19. Bölüm
“Micky?”
Telefonun diğer ucundaki kız öksürdü ve “Efendim?” diye cevap verdi.
‘Gerçek Micky’misin?’
‘Aşık olduğum kadın mısın?’
‘Lütfen aşık olduğum kadın ol.’
Bu soruları sormak istiyordu ona… ama yapamadı. Yoochun derin bir nefes aldı. “Hiç… sadece sesini duymak istedim.”
“Anladım. Ben şimdi gitmeliyim.”
“Tamam.”
Yoochun Micky’nin telefonu kapatmasını bekledi ve sesi duyunca kendide
telefonunu kapattı ve kulağından çekti. Sokaklarda dolaşmaya devam etti.
Bir insan çok şeylerden oluşur: bir ses, iki göz, bir burun, bir yüz, bir
vücut, bir karakter. Bunlardan hangisine aşık olunuyor? Bunlardan hangisi ‘Gerçek
Aşk’tır?
Yoochun yürüdü, yürüdü, ve yine yürüdü. Nereye gittiğini bilmeden yürüdü.
Bundan öncedende şüphelenmişti, ama bu konu’yu daha fazla düşünmek istememişti.
Yoochun’in aşık olduğu Micky… o kadın olamazdı…
[GERI BAKIŞ]
“Ben güneşi göremiyorum… bu yüzden bunu unutmak için bana senin nasıl göründüğünü
anlatsana.”
“Ben normal bir kıza benziyorum. Özel birşey değilim.”
“Yanlış cevap, bir daha dene.”
“Siz nasıl göründüğümü düşünüyorsunuz?”
“Senin hep ‘iyi yanına bakan’ güzel, hayat dolu gözlerinin olduğunu, mükemmel
bir burnun olduğunu, süt gibi bembeyaz tenin olduğunu, uzun yumuşak saçların
olduğunu ve tabi öpülcek tombul dudakların oldugunu hayal ediyorum.”
[GERI BAKIŞ -SON-]
Yoochun elini cebine atti ve Nefise’nin ona dün gece verdiği resimi çıkardı.
Micky hayal ettiği kadar güzeldi, ama saçları düşündüğü kadar uzun değildi.
Yine saç konusu! Saçı Jaejoong ve Nefise’yi şüphelendirmişti!
Yoochun şüphelenmek istemiyordu.
“Yoochun!” Yüksek bir ses düşüncelerini böldü.
Yoochun arkasına döndü ve üzerinde pahalı giyisiler olan bir kız gördü. Ayakkabılarıda
çok pahalıydı. Yoochun bunu nerden mi biliyordu? Çünkü o ayakkabıları ona o
almıştı, aksesuarlarıyla beraber. Çok güzel bir kızdı tabiki, dünya güzeliydi.
Kız ona doğru koştu sevinçle.
“Jiyool,” diye mırıldadı Yoochun uykuluca. Kendini şu an sanki yeterince güçsüz
hissetmiyormuş gibi birde karşısına Jiyool çıktı.
Kız kendini Yoochun’ın üzerine attı ve kollarını boynuna sıkıca sardı, eski
günlerdeki gibi. “Seni çok özledim! Sana gelemediğim için çok özür dilerim!
Anneannem hastane’deydi ve ölmek üzereydi.”
Araba kazasından sonra ikisi beraber (daha doğrusu sadece Yoochun) ada’da kalma
planları yapmışlardı. Hava alanında buluşup özel jetiyle ada’ya uçacakları gün
Jiyool gelmemişti. O gün’den sonra hiç birdaha gelmemişti.
Şimdi geldi.
Bu Gerçek Aşk değil.
Yoochun etrafındaki kolları sıkıca tutup Jiyool’u kendinden ayırmaya çalıştı.
Maalesef Micky ona saygılı olmayı öğrettiği için onu içinden ne kadar çok
dövesi geliyorsa, yinede sakince kendinden uzakta tuttu.
“Önemli değil, Jiyool. Gördüğün gibi sensizde yaşayabildim.” dedi soğuk bir
sesle.
Jiyool bunu hiç beğenmedi ve sanki hiç olmamış gibi devam etti. “Yine
görebiliyor musun? Sana bakmaya geri gelebilirim artık! Sana iyi bakcam. Söz
veriyorum.”
Yoochun ada’dayken Micky’e yine görebildiği gün orda olmasına söz vermesini
istediğini hatırladı birden. Micky söz verememişti.
“Bana bakmana gerek yok, Jiyool. Git evine.” dedi Yoochun soğukca.
‘Git evine.’
‘Git defol.’
“Ama Yoochun! Bana neden sinirlisin? Ben sadece…”
“Sen sadece benim sana en çok ihtiyacım olduğu anda beni bırakıp gittin. Benim
yanımda bakıcım olup para almaktan daha utanç verici birşey bu. Bitti, Jiyool.”
“Hayır! Yoochun! Bunu yapamazsın! Beni seviyorsun!” Jiyool Yoochun’ın ceketini
sıkıca tutuyordu sanki ölüm kalım meselesiymiş gibi.
Yoochun ona sinirlice bakti ve ellerini çekmeye çalıştı. “Ve sen kendini seviyorsun!
Hep kendini sevdin!”
“Hayır! Seni seviyorum, gerçekten!”
“Hayır yanlış: Sen kendini seviyorsun. Kendini ve benim paramı.” dedi Yoochun.
“Bu tür aşkın sana ömür boyu yeteceğini mi sanıyorsun? Bırak beni, Jiyool.”
ellerini tutup kendinden ayırmaya çalıştı yine.
“Hayır! Lütfen! Bana bir şans daha ver!”
Ortalıkta büyük bir olay çıkarıyorlardı ve Yoochun bundan nefret ediyordu.
Jiyool’la şimdi (yada hiçbir zaman) alakalı olmak istemiyordu. Zaten morali
bozuktu ve daha patlamadığı bir mucizey’di. Ama Jiyool bu kadar ısrar ediyorsa…
“Bırak beni!” diye bağırdı Yoochun ve Jiyool’u arkaya ittirdi. Güzel kız
topuklu ayakkabılarına takılıp yere düştü. Gözleri yaşlarla doluydu, ama hala
güzel görünmeyi başarıyordu.
Ikisinin etrafında şimdi bir topluluk oluşmuştu. Hatta aralarında bu olayı
kameraya çekenlerde vardı, büyük ihtimalle internete koymak için. Iğrenç.
Yoochun tam arkasını dönüp uzaklaşmak isterken, topluluğun arasında bir tanıdık
yüz gördü.
Micky… yani Micky’nin ablası. Micky değil. Micky’nin ablasıydı.
Yoochun uzun saçlı kadın’ın Jiyool’un yanına çömelmesini izledi. Jiyool’un düştüğünde
dizinde açılan yara’ya bakıyordu ve dikkatlice onu ayağa kaldırmaya çalıştı.
Jiyool kadın’ın ona yardım etmesine izin verdi, çünkü göz yaşları yüzünden kadın’ın
yüzünü daha göremiyordu ve Ahsen’in yarası saçlarla kaplıydı.
Yoochun başka ne yapacağını bilmeden izledi iki kadını.
Micky… yani Micky’nin ablası, cebinden bir küçük defter çıkardı ve üzerine bir
kalemle yazdığı mesajı Jiyool’a gösterdi. [Yapma bunu. Ondan daha iyisini
bulabilirsin.]
Jiyool hala Ahsen’e bakmıyordu ve gözyaşlarını sildi yüzünden. Hemen Yoochun’a
geri döndü ve ona doğru yürümeye çalıştı. “Yoochun, seni seviyorum!”
Yoochun gözünü kırpmadan ellerini cebine sokup yüzünü başka yere çevirdi.
Jiyool yaralı bacağın’dan daha çok para’yla ilgileniyordu. Yoochun’a doğru bir
adım attı, ama bacağındaki acı yüzünden yere düştü.
Ahsen hemen elindeki defter ve kalemi yere atıp ona yardım etmeye çalıştı. Jiyool
ayağa kalkmak isterken kollarını hava’da sallıyordu ve sol kolu ona yardım
etmek isteyen Ahsen’in kafasındakı şapka’ya ildi ve şapka yere düştü. Yoochun’ın
gözleri korkuyla doldu.
Şapka yere düştüğü o korku dolu anda, birde rüzgar esmeliydi. Rüzgar Ahsen’in
uzun saçlarını yüzünden esti ve şimdi yüzü tüm dünya’ya açıktı. Ahsen korktuğu
halde, yinede iki eliyle Jiyool’a kalkmakta hala yardım ediyordu. Jiyool şimdi
Ahsen’in yüzüne baktı ve gözleri büyüdü. Bu çirkin kadın’dan yardım alacağına
düşmek daha iyiydi!
Yoochun sinirlendi. Jiyool Ahsen’in sıcak yardımını hiçe sayıyordu!
Ahsen Jiyool’u bıraktı ve iki eli şimdi boşken, yerdeki şapkasını aldı ve saçlarını
yine yüzüne getirmeye çalıştı. Etraftaki herkes Yoochun ve Jiyool’un arasındaki
olay’ı unutmuştu ve artık hepsi Ahsen’e bakıyordu, ona parmaklarıyla
gösteriyordu, onun haline gülüyordu, onu kırıyordu.
“Buda ne? Beni ellediğine inanamıyorum, seni pis canavar! Hastalanırsam seni
hapise attırırım!!!” diye bağırdı Jiyool tüm dünya’ya.
Ahsen kafasını dahada çok eğdi utançtan. Yüzünü kaldırıp bakamıyordu hiç kimse’ye.
Herkesin o iğrenmiş yüz ifadelerini görmek istemiyordu. Gözleri doldu.
Yoochun etraftaki insanlara baktı. Hepsinin tepkisi aynıydı, hepsi Ahsen’e iğrenmiş
bir ifadeyle bakıyordu, bazıları Ahsen’e gülüyordu, bazıları ise bunuda kamera’ya
çekiyordu. Herkes birbirine fısıldıyordu ve Ahsen’e küfür ediyordu.
Kim çıkıp ona yardım ederdi?
Ona küfür etmeyenler bile, susanlar bile, onun haline acıyanlar bile birşey
yapmıyordu.
Öyleyse kim yardım ederdi?
Yoochun sinirlice Ahsen’in elini tuttu. Gözleri Jiyool’daydı ve dişlerini sıkarak
konuştu öfkelice. “Asıl sen hapis’te olmalıydın! Sana yardım etmek istedi! Kendinden
utan! Bu kadar iyi kalpli bir insana böyle davranılmaz! Bunu anlayabilcek kadar
salak değilsen, belki bir gün sende onun kadar güzel olabilirsin!”
Jiyool’un ağzı şoktan açık kaldı ve etraftaki insanlar’da sustu birden. Yoochun
Ahsen’in elini tutarak onu topluluktan uzaklaştırdı.
Ahsen sessizce takip etti.
Dilsiz olduğunu hatırladı, bu yüzden birşey diyemezdi. Çok konuşmak istiyordu,
ama susmalıydı. Yoochun’a ‘Bunu gerçekten mi düşünüyorsun?’ ve ‘Gerçekten artık
görünüşümü önemsemiyor musun?’ diye sormak istiyordu, ama konuşamazdı.
Sormak’tan korkuyordu. Cevabın’dan korkuyordu.
Ama yinede cevabını aldı.
Sonunda Yoochun onu sessiz bir park’a getirmişti ve elini bırakarak ona sırtını
döndü soğukca.
“Yardımın için teşekkür ederim,” dedi yakışıklı adam. Sırtı Ahsen’e dönüktü.
Ahsen defter ve kalemi olay yerinde unutmuştu… ama zaten daha diyecek ne vardı
ki?
“Şimdi eve git ve Micky’e seni savunduğumu söyle.” dedi Yoochun soğukca. Sonra ona
bir kez bil bakmadan gitti.
Ahsen o köşe’den döndükten sonra güçsüzce yere çömeldi ve ağlamaya başladı. Sıcak göz yaşları bir bir yanağına akıyordu. Yine
kalbi kırılmıştı. Ahsen onun peşinden koşmadı, zaten anlamı yoktu. Bir kalbin kırılmasını
engelleyemezsin.
‘Micky’e seni savunduğumu söyle.’
Micky’nin gözünde iyi görünmek için. Micky’e ablasına iyi davrandığını
göstermek icin. Micky’e ablasını nerdeyse hapis’e soktuğunu unutturmak için.
Yoochun hala Micky’nin ona ablasını polise götürdüğü için sinirli olduğunu mu
düşünüyordu?
Ahsen’in ağzından acı bir gülüş çıktı.
Yoochun yanlış düşünüyordu.
Ve Ahsen bunu ona söyleyemiyordu.
“Micky?”
Telefonun diğer ucundaki kız öksürdü ve “Efendim?” diye cevap verdi.
‘Gerçek Micky’misin?’
‘Aşık olduğum kadın mısın?’
‘Lütfen aşık olduğum kadın ol.’
Bu soruları sormak istiyordu ona… ama yapamadı. Yoochun derin bir nefes aldı. “Hiç… sadece sesini duymak istedim.”
“Anladım. Ben şimdi gitmeliyim.”
“Tamam.”
Yoochun Micky’nin telefonu kapatmasını bekledi ve sesi duyunca kendide
telefonunu kapattı ve kulağından çekti. Sokaklarda dolaşmaya devam etti.
Bir insan çok şeylerden oluşur: bir ses, iki göz, bir burun, bir yüz, bir
vücut, bir karakter. Bunlardan hangisine aşık olunuyor? Bunlardan hangisi ‘Gerçek
Aşk’tır?
Yoochun yürüdü, yürüdü, ve yine yürüdü. Nereye gittiğini bilmeden yürüdü.
Bundan öncedende şüphelenmişti, ama bu konu’yu daha fazla düşünmek istememişti.
Yoochun’in aşık olduğu Micky… o kadın olamazdı…
[GERI BAKIŞ]
“Ben güneşi göremiyorum… bu yüzden bunu unutmak için bana senin nasıl göründüğünü
anlatsana.”
“Ben normal bir kıza benziyorum. Özel birşey değilim.”
“Yanlış cevap, bir daha dene.”
“Siz nasıl göründüğümü düşünüyorsunuz?”
“Senin hep ‘iyi yanına bakan’ güzel, hayat dolu gözlerinin olduğunu, mükemmel
bir burnun olduğunu, süt gibi bembeyaz tenin olduğunu, uzun yumuşak saçların
olduğunu ve tabi öpülcek tombul dudakların oldugunu hayal ediyorum.”
[GERI BAKIŞ -SON-]
Yoochun elini cebine atti ve Nefise’nin ona dün gece verdiği resimi çıkardı.
Micky hayal ettiği kadar güzeldi, ama saçları düşündüğü kadar uzun değildi.
Yine saç konusu! Saçı Jaejoong ve Nefise’yi şüphelendirmişti!
Yoochun şüphelenmek istemiyordu.
“Yoochun!” Yüksek bir ses düşüncelerini böldü.
Yoochun arkasına döndü ve üzerinde pahalı giyisiler olan bir kız gördü. Ayakkabılarıda
çok pahalıydı. Yoochun bunu nerden mi biliyordu? Çünkü o ayakkabıları ona o
almıştı, aksesuarlarıyla beraber. Çok güzel bir kızdı tabiki, dünya güzeliydi.
Kız ona doğru koştu sevinçle.
“Jiyool,” diye mırıldadı Yoochun uykuluca. Kendini şu an sanki yeterince güçsüz
hissetmiyormuş gibi birde karşısına Jiyool çıktı.
Kız kendini Yoochun’ın üzerine attı ve kollarını boynuna sıkıca sardı, eski
günlerdeki gibi. “Seni çok özledim! Sana gelemediğim için çok özür dilerim!
Anneannem hastane’deydi ve ölmek üzereydi.”
Araba kazasından sonra ikisi beraber (daha doğrusu sadece Yoochun) ada’da kalma
planları yapmışlardı. Hava alanında buluşup özel jetiyle ada’ya uçacakları gün
Jiyool gelmemişti. O gün’den sonra hiç birdaha gelmemişti.
Şimdi geldi.
Bu Gerçek Aşk değil.
Yoochun etrafındaki kolları sıkıca tutup Jiyool’u kendinden ayırmaya çalıştı.
Maalesef Micky ona saygılı olmayı öğrettiği için onu içinden ne kadar çok
dövesi geliyorsa, yinede sakince kendinden uzakta tuttu.
“Önemli değil, Jiyool. Gördüğün gibi sensizde yaşayabildim.” dedi soğuk bir
sesle.
Jiyool bunu hiç beğenmedi ve sanki hiç olmamış gibi devam etti. “Yine
görebiliyor musun? Sana bakmaya geri gelebilirim artık! Sana iyi bakcam. Söz
veriyorum.”
Yoochun ada’dayken Micky’e yine görebildiği gün orda olmasına söz vermesini
istediğini hatırladı birden. Micky söz verememişti.
“Bana bakmana gerek yok, Jiyool. Git evine.” dedi Yoochun soğukca.
‘Git evine.’
‘Git defol.’
“Ama Yoochun! Bana neden sinirlisin? Ben sadece…”
“Sen sadece benim sana en çok ihtiyacım olduğu anda beni bırakıp gittin. Benim
yanımda bakıcım olup para almaktan daha utanç verici birşey bu. Bitti, Jiyool.”
“Hayır! Yoochun! Bunu yapamazsın! Beni seviyorsun!” Jiyool Yoochun’ın ceketini
sıkıca tutuyordu sanki ölüm kalım meselesiymiş gibi.
Yoochun ona sinirlice bakti ve ellerini çekmeye çalıştı. “Ve sen kendini seviyorsun!
Hep kendini sevdin!”
“Hayır! Seni seviyorum, gerçekten!”
“Hayır yanlış: Sen kendini seviyorsun. Kendini ve benim paramı.” dedi Yoochun.
“Bu tür aşkın sana ömür boyu yeteceğini mi sanıyorsun? Bırak beni, Jiyool.”
ellerini tutup kendinden ayırmaya çalıştı yine.
“Hayır! Lütfen! Bana bir şans daha ver!”
Ortalıkta büyük bir olay çıkarıyorlardı ve Yoochun bundan nefret ediyordu.
Jiyool’la şimdi (yada hiçbir zaman) alakalı olmak istemiyordu. Zaten morali
bozuktu ve daha patlamadığı bir mucizey’di. Ama Jiyool bu kadar ısrar ediyorsa…
“Bırak beni!” diye bağırdı Yoochun ve Jiyool’u arkaya ittirdi. Güzel kız
topuklu ayakkabılarına takılıp yere düştü. Gözleri yaşlarla doluydu, ama hala
güzel görünmeyi başarıyordu.
Ikisinin etrafında şimdi bir topluluk oluşmuştu. Hatta aralarında bu olayı
kameraya çekenlerde vardı, büyük ihtimalle internete koymak için. Iğrenç.
Yoochun tam arkasını dönüp uzaklaşmak isterken, topluluğun arasında bir tanıdık
yüz gördü.
Micky… yani Micky’nin ablası. Micky değil. Micky’nin ablasıydı.
Yoochun uzun saçlı kadın’ın Jiyool’un yanına çömelmesini izledi. Jiyool’un düştüğünde
dizinde açılan yara’ya bakıyordu ve dikkatlice onu ayağa kaldırmaya çalıştı.
Jiyool kadın’ın ona yardım etmesine izin verdi, çünkü göz yaşları yüzünden kadın’ın
yüzünü daha göremiyordu ve Ahsen’in yarası saçlarla kaplıydı.
Yoochun başka ne yapacağını bilmeden izledi iki kadını.
Micky… yani Micky’nin ablası, cebinden bir küçük defter çıkardı ve üzerine bir
kalemle yazdığı mesajı Jiyool’a gösterdi. [Yapma bunu. Ondan daha iyisini
bulabilirsin.]
Jiyool hala Ahsen’e bakmıyordu ve gözyaşlarını sildi yüzünden. Hemen Yoochun’a
geri döndü ve ona doğru yürümeye çalıştı. “Yoochun, seni seviyorum!”
Yoochun gözünü kırpmadan ellerini cebine sokup yüzünü başka yere çevirdi.
Jiyool yaralı bacağın’dan daha çok para’yla ilgileniyordu. Yoochun’a doğru bir
adım attı, ama bacağındaki acı yüzünden yere düştü.
Ahsen hemen elindeki defter ve kalemi yere atıp ona yardım etmeye çalıştı. Jiyool
ayağa kalkmak isterken kollarını hava’da sallıyordu ve sol kolu ona yardım
etmek isteyen Ahsen’in kafasındakı şapka’ya ildi ve şapka yere düştü. Yoochun’ın
gözleri korkuyla doldu.
Şapka yere düştüğü o korku dolu anda, birde rüzgar esmeliydi. Rüzgar Ahsen’in
uzun saçlarını yüzünden esti ve şimdi yüzü tüm dünya’ya açıktı. Ahsen korktuğu
halde, yinede iki eliyle Jiyool’a kalkmakta hala yardım ediyordu. Jiyool şimdi
Ahsen’in yüzüne baktı ve gözleri büyüdü. Bu çirkin kadın’dan yardım alacağına
düşmek daha iyiydi!
Yoochun sinirlendi. Jiyool Ahsen’in sıcak yardımını hiçe sayıyordu!
Ahsen Jiyool’u bıraktı ve iki eli şimdi boşken, yerdeki şapkasını aldı ve saçlarını
yine yüzüne getirmeye çalıştı. Etraftaki herkes Yoochun ve Jiyool’un arasındaki
olay’ı unutmuştu ve artık hepsi Ahsen’e bakıyordu, ona parmaklarıyla
gösteriyordu, onun haline gülüyordu, onu kırıyordu.
“Buda ne? Beni ellediğine inanamıyorum, seni pis canavar! Hastalanırsam seni
hapise attırırım!!!” diye bağırdı Jiyool tüm dünya’ya.
Ahsen kafasını dahada çok eğdi utançtan. Yüzünü kaldırıp bakamıyordu hiç kimse’ye.
Herkesin o iğrenmiş yüz ifadelerini görmek istemiyordu. Gözleri doldu.
Yoochun etraftaki insanlara baktı. Hepsinin tepkisi aynıydı, hepsi Ahsen’e iğrenmiş
bir ifadeyle bakıyordu, bazıları Ahsen’e gülüyordu, bazıları ise bunuda kamera’ya
çekiyordu. Herkes birbirine fısıldıyordu ve Ahsen’e küfür ediyordu.
Kim çıkıp ona yardım ederdi?
Ona küfür etmeyenler bile, susanlar bile, onun haline acıyanlar bile birşey
yapmıyordu.
Öyleyse kim yardım ederdi?
Yoochun sinirlice Ahsen’in elini tuttu. Gözleri Jiyool’daydı ve dişlerini sıkarak
konuştu öfkelice. “Asıl sen hapis’te olmalıydın! Sana yardım etmek istedi! Kendinden
utan! Bu kadar iyi kalpli bir insana böyle davranılmaz! Bunu anlayabilcek kadar
salak değilsen, belki bir gün sende onun kadar güzel olabilirsin!”
Jiyool’un ağzı şoktan açık kaldı ve etraftaki insanlar’da sustu birden. Yoochun
Ahsen’in elini tutarak onu topluluktan uzaklaştırdı.
Ahsen sessizce takip etti.
Dilsiz olduğunu hatırladı, bu yüzden birşey diyemezdi. Çok konuşmak istiyordu,
ama susmalıydı. Yoochun’a ‘Bunu gerçekten mi düşünüyorsun?’ ve ‘Gerçekten artık
görünüşümü önemsemiyor musun?’ diye sormak istiyordu, ama konuşamazdı.
Sormak’tan korkuyordu. Cevabın’dan korkuyordu.
Ama yinede cevabını aldı.
Sonunda Yoochun onu sessiz bir park’a getirmişti ve elini bırakarak ona sırtını
döndü soğukca.
“Yardımın için teşekkür ederim,” dedi yakışıklı adam. Sırtı Ahsen’e dönüktü.
Ahsen defter ve kalemi olay yerinde unutmuştu… ama zaten daha diyecek ne vardı
ki?
“Şimdi eve git ve Micky’e seni savunduğumu söyle.” dedi Yoochun soğukca. Sonra ona
bir kez bil bakmadan gitti.
Ahsen o köşe’den döndükten sonra güçsüzce yere çömeldi ve ağlamaya başladı. Sıcak göz yaşları bir bir yanağına akıyordu. Yine
kalbi kırılmıştı. Ahsen onun peşinden koşmadı, zaten anlamı yoktu. Bir kalbin kırılmasını
engelleyemezsin.
‘Micky’e seni savunduğumu söyle.’
Micky’nin gözünde iyi görünmek için. Micky’e ablasına iyi davrandığını
göstermek icin. Micky’e ablasını nerdeyse hapis’e soktuğunu unutturmak için.
Yoochun hala Micky’nin ona ablasını polise götürdüğü için sinirli olduğunu mu
düşünüyordu?
Ahsen’in ağzından acı bir gülüş çıktı.
Yoochun yanlış düşünüyordu.
Ve Ahsen bunu ona söyleyemiyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder