınla oynamaya başladı.
“Bu üniverste’de bir iç buldum. Gece saatlerinde öğrencilere yardım ediyorum.
Randevumuzdan sonra Dongwook beni buraya bıraktı.”
“Üniverste öğrencileriyle uğraşmak zor mu?” Yoochun Micky’le yalnız olduğu
sürece zamanı onunla konuşmakla geçirmek istiyordu.
“Lise öğrencilerinden daha iyiler.” dedi Duygu, hala ablasının sesiyle.
“Yemek yedin mi? Biftek yemek ister misin? Yani…” Yoochun’ın aklına Micky’nin
vejeteryan olduğu geldi ve hemen lafını düzeltmek istiyordu ama Duygu lafini
böldü.
“Bifteğ’e bayılırım! Ama ablam evde yemek yapmıştır bile.”
Yoochun şaşkınca baktı Duygu’ya. Micky vejeteryan değil miydi? Yoksa Yoochun’mı
yanlış hatırlıyordu?
“Hmm…” diye mırıldadı. “Bende katılabilir miyim?”
“Tabii,” dedi Duygu. Içinde bir his ablası’nın Yoochun’ı daha çok görmek istediğini
söylüyordu.
“Teşekkür ederim!” diye sırıttı Yoochun.
Gülümsemesi; çok yakışıklı ve güzeldi. Bunun yüzünden mi ablası bu adam’a aşık
olmuştu?
Duygu hala anlayamıyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder