2. Bölüm
Ahsen
Yoochun’ın ofisine girdi ve etrafına bakındı. Ofisi büyüktü. Büyük, lüks,
profesyonel … ve dağınık.
Ahsen
masa’nın arkasında oturan adam’a baktı. Çok yakışıklıydı. Yakışıklı,
mükemmel, zengin … ve kör.
Onun pahalı ve güzel giyisileri Ahsen’in basit kot pantolonu
ve tişörtünün yanında bir kontrast yapıyordu.
“Kim o?”
diye sordu Mr. Park soğukca. Ahsen’in adımlarını duymuştu.
“Mr. Park, ben sizin yeni bakıcınızım.” Ahsen ondan biraz uzakta durdu. Mr.
Park sinirlice baktı. Ahsen’in sesini beğenmemişe benziyordu.
“Buraya gel,” dedi Mr. Park. Ahsen dediğini yaptı ve yanına gitti. “Bana kolunu
ver.”
Ahsen ona şaşkınca
baktı. Mr. Park dahada sinirlendi ve Ahsen’in kolunu tuttu. “Ne yapıyorsunuz?”
diye sordu Ahsen. Mr. Park onun kolunu yukarı’dan aşağıya kadar elliyordu.
Yoksa bu adam sapık mıydı?
“Kolun dişçivisi kadar ince. Kesin bacakların’da benim bir kolum kadardır.”
“Biraz ince olabilirim, ama bayaği güçlüyümdür.”
“Senin haline ince bile denilemez, vücudunda sanki sadece kemik ve deri var.
Ismin ne?”
“Micky,” diye
yalan söyledi. En iyisi gerçek ismini söylememekti.
“Yani fare Micky gibi mi?” Mr. Park bir kaşını kaldırdı.
“Hayır, benimkisinin sonunda ‘e’ yok.” dedi Ahsen. Bu adamı hiç sevmemişti.
“Kaç yaşındasın?”
“Başvurduğum kadın bunların hepsini bana sordu bile.”
“Ama o seni ödemiyor, öyle değil
mi?” Mr. Park sinirlice baktı. Ahsen’den nefret etmeye başlamıştı bile.
“Yirmi üç.” diye soğukca cevap verdi Ahsen.
“Hmm, zaten sesinden belliydi. Neden bana böyle aptal ve çocuksu birisini
gönderdiler? O aptalların bana daha iyi birini göndereceğini düşünüyordum.”
“Maalesef, son bakımcınızı yaralayıp kovduktan sonra, benim gibi birini
almaktan başka çareleri kalmadı.” Ahsen iyice sinirlenmişti bu adama. Ona aptal
ve çocuksu demesine çok kızmıştı.
“Senden önceki adam’dan daha uzun kalmak istiyorsan, o zaman çeneni kapatmasını
öğren, fare.”
“Micky,” diye doğruladı Ahsen.
“Aynı şey değil mi?”
Ahsen her an patlayabilirdi. Yoochun’a ‘pislik’ deyip, sonra onun gibi ‘aynı şey
değil mi?’ demek istiyordu, ama bu ilk günüydü. Zaten bugün yeterince azarlamıştı
Mr. Park’ı ve adamın onu kovmamasına şükretmeliydi.
“Git bana yemek yap. Bu akşam biftek istiyorum.”
“Ben hayatımda biftek yapmadım.”
“Banane. Dediğimi yap.”
Mr. Park’ın dudaklarının köşeleri aşağı doğru gösteriyordu sinirden.
Ahsen ona bir yumruk atmak ve dudaklarını yukarı çevirmek istiyordu, aynı
masa’sındaki resimdeki gibi.
Resimde o ve çok güzel bir kız vardı. Onun yüzünde yakışıklı bir gülümseme vardı,
ve kiz’da çok tatlı gülümsüyordu. Kız’ın kafası Yoochun’ın omzuna dayanıktı ve
Yoochun kollarını kızın beline sarmıştı.
Güzeller güzeli bir kız ve yakışıklı bir adam: mükemmel bir çift.
■■■■■
Mutfakta ona lazım olan herşey vardı; insan’a hayatı boyunca yetecek kadar
yemek vardi dolap’ta. Ahsen daha önce hiç bu kadar lüks bir mutfak görmemişti.
Ama maalesef içinde biftek yapmak zorundaydı.
Bir kaç saat (ve iki yanmış biftek) sonra, Ahsen Mr. Park’ı çağırmak için
ofisine gitti. “Yemek hazır.”
Mr. Park ayağa kalktı ve elini masa’da tuttu, nere’ye gittiğini hissedebilmek
için.
Sonra kapı‘ya doğru ilerlerken masa’yı bıraktı ve elleri bomboş kaldı. Hemen
Ahsen elini tutup onu oda’dan dışarı götürmek istedi, fakat elini tuttuğunda
Yoochun çok sinirlice baktı. Yardım istemiyordu, çünkü bu onun güçsüz olduğunu
gösteriyordu, ve güçsüz olduğunu gururuna yediremiyordu.
Ahsen bunu fark etti, ve taktik değiştirdi. Elini bıraktı ve Mr. Park’ın kolunu
kendi koluna soktu, sanki Mr. Park ona yolu gösteriyormuş gibi.
Mr. Park bu taktiği daha çok sevdiği belliydi, çünkü sinirli
bakışı kayboluverdi. Ahsen onu
ofisinden çıkardı.
“Benden büyük müsün?”
“Hayır, aynı boydayız,” diye soğukca cevap verdi Ahsen ve Mr. Park’ın ayaklarına
bakıyordu, yanlış adımı atmasın diye.
Mr. Park cevabını hiç sevmedi ve yine sinirlice baktı.
“Yanık kokusu geldi,” dedi.
“O herhalde ilk biftekti.” dedi Ahsen. Gözünün kenarında sanki Mr. Park’ın
pembe dudakları biraz gülümsüyor gibi oldu. Ama Ahsen ona bakabilmek için kafasını
döndüğünde, yine sinirlice bakıyordu Mr. Park.
■■■■■
“Iyi bir biftek yapamayan birisini işe aldıklarına inanamıyorum!”
“Ben vejetaryenim! Üçüncü deneyişimde iyi bir biftek yapabilmem bile bir
mucize!“
Ahsen Mr.
Park’a sinirlice bakıyordu. Bu adam Ahsen’in her yaptığı şeye karşı geliyordu. Mr.
Park cevap vermek için ağzını açtı, ama bir süre sonra yine kapattı.
Ahsen iş
verenine bağırdığını ancak şimdi fark etti. Hemen, “Özür dilerim, hemen yeni
bir biftek yaparım.” dedi.
“Boşver;
Salaklığa karşı bir ilaç bulunamadı daha.”
Ahsen iyi bir biftek yapmak için o kadar uğraştıktan sonra ona salak diyordu!
Ahsen Mr. Park’ın kaza yapmasının sebebi olmasaydı, o zaman şimdiye çoktan
adam’a bir yumruk geçirmişti … sonra’da bifteği boğazına tıkamıştı!
“Tamam,” dedi Ahsen ve adam’a sinirli olduğunu unutmaya çalıştı. “Sizi yatağa götürmemi
ister misiniz?”
“Başka çarem
yok gibi görünüyor. Uyanık kalırsam, aklıma ne kadar aç olduğum gelir ve benim
salak çalışanlarım benim etsiz yaşayamadığımı bile bile bana inadına vejetaryen
gönderdikleri gelir.”
Ahsen gözlerini kapattı ve 10dan geriye saydı yavaş yavaş sinirini yatıştırmak
için. Bitince, sessizce Mr. Park’ı odasına doğru götürdü, ama bu sefer biraz
daha çabuk yürüdü ki, Mr. Park’ın onu takip etmesi biraz zorlaşsın.
Onu odasının kapısına bıraktı ve odasına girip onun için dolabından bir pijama
takımı çıkardı. Dolap odasın’dan çıktığında Mr. Park banyo odasına girmişti
bile.
Banyo’ya girdiğinde Ahsen’in ağzı açık kaldı: Mr. Park üstündeki şeyleri çıkarmaya
başlamıştı bile, üst tarafı çıplaktı ve pantolonunun düğmesini açıyordu.
Bir adım geriye attı Ahsen ve gözlerini elindeki Pijamalarla kapattı. “Ö-özür
dilerim. Bunlar pijamalarınız, kapalı tuvaletin üstüne koyuyorum, arayıp
bulabilirsiniz. Heryeri ıslatıp düşmeyin. Birşeye ihtiyacınız olursa sizin
yatak odanizdayim. Düşüp yaralanırsanız ve tamamen çıplaksanız, lütfen yardım
istemeyin benden, yoksa sizi oracıkta ölmeye bırakırım. Içeri girip size yardım
ETMEM…”
Mr. Park lafını böldü. “Tam bir kızsın haa…”
“Ne?”
“Sanki hiç daha önce görmedin bir adamın vücudunu.”
Ahsen Mr. Park’ın kör olduğuna şükrediyordu, yoksa onun kızardığını görürdü.
“Hayır… ben onu demek istemedim… yani…”
Utançtan lafını bitiremedi ve eşyaları tuvaletin üstüne koyup hemen banyo’dan
çıktı ve kapıyı kapattı.
Mr. Park bir saat boyunca banyo’daydı, ve Ahsen o bir saat içinde onun düşüp
yardım istememesine dua ediyordu.
Bir süre
sonra, Mr. Park banyo’dan çıktı. Üzerinde Ahsen’in verdiği pijama donu vardı,
ama üstü açıktı. Su damlaları onun yumuşak cildinde pırlanta gibi parlıyordu ve
bir kaç damla six-pack’li karnına doğru indi. Ahsen’in şaşkınlıktan boğazı
kurudu.
“Düğmeli tişörtlerden nefret ederim. Bana basit bir tişört ver.” dedi Mr. Park
sinirlice.
Ahsen hemen kafasını çevirdi ve yarı çıplak adam’a bir tişört bulmaya gitti.
■■■■■
Ahsen kendini büyük ve yumuşak yatağına attı. Evin baş uşağı onu bu oda’ya
götürmüştü ve eşyalarını içeri getirmeye yardım etmişti gitmeden önce.
Uyumadan önce, bu adamla nasıl yaşayacağını merak ediyordu. Pişman olduğu için
ona yardım etmek istiyordu, ama Mr. Park’ı ve en iyi arkadaşı Mr. Sinir’i tanıdıktan
sonra, hayatının sonuna kadar pişman yaşamayı tercih ederdi.
Adam ondan hiç yardım istemiyordu ki! Banyo yapması aslında sadece yarım saat
sürmüştü, çünkü Ahsen suyun kapanmasını duymuştu. Ama ancak yarım saat sonra çıkabildi.
Neden? Ahsen biliyordu nedenini. Adam yarım saat boyunca Ahsen’in ona verdiği
tişörtün düğmelerinle uğraşmıştı. Ama birtürlü yardım istemiyordu.
Ahsen derin bir nefes aldı.
Mr. Park çok yakışıklıydı ve her yönden mükemmeldi… en azından önemli olan her
yönden mükemmeldi. Saçlarından tırnaklarına kadar çok yakışıklıydı Mr. Park. Insanlar
onun kötü karakterini bu kadar yakışıklı olduğu için önemsemezlerdi bile.
Insanlar Ahsen’in iyi kalbini yüzünün bu kadar çirkin olduğu için önemsemezdi.
Yine derin bir nefes aldı Ahsen ve yastığına vurdu sinirinden. Sonra kafasını
yastığa yasladı ve gözlerini kapattı.
Yarın yine bir gün doğuyordu, uzun ve yorucu bir gün. Uyuyabildiği kadar
uyumalıydı.
Gözlerini kapattığında, önüne Mr. Park’ın ona sinirli bakışları geldi birden. Ama
sinirli bakarken bile çok yakışıklıydı: yakışıklı bir şeytan.
Ahsen
Yoochun’ın ofisine girdi ve etrafına bakındı. Ofisi büyüktü. Büyük, lüks,
profesyonel … ve dağınık.
Ahsen
masa’nın arkasında oturan adam’a baktı. Çok yakışıklıydı. Yakışıklı,
mükemmel, zengin … ve kör.
Onun pahalı ve güzel giyisileri Ahsen’in basit kot pantolonu
ve tişörtünün yanında bir kontrast yapıyordu.
“Kim o?”
diye sordu Mr. Park soğukca. Ahsen’in adımlarını duymuştu.
“Mr. Park, ben sizin yeni bakıcınızım.” Ahsen ondan biraz uzakta durdu. Mr.
Park sinirlice baktı. Ahsen’in sesini beğenmemişe benziyordu.
“Buraya gel,” dedi Mr. Park. Ahsen dediğini yaptı ve yanına gitti. “Bana kolunu
ver.”
Ahsen ona şaşkınca
baktı. Mr. Park dahada sinirlendi ve Ahsen’in kolunu tuttu. “Ne yapıyorsunuz?”
diye sordu Ahsen. Mr. Park onun kolunu yukarı’dan aşağıya kadar elliyordu.
Yoksa bu adam sapık mıydı?
“Kolun dişçivisi kadar ince. Kesin bacakların’da benim bir kolum kadardır.”
“Biraz ince olabilirim, ama bayaği güçlüyümdür.”
“Senin haline ince bile denilemez, vücudunda sanki sadece kemik ve deri var.
Ismin ne?”
“Micky,” diye
yalan söyledi. En iyisi gerçek ismini söylememekti.
“Yani fare Micky gibi mi?” Mr. Park bir kaşını kaldırdı.
“Hayır, benimkisinin sonunda ‘e’ yok.” dedi Ahsen. Bu adamı hiç sevmemişti.
“Kaç yaşındasın?”
“Başvurduğum kadın bunların hepsini bana sordu bile.”
“Ama o seni ödemiyor, öyle değil
mi?” Mr. Park sinirlice baktı. Ahsen’den nefret etmeye başlamıştı bile.
“Yirmi üç.” diye soğukca cevap verdi Ahsen.
“Hmm, zaten sesinden belliydi. Neden bana böyle aptal ve çocuksu birisini
gönderdiler? O aptalların bana daha iyi birini göndereceğini düşünüyordum.”
“Maalesef, son bakımcınızı yaralayıp kovduktan sonra, benim gibi birini
almaktan başka çareleri kalmadı.” Ahsen iyice sinirlenmişti bu adama. Ona aptal
ve çocuksu demesine çok kızmıştı.
“Senden önceki adam’dan daha uzun kalmak istiyorsan, o zaman çeneni kapatmasını
öğren, fare.”
“Micky,” diye doğruladı Ahsen.
“Aynı şey değil mi?”
Ahsen her an patlayabilirdi. Yoochun’a ‘pislik’ deyip, sonra onun gibi ‘aynı şey
değil mi?’ demek istiyordu, ama bu ilk günüydü. Zaten bugün yeterince azarlamıştı
Mr. Park’ı ve adamın onu kovmamasına şükretmeliydi.
“Git bana yemek yap. Bu akşam biftek istiyorum.”
“Ben hayatımda biftek yapmadım.”
“Banane. Dediğimi yap.”
Mr. Park’ın dudaklarının köşeleri aşağı doğru gösteriyordu sinirden.
Ahsen ona bir yumruk atmak ve dudaklarını yukarı çevirmek istiyordu, aynı
masa’sındaki resimdeki gibi.
Resimde o ve çok güzel bir kız vardı. Onun yüzünde yakışıklı bir gülümseme vardı,
ve kiz’da çok tatlı gülümsüyordu. Kız’ın kafası Yoochun’ın omzuna dayanıktı ve
Yoochun kollarını kızın beline sarmıştı.
Güzeller güzeli bir kız ve yakışıklı bir adam: mükemmel bir çift.
■■■■■
Mutfakta ona lazım olan herşey vardı; insan’a hayatı boyunca yetecek kadar
yemek vardi dolap’ta. Ahsen daha önce hiç bu kadar lüks bir mutfak görmemişti.
Ama maalesef içinde biftek yapmak zorundaydı.
Bir kaç saat (ve iki yanmış biftek) sonra, Ahsen Mr. Park’ı çağırmak için
ofisine gitti. “Yemek hazır.”
Mr. Park ayağa kalktı ve elini masa’da tuttu, nere’ye gittiğini hissedebilmek
için.
Sonra kapı‘ya doğru ilerlerken masa’yı bıraktı ve elleri bomboş kaldı. Hemen
Ahsen elini tutup onu oda’dan dışarı götürmek istedi, fakat elini tuttuğunda
Yoochun çok sinirlice baktı. Yardım istemiyordu, çünkü bu onun güçsüz olduğunu
gösteriyordu, ve güçsüz olduğunu gururuna yediremiyordu.
Ahsen bunu fark etti, ve taktik değiştirdi. Elini bıraktı ve Mr. Park’ın kolunu
kendi koluna soktu, sanki Mr. Park ona yolu gösteriyormuş gibi.
Mr. Park bu taktiği daha çok sevdiği belliydi, çünkü sinirli
bakışı kayboluverdi. Ahsen onu
ofisinden çıkardı.
“Benden büyük müsün?”
“Hayır, aynı boydayız,” diye soğukca cevap verdi Ahsen ve Mr. Park’ın ayaklarına
bakıyordu, yanlış adımı atmasın diye.
Mr. Park cevabını hiç sevmedi ve yine sinirlice baktı.
“Yanık kokusu geldi,” dedi.
“O herhalde ilk biftekti.” dedi Ahsen. Gözünün kenarında sanki Mr. Park’ın
pembe dudakları biraz gülümsüyor gibi oldu. Ama Ahsen ona bakabilmek için kafasını
döndüğünde, yine sinirlice bakıyordu Mr. Park.
■■■■■
“Iyi bir biftek yapamayan birisini işe aldıklarına inanamıyorum!”
“Ben vejetaryenim! Üçüncü deneyişimde iyi bir biftek yapabilmem bile bir
mucize!“
Ahsen Mr.
Park’a sinirlice bakıyordu. Bu adam Ahsen’in her yaptığı şeye karşı geliyordu. Mr.
Park cevap vermek için ağzını açtı, ama bir süre sonra yine kapattı.
Ahsen iş
verenine bağırdığını ancak şimdi fark etti. Hemen, “Özür dilerim, hemen yeni
bir biftek yaparım.” dedi.
“Boşver;
Salaklığa karşı bir ilaç bulunamadı daha.”
Ahsen iyi bir biftek yapmak için o kadar uğraştıktan sonra ona salak diyordu!
Ahsen Mr. Park’ın kaza yapmasının sebebi olmasaydı, o zaman şimdiye çoktan
adam’a bir yumruk geçirmişti … sonra’da bifteği boğazına tıkamıştı!
“Tamam,” dedi Ahsen ve adam’a sinirli olduğunu unutmaya çalıştı. “Sizi yatağa götürmemi
ister misiniz?”
“Başka çarem
yok gibi görünüyor. Uyanık kalırsam, aklıma ne kadar aç olduğum gelir ve benim
salak çalışanlarım benim etsiz yaşayamadığımı bile bile bana inadına vejetaryen
gönderdikleri gelir.”
Ahsen gözlerini kapattı ve 10dan geriye saydı yavaş yavaş sinirini yatıştırmak
için. Bitince, sessizce Mr. Park’ı odasına doğru götürdü, ama bu sefer biraz
daha çabuk yürüdü ki, Mr. Park’ın onu takip etmesi biraz zorlaşsın.
Onu odasının kapısına bıraktı ve odasına girip onun için dolabından bir pijama
takımı çıkardı. Dolap odasın’dan çıktığında Mr. Park banyo odasına girmişti
bile.
Banyo’ya girdiğinde Ahsen’in ağzı açık kaldı: Mr. Park üstündeki şeyleri çıkarmaya
başlamıştı bile, üst tarafı çıplaktı ve pantolonunun düğmesini açıyordu.
Bir adım geriye attı Ahsen ve gözlerini elindeki Pijamalarla kapattı. “Ö-özür
dilerim. Bunlar pijamalarınız, kapalı tuvaletin üstüne koyuyorum, arayıp
bulabilirsiniz. Heryeri ıslatıp düşmeyin. Birşeye ihtiyacınız olursa sizin
yatak odanizdayim. Düşüp yaralanırsanız ve tamamen çıplaksanız, lütfen yardım
istemeyin benden, yoksa sizi oracıkta ölmeye bırakırım. Içeri girip size yardım
ETMEM…”
Mr. Park lafını böldü. “Tam bir kızsın haa…”
“Ne?”
“Sanki hiç daha önce görmedin bir adamın vücudunu.”
Ahsen Mr. Park’ın kör olduğuna şükrediyordu, yoksa onun kızardığını görürdü.
“Hayır… ben onu demek istemedim… yani…”
Utançtan lafını bitiremedi ve eşyaları tuvaletin üstüne koyup hemen banyo’dan
çıktı ve kapıyı kapattı.
Mr. Park bir saat boyunca banyo’daydı, ve Ahsen o bir saat içinde onun düşüp
yardım istememesine dua ediyordu.
Bir süre
sonra, Mr. Park banyo’dan çıktı. Üzerinde Ahsen’in verdiği pijama donu vardı,
ama üstü açıktı. Su damlaları onun yumuşak cildinde pırlanta gibi parlıyordu ve
bir kaç damla six-pack’li karnına doğru indi. Ahsen’in şaşkınlıktan boğazı
kurudu.
“Düğmeli tişörtlerden nefret ederim. Bana basit bir tişört ver.” dedi Mr. Park
sinirlice.
Ahsen hemen kafasını çevirdi ve yarı çıplak adam’a bir tişört bulmaya gitti.
■■■■■
Ahsen kendini büyük ve yumuşak yatağına attı. Evin baş uşağı onu bu oda’ya
götürmüştü ve eşyalarını içeri getirmeye yardım etmişti gitmeden önce.
Uyumadan önce, bu adamla nasıl yaşayacağını merak ediyordu. Pişman olduğu için
ona yardım etmek istiyordu, ama Mr. Park’ı ve en iyi arkadaşı Mr. Sinir’i tanıdıktan
sonra, hayatının sonuna kadar pişman yaşamayı tercih ederdi.
Adam ondan hiç yardım istemiyordu ki! Banyo yapması aslında sadece yarım saat
sürmüştü, çünkü Ahsen suyun kapanmasını duymuştu. Ama ancak yarım saat sonra çıkabildi.
Neden? Ahsen biliyordu nedenini. Adam yarım saat boyunca Ahsen’in ona verdiği
tişörtün düğmelerinle uğraşmıştı. Ama birtürlü yardım istemiyordu.
Ahsen derin bir nefes aldı.
Mr. Park çok yakışıklıydı ve her yönden mükemmeldi… en azından önemli olan her
yönden mükemmeldi. Saçlarından tırnaklarına kadar çok yakışıklıydı Mr. Park. Insanlar
onun kötü karakterini bu kadar yakışıklı olduğu için önemsemezlerdi bile.
Insanlar Ahsen’in iyi kalbini yüzünün bu kadar çirkin olduğu için önemsemezdi.
Yine derin bir nefes aldı Ahsen ve yastığına vurdu sinirinden. Sonra kafasını
yastığa yasladı ve gözlerini kapattı.
Yarın yine bir gün doğuyordu, uzun ve yorucu bir gün. Uyuyabildiği kadar
uyumalıydı.
Gözlerini kapattığında, önüne Mr. Park’ın ona sinirli bakışları geldi birden. Ama
sinirli bakarken bile çok yakışıklıydı: yakışıklı bir şeytan.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder