3. Bölüm
Ahsen sinirlice yerleri siliyordu. Bütün gece yakışıklı şeytan’ı
düşünmekten uyku bulamadı ve nihayet saat 3’te uyuyabildi, fakat 6’da Mr. Park’ın
odasından gelen sesli müziğe uyandı.
Bu herhalde Mr. Park’ın onu uyandırma yöntemiydi. Ahsen adamın stereo’yu nasıl
kendi başına bulduğunu bilmiyordu, ama kesinlikle o stereo’yu alıp saklamalıydı,
yoksa her gün böyle uyandırılırdı.
Gıcık herife yumurta kavurması ve sosis yaptıktan sonra, Ahsen onu mutfakta
kendi başına yemeye bıraktı ve evi temizlemeye başladı.
Oturma odasındaki fayansları silerken, mutfaktan Mr. Park’ın çatal ve tabak
seslerini duyabiliyordu. Tabağındaki yemeği bulmak çok zor geliyordu ona, ama hala
Ahsen’den yardım istemiyordu. Ahsen’de ona birşey denilmediği sürece adama yardım
edip kendi başına iş açmak istemiyordu.
Ahsen eve geleli henüz bir gün olmuştu, ama bir şey’den kesinlikle emindi: Mr.
Park ve gururunun arasındaki ilişki, onun sevgilisinin arasındaki ilişkiden
daha önemliydi.
Yerleri silmeye devam ederken, mutfaktan Mr. Park’ın çatalını masa’ya sinirlice
attığını duydu. Mr. Sinir geri dönüş yapmıştı.
“Bu iğrenc bir kahvaltıydı!” diye bağırdı Mr. Park ve duvarları elleyerek
oturma odasına doğru yürüdü.
“Hiç ağzına birşey soktun mu?” diye sordu Ahsen. Ama bunu sorması bir hataydı çünkü
Mr. Park’ın kulaklarından sanki duman çıktığını görebiliyordu sinirinden.
“Ne dedin sen…” Mr. Park duvarı bırakıp Ahsen’e doğru bir kaç büyük adım attı.
Ahsen içinden Mr. Park’ın onun sesini takip edebildiği için iltifat etti ve ona
doğru yürümeye başladı.
Birden yerleri sildiği aklına geldi Ahsen’in: “Dur, yerler ıslak!”
Ama çok geçti, Mr. Park ona o kadar sinirliydi ki onu duymazlıktan geldi ve ona
doğru bir adım daha attı, fakat ayağı kaydı ve Ahsen’e doğru düştü.
Ahsen hemen elindeki bezleri bıraktı ve Mr. Park’ı tutabilmek için ona doğru koştu,
fakat kendiside kaydı ve ikiside üst üste düştü.
Ahsen’in sırtı yere ildi ve Mr. Park’ın ona doğru yüz üstü düştüğünü gördü.
Aklına aşk filmlerindeki üst üste düşme ve dudak dudağa gelme sahneleri geldi,
ve hemen bunu engellemek için kafasını kenara çevirdi.
Maalesef korkusundan kafasını sağa döndürdü ve Mr. Park’ın dudakları sol yanağındaki
yanık yarasına değdi.
Ahsen dondu ve nasıl hava alınacağını bile unuttu korkusundan.
Mr. Park hemen kafasını biraz kaldırdı ve dudakları yanağından ayrıldı.
Ünlü sinirli bakışı geri geldi, “Dudakların değildi, demi?”
“Hyr,” Ahsen havasını tutmuştu ve ne dedikleri anlaşılmıyordu.
“Peki neyi öpt…”
“Hava alamıyorum! Çekil üstümden!” diye bağırdı Ahsen. Mr. Park’ın yanık yarasını
sormasını engellemeliydi.
“Peki,” Mr.
Park ellerini Ahsen’in iki tarafınada koyarak kendisini yerden yukarı itti.
Ahsen yine kafasını Mr. Park’ın yüzüne döndürdü o kalkarken.
Ama şanssızlık işte, Mr. Park’ın elleri ıslak yerden yine kaydı ve yine
Ahsen’in üstüne düştü.
Ahsen bunun için hazırlı değildi ve hala yüzü Mr. Park’a dönüktü. Dudakları’nın
değmesine engel olamadı bu sefer. Mr. Park üzerine düştü ve bu sefer dudakları
birbirine değdi. Ahsen’in vücudu dondu birden ve aklı durdu şoktan.
Kıynaşamıyordu çünkü hayatının şokunu yaşıyordu, fakat Mr. Park neden hareket
etmiyordu?
Uzun süre sonra, Mr. Park kafasını hafiften kaldırdı ama konuşurken dudakları
hala Ahsen’in dudaklarına değiyordu. “Bu sefer dudakların, demi?”
“E…Evet,” Ahsen zorla bir söz çıkarabildi. Konuşurken dudaklarını çok fazla kıynaştırmamaya
çalıştı, yoksa yine Mr. Park’ın dudaklarına değecekti.
“Hmm…” diye başladı Mr. Park ve Ahsen’in yanına yuvarlandı. “En azından dudak ve
ilk başta öptüğüm şeyin arasındaki farkı biliyorum. Neydi ki o?”
Ahsen hemen yerden kalktı ve konuyu değiştirmeye çalıştı. “Ben… en iyisi
yerleri kurulamak için bir bez getireyim.” diye yalan söyledi ve hemen oturma
odasından çıkıp kendi odasına koştu. Kendini yatağın üzerine attı ve giyisi
dolabının kapısındaki ayna’ya baktı. Evde kendi odasında aynası yoktu. Aslında
tüm evde hiç bir aynası yoktu.
Ahsen gözlerini kapattı ve kafasını başka yere çevirdi. Kendine bakmaktan utanıyordu.
■■■■■
“Oda neydi?” diye sordu Mr. Park. Gözleri kördü, ama onun yerine kulakları çok
sivriydi.
“Ah, o benim geğirmemdi, afedersiniz.” dedi Ahsen ve biraz utandı.
Dünkü olayları hatırlatacak hiçbir şey yapmamaya çalışıyordu. Mr. Park’da sanki
dünkü öpücüğü unutmuştu … yada en azından unutmuş gibi yapıyordu.
“Asitli su mu var bu evde? Kim aldı onu? Ben bu evde asitli su yasakladım!”
Ahsen gözlerini çevirdi. Mr. Sinir geri gelmişti yine. Baş uşak gitmeden önce
Ahsen’e bu evde asitli su bulunmadığını söylemişti, çünkü Mr. Park’ın eski kız
arkadaşı asitli su sevmiyordu.
“Burda asitli su falan yok. Portakal
suyu içtiğim için geğirdim.” diye açıkladı Ahsen.
Mr. Park’ın yüzündeki sinirli ifade gitti, ve şaşkınca bir kaşını kaldırdı.
“Portakal suyu mu?”
“Evet,” dedi Ahsen.
“Hangi hasta manyak portakal suyu içince geğirir ki?”
“Gördüğünüz gibi BEN! Niye sanki birini öldürmüşüm gibi davranıyorsunuz?” diye
sordu Ahsen. Geğirmek birini öldürmek kadar bir suçsa, o zaman iş verenini seve
seve öldürürdü. Mr. Park’ın kör olduğu şu an çok iyi birşeydi, çünkü Ahsen ona
orta parmağını gösterdi, ve ağzınla sessizce ‘Fuck You!’ dedi.
Mr. Park sorusuna cevap vermedi ve yakışıklı kaşlarından birini kaldırdı. “Bana
bir bardak portakal suyu ver.”
“Içine zehir katabilir miyim?”
“Sen bilirsin. Zaten bir gün beni öldüreceğinden eminim.”
“Bunu bildiğinize sevindim,” dedi Ahsen, ama yüzünde oluşan gülümsemeyi
durduramadı. Sonra mutfağa
gidip Mr. Park’a bir bardak portakal suyu doldurdu.
■■■■■
“Sıkıldım.”
“Bakımcınız olarak alındım işe, eğlendirmek için değil.”
“Saat başı sana bin won daha fazla öderim beni eğlendirirsen.”
“Hmm, bedava paraya ‘hayır’ diyemem.” dedi Ahsen. “En sevdiğiniz kitap ne?”
“En sevdiğim kitapsa, o zaman kör olmadan önce yeterince okumuşumdur,” dedi Mr.
Park ve kafasını salladı. Ahsen’in şu an en çok istediği şey gıcık adamın kafasına
bir tava geçirmekti, ama aynı zamanda, gözlerini kaybetmiş adam için
üzülüyordu. Onun yüzünden kör olmuştu, bu yüzden ne derse yapmalıydı.
Ama belki kafasına tava geçirmek gözlerini yine açardı? =P
“Peki müzik? En sevdiğin bir şarkı varmı?” diye sordu Ahsen ve Mr. Park’in CD
raflarına baktı. Ona artık ‘sen’ diye konuşmaya karar verdi.
“Hangi şarkıyı biliyorsun?”
Ahsen ona şaşkınca döndü. “Ben şarkı söylemiyorum.” dedi.
“Sana şarkı söylermisin diye sormuyorum, sana şarkı söylemeni emrediyorum. Ama
yine şanslı günün, şarkıyı sen seçebilirsin.”
“Ben hiç şarkı bilmiyorum.” diye yalan söyledi Ahsen.
“Yemek yaparken şarkı söylediğini duydum.”
Ahsen derin bir nefes aldı. Eskiden bir şarkıcı olmak istiyordu, ama maalesef
kimse çirkin bir sanatçı istemezdi.
“En sevdiğim bir şarkı var aslında…”
“O zaman benimle tartışmayı bırakta, şarkıyı söyle. Bu sabah çok fena kafa ağrılarıyla
uyandım.”
“Bir doktor çağırmamı ister misin?”
“Konuyu değiştirmeye
çalışma. Şarkı söyle.”
“En sevdiğim bir şarkının olduğunu söyledim, ama onu söyleyeli çok uzun oldu.
Melodisini hatırlıyorum, ama sözlerini bilmiyorum.”
“Peki, öyleyse mırıldan melodisini.” diye emretti Mr. Park.
Derin bir nefes aldıktan sonra, Ahsen Mr. Park’ın yüzüne bakarak şarkının
melodisini mırıldamaya başladı. Onun gözlerini kapatıp dinlemesini bekliyordu
ama gözleri açıktı. Zaten kör bir adam için ikiside aynı şey değil miydi?
Yüzünde Ahsen’in okuyamadığı bomboş bir ifade vardı, ama en azından biraz daha
rahat görünüyordu orda otururken.
Şarkıyı
bitirdiğinde Mr. Park ona “Hangi şarkı bu?” diye sordu.
“Ismi ‘Rising Sun’,” dedi Ahsen ve gülümsedi. En sevdiği şarkıydı. (Rising Sun
= Güneşin Doğuşu)
Ama Mr. Park’ın bu şarkıyı hiç beğenmediği belliydi. Burnunu kıvırdı. “Aptal.”
“Ne?” Ahsen ona şaşkınca bakıyordu.
“Benim kör olduğumu fark etmedin mi? Hayatımda bir daha güneşin doğuşunu
göremicem!” diye bağırarak elindeki tuttuğu bardağı yere fırlattı.
Camın kırılışı Ahsen’i korkuttu. “Özür dilerim.” diye fısıldadı hemen.
Mr. Park sanki sinirini kontrol altında tutmaya çalışıyor gibi görünüyordu. Bu
yeniydi.
“Boşver,” dedi. “Bu... kör ve güçsüz olmak… beni çok rahatsız ediyor. Hiç birşeyi
görememem beni çok rahatsız ediyor… hayatımı artık kontrol edemediğim beni çok
sinirlendiriyor…”
Sonra sustu birden ve Ahsen bomboş gözlerine baktı, sonra dudaklarına. Sanki
diyecek çok şeyi vardı, ama bir türlü söyleyemiyordu gibi geldi ona.
“Özür dilerim,” dedi Ahsen yine.
Mr. Park derin bir nefes aldı. “Senin suçun değil. Özür dilemene gerek yok.
Özür dilemesi gereken kazama neden olan o pis kız olması lazım. Onu bulcam, ve
bulduğumda onun hayatının sonuna kadar hapiste kalması için elimden geleni yapıcam!”
Ahsen sinirlice yerleri siliyordu. Bütün gece yakışıklı şeytan’ı
düşünmekten uyku bulamadı ve nihayet saat 3’te uyuyabildi, fakat 6’da Mr. Park’ın
odasından gelen sesli müziğe uyandı.
Bu herhalde Mr. Park’ın onu uyandırma yöntemiydi. Ahsen adamın stereo’yu nasıl
kendi başına bulduğunu bilmiyordu, ama kesinlikle o stereo’yu alıp saklamalıydı,
yoksa her gün böyle uyandırılırdı.
Gıcık herife yumurta kavurması ve sosis yaptıktan sonra, Ahsen onu mutfakta
kendi başına yemeye bıraktı ve evi temizlemeye başladı.
Oturma odasındaki fayansları silerken, mutfaktan Mr. Park’ın çatal ve tabak
seslerini duyabiliyordu. Tabağındaki yemeği bulmak çok zor geliyordu ona, ama hala
Ahsen’den yardım istemiyordu. Ahsen’de ona birşey denilmediği sürece adama yardım
edip kendi başına iş açmak istemiyordu.
Ahsen eve geleli henüz bir gün olmuştu, ama bir şey’den kesinlikle emindi: Mr.
Park ve gururunun arasındaki ilişki, onun sevgilisinin arasındaki ilişkiden
daha önemliydi.
Yerleri silmeye devam ederken, mutfaktan Mr. Park’ın çatalını masa’ya sinirlice
attığını duydu. Mr. Sinir geri dönüş yapmıştı.
“Bu iğrenc bir kahvaltıydı!” diye bağırdı Mr. Park ve duvarları elleyerek
oturma odasına doğru yürüdü.
“Hiç ağzına birşey soktun mu?” diye sordu Ahsen. Ama bunu sorması bir hataydı çünkü
Mr. Park’ın kulaklarından sanki duman çıktığını görebiliyordu sinirinden.
“Ne dedin sen…” Mr. Park duvarı bırakıp Ahsen’e doğru bir kaç büyük adım attı.
Ahsen içinden Mr. Park’ın onun sesini takip edebildiği için iltifat etti ve ona
doğru yürümeye başladı.
Birden yerleri sildiği aklına geldi Ahsen’in: “Dur, yerler ıslak!”
Ama çok geçti, Mr. Park ona o kadar sinirliydi ki onu duymazlıktan geldi ve ona
doğru bir adım daha attı, fakat ayağı kaydı ve Ahsen’e doğru düştü.
Ahsen hemen elindeki bezleri bıraktı ve Mr. Park’ı tutabilmek için ona doğru koştu,
fakat kendiside kaydı ve ikiside üst üste düştü.
Ahsen’in sırtı yere ildi ve Mr. Park’ın ona doğru yüz üstü düştüğünü gördü.
Aklına aşk filmlerindeki üst üste düşme ve dudak dudağa gelme sahneleri geldi,
ve hemen bunu engellemek için kafasını kenara çevirdi.
Maalesef korkusundan kafasını sağa döndürdü ve Mr. Park’ın dudakları sol yanağındaki
yanık yarasına değdi.
Ahsen dondu ve nasıl hava alınacağını bile unuttu korkusundan.
Mr. Park hemen kafasını biraz kaldırdı ve dudakları yanağından ayrıldı.
Ünlü sinirli bakışı geri geldi, “Dudakların değildi, demi?”
“Hyr,” Ahsen havasını tutmuştu ve ne dedikleri anlaşılmıyordu.
“Peki neyi öpt…”
“Hava alamıyorum! Çekil üstümden!” diye bağırdı Ahsen. Mr. Park’ın yanık yarasını
sormasını engellemeliydi.
“Peki,” Mr.
Park ellerini Ahsen’in iki tarafınada koyarak kendisini yerden yukarı itti.
Ahsen yine kafasını Mr. Park’ın yüzüne döndürdü o kalkarken.
Ama şanssızlık işte, Mr. Park’ın elleri ıslak yerden yine kaydı ve yine
Ahsen’in üstüne düştü.
Ahsen bunun için hazırlı değildi ve hala yüzü Mr. Park’a dönüktü. Dudakları’nın
değmesine engel olamadı bu sefer. Mr. Park üzerine düştü ve bu sefer dudakları
birbirine değdi. Ahsen’in vücudu dondu birden ve aklı durdu şoktan.
Kıynaşamıyordu çünkü hayatının şokunu yaşıyordu, fakat Mr. Park neden hareket
etmiyordu?
Uzun süre sonra, Mr. Park kafasını hafiften kaldırdı ama konuşurken dudakları
hala Ahsen’in dudaklarına değiyordu. “Bu sefer dudakların, demi?”
“E…Evet,” Ahsen zorla bir söz çıkarabildi. Konuşurken dudaklarını çok fazla kıynaştırmamaya
çalıştı, yoksa yine Mr. Park’ın dudaklarına değecekti.
“Hmm…” diye başladı Mr. Park ve Ahsen’in yanına yuvarlandı. “En azından dudak ve
ilk başta öptüğüm şeyin arasındaki farkı biliyorum. Neydi ki o?”
Ahsen hemen yerden kalktı ve konuyu değiştirmeye çalıştı. “Ben… en iyisi
yerleri kurulamak için bir bez getireyim.” diye yalan söyledi ve hemen oturma
odasından çıkıp kendi odasına koştu. Kendini yatağın üzerine attı ve giyisi
dolabının kapısındaki ayna’ya baktı. Evde kendi odasında aynası yoktu. Aslında
tüm evde hiç bir aynası yoktu.
Ahsen gözlerini kapattı ve kafasını başka yere çevirdi. Kendine bakmaktan utanıyordu.
■■■■■
“Oda neydi?” diye sordu Mr. Park. Gözleri kördü, ama onun yerine kulakları çok
sivriydi.
“Ah, o benim geğirmemdi, afedersiniz.” dedi Ahsen ve biraz utandı.
Dünkü olayları hatırlatacak hiçbir şey yapmamaya çalışıyordu. Mr. Park’da sanki
dünkü öpücüğü unutmuştu … yada en azından unutmuş gibi yapıyordu.
“Asitli su mu var bu evde? Kim aldı onu? Ben bu evde asitli su yasakladım!”
Ahsen gözlerini çevirdi. Mr. Sinir geri gelmişti yine. Baş uşak gitmeden önce
Ahsen’e bu evde asitli su bulunmadığını söylemişti, çünkü Mr. Park’ın eski kız
arkadaşı asitli su sevmiyordu.
“Burda asitli su falan yok. Portakal
suyu içtiğim için geğirdim.” diye açıkladı Ahsen.
Mr. Park’ın yüzündeki sinirli ifade gitti, ve şaşkınca bir kaşını kaldırdı.
“Portakal suyu mu?”
“Evet,” dedi Ahsen.
“Hangi hasta manyak portakal suyu içince geğirir ki?”
“Gördüğünüz gibi BEN! Niye sanki birini öldürmüşüm gibi davranıyorsunuz?” diye
sordu Ahsen. Geğirmek birini öldürmek kadar bir suçsa, o zaman iş verenini seve
seve öldürürdü. Mr. Park’ın kör olduğu şu an çok iyi birşeydi, çünkü Ahsen ona
orta parmağını gösterdi, ve ağzınla sessizce ‘Fuck You!’ dedi.
Mr. Park sorusuna cevap vermedi ve yakışıklı kaşlarından birini kaldırdı. “Bana
bir bardak portakal suyu ver.”
“Içine zehir katabilir miyim?”
“Sen bilirsin. Zaten bir gün beni öldüreceğinden eminim.”
“Bunu bildiğinize sevindim,” dedi Ahsen, ama yüzünde oluşan gülümsemeyi
durduramadı. Sonra mutfağa
gidip Mr. Park’a bir bardak portakal suyu doldurdu.
■■■■■
“Sıkıldım.”
“Bakımcınız olarak alındım işe, eğlendirmek için değil.”
“Saat başı sana bin won daha fazla öderim beni eğlendirirsen.”
“Hmm, bedava paraya ‘hayır’ diyemem.” dedi Ahsen. “En sevdiğiniz kitap ne?”
“En sevdiğim kitapsa, o zaman kör olmadan önce yeterince okumuşumdur,” dedi Mr.
Park ve kafasını salladı. Ahsen’in şu an en çok istediği şey gıcık adamın kafasına
bir tava geçirmekti, ama aynı zamanda, gözlerini kaybetmiş adam için
üzülüyordu. Onun yüzünden kör olmuştu, bu yüzden ne derse yapmalıydı.
Ama belki kafasına tava geçirmek gözlerini yine açardı? =P
“Peki müzik? En sevdiğin bir şarkı varmı?” diye sordu Ahsen ve Mr. Park’in CD
raflarına baktı. Ona artık ‘sen’ diye konuşmaya karar verdi.
“Hangi şarkıyı biliyorsun?”
Ahsen ona şaşkınca döndü. “Ben şarkı söylemiyorum.” dedi.
“Sana şarkı söylermisin diye sormuyorum, sana şarkı söylemeni emrediyorum. Ama
yine şanslı günün, şarkıyı sen seçebilirsin.”
“Ben hiç şarkı bilmiyorum.” diye yalan söyledi Ahsen.
“Yemek yaparken şarkı söylediğini duydum.”
Ahsen derin bir nefes aldı. Eskiden bir şarkıcı olmak istiyordu, ama maalesef
kimse çirkin bir sanatçı istemezdi.
“En sevdiğim bir şarkı var aslında…”
“O zaman benimle tartışmayı bırakta, şarkıyı söyle. Bu sabah çok fena kafa ağrılarıyla
uyandım.”
“Bir doktor çağırmamı ister misin?”
“Konuyu değiştirmeye
çalışma. Şarkı söyle.”
“En sevdiğim bir şarkının olduğunu söyledim, ama onu söyleyeli çok uzun oldu.
Melodisini hatırlıyorum, ama sözlerini bilmiyorum.”
“Peki, öyleyse mırıldan melodisini.” diye emretti Mr. Park.
Derin bir nefes aldıktan sonra, Ahsen Mr. Park’ın yüzüne bakarak şarkının
melodisini mırıldamaya başladı. Onun gözlerini kapatıp dinlemesini bekliyordu
ama gözleri açıktı. Zaten kör bir adam için ikiside aynı şey değil miydi?
Yüzünde Ahsen’in okuyamadığı bomboş bir ifade vardı, ama en azından biraz daha
rahat görünüyordu orda otururken.
Şarkıyı
bitirdiğinde Mr. Park ona “Hangi şarkı bu?” diye sordu.
“Ismi ‘Rising Sun’,” dedi Ahsen ve gülümsedi. En sevdiği şarkıydı. (Rising Sun
= Güneşin Doğuşu)
Ama Mr. Park’ın bu şarkıyı hiç beğenmediği belliydi. Burnunu kıvırdı. “Aptal.”
“Ne?” Ahsen ona şaşkınca bakıyordu.
“Benim kör olduğumu fark etmedin mi? Hayatımda bir daha güneşin doğuşunu
göremicem!” diye bağırarak elindeki tuttuğu bardağı yere fırlattı.
Camın kırılışı Ahsen’i korkuttu. “Özür dilerim.” diye fısıldadı hemen.
Mr. Park sanki sinirini kontrol altında tutmaya çalışıyor gibi görünüyordu. Bu
yeniydi.
“Boşver,” dedi. “Bu... kör ve güçsüz olmak… beni çok rahatsız ediyor. Hiç birşeyi
görememem beni çok rahatsız ediyor… hayatımı artık kontrol edemediğim beni çok
sinirlendiriyor…”
Sonra sustu birden ve Ahsen bomboş gözlerine baktı, sonra dudaklarına. Sanki
diyecek çok şeyi vardı, ama bir türlü söyleyemiyordu gibi geldi ona.
“Özür dilerim,” dedi Ahsen yine.
Mr. Park derin bir nefes aldı. “Senin suçun değil. Özür dilemene gerek yok.
Özür dilemesi gereken kazama neden olan o pis kız olması lazım. Onu bulcam, ve
bulduğumda onun hayatının sonuna kadar hapiste kalması için elimden geleni yapıcam!”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder