20. Bölüm
“Hiç ablamı ağlarken
görmedim… en azından annemiz öldüğünden beri.” dedi Duygu üzgünce ve ablası’nın
odasının kapısın’dan ayrıldı Dongwook’la.
Ikiside onun acısını içinde tutmaya çalıştığını biliyordu, ama ağlaması kilitli
kapısından bile duyuluyordu.
“Çok kırıldı,” dedi Dongwook ve yere baktı.
“Park Yoochun’a aşık olduğu için kırıldı. Park Yoochun’a söylemediği için acıyor.
Park Yoochun onu reddederse kalbinin dahada çok kırılcağından korkuyor. Öyle yada böyle kırılacaksa, o
zaman…”
Dongwook lafını böldü. “Park Yoochun’ın kalbinde güzel hayal olarak kalmak istiyor.”
diye mırıldadı.
“Anlayamıyorum bi türlü.”
“Bunu anlamak çok zor.”
“Tek bildiğim şey ablamı daha fazla böyle görmek istemediğim.” Duygu üzgünce
duvara yaslandı.
“Aslında bir yolu var…”
“Yine senin aptal fikirlerinden biri mi, abi?” diye sordu Duygu.
“Onu böyle üzgün görmeye devam mı etmek istiyorsun? Beni dinle, abla’nın
kalbine bir bıçak saplanmış gibi şu an. Bıçak hala içinde kalırsa, acımaya ve
üzülmeye devam edecek. Bıçağı çıkarırsak… ve onu Park Yoochun’la konuşmaya ikna
edebilirsek…” Dongwook lafını bitiremedi.
“Ama oda çok acır.” dedi Duygu.
“Evet acır, ama bıçak çıktıktan sonra, yarası iyileşebilir. Onun iyileşmesini
sende istiyorsun, öyle değil mi? Kalbin’de bıçağın bıraktığı bir yara’nın
kalması, sonsuza kadar bıçaklı bir kalp’ten daha iyidir.”
Genç kız gözlerini kapattı ve düşünmeye çalıştı. Ablasına yalan söylemek
zorunda kalırdı evet derse.
Ama aynı zamanda ablasının son haftalarda hep üzgün olduğunu hatırladı. Onu
öyle görmek çok üzüyordu Duygu’yu, özellikle son iki gündür ablasının sürekli odasına
kapanıp ağlaması. Sadece Duygu’ya yemek yapmak için dışarı çıkıyordu.
Ablası hiç böyle değildi. Yarası yüzünden ona gülenlere eskiden hep çenelerini
kapatmalarını söyleyecek kadar güçlüydü. Ama Park Yoochun yüzünden, artık
kendine güveni kalmamıştı. Park Yoochun yüzünden artık Ahsen kendinden nefret
ediyordu. Hiçbir şeyin iyi yanına bakamıyordu.
Duygu derin bir nefes aldı ve Dongwook’a baktı. “Peki senin dediğini yapalım.
Ne yapmayı düşünüyorsun?”
Dongwook ona güçlü olması için gülümsedi ve kolunu omzuna koydu bir abi gibi. “Onu
uçurumun kenarına itip, atlamamasına dua edeceğiz.”
■■■■■
Fotoğraf çekimleri bugüne ertelenmişti. Geçen foto stüdyosuna geldiklerinde
herkes Duygu’ya nerdeyse araba çarptığı için doğru dürüst düşünemiyordu, ve
Yoochun zaten Jaejoong’a o gün çok sinirliydi. Kimse resim çektirmek
istemiyordu.
“Set hazır, herkes toplansın, başlayabiliriz!” diye bağırdı fotoğrafcı.
Dongwook ve Duygu giyinme odasın’dan çıktı. Yoochun dışarıda oturup onları bekliyordu.
Aynı anda Nefise’de foto stüdyosuna girdi ve Yoochun’ın yanına oturdu. Jaejoong
hiç gelmemişti.
“Sen ne yapıyorsun burda?” Dongwook üzerinde damatlıkla giyinme odasından çıktığında
Nefise’yi karşısında buldu.
“Neden bana böyle davranıyorsun?” Nefise Dongwook’a küsmüş gibi baktı.
“Arkadaşın’dan nefret ettiğim için sana’da pek iyi davranamıyorum.” dedi
Dongwook ve Yochun’a baktı. Tabiki içinden aslında Nefise’ye çok iyi davranmak
isterdi, ama bu diğerlerini şüphelendirirdi.
Yoochun onun dediklerini duymamazlıktan geldi ve Duygu ile Ahsen’in oturduğu
yere gitti. Ahsen’i görmemiş gibi davrandı ve Duygu’nun başındaki tacı
düzeltiyormuş gibi yaptı. Sanki dokunuşu ona elektrik vereceğini umuyordu, yada
ona Duygu’nun gerçek Micky olduğunu kanıtlayacakmış gibi.
Ama hiç elektrik hissetmedi.
“Çok güzelsin,” diye iltifat etti.
Duygu bunu önemsemedi bile ve Yoochun’ın arkasına baktı ve Nefise’yi gördü.
“Hey, ajan arkadaşın burda… peki doktor arkadaşın nerde?”
Yoochun nedense Micky bunu sorduğunda hiç kıskançlık hissetmedi. “Keşke
bilsem.”
Nefise gülümseyerek onların yanına gitti. “Merhaba, herkes için içecek aldım.” diyerek
elindeki torba dolusu içecekleri gösterdi. “Jaejoong’u davet ettim, ama işi
olduğunu söyledi.”
“Öylemi…” diye mırıldadı Duygu. Sesinden çok üzgün olduğu belliydi ve Ahsen
hemen kolunu mıncıkladı sussun diye. “Ahhhh!” diye bağırdı Duygu.
“Noldu?” diye sordu Dongwook ve Yoochun aynı anda.
Duygu ablasına öfkelice baktı ve sonra Yoochun’a hiçbirşey olmamış gibi
gülümsedi. “Hiiiç, kolumu böcek ısırdı.”
Ahsen kardeşinin bu kötü yalanına sadece gözlerini cevirebildi.
Hepsi Nefise’nin torbasından kendilerine birer içecek aldı. Dongwook Ahsen’e en
sevdiğini verdi: Portakal Suyu.
“Ah, özür dilerim, portakal
suyundan sadece bir tane kutu almışım.” dedi Nefise.
“Önemli değil,” diye gülümsedi Dongwook ve Nefise sanki piyango’yu kazanmış
gibi sevindi.
“Başka kimse portakal suyu istiyor muydu?” diye sordu Duygu, çünkü Ahsen ona
söylemesini işaret etmişti.
“Hayır,” diye cevap verdi Yoochun ve diğerleride hayır dedi ardından.
Ahsen portakal suyunu içti, ve bitince sessizce geğiriverdi.
Sonra gözleri anlayışla doldu: Yoochun Micky’nin portakal suyu içtikten sonra
geğirdiğini biliyordu!
Korkulu gözlerle Yoochun’a baktı, ama Yoochun Nefise ile konuşuyordu ve onu
duymamış gibi görünüyordu.
Geğirmesini duymamış mıydı? Yoksa Micky’nin portakal suyun’dan geğirdiğini
unutmuş muydu?
Yada… bilerek fark etmemiş gibi yapıyordu, bilerek bilmiyordu?
“Herkes hazır mı?” diye sordu fotoğrafcı.
“Evet!” diye bağırdı Dongwook. Iki kolunuda açık tuttu ve bir koluna Duygu, diğer
koluna Ahsen girdi. Üçü beraber sete yürüdü. “Hadi başlayalım!”
Dongwook ve Duygu kamera önünde poz üstüne poz veriyorlardı. Ahsen ise setin
bir köşesinde durup onları izliyordu. Kafasında yine şapkası vardı ve saçları
yanağını kaplıyordu. Yoochun ve Nefise setin öbür yanında duruyordu, Ahsen’den
uzaklardı. Nefise üçüne’de yeni bir ipucu bulabilmek için dikkatlice bakıyordu.
Yoochun ise birşeyi fark etmeyecek kadar yorgun hissediyordu kendini.
“Sende resim çekin bizimle!” diye bağırdı Dongwook ve Ahsen’e doğru gidip
kolundan tuttu.
“Abla, bu şapka’da hiiiiiiç yakışmamış sana!” diyerek Duygu Ahsen’in şapkasını
alıp setin arkalarına fırlatıverdi.
Ahsen şaşkınca kardeşine ve arkadaşına bakıyordu. Kafasını sağ’dan sola salladı,
ve sadece Dongwook ve Duygu’nun anlayabilceği bir şekilde elini kolunu salladı.
Nefise Yoochun’ın kulağına fısıldadı. “Ben önceden sağır dilsiz dilini öğrendim…
bu kesinlikle sağır dilsizlerin kullandığı hareketler değil.”
Yoochun bu bilgileri aklında tutarak üçünü geri’den izlemeye devam etti.
Sahte çift sonunda Ahsen’i ikna edip set’e sürüklediler. Ikiside set’teki
insanların Ahsen’e verdikleri bakışları görmemezlikten geldi. Sonra poz vermeye
başladılar Ahsen’le beraber. Özellikle bir poz Yoochun’ın ilgisini çekti.
Fotoğrafcı resim üstüne resim çekiyordu, ve Dongwook ile Duygu Ahsen’in sırtından
birbirine gözünü kırptı, ama Ahsen bunu göremiyordu. Sonra ikiside Ahsen’in
yüzündeki saçları çekip öpücük pozu yaptılar. Duygu Ahsen’in sağ yanağını
öperken, Dongwook yaralı yanağını öpüyordu.
Ikiside Ahsen’in yanaklarına kocaman bir öpücük kondurdular, sanki dünya’nın en
doğal şeyiymiş gibi. Sonra yerleri değişip aynı pozu birdaha verdiler.
Ikiside Ahsen’in protestolarını duymayıp, Ahsen’i poz’dan poz’a sokuyorlardı.
Artık evlilik resmi çekiyor gibi görünmüyordu, öylesine şaka olarak poz
veriyorlardı.
Ama Dongwook’unda dediği gibi, bir kuruş bile ödemiyorlardı, neden olmasın
Sonunda Ahsen en olgunları olduğu için onları durdurabildi. Ellerini ‘Hayır’
diye salladı ve kolundaki saat’e gösterdi. Geç olmuştu.
“Off yaa… ne güzel resim çekiyoduk.” Dongwook küsmüş gibi yaptı. Duygu’da yanında
ablasına küsmüş ifadesini verdi. Ahsen kafasını salladı ve onlara uyarıcı
gözüyle baktı.
“Peki, tamam…”
Nefise Dongwook’un tatlılığına gülümsedi. Sonra Yoochun’a döndü. “Onunla bir
resim çekinmek istemiyor musun?” diye sordu Yoochun’a, ve diğerleri bu soru’yu
duymuştu.
“Ah, evet! Sizde gelin, nede olsa siz ödüyorsunuz!” diye güldü Dongwook. Ahsen
kolunu mıncıkladı durması için, ama Dongwook onu görmemezlikten geldi.
Yoochun bir meeting’den geliyordu, bu yüzden üzerinde zaten uygun giyisileri
vardı. Nefise’nin ise bugün boş günü olduğu için üzerinde özel bir kıyafeti
yoktu, bu yüzden setin arkasında kaldı.
Yoochun’da onlara katıldıktan sonra, Dongwook Nefise’ye elini salladı.
“Gelsene!”
“Hayır, üzerimde uygun kıyafet yok.” dedi Nefise.
“Boşver! Tek lazım olan şey bir gülümseme!” diyerek Dongwook Nefise’ye gitti ve
elinden tutup onu’da sete götürdü. Nefise’nin kalbi hızlı atmaya başladı.
Duygu hepsinin nerde duracağına karar veriyordu. Bu yüzden Nefise en sağ’da
duruyordu, solunda Dongwook, onun solunda ise Duygu. Yoochun Duygu (yani
‘Micky’)nin ablasını en sol köşe’ye ittiğini gördü. Sonra Duygu Yoochun’ın
kolunu tutup kendi yanına çekti şaşkın adamı. Yoochun böylece ister istemez iki
kardeş arasında duruyordu.
Yoochun Micky’nin bunu neden yaptığını merak ediyordu. Ablasına yakın değil
miydi? Öyleyse neden ablasını en sol köşe’ye itmişti?
“Hazırız!” diye bağırdı Dongwook.
Yoochun ve Ahsen taş gibi duruyordu, gülümseyemediler bile. Duygu Dongwook’a
doğru eğildi, ve böylece Yoochun ve arasında bir boşluk oluştu. Dongwook Duygu
ona o kadar yaslandığı için Nefise’ye doğru yaslanmak zorunda kaldı, ama
sikayetci değildi
Fotoğrafcı resimi çekti.
■■■■■
“Şuna baksana ya! Üçünüz neden o kadar uzaktasınız? Dongwook sanki Nefise’yi
resimden atcak gibi görünüyor!”
“Bu resimi niye çektiğimizi anlamadın mı? Bunu büyütüp, seni ve Yoochun’ı
kesmek istedik, senin Park Yoochun’la beraber bir resmin olsun diye.” diye açıkladı
Dongwook.
“Neden??” diye bağırdı Ahsen.
“Onunla beraber bir resim istemiyor musun? Keşke yüzünü saçlar kaplamasaydı…
Yoochun’da sanki öküzün trene baktığı gibi bakıyor.” dedi Duygu resime bakarak.
“Duygu!” Ahsen kardeşini boğmak üzereydi.
“Dongwook bunları bana öğretti! Bana pis şeyler öğretiyo!” diye savundu Duygu.
Ahsen kardeşine baktı ve kafasını salladı. “Umarım sende bir gün aşık olursun!”
“Ne? Hayır! Bu sanki bana hayat boyunca et yememi yasaklamak gibi bişey!
Olamaz!” diye bağırdı Duygu şakadan.
“Tamam, tamam, rahat ol.” dedi Dongwook ve elini Ahsen’in omzuna koydu.
“Rahat ol mu? Hani onu Micky’den nefret ettirme planı yapıyorduk? Hani onu
birdaha görmiceğime söz vermiştiniz?”
“Ama seni ona gerçek Micky olduğunu söylemene ikna etmiceğimizi söz vermemiştik.”
Dongwook masum bakmaya çalıştı. Ahsen ise onu dövmek istiyordu.
“Abla, Yoochun sana aşık! Belki…”
“Hayır!” diye bağırdı Ahsen.
“Yemin ederim, ilk başta onu senden uzaklaştırma planı yapmıştık, evet. Ama son
zamanda ne kadar üzgün olduğunu görünce bizde senin mutlu olmanı istedik… ve
mutlu olmanın tek yolu ona gerçeği söylemek!” diye denedi Dongwook.
“Bana aşık olduğunu düşünebilir, ama beni kabul etmez! Aşık olmak sadece aşk
demek değil! Onun aşkını bozan başka şeyler’de olabilir!”
“Ama…” diye başladı Duygu.
“Benimle tartışmayı bırak! Ben senin abla’nım ve…” Ahsen sözlerini kaybetti ve şoktan
ağzı açık kaldı birden.
“Ahsen?” Dongwook
koluna dürttü.
“Abla, iyimisin?” Duygu dertlenmeye başlıyordu.
“Şey… ben… şimdi hatırladım. Ona bi kere küçük bir kardeşim olduğunu söylemiştim.”
dedi Ahsen. hava almak zor geliyordu.
“Sence hatırlıyor mudur bunu?” diye sordu Dongwook.
“Bilmiyorum,” diye mırıldadı Ahsen. “Ama şimdi hatırlamazsa, bir gün hatırlayacağı
kesin.”
Ama en çok acı veren şey bu değildi.
Ahsen yüzünü elleriyle sakladı, sanki kalbini tüm duyguların’dan saklar gibi.
Hayır, Park Yoochun’ın gerçek Micky’nin kim olduğunu anlaması en büyük, en acı
verici şey değildi.
“Kesin biliyordur bile.” dedi Ahsen. “Çünkü o akıllı bir insan. Bir gün anlar,
ama bu en büyük problem değil. Sonuna kadar inkar etmeye devam eder…
kabullenemez… çünkü Micky çok… çok…”
“Ahsen,” Dongwook kollarını en iyi arkadaşının etrafına sardı, sanki bir bebeğe
sarılırmış gibi.
“Abla, söyleme.” Duygu’da kollarını iki arkadaşın etrafına sardı.
“…çirkin.” diye bitirdi Ahsen. Gözleri dolmuştu. “Çirkin olmak bir suç mu?
Neden insanlar görünüşe bu kadar önem veriyor? Güzel bir kalp çirkin bir görünüş’ten
daha önemli değil midir? Iyi bir insan olmaya çalışıyorum…”
“Bu senin suçun değil,” dedi Dongwook ve Ahsen’e daha’da sıkı sarıldı. “Senin
suçun değil.”
“Neden hayat bu kadar acı?” diye bağırdı Ahsen birden. Yüzü kıpkırmızıydı
öfke’den. “Tanrı bana bu yara’yı vercektiyse, neden beni onunla karşılaştırdı? Neden
benden bu kadar uzakta olan birine aşık etti?”
“Ahsen…” Dongwook onu yatıştırmaya çalıştı, ama Ahsen birden yakasını sıkıca
tuttu elleriyle ve onu sanki dövmek istiyormuş gibi bakıyordu.
“Neden siz bu kadar güzel doğdunuz? Neden ben siz gibi olamıyorum? Neden
ben sen olamıyorum?!” diye bağırdı Ahsen ve Dongwook’u salladı.
Işte Dongwook’un beklediği an gelmişti. Ahsen’i uçurumun kenarına itip, atlamamasına
dua etmek.
“Çünkü sen ben olsaydın, Park Yoochun sana aşık olmazdı!” diye bağırdı Dongwook
seslice ve Ahsen’in omuzlarından tuttu. “Kendine bi bak! Bu yara yüzünden yıllardır acı çekiyorsun! Kendini uzun
saçların ve şapka’nın arkasında sakladın bunca zaman! Daha ne kadar zaman böyle
devam etmeyi düşünüyorsun? Ne zaman ‘YETER!’ diye bağıracaksın?”
“Hiçbir zaman! Hiçbir zaman yetmeyecek! Bu yara hayatım boyunca beni takip
edecek! Sizin için konuşması kolay! Herkes için konuşması kolay! Ama kim bu
sözleri gerçekten içten söyleyebilir ki? Kim gerçekten beni ben olduğum için
sever ki?”
“Durun! Yeter!” Duygu iki arkadaşı birbirinden ayırmaya çalışıyordu
birbirleriyle dövüşmeye başlamadan önce.
“Hayır bırak, Duygu. Yeterince zaman sustum zaten, buraya kadar!” Dongwook
Duygu’yu geriye itti ve Ahsen’in sol yanağına sert bir tokat vurdu.
“Abla!” Duygu düşen ablasını tutmaya çalışıyordu.
Ahsen yerden kalktı ve Duygu’yu itti. Sonra Dongwook’a koşup çenesine bir
yumruk attı.
Duygu bir köşe’de çaresizce duruyordu. Sonra derin bir nefes aldı.
Boşver.
Oturma odasındaki koltuğa hopladı ve ablası ve en iyi arkadaşının birbirini
dövmesini izledi. Dongwook’un ablası’nın inkarını giderebilcek kadar dövmesini
istiyordu.
Beş dakika sonra, kapı’nın zili çaldı ve Duygu kalkıp kapı’ya doğru yürüdü. Diğer
ikisi koltuğa düşmüşlerdi ve birbirlerini orda dövmeye devam ediyordu.
Duygu kapı’da duran iki insanı görünce sesini değiştirmeye çalışmadı bile.
“Hello!”
Kapı’da duran Yoochun ve Nefise oturma odasına baktıklarında ağızları açık kaldı.
‘Micky’ kapı’yı sevinçlice açmıştı, halbuki arkasında ablası ve sevgilisi
birbirini dövüyordu!
Ahsen ise kapı’nın zilini duymamıştı. Dongwook ona o kadar sert vurmuştu ki,
sanki zil kendi kafasının içindeymiş gibi hissetti. Şimdi Ahsen Dongwook’un
karnında oturuyordu ve sırtı kapı’ya dönüktü. Bir eli arkadaşının boğazındaydı
ve diğer eliyle yüzüne bir yumruk atmaya hazırlanıyordu.
Dongwook koltuğun üzerine yayılmıştı. Kapı’nın zilini duydu ve içeri giren
misafirleri gördüğünde hemen konuşmaya başladı Ahsen’e, “O güzel yüzüne kaç
yumruk daha yemek istiyorsun?!”
“Kapa çeneni!” diye geri bağırdı Ahsen, yumruklamaya hazırdı.
Eli Dongwook’un yüzünden tam bir kaç santim uzaktayken arkasında bir ses duydu.
“Dilsiz değilsin.”
Ahsen’in kalbi durdu ve yüzü bembeyaz oldu. Yavaşca kafasını arkasına çevirdi
ve Yoochun ve Nefise’nin şaşkın gözlerle ona baktığını gördü. Duygu ise
Nefise’nin arkasında saklanmaya çalışıyordu, çünkü ablasını ele vermişti.
Ahsen yüzünü yine Dongwook’a çevirdi. Dongwook ona dilini çıkarıp gözünü
kirpti, sanki kötü birşey yapmamış gibi masumca gülümseyerek zafer işareti
yaptı eliyle.
“Canın cehenneme.”
Ahsen tüm gücüyle en iyi arkadaşının gözünü morarttı.
“Hiç ablamı ağlarken
görmedim… en azından annemiz öldüğünden beri.” dedi Duygu üzgünce ve ablası’nın
odasının kapısın’dan ayrıldı Dongwook’la.
Ikiside onun acısını içinde tutmaya çalıştığını biliyordu, ama ağlaması kilitli
kapısından bile duyuluyordu.
“Çok kırıldı,” dedi Dongwook ve yere baktı.
“Park Yoochun’a aşık olduğu için kırıldı. Park Yoochun’a söylemediği için acıyor.
Park Yoochun onu reddederse kalbinin dahada çok kırılcağından korkuyor. Öyle yada böyle kırılacaksa, o
zaman…”
Dongwook lafını böldü. “Park Yoochun’ın kalbinde güzel hayal olarak kalmak istiyor.”
diye mırıldadı.
“Anlayamıyorum bi türlü.”
“Bunu anlamak çok zor.”
“Tek bildiğim şey ablamı daha fazla böyle görmek istemediğim.” Duygu üzgünce
duvara yaslandı.
“Aslında bir yolu var…”
“Yine senin aptal fikirlerinden biri mi, abi?” diye sordu Duygu.
“Onu böyle üzgün görmeye devam mı etmek istiyorsun? Beni dinle, abla’nın
kalbine bir bıçak saplanmış gibi şu an. Bıçak hala içinde kalırsa, acımaya ve
üzülmeye devam edecek. Bıçağı çıkarırsak… ve onu Park Yoochun’la konuşmaya ikna
edebilirsek…” Dongwook lafını bitiremedi.
“Ama oda çok acır.” dedi Duygu.
“Evet acır, ama bıçak çıktıktan sonra, yarası iyileşebilir. Onun iyileşmesini
sende istiyorsun, öyle değil mi? Kalbin’de bıçağın bıraktığı bir yara’nın
kalması, sonsuza kadar bıçaklı bir kalp’ten daha iyidir.”
Genç kız gözlerini kapattı ve düşünmeye çalıştı. Ablasına yalan söylemek
zorunda kalırdı evet derse.
Ama aynı zamanda ablasının son haftalarda hep üzgün olduğunu hatırladı. Onu
öyle görmek çok üzüyordu Duygu’yu, özellikle son iki gündür ablasının sürekli odasına
kapanıp ağlaması. Sadece Duygu’ya yemek yapmak için dışarı çıkıyordu.
Ablası hiç böyle değildi. Yarası yüzünden ona gülenlere eskiden hep çenelerini
kapatmalarını söyleyecek kadar güçlüydü. Ama Park Yoochun yüzünden, artık
kendine güveni kalmamıştı. Park Yoochun yüzünden artık Ahsen kendinden nefret
ediyordu. Hiçbir şeyin iyi yanına bakamıyordu.
Duygu derin bir nefes aldı ve Dongwook’a baktı. “Peki senin dediğini yapalım.
Ne yapmayı düşünüyorsun?”
Dongwook ona güçlü olması için gülümsedi ve kolunu omzuna koydu bir abi gibi. “Onu
uçurumun kenarına itip, atlamamasına dua edeceğiz.”
■■■■■
Fotoğraf çekimleri bugüne ertelenmişti. Geçen foto stüdyosuna geldiklerinde
herkes Duygu’ya nerdeyse araba çarptığı için doğru dürüst düşünemiyordu, ve
Yoochun zaten Jaejoong’a o gün çok sinirliydi. Kimse resim çektirmek
istemiyordu.
“Set hazır, herkes toplansın, başlayabiliriz!” diye bağırdı fotoğrafcı.
Dongwook ve Duygu giyinme odasın’dan çıktı. Yoochun dışarıda oturup onları bekliyordu.
Aynı anda Nefise’de foto stüdyosuna girdi ve Yoochun’ın yanına oturdu. Jaejoong
hiç gelmemişti.
“Sen ne yapıyorsun burda?” Dongwook üzerinde damatlıkla giyinme odasından çıktığında
Nefise’yi karşısında buldu.
“Neden bana böyle davranıyorsun?” Nefise Dongwook’a küsmüş gibi baktı.
“Arkadaşın’dan nefret ettiğim için sana’da pek iyi davranamıyorum.” dedi
Dongwook ve Yochun’a baktı. Tabiki içinden aslında Nefise’ye çok iyi davranmak
isterdi, ama bu diğerlerini şüphelendirirdi.
Yoochun onun dediklerini duymamazlıktan geldi ve Duygu ile Ahsen’in oturduğu
yere gitti. Ahsen’i görmemiş gibi davrandı ve Duygu’nun başındaki tacı
düzeltiyormuş gibi yaptı. Sanki dokunuşu ona elektrik vereceğini umuyordu, yada
ona Duygu’nun gerçek Micky olduğunu kanıtlayacakmış gibi.
Ama hiç elektrik hissetmedi.
“Çok güzelsin,” diye iltifat etti.
Duygu bunu önemsemedi bile ve Yoochun’ın arkasına baktı ve Nefise’yi gördü.
“Hey, ajan arkadaşın burda… peki doktor arkadaşın nerde?”
Yoochun nedense Micky bunu sorduğunda hiç kıskançlık hissetmedi. “Keşke
bilsem.”
Nefise gülümseyerek onların yanına gitti. “Merhaba, herkes için içecek aldım.” diyerek
elindeki torba dolusu içecekleri gösterdi. “Jaejoong’u davet ettim, ama işi
olduğunu söyledi.”
“Öylemi…” diye mırıldadı Duygu. Sesinden çok üzgün olduğu belliydi ve Ahsen
hemen kolunu mıncıkladı sussun diye. “Ahhhh!” diye bağırdı Duygu.
“Noldu?” diye sordu Dongwook ve Yoochun aynı anda.
Duygu ablasına öfkelice baktı ve sonra Yoochun’a hiçbirşey olmamış gibi
gülümsedi. “Hiiiç, kolumu böcek ısırdı.”
Ahsen kardeşinin bu kötü yalanına sadece gözlerini cevirebildi.
Hepsi Nefise’nin torbasından kendilerine birer içecek aldı. Dongwook Ahsen’e en
sevdiğini verdi: Portakal Suyu.
“Ah, özür dilerim, portakal
suyundan sadece bir tane kutu almışım.” dedi Nefise.
“Önemli değil,” diye gülümsedi Dongwook ve Nefise sanki piyango’yu kazanmış
gibi sevindi.
“Başka kimse portakal suyu istiyor muydu?” diye sordu Duygu, çünkü Ahsen ona
söylemesini işaret etmişti.
“Hayır,” diye cevap verdi Yoochun ve diğerleride hayır dedi ardından.
Ahsen portakal suyunu içti, ve bitince sessizce geğiriverdi.
Sonra gözleri anlayışla doldu: Yoochun Micky’nin portakal suyu içtikten sonra
geğirdiğini biliyordu!
Korkulu gözlerle Yoochun’a baktı, ama Yoochun Nefise ile konuşuyordu ve onu
duymamış gibi görünüyordu.
Geğirmesini duymamış mıydı? Yoksa Micky’nin portakal suyun’dan geğirdiğini
unutmuş muydu?
Yada… bilerek fark etmemiş gibi yapıyordu, bilerek bilmiyordu?
“Herkes hazır mı?” diye sordu fotoğrafcı.
“Evet!” diye bağırdı Dongwook. Iki kolunuda açık tuttu ve bir koluna Duygu, diğer
koluna Ahsen girdi. Üçü beraber sete yürüdü. “Hadi başlayalım!”
Dongwook ve Duygu kamera önünde poz üstüne poz veriyorlardı. Ahsen ise setin
bir köşesinde durup onları izliyordu. Kafasında yine şapkası vardı ve saçları
yanağını kaplıyordu. Yoochun ve Nefise setin öbür yanında duruyordu, Ahsen’den
uzaklardı. Nefise üçüne’de yeni bir ipucu bulabilmek için dikkatlice bakıyordu.
Yoochun ise birşeyi fark etmeyecek kadar yorgun hissediyordu kendini.
“Sende resim çekin bizimle!” diye bağırdı Dongwook ve Ahsen’e doğru gidip
kolundan tuttu.
“Abla, bu şapka’da hiiiiiiç yakışmamış sana!” diyerek Duygu Ahsen’in şapkasını
alıp setin arkalarına fırlatıverdi.
Ahsen şaşkınca kardeşine ve arkadaşına bakıyordu. Kafasını sağ’dan sola salladı,
ve sadece Dongwook ve Duygu’nun anlayabilceği bir şekilde elini kolunu salladı.
Nefise Yoochun’ın kulağına fısıldadı. “Ben önceden sağır dilsiz dilini öğrendim…
bu kesinlikle sağır dilsizlerin kullandığı hareketler değil.”
Yoochun bu bilgileri aklında tutarak üçünü geri’den izlemeye devam etti.
Sahte çift sonunda Ahsen’i ikna edip set’e sürüklediler. Ikiside set’teki
insanların Ahsen’e verdikleri bakışları görmemezlikten geldi. Sonra poz vermeye
başladılar Ahsen’le beraber. Özellikle bir poz Yoochun’ın ilgisini çekti.
Fotoğrafcı resim üstüne resim çekiyordu, ve Dongwook ile Duygu Ahsen’in sırtından
birbirine gözünü kırptı, ama Ahsen bunu göremiyordu. Sonra ikiside Ahsen’in
yüzündeki saçları çekip öpücük pozu yaptılar. Duygu Ahsen’in sağ yanağını
öperken, Dongwook yaralı yanağını öpüyordu.
Ikiside Ahsen’in yanaklarına kocaman bir öpücük kondurdular, sanki dünya’nın en
doğal şeyiymiş gibi. Sonra yerleri değişip aynı pozu birdaha verdiler.
Ikiside Ahsen’in protestolarını duymayıp, Ahsen’i poz’dan poz’a sokuyorlardı.
Artık evlilik resmi çekiyor gibi görünmüyordu, öylesine şaka olarak poz
veriyorlardı.
Ama Dongwook’unda dediği gibi, bir kuruş bile ödemiyorlardı, neden olmasın
Sonunda Ahsen en olgunları olduğu için onları durdurabildi. Ellerini ‘Hayır’
diye salladı ve kolundaki saat’e gösterdi. Geç olmuştu.
“Off yaa… ne güzel resim çekiyoduk.” Dongwook küsmüş gibi yaptı. Duygu’da yanında
ablasına küsmüş ifadesini verdi. Ahsen kafasını salladı ve onlara uyarıcı
gözüyle baktı.
“Peki, tamam…”
Nefise Dongwook’un tatlılığına gülümsedi. Sonra Yoochun’a döndü. “Onunla bir
resim çekinmek istemiyor musun?” diye sordu Yoochun’a, ve diğerleri bu soru’yu
duymuştu.
“Ah, evet! Sizde gelin, nede olsa siz ödüyorsunuz!” diye güldü Dongwook. Ahsen
kolunu mıncıkladı durması için, ama Dongwook onu görmemezlikten geldi.
Yoochun bir meeting’den geliyordu, bu yüzden üzerinde zaten uygun giyisileri
vardı. Nefise’nin ise bugün boş günü olduğu için üzerinde özel bir kıyafeti
yoktu, bu yüzden setin arkasında kaldı.
Yoochun’da onlara katıldıktan sonra, Dongwook Nefise’ye elini salladı.
“Gelsene!”
“Hayır, üzerimde uygun kıyafet yok.” dedi Nefise.
“Boşver! Tek lazım olan şey bir gülümseme!” diyerek Dongwook Nefise’ye gitti ve
elinden tutup onu’da sete götürdü. Nefise’nin kalbi hızlı atmaya başladı.
Duygu hepsinin nerde duracağına karar veriyordu. Bu yüzden Nefise en sağ’da
duruyordu, solunda Dongwook, onun solunda ise Duygu. Yoochun Duygu (yani
‘Micky’)nin ablasını en sol köşe’ye ittiğini gördü. Sonra Duygu Yoochun’ın
kolunu tutup kendi yanına çekti şaşkın adamı. Yoochun böylece ister istemez iki
kardeş arasında duruyordu.
Yoochun Micky’nin bunu neden yaptığını merak ediyordu. Ablasına yakın değil
miydi? Öyleyse neden ablasını en sol köşe’ye itmişti?
“Hazırız!” diye bağırdı Dongwook.
Yoochun ve Ahsen taş gibi duruyordu, gülümseyemediler bile. Duygu Dongwook’a
doğru eğildi, ve böylece Yoochun ve arasında bir boşluk oluştu. Dongwook Duygu
ona o kadar yaslandığı için Nefise’ye doğru yaslanmak zorunda kaldı, ama
sikayetci değildi
Fotoğrafcı resimi çekti.
■■■■■
“Şuna baksana ya! Üçünüz neden o kadar uzaktasınız? Dongwook sanki Nefise’yi
resimden atcak gibi görünüyor!”
“Bu resimi niye çektiğimizi anlamadın mı? Bunu büyütüp, seni ve Yoochun’ı
kesmek istedik, senin Park Yoochun’la beraber bir resmin olsun diye.” diye açıkladı
Dongwook.
“Neden??” diye bağırdı Ahsen.
“Onunla beraber bir resim istemiyor musun? Keşke yüzünü saçlar kaplamasaydı…
Yoochun’da sanki öküzün trene baktığı gibi bakıyor.” dedi Duygu resime bakarak.
“Duygu!” Ahsen kardeşini boğmak üzereydi.
“Dongwook bunları bana öğretti! Bana pis şeyler öğretiyo!” diye savundu Duygu.
Ahsen kardeşine baktı ve kafasını salladı. “Umarım sende bir gün aşık olursun!”
“Ne? Hayır! Bu sanki bana hayat boyunca et yememi yasaklamak gibi bişey!
Olamaz!” diye bağırdı Duygu şakadan.
“Tamam, tamam, rahat ol.” dedi Dongwook ve elini Ahsen’in omzuna koydu.
“Rahat ol mu? Hani onu Micky’den nefret ettirme planı yapıyorduk? Hani onu
birdaha görmiceğime söz vermiştiniz?”
“Ama seni ona gerçek Micky olduğunu söylemene ikna etmiceğimizi söz vermemiştik.”
Dongwook masum bakmaya çalıştı. Ahsen ise onu dövmek istiyordu.
“Abla, Yoochun sana aşık! Belki…”
“Hayır!” diye bağırdı Ahsen.
“Yemin ederim, ilk başta onu senden uzaklaştırma planı yapmıştık, evet. Ama son
zamanda ne kadar üzgün olduğunu görünce bizde senin mutlu olmanı istedik… ve
mutlu olmanın tek yolu ona gerçeği söylemek!” diye denedi Dongwook.
“Bana aşık olduğunu düşünebilir, ama beni kabul etmez! Aşık olmak sadece aşk
demek değil! Onun aşkını bozan başka şeyler’de olabilir!”
“Ama…” diye başladı Duygu.
“Benimle tartışmayı bırak! Ben senin abla’nım ve…” Ahsen sözlerini kaybetti ve şoktan
ağzı açık kaldı birden.
“Ahsen?” Dongwook
koluna dürttü.
“Abla, iyimisin?” Duygu dertlenmeye başlıyordu.
“Şey… ben… şimdi hatırladım. Ona bi kere küçük bir kardeşim olduğunu söylemiştim.”
dedi Ahsen. hava almak zor geliyordu.
“Sence hatırlıyor mudur bunu?” diye sordu Dongwook.
“Bilmiyorum,” diye mırıldadı Ahsen. “Ama şimdi hatırlamazsa, bir gün hatırlayacağı
kesin.”
Ama en çok acı veren şey bu değildi.
Ahsen yüzünü elleriyle sakladı, sanki kalbini tüm duyguların’dan saklar gibi.
Hayır, Park Yoochun’ın gerçek Micky’nin kim olduğunu anlaması en büyük, en acı
verici şey değildi.
“Kesin biliyordur bile.” dedi Ahsen. “Çünkü o akıllı bir insan. Bir gün anlar,
ama bu en büyük problem değil. Sonuna kadar inkar etmeye devam eder…
kabullenemez… çünkü Micky çok… çok…”
“Ahsen,” Dongwook kollarını en iyi arkadaşının etrafına sardı, sanki bir bebeğe
sarılırmış gibi.
“Abla, söyleme.” Duygu’da kollarını iki arkadaşın etrafına sardı.
“…çirkin.” diye bitirdi Ahsen. Gözleri dolmuştu. “Çirkin olmak bir suç mu?
Neden insanlar görünüşe bu kadar önem veriyor? Güzel bir kalp çirkin bir görünüş’ten
daha önemli değil midir? Iyi bir insan olmaya çalışıyorum…”
“Bu senin suçun değil,” dedi Dongwook ve Ahsen’e daha’da sıkı sarıldı. “Senin
suçun değil.”
“Neden hayat bu kadar acı?” diye bağırdı Ahsen birden. Yüzü kıpkırmızıydı
öfke’den. “Tanrı bana bu yara’yı vercektiyse, neden beni onunla karşılaştırdı? Neden
benden bu kadar uzakta olan birine aşık etti?”
“Ahsen…” Dongwook onu yatıştırmaya çalıştı, ama Ahsen birden yakasını sıkıca
tuttu elleriyle ve onu sanki dövmek istiyormuş gibi bakıyordu.
“Neden siz bu kadar güzel doğdunuz? Neden ben siz gibi olamıyorum? Neden
ben sen olamıyorum?!” diye bağırdı Ahsen ve Dongwook’u salladı.
Işte Dongwook’un beklediği an gelmişti. Ahsen’i uçurumun kenarına itip, atlamamasına
dua etmek.
“Çünkü sen ben olsaydın, Park Yoochun sana aşık olmazdı!” diye bağırdı Dongwook
seslice ve Ahsen’in omuzlarından tuttu. “Kendine bi bak! Bu yara yüzünden yıllardır acı çekiyorsun! Kendini uzun
saçların ve şapka’nın arkasında sakladın bunca zaman! Daha ne kadar zaman böyle
devam etmeyi düşünüyorsun? Ne zaman ‘YETER!’ diye bağıracaksın?”
“Hiçbir zaman! Hiçbir zaman yetmeyecek! Bu yara hayatım boyunca beni takip
edecek! Sizin için konuşması kolay! Herkes için konuşması kolay! Ama kim bu
sözleri gerçekten içten söyleyebilir ki? Kim gerçekten beni ben olduğum için
sever ki?”
“Durun! Yeter!” Duygu iki arkadaşı birbirinden ayırmaya çalışıyordu
birbirleriyle dövüşmeye başlamadan önce.
“Hayır bırak, Duygu. Yeterince zaman sustum zaten, buraya kadar!” Dongwook
Duygu’yu geriye itti ve Ahsen’in sol yanağına sert bir tokat vurdu.
“Abla!” Duygu düşen ablasını tutmaya çalışıyordu.
Ahsen yerden kalktı ve Duygu’yu itti. Sonra Dongwook’a koşup çenesine bir
yumruk attı.
Duygu bir köşe’de çaresizce duruyordu. Sonra derin bir nefes aldı.
Boşver.
Oturma odasındaki koltuğa hopladı ve ablası ve en iyi arkadaşının birbirini
dövmesini izledi. Dongwook’un ablası’nın inkarını giderebilcek kadar dövmesini
istiyordu.
Beş dakika sonra, kapı’nın zili çaldı ve Duygu kalkıp kapı’ya doğru yürüdü. Diğer
ikisi koltuğa düşmüşlerdi ve birbirlerini orda dövmeye devam ediyordu.
Duygu kapı’da duran iki insanı görünce sesini değiştirmeye çalışmadı bile.
“Hello!”
Kapı’da duran Yoochun ve Nefise oturma odasına baktıklarında ağızları açık kaldı.
‘Micky’ kapı’yı sevinçlice açmıştı, halbuki arkasında ablası ve sevgilisi
birbirini dövüyordu!
Ahsen ise kapı’nın zilini duymamıştı. Dongwook ona o kadar sert vurmuştu ki,
sanki zil kendi kafasının içindeymiş gibi hissetti. Şimdi Ahsen Dongwook’un
karnında oturuyordu ve sırtı kapı’ya dönüktü. Bir eli arkadaşının boğazındaydı
ve diğer eliyle yüzüne bir yumruk atmaya hazırlanıyordu.
Dongwook koltuğun üzerine yayılmıştı. Kapı’nın zilini duydu ve içeri giren
misafirleri gördüğünde hemen konuşmaya başladı Ahsen’e, “O güzel yüzüne kaç
yumruk daha yemek istiyorsun?!”
“Kapa çeneni!” diye geri bağırdı Ahsen, yumruklamaya hazırdı.
Eli Dongwook’un yüzünden tam bir kaç santim uzaktayken arkasında bir ses duydu.
“Dilsiz değilsin.”
Ahsen’in kalbi durdu ve yüzü bembeyaz oldu. Yavaşca kafasını arkasına çevirdi
ve Yoochun ve Nefise’nin şaşkın gözlerle ona baktığını gördü. Duygu ise
Nefise’nin arkasında saklanmaya çalışıyordu, çünkü ablasını ele vermişti.
Ahsen yüzünü yine Dongwook’a çevirdi. Dongwook ona dilini çıkarıp gözünü
kirpti, sanki kötü birşey yapmamış gibi masumca gülümseyerek zafer işareti
yaptı eliyle.
“Canın cehenneme.”
Ahsen tüm gücüyle en iyi arkadaşının gözünü morarttı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder