15 Mayıs 2011 Pazar

KÖR (18. Bölüm)

18.
Bölüm (1. Kısım)






“Micky!”

Duygu sahte ismini duyunca arkasına döndü ve Jaejoong’u gördü. Iyiki
üniverstedeki sınıf arkadaşları köşe’den dönmüşlerdi, yoksa Jaejoong onun daha
okula gittiğini anlardı.

“Merhaba Doktor Kim,” Duygu sesini değiştirmeyi unutmadı.

“Aynı yaştayız. Bana Jaejoong diyebilirsin.” dedi Jaejoong ve sırıttı.

Yoochun Jaejoong’a Ahsen’in yaşını söylemiş miydi?

Duygu Jaejoong’a gülümsedi. “Gerçekten mi? O kadar genç doktor mu oldun?”

“Sadece şanslıydım,” Jaejoong mütevazi cevabını verince Duygu ondan olduğundan
dahada çok hoşlandı. Zaten inkar edemezdi, Jaejoong’u ilk gördüğü andan beri
yakışıklı doktor aklından çıkmıyordu. Ama bunu tabi kimseye, ablasına bile
söylemezdi.

“Keşke bende senin kadar akıllı olsam,” dedi Duygu ve yürümeye başladı. O
yürüyünce Jaejoong’da fark etmeden onunla yürümeye başladı. Duygu Jaejoong’u
üniversteden uzaklaştırmalıydı, yoksa dışarı çıkan profesör yada sınıf arkadaşları
onu görünce Jaejoong onun daha okuduğunu anlardı.

“Yoochun bana burda çalıştığını söyledi.” dedi Jaejoong ve Duygu’nun sırtındaki
çantaya baktı. Duygu sırtında çanta taşımak herkes için (öğrenci olmayanlar için
bile) normal birşey olduğunu düşündü.

“Evet.”

En iyisi bu akıl küpünün yanında çok fazla şey söylememekti, yoksa birşeyleri
anlardı.

“Saçını kestirmişin. Yüzüne çok yakışmış.” Jaejoong konu’yu değiştirmeye çalıştı.
Ayrıca, Micky’nin saçının şimdiki uzunluğu Nefise’nin demin ona gösterdiği
resimlerdeki uzunluğun aynısı olduğunu fark etti. Buda ona buraya asıl gelme
sebebini hatırlattı. Sadece Micky’nin güzel yüzünü görmek için gelmemişti tabi,
bir sebebi daha vardı.

“Teşekkür ederim,” dedi Duygu ve gülümseyerek saçını elledi. Yoochun’ın ona saçları
hakkında yorum yaptığının ve Jaejoong’un ona saçları hakkında yorum yaptığının
arasındaki fark, Duygu’nun Jaejoong’da yüzü kızarması ve utangaçca saçlarını
düzeltmesiydi. Yoochun’da bunu yapmamıştı.

“Ablan ne yapıyor?” Sessizligi bozmak için bir konu daha açtı Jaejoong.

“Ne yapsın… iş arıyor.”

“Onun için zor olmalı,” diye mırıldadı Jaejoong.

Konu Ahsen olunca Duygu hep çok hassastı. “Evet, herkes görünüşe önem veriyor. Yarası
yüzünden kimse ona iş vermek istemiyor… ama bu onun suçu değil ki.”

Jaejoong Duygu’nun sesindeki üzüntüyü fark etti ve oda üzüldü. “Özür dilerim.”

Duygu şaşkınca Jaejoong’a baktı. “Ne için?”

“Görünüşe önem verdiğim için.” diye cevap verdi Jaejoong. Duygu onunda Ahsen’i
görünce Yoochun gibi onu çirkin bulduğunu anladı. (Ama en azından Yoochun gibi
yüzüne söylememişti).

Duygu yine yüzünü yola çevirdi ve bir nefes aldı, “Önemli değil. Biz bunu kabul
etmeyi öğrendik. Başka insanlari değiştiremeyiz. En azından çoğu insanlar birşey
söylemiyorlar onu görünce. En kötüleri ise burunlarını kıvırıp istenmedik
yorumlarını veriyorlar ablam’a. Bizi en çok kıran şey bu.”

“Bir istenmedik yorum abla’nın gururuna yarasını görmemezlikten gelen 10 kişi’den
daha çok acı veriyordur.”

“Ama onların suçunu alamayız. Onlar bizim pozisyonumuzda olmadıkları için ne
kadar acı verici olduğunu anlayamıyorlar.” dedi Duygu ve yere baktı. “Ablam bir
kere bana onun yüzünde o yara olmasaydı, bizimde görünüşe önem veren
insanlardan farkımız olmicağını söyledi. Ama biliyomusun, bütün dünya kötü değil,
çünkü Dongwook gibi insanlarda var!”

Jaejoong gülümsedi. Ada’da gece gündüz Yoochun’a göz kulak olan Micky gerçekten
bumuydu? Önünde duran kız çok tatlı ve masum’du… hiç o gün Yoochun’ı kliniğine
getiren ve kapı’nın önünde onu sessizce bekleyen kıza benzemiyordu. Bunun için
çok çocuksuydu.

“Bundan sonra bakış açımı değiştirmeye çalışcam.” Jaejoong bu sözü verme gereği
duydu.

Duygu yine yüzünü kaldırıp sevinçlice gülümsedi. O kadar güzeldi ki Jaejoong
nasıl hava alındığını bile unutuyordu nerdeyse. Bu küçük kız koskoca doktor
Jaejoong’un aklını nasıl alt üst edebildi?

“Teşekkür ederim!” dedi Duygu. Sonra üzgünce baktı yine, “Keşke başkalarıda
senin gibi olsa.”

Jaejoong’un içinde bir his Duygu’nun Yoochun’dan konuştuğunu söylüyordu.

Micky Yoochun’a aşık mıydı? Hayır.

Ama Yoochun Micky’e aşıktı!

Öyle yada böyle, Jaejoong üçüncü teker olmazdı. Olamazdı.

“Nereye gidiyordun?”

“Foto stüdyosuna,” Duygu yolun öbür tarafındaki küçük bina’ya gösterdi. O kadar
uzunmu yürümüşlerdi? Jaejoong hiç fark etmeden takip etmişti Duygu’yu. Yürüyüşleri
ona çok kısa geldi.

“Bak nişanlın ve ablan’da tam stüdyoya giriyorlar, hadi gidelim bizde.” dedi
Jaejoong. Duygu’yu düğün resimleri çekerken görürse, o zaman ondan biraz daha
soğuyabilceğini umuyordu.

“Abla!” diye bağırdı Duygu. Ahsen ve Dongwook tam kapı’dan içeri girmek
üzerelerdi. Duygu onları yakalamak için karşıdan karşıya koşmaya başladı.
Trafik ışığı tam yeşil olmuştu ve Duygu koşmaya başladı, ama yandan gelen hızlı
arabayı görmedi. Araba’nın sürücüsü kırmızı ışıkta geçiyordu.

“Micky!” diye bağırdı Jaejoong ve hemen kolunun birini sıkıca tutup kendine çekti
genç kızı. Çok hızlı çektiği için Duygu Jaejoong’un kucağına düştü ve Jaejoong
kollarını Duygu’nun beline sararak kırmızı ışıkta geçen araba’nın ardından
sinirlice baktı.

Olayları takip eden Ahsen ve Dongwook yoldan geçip onlara doğru koştular. Ahsen
şaşkın Duygu’yu Jaejoong’un kollarından çıkardı ve sıkıca sarıldı kardeşine.
Dongwook’ta kollarını iki kardeşin etrafına sardı.

Jaejoong birbirine sarılan üçlüye baktı ve aralarındaki sevgiyi anlayınca
gülümsedi.

Fakat gözlerini foto stüdyosuna geri çevirdiğinde gülümsemesi yüzünden silindi.
Cam kapı’nın ardında Yoochun ona sinirlice bakıyordu. Herşeyi görmüştü.

Herşeyi.

■■■■■

“Neden onunlaydın? Benim arkamda kaç defa buluştun onunla?” diye sordu Yoochun
sinirlice. Iki elide Jaejoong’un yakasına yapışıktı.

“Yoochun, rahat ol,” diye yatıştırmaya çalıştı Nefise arkadaşını ve ellerini
Jaejoong’dan çekmeye çalıştı, ama Yoochun onu ileri itti.

Jaejoong kendini savunmaya çalışmadı bile.

“Micky’den hoşlanıyor musun? Onu kliniğinde ilk gördüğünde zaten onu tatlı bulmuştun!
Onu benden çalmaya mı çalışıyorsun?”

Jaejoong Yoochun’a aslında Micky’nin onun olmadığını söylemek istiyordu. Micky
Dongwookun’du. Yoochun’ın değil… ve kesinlikle Jaejoong’unda değil.

“Yoochun…” diye denedi Nefise yine.

“Ben kör değilim! Ikinizi
beraber stüdyoya yürürken gördüm. Ona nasıl baktığını gördüm! Ona sarıldığını
gördüm! Ben kör değilim, Jaejoong!” Yoochun dişlerini sıkarak konuşuyordu. “Onu
benden almaya mı çalışıyorsun?”

Jaejoong güçsüzce yüzünü arkadaşından çevirdi. Onun gözlerine bakamıyordu. Derin
bir nefes aldı, “Gerçeği mi istiyorsun yoksa yalanı mı?”

Yoochun ona korkarak baktı ve sanki yalvarır gibi fısıldadı. “Gerçeği söyle.”

Nefise iki arkadaşın arasındaki kavgayı görünce kalbi kırıldı. Aşk yüzünden en
iyi arkadaşların birbirine girmesini istemiyordu.

“Hayır,” dedi Jaejoong sessizce. “Micky’yi senden almak istemiyorum.”

Bu gerçekti. En iyi arkadaşının aşık olduğu kadını ondan almazdı.

Yoochun’ın siniri kayboldu, ama içi hala rahat değildi. Şaşkınlığı vücudunu
yoruyordu ve arkasında olan koltuğa oturdu güçsüzce.

Jaejoong’un kafası eğikti sanki kendinden utanıyormuş gibi. Kapı’ya doğru
yürüdü, gitmek istiyordu.

“Bekle,” Yoochun’ın sözleri onu durdurdu. “Micky’e aşık mı oldun?”

Jaejoong kapıyı açmıştı bile, tek yapcağı şey dışarı çıkıp gitmekti. Ama bunun
bir önemi yoktu, çünkü kaçmak’ta aynı cevap olurdu.

Sırtı hala Nefise ve Yoochun’a dönüktü. “Gerçek mi, yalan mı?”

“Yalan.”

“Hayır.”

Sessizce ev’den çıktı ve kapı’yı ardından kapattı. Kapı’nın sesi kulağa yumuşak
geliyordu, ama Jaejoong’un kalbine bir bomba gibiydi.


18.
Bölüm (2. Kısım)






Kapı’nın kapanmasını
duyduktan sonra geri kalan iki arkadaş sessiz durdu bir süre.

“Yoochun…” Nefise ne
diyeceğini bilmiyordu.

“Micky’i benden alamaz, demi?” diye mırıldadı Yoochun.

“Yapmaz bunu…”

“Yapamaz,” diye düzeltti Yoochun. “Çünkü Micky zaten benim değil.”

“Micky’e olan sevginin Jaejoong’la arandaki arkadaşlığı bozmasına izin verme.
Arkadaşlığınız daha önemli.”

“Ben neyi kanıtlamaya çalışıyorum? Ne yapmaya çalışıyorum? Kendi kalbimi kırmak
için Micky’nin düğününü hazırlıyorum, ama aynı zamanda, ada’daki anılarımızı
ona hatırlatmaya çalışıyorum. Ona hatırlatırsam belki Dongwook’a değilde, bana
aşık olduğunu anlamasını istiyorum. Ben ne yapıyorum, Nefise? Neyi yapmaya çalışıyorum?
Aklımı mı yitirdim?”

“Hayır, sadece kafan karışık. Ilk defa birine içten aşık oldun,” Nefise
Yoochun’ın yanına oturdu ve koluna sarılarak kafasını omzuna yasladı.

“Ben Micky’e gerçekten aşık mıyım?”

“Yoochun…” Nefise ona teselli olmaya çalışıyordu.

“Ben… ben Jaejoong’a çok sinirlendim, ama neden sinirlendiğimi bilmiyorum.”

“Kıskançlık?”

“Jaejoong’u Micky’nin nişanlısından daha çok dövesim var. Neden?”

Nefise içinden Yoochun’ın Dongwook’u hiç dövmemesine dua ediyordu.

“Ne demek istiyorsun?”

“Bana bir dakika ver,” diye mırıldadı Yoochun ve kafasını Nefise’nin kafasına
yaslayarak gözlerini kapattı. Aklındaki düşünceleri düzenlemeye çalışıyordu. On
beş dakika sonra konuştu, “Nefise, benim onları kıskanmam çok doğal birşey, değil
mi?”

“Bu… beklenir birşey.” dedi Nefise.

“Bunu düşündükten sonra, Jaejoong’u kıskanıp onu dövmek istediğim için kendimi
kötü hissetmem doğru birşey mi?”

“Evet, çünkü Jaejoong en iyi arkadaşımız.”

“Kendimi sadece onun için kötü hissetmiyorum. Yanlış insanı, yada yanlış sebep
yüzünden kıskandığım için kötüyüm.”

Nefise kafasını Yoochun’ın omuzundan kaldırdı. “Ne demek istiyorsun?”

“Yani… Micky’e aşık olduğum için kendimi kıskanmak zorundayım gibi
hissediyorum. Korktuğum için kıskanıyorum onu. Onu kıskanmasam, sanki gerçekten
Micky’e aşık olmadığımın bir kanıdı gibi olurdu. Ama kalbimin büyük bir parçası
Micky’i sevmemekten kaçıyor. Onu sevmek zorundayım, ona aşık olmak zorundayım.”

“Bunu kontrol edemezsin, Yoochun. Ona aşık olmadığını nerden anladın?”

“Bilmiyorum… anlatamıyorum. Ona hala aşık olduğumu düşünmek istiyorum, çünkü
ada’daki hatıralarımız çok güzel, çok gerçek, ve güçlüydü. Ama şimdi, onu
görünce, bu hisler sanki kayboldu…”

“Bunu daha önce iyice düşündün mü?”

“Hayır, hep inkar etmeye çalıştım, ama Jaejoong’la bu olay olduğundan beri
düşünmeye başladım. Inkar etmeye devam edersem, Jaejoong’la aramdaki arkadaşlığım
bozulur, ve buna izin veremem.”

Nefise bir elini Yoochun’ın omzuna koydu. Yoochun’la gurur duyuyordu. Kalpsiz
biri olabilirdi bazen, ama konu arkadaşları yada aşk olunca kalbi yumuşuyordu.

“Yoochun, iki insan bir ilişkiye girince, hep diğerinin gerçek aşkı olduğunu düşünürler.
Bu her zaman doğru olması lazım değil. Bazen sahte aşklar’da oluyor.”

“Yani ben Micky’e gerçekten aşık değil miyim?”

Nefise bu soruyu bir süreliğine düşündü. Sonra aklına buraya asıl gelme sebebi
geldi.

“Belki hala Micky’e aşıksın, ve aşık olmadığını düşünüyorsun… çünkü o gerçek
Micky değil.”

Yoochun yanında oturan kadın’a döndü ve ona şaşkınca baktı. “Ne?”

“Açıklamama izin ver.”

Nefise cebinden kırık telefonu ve büyüttüğü resimi çıkardı ve o sabah
Jaejoong’a dediklerinin aynısını Yoochun’ada anlattı. Bittikten sonra Yoochun
ona büyük gözlerle bakıyordu.

“Yani Micky’nin gerçek Micky olmadığını mı söylüyorsun?”

“Evet öyle düşünüyorum, ve Jaejoong öyle olmasına dua ediyor.” dedi Nefise. “Ama
bunu saçına göre değerlendirmek yeterince kanıt vermiyor.”

Yoochun son günlerde Micky’deki tuhaf değişimleri hatırladı. “Ada’dayken Micky
bana vejeteryan olduğunu söylemişti, ama geçen gün biftek yemesini çok sevdiğini
söyledi. Ve… ada’dayken bana ailesinden bahsettiğinde bir küçük kardeşi olduğunu
söylediğinden eminim. Keşke ada’da olan herşeyi hatırlayabilsem, herşeyi hatırlamak
istiyorum. Ama…”

“Yoochun, zorlama kendini, sende bir insansın.” dedi Nefise.

“Yani o Micky değil mi? Ama… neden? Ve nasıl? Ada’daki olan herşeyi hatırlıyor…
mesela doğum günü kartını!”

Nefise düşüncelerini söylemekten çekiniyordu biraz. “Yoochun, biliyorum, çok işim
olduğu için Micky’e çok dikkat edemiyorum… ama şimdiye kadar gördüğüme göre…
yani… belki…”

“Nefise, uzatma, söyle.”

“Belki… Micky için Micky oluyordur?”

“Micky için mi?”

“Hatıralar sözlerle anlatılabilir, ve o bu sözleri ezberlemiş olabilir. Belki
gerçek Micky ona bu hatıraları anlatmıştır?”

Yoochun şimdi tüm vücudunu Nefise’ye çevirdi. “Gerçek Micky kim, Nefise? Kim?”

Nefise derin bir nefes aldı. “Kim olduğunu biliyorsun. Ama kalbin buna inanmak
istemiyor. Gözlerin geri geldiği halde hala kör’sün.”

Yoochun yine vücudunu öbür yana çevirdi ve kafasını salladi. “Hayır! Imkansız!”

“Kardeşler. Ve gözleri’de aynı.”

“Ama o dilsiz!” diye bağırdı Yoochun ve ayağa kalktı, çünkü rahatca yerin’de
oturamıyordu.

“Herkes dilsiz rolü yapabilir!” diye bağıdı Nefise ve oda ayağa kalktı.

“O zaman sen neden denemiyorsun? Dilsiz ol, Nefise! Micky gerçek Micky, tamam
mı? Gerçek Micky ablası değil!”

Yoochun odasına gitmek istiyordu, ama Nefise kolunu sıkıca tuttu ve kafasını
sallayarak üzgünce gülümsedi. “Inkar etmenin sonu geldi, Yoochun.”

“Hayır, yanlış. Uzun bir süre daha inkar edebilirim.”

Yoochun sinirlice kolunu Nefise’den çekti ve yukarı gidip odasının kapısını ardından
hızlıca çarptı.

‘Uzun bir süre daha inkar edebilirim.’

Ama ‘sonsuz’a kadar edemem.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder