21. Bölüm
Duygu oturma odasında
kırılan vazo’nun cam parçalarını ve yıkılan çerçeveleri topluyordu. Dongwook ve
Ahsen dövüşürken oturma odası savaş alanına dönüşmüştü. Yoochun ve Nefise
koltuk masasının yanında sandalye’de oturuyorlardı. Ahsen ve Dongwook ise
koltuktalardı ve birbirlerinin yaralarına sert kaynatılmış yumurta bastırıyorlardı.
“Çok bastırma, acıyo!” diye bağırdı Dongwook ve alt dudağını küsmüş gibi çıkardı
öne.
Ahsen bunun üzerine yumurtayı dahada sert bastırdı arkadaşının anlına. Dongwook
intikam olarak aynı şeyi Ahsen’in çenesindeki yara’ya yaptı.
“Yalancı!” dedi Ahsen sinirlice. Bunca zaman Yoochun’ın Ahsen’in Micky olduğunu
anlamaması için elinden geleni yapıyordu… ama kendi kardeşinin ve arkadaşının
onu sırtından vuracağı hiç aklına gelmezdi.
“Ben aşk için yalan söyledim.” diye savundu Dongwook. “Hem, seni seviyorum.”
Birden Nefise ikisinin arasına girdi. “Gerçekten mi?”
Dongwook yüzünü Nefise’ye çevirdi, sonra kısaca Yoochun’a baktı, ve yine
Nefise’ye döndü.
“Bir kardeş olarak,” diye cevap verdi sonunda.
“Peki onu?” diye sordu Nefise yine ve yerdeki camları toplayan Duygu’ya
gösterdi eliyle.
“Bir kardeş olarak,” diye tekrarladı Dongwook, ve Nefise’ye gülümsedi. “Neden
bilmek istiyorsun?”
“Hiiiç, sana sevgilim olurmusun diye sormadan önce boş olduğundan emin olmalıyım,
o kadar.” dedi Nefise, sanki hava’dan su’dan konuşur gibi sakince.
“Nefise, senin problemin ne?!” diye bağırdı Yoochun birden ve sandalye’den
kalktı sinirlice. “Biz bu durumdayken, nasıl onunla flört edebilirsin?!”
“Ne yaa? Hazır gerçeği anlamışken, benimde avantajım olsun istedim.” diye
savundu Nefise. “Zaten bugün boş günüm, bu yüzden zamanımı bilinçli harcamalıyım.
Bana maşallah hiç boş gün vermiyosun’da…”
Oda’nın öbür yanından Duygu’nun sesli gülüşü duyulabiliyordu. “Hehehehehehehehe!!”
Duygu ancak Ahsen’in uyarıcı gözlerini görünce çenesini kapattı ve temizlemeye
devam etti.
“Seviyesiz,” Yoochun yine sandalye’ye oturdu. Sinirini birşey’den çıkarmalıydı,
ve Nefise en iyi kurban’dı. “Seninle arkadaş olduğuma bile inanamıyorum! Sen
seviyesizsin ve…”
“Asıl sen seviyesizsin!” diye böldü Ahsen lafını. “Şu an şoktasın ve sinirlisin,
ama bu sinirini arkadaşından çıkarabilceğin anlamına gelmiyor!”
“Önemli değil, ben buna alışığım.” dedi Nefise kenardan.
“Ama sende sinirini biraz önce benden çıkarmamış mıydın?” diye hatırlattı
Dongwook. Sırıtıyordu çocuk gibi, ama Ahsen ona sinirlice baktığında sustu.
Ahsen elindeki yumurtayı sinirlice masa’ya attı ve gözlerini yine Yoochun’a çevirdi.
Hala sisteminde adrenalin vardi ve sinirliydi, hazır böyleyken, Yoochun’lada
konuşabilirdi artık.
“Gerçekleri artık bildiğine göre, Dongwook içimdeki inkarı döverek çıkardığına
göre ve herşey ortada olduğuna göre şimdi herşeyi halletme zamanı geldi!”
“Ne?” Yoochun kendisini çok güçsüz hissediyordu. Sanki bütün ortamı Ahsen kontrol
ediyormuş gibi.
“Sen, ben, konuşmalıyız. Şimdi!” diye bağırdı Ahsen.
“Suçu atcak biri varsa, işiniz kolaylaşır.” dedi Dongwook ve sırıttı. “Bana
seve seve suçu atabilirsiniz!”
Ahsen’in sinirli gözleri Yoochun’a bakıyordu. Yoochun’in gözleri ise nereye
bakacaklarını şaştı utançtan.
“Sinirli, güçlü ablam geri gelmiş. Ahh, çok mutluyum.” diye sevindi Duygu ve ağlıyor
gibi yaptı. Sonra Dongwook ve Nefise’ye döndü. “Hadi dondurma yemeye gidelim.”
“Siz’den daha sonra hesap sorcam.” diye söz verdi Ahsen kötü bakışıyla.
Duygu’nun gözleri büyüdü ve yine Nefise’nin arkasına saklandı. “Öyleyse çooook çok
dondurma yiyelim.” En azından ablası tarafından dövülmeden önce karnı bi güzel
dondurmayla dolmuş olurdu.
Ahsen’in gözleri hala Yoochun’daydı. Yoochun diğerlerinin apartman’dan çıkmalarını
izliyordu. Gitmeden önce Dongwook’un mırıldamasını duydular, “Zaten daha fazla
dayanamıyordu, biz onu sadece biraz ‘ittik’ diyebiliriz.”
Kapı’nın kapanma sesi Yoochun’ın kafasını ağrıtıyordu. Daha önce hiç bu kadar
korkak hissetmemişti kendini.
“Ben…”
“Benim konuşmama izin ver,” diye böldü Ahsen lafını. Sesi artık sinirli değil,
daha çok yorgun’du. Eli saçlarıyla oynuyordu, ve daha çok yanağını kapatmaya çalıştı.
“Biliyordun. Baştan beri biliyordun, ama inkar ettin…”
“Ben…”
“Inkar etmene gerek yok artık,” Ahsen derin bir nefes aldı.
Yoochun kafasını eğdi utançtan ve kendini çok soğuk hissetti birden. Sol
koluyla sağ kolunu okşadı sıcaklık gelsin diye ama yaramadı. Kapı’ya baktı… koşup
kaçmak istiyordu.
Korkak. Evet, korkağın tekiydi. Kendini güçlü göstermeye çalışıyordu ama hep
korkuyordu.
Ahsen hislerini daha fazla içinde tutamadı. “Inkar etmen çok acı verici, ama
seni anlıyorum. Anlıyorum seni. Sevdiğin insanın böyle … çirkin olmasını
kabullenemiyorsun. Bunu anlıyorum.”
“Özür dilerim,” diye fısıldadı Yoochun, gözleri kendi ellerine bakıyordu.
Ahsen üzgünce gülümsedi. “Neden sana aşık olduğumu merak ederdim hep. Şimdi
anladım. Görünüşün yüzünden. Mükemmel bir burun, süt gibi beyaz tenin, yumuşak
saçların, öpülcek tombul dudakların…”
Yoochun Ahsen’e bakmaktan korkuyordu. Bu sözler ada’da iken onun nasıl göründüğünü
söylediği sözlerdi. Ahsen bu sözleri duyunca ne kadar acı çektiğini ancak şimdi
anlayabiliyordu Yoochun.
“Fakat herşeyin iyi yanına bakan gözlerin yok. Açıkcası bende seni ada’da terk
ettiğimde bu özelliği kaybettim. Bu yarayla bunca zaman yaşamayı öğrendim, ama
sonra sen hayatıma girip herşeyi alt üst etmeliydin. Artık senin yüzünden bu
yara beni dahada çok rahatsız ediyor. Kafam dik bile yürüyemiyorum artık, şapkayla
bile utanıyorum, ve herşey senin yüzünden.”
Ahsen konuştukca dahada sinirleniyordu. Sonunda patlamıştı. Ahsen ve Yoochun
hiçbir zaman bir çift olamazlardı, çünkü Yoochun güzeldi ve Ahsen değildi.
Yoochun görünüşe önem veriyordu ve Ahsen çirkindi.
Ahsen Yoochun’a çok öfkeliydi. Kalbini ona kaybetmişti, ama gururunuda
kaybetmek istemiyordu.
“Özür dilerim.”
“Özür dilemene gerek yok… artık yok. Çünkü seni bırakmayı öğrendim.” dedi Ahsen
sessizce. Gözlerini duvarda asılı olan saat’e çevirdi, çünkü Yoochun’a daha
fazla bakmak istemiyordu. Son cümlesinde ise Yoochun’ın kafasını kaldırıp ona
baktığını fark etmedi. “Sana görünüşünden dolayı aşık oldum. Kötü bir
karakterin olduğu için değil, kendini beğenmiş yada saralı olduğun için yada…”
“…yada görünüşe önem verdiğim icin.” diye mırıldadı Yoochun sonunda.
Ahsen alt dudağını ısırdı, bütün vücudu taş gibiydi. Ağlamamakta zor tutuyordu
kendini. Ama devam etmeliydi, “Bir insan görünüşüne aşık olunca, aşk uzun
sürmez. Benim sana karşı aşkım bundan farksız.”
“Ne…?”
“Sana görünüşün yüzünden aşık oldum. Aşk uzun sürmedi. Önemli değil zaten,
bitti. Bittik.” Ahsen zorla gülümsedi. “Ben buyum, Yoochun.” diyerek tüm
cesaretini toplayıp saçlarıyla oynamayı bıraktı ve saçlarını kulağının arkasına
sokarak Yoochun’a tüm yüzünü gösterdi.
“Mi…”
“O benim gerçek ismim değil. Sahte bir isimdi. Beni bulamaman için uydurduğum
bir isim. Ilk başta, hapis’e girmek istemediğim içindi… sonra ama beni… çirkin
gerçek olarak görmemen içindi. Ama Dongwook doğru söylüyor, zaten önemi yok artık.
Hislerini karşılamayan biri yüzünden bu kadar acı çekmek luzumsuz. Senin
Micky’e olan aşkın bitecek, çünkü Micky gerçek değil.”
“Ben…”
“Senin Micky’n esas değil. Senin Micky’n güzel. Öyle bir insan yok. Bundan
ölmeyeceğinden eminim.”
“Ahsen…” diye başladı Yoochun, ama ne diyeceğini bilmiyordu.
Ahsen üzgünce gülümsedi. Ilk defa Yoochun gerçek ismini söylemişti. Bundan önce
hiç Ahsen’le alakalı olmak istemediği için söylememişti.
Ve bundan sonra’da Ahsen’le alakalı olmayacaktı.
“Ben bittim ve sizin bana daha diyecek birşeyinizin olmadığını düşünüyorum.
Güle güle, Mr. Park.”
Ahsen derin bir nefes aldı ve tüm acı hislerini içine saklayıp gülümsemeye çalıştı.
Koltuk’tan kalktı ve kafası dik, açık yüzüyle kendi odasına girdi.
Yoochun yerin dibine batmak istiyordu. Sanki biri onu dövmüş gibi hissediyordu
ve sessizce apartman’dan çıkmak isterken, masa’nın altında bir kırık çerçeve fark
etti. Ahsen ve Dongwook dövüşürken yere düşmüş olmalıydı.
Çerçeve ve camı kırılmıştı, resim dışarı düşmüştü. Iki kardeşin resmi.
■■■■■
“Dışarı mı çıktın öylesine? Bir insan ne kadar salak olabilir?!”
“Sandığınız kadar kolay değil…” dedi Yoochun.
“Ne kolay değil? O seni seviyor! Sende onu seviyorsun!” diye bağırdı Dongwook.
O ve Duygu Nefise ile beraber dondurma yedikten sonra Yoochun’ın evine gitmişlerdi.
“Beni bıraktığını söylüyor, beni artık sevmediğini söylüyor…” dedi Yoochun güçsüz,
yorgun bir sesle.
“Ve sen ona inandın, öyle mi?” diye sordu Nefise.
“Neden inanmiyim?” Yoochun bir sandalye’ye oturup gözlerini kapattı.
“Sana görünüşüne aşık olduğunu mu söyledi? Bu yüzden mi sana karşı aşkı bittiğini
söyledi?” diye sordu Duygu.
“Evet,” dedi Yoochun.
“Neden bu kadar salaksın sen?!” diye bağırdı Dongwook. “Ahsen gibi bir insanın
görünüşe göre sevdiğini mi düşünüyorsun?!”
“Peki senin ona karşı aşkın bitecek mi?” diye sordu Nefise sakince. Dongwook’u
yatıştırmak için bir elini omzuna koydu.
“Zamanla, evet…” diye başladı Yoochun.
“Bok biter! Senin ona karşı aşkın hiçbir zaman bitmez! Ona görünüşüne göre aşık
olmadın! Ona aşık olduğunda nasıl göründüğünü bile bilmiyordun! Hiçbir zaman
onu unutamazsın!” diye bağırdı Dongwook.
“Buna neden bu kadar önem veriyorsun?! Sevdiğin kadın’ın hayal ettiğin kadar
güzel olmadığını kabul edemiyorsun! Başkalarının ne düşüneceğinden
korkuyorsun!” diye yardım etti Duygu Dongwook’a. “Seni pis, kendini beğenmiş,
orosp…”
“Boşver Duygu! Umutsuz bir insan bu! Ahsen görünüşe önem veren bir insan’dan
daha iyisini hak ediyor!” dedi Dongwook.
“Bunca zaman, seni uzak tutmaya çalıştık. Şimdi yalanları bırakıp herşeyi
yüzüne söyleyebiliriz, bu yüzden beni iyi dinle: Bizden uzak dur. Onu gerçekten
sevmeyeceksen, bizden çok uzakta dur! Hayatımıza birdaha girme, anladın mı?!”
diye bağırdı Duygu ve Dongwook’la beraber sinirlice Yoochun’ın evini terk etti.
Nefise iki tarafın arasında kaldı ve ne yapacağını şaştı.
“Yoochun…”
“Beni yalnız bırak, Nefise. Zamana ihtiyacim var.”
“Zaman mı? Zamanını boşa harcama! Neden görünüşe bu kadar önem veriyorsun?
Neden yüzünden öteye bakıp kalbini göremiyorsun? Onun karakterine aşık olmadın
mı?”
“Ama ona aşık olduğumda, ondan güzel bir hayal kurmuştum aklımda!” diye bağırdı
Yoochun. “Senin için konuşması kolay, Nefise.”
“Yoochun…”
“Bu dünya öyle çalışmıyor. Birine bakıp ona aşık olcağımıza karar veremiyoruz! Sen
tabii şanslısın, senin aşık olduğun adam Dongwook! Dünya yakışıklısı! Bu yüzden
bana bağırıp çağırabiliyorsun önem verdiğim için! Hiç kendini benim yerime
koymayı denedin mi? Benim yerimde değilsin sen!”
Nefise daha çok söylemek istedi, ama Yochun’ında haklı olduğunu anladı.
Herkes bunu söylerdi. Herkes görünüşün önemli olmadığını söylerdi… ama
bunlardan kaçı gerçekten diyordu ki bu sözleri?
“Git, Nefise.”
Nefise derin bir nefes aldı ve evi terk etti. En iyisi Yoochun’ı çimdi yalnız bırakmaktı.
Duygu oturma odasında
kırılan vazo’nun cam parçalarını ve yıkılan çerçeveleri topluyordu. Dongwook ve
Ahsen dövüşürken oturma odası savaş alanına dönüşmüştü. Yoochun ve Nefise
koltuk masasının yanında sandalye’de oturuyorlardı. Ahsen ve Dongwook ise
koltuktalardı ve birbirlerinin yaralarına sert kaynatılmış yumurta bastırıyorlardı.
“Çok bastırma, acıyo!” diye bağırdı Dongwook ve alt dudağını küsmüş gibi çıkardı
öne.
Ahsen bunun üzerine yumurtayı dahada sert bastırdı arkadaşının anlına. Dongwook
intikam olarak aynı şeyi Ahsen’in çenesindeki yara’ya yaptı.
“Yalancı!” dedi Ahsen sinirlice. Bunca zaman Yoochun’ın Ahsen’in Micky olduğunu
anlamaması için elinden geleni yapıyordu… ama kendi kardeşinin ve arkadaşının
onu sırtından vuracağı hiç aklına gelmezdi.
“Ben aşk için yalan söyledim.” diye savundu Dongwook. “Hem, seni seviyorum.”
Birden Nefise ikisinin arasına girdi. “Gerçekten mi?”
Dongwook yüzünü Nefise’ye çevirdi, sonra kısaca Yoochun’a baktı, ve yine
Nefise’ye döndü.
“Bir kardeş olarak,” diye cevap verdi sonunda.
“Peki onu?” diye sordu Nefise yine ve yerdeki camları toplayan Duygu’ya
gösterdi eliyle.
“Bir kardeş olarak,” diye tekrarladı Dongwook, ve Nefise’ye gülümsedi. “Neden
bilmek istiyorsun?”
“Hiiiç, sana sevgilim olurmusun diye sormadan önce boş olduğundan emin olmalıyım,
o kadar.” dedi Nefise, sanki hava’dan su’dan konuşur gibi sakince.
“Nefise, senin problemin ne?!” diye bağırdı Yoochun birden ve sandalye’den
kalktı sinirlice. “Biz bu durumdayken, nasıl onunla flört edebilirsin?!”
“Ne yaa? Hazır gerçeği anlamışken, benimde avantajım olsun istedim.” diye
savundu Nefise. “Zaten bugün boş günüm, bu yüzden zamanımı bilinçli harcamalıyım.
Bana maşallah hiç boş gün vermiyosun’da…”
Oda’nın öbür yanından Duygu’nun sesli gülüşü duyulabiliyordu. “Hehehehehehehehe!!”
Duygu ancak Ahsen’in uyarıcı gözlerini görünce çenesini kapattı ve temizlemeye
devam etti.
“Seviyesiz,” Yoochun yine sandalye’ye oturdu. Sinirini birşey’den çıkarmalıydı,
ve Nefise en iyi kurban’dı. “Seninle arkadaş olduğuma bile inanamıyorum! Sen
seviyesizsin ve…”
“Asıl sen seviyesizsin!” diye böldü Ahsen lafını. “Şu an şoktasın ve sinirlisin,
ama bu sinirini arkadaşından çıkarabilceğin anlamına gelmiyor!”
“Önemli değil, ben buna alışığım.” dedi Nefise kenardan.
“Ama sende sinirini biraz önce benden çıkarmamış mıydın?” diye hatırlattı
Dongwook. Sırıtıyordu çocuk gibi, ama Ahsen ona sinirlice baktığında sustu.
Ahsen elindeki yumurtayı sinirlice masa’ya attı ve gözlerini yine Yoochun’a çevirdi.
Hala sisteminde adrenalin vardi ve sinirliydi, hazır böyleyken, Yoochun’lada
konuşabilirdi artık.
“Gerçekleri artık bildiğine göre, Dongwook içimdeki inkarı döverek çıkardığına
göre ve herşey ortada olduğuna göre şimdi herşeyi halletme zamanı geldi!”
“Ne?” Yoochun kendisini çok güçsüz hissediyordu. Sanki bütün ortamı Ahsen kontrol
ediyormuş gibi.
“Sen, ben, konuşmalıyız. Şimdi!” diye bağırdı Ahsen.
“Suçu atcak biri varsa, işiniz kolaylaşır.” dedi Dongwook ve sırıttı. “Bana
seve seve suçu atabilirsiniz!”
Ahsen’in sinirli gözleri Yoochun’a bakıyordu. Yoochun’in gözleri ise nereye
bakacaklarını şaştı utançtan.
“Sinirli, güçlü ablam geri gelmiş. Ahh, çok mutluyum.” diye sevindi Duygu ve ağlıyor
gibi yaptı. Sonra Dongwook ve Nefise’ye döndü. “Hadi dondurma yemeye gidelim.”
“Siz’den daha sonra hesap sorcam.” diye söz verdi Ahsen kötü bakışıyla.
Duygu’nun gözleri büyüdü ve yine Nefise’nin arkasına saklandı. “Öyleyse çooook çok
dondurma yiyelim.” En azından ablası tarafından dövülmeden önce karnı bi güzel
dondurmayla dolmuş olurdu.
Ahsen’in gözleri hala Yoochun’daydı. Yoochun diğerlerinin apartman’dan çıkmalarını
izliyordu. Gitmeden önce Dongwook’un mırıldamasını duydular, “Zaten daha fazla
dayanamıyordu, biz onu sadece biraz ‘ittik’ diyebiliriz.”
Kapı’nın kapanma sesi Yoochun’ın kafasını ağrıtıyordu. Daha önce hiç bu kadar
korkak hissetmemişti kendini.
“Ben…”
“Benim konuşmama izin ver,” diye böldü Ahsen lafını. Sesi artık sinirli değil,
daha çok yorgun’du. Eli saçlarıyla oynuyordu, ve daha çok yanağını kapatmaya çalıştı.
“Biliyordun. Baştan beri biliyordun, ama inkar ettin…”
“Ben…”
“Inkar etmene gerek yok artık,” Ahsen derin bir nefes aldı.
Yoochun kafasını eğdi utançtan ve kendini çok soğuk hissetti birden. Sol
koluyla sağ kolunu okşadı sıcaklık gelsin diye ama yaramadı. Kapı’ya baktı… koşup
kaçmak istiyordu.
Korkak. Evet, korkağın tekiydi. Kendini güçlü göstermeye çalışıyordu ama hep
korkuyordu.
Ahsen hislerini daha fazla içinde tutamadı. “Inkar etmen çok acı verici, ama
seni anlıyorum. Anlıyorum seni. Sevdiğin insanın böyle … çirkin olmasını
kabullenemiyorsun. Bunu anlıyorum.”
“Özür dilerim,” diye fısıldadı Yoochun, gözleri kendi ellerine bakıyordu.
Ahsen üzgünce gülümsedi. “Neden sana aşık olduğumu merak ederdim hep. Şimdi
anladım. Görünüşün yüzünden. Mükemmel bir burun, süt gibi beyaz tenin, yumuşak
saçların, öpülcek tombul dudakların…”
Yoochun Ahsen’e bakmaktan korkuyordu. Bu sözler ada’da iken onun nasıl göründüğünü
söylediği sözlerdi. Ahsen bu sözleri duyunca ne kadar acı çektiğini ancak şimdi
anlayabiliyordu Yoochun.
“Fakat herşeyin iyi yanına bakan gözlerin yok. Açıkcası bende seni ada’da terk
ettiğimde bu özelliği kaybettim. Bu yarayla bunca zaman yaşamayı öğrendim, ama
sonra sen hayatıma girip herşeyi alt üst etmeliydin. Artık senin yüzünden bu
yara beni dahada çok rahatsız ediyor. Kafam dik bile yürüyemiyorum artık, şapkayla
bile utanıyorum, ve herşey senin yüzünden.”
Ahsen konuştukca dahada sinirleniyordu. Sonunda patlamıştı. Ahsen ve Yoochun
hiçbir zaman bir çift olamazlardı, çünkü Yoochun güzeldi ve Ahsen değildi.
Yoochun görünüşe önem veriyordu ve Ahsen çirkindi.
Ahsen Yoochun’a çok öfkeliydi. Kalbini ona kaybetmişti, ama gururunuda
kaybetmek istemiyordu.
“Özür dilerim.”
“Özür dilemene gerek yok… artık yok. Çünkü seni bırakmayı öğrendim.” dedi Ahsen
sessizce. Gözlerini duvarda asılı olan saat’e çevirdi, çünkü Yoochun’a daha
fazla bakmak istemiyordu. Son cümlesinde ise Yoochun’ın kafasını kaldırıp ona
baktığını fark etmedi. “Sana görünüşünden dolayı aşık oldum. Kötü bir
karakterin olduğu için değil, kendini beğenmiş yada saralı olduğun için yada…”
“…yada görünüşe önem verdiğim icin.” diye mırıldadı Yoochun sonunda.
Ahsen alt dudağını ısırdı, bütün vücudu taş gibiydi. Ağlamamakta zor tutuyordu
kendini. Ama devam etmeliydi, “Bir insan görünüşüne aşık olunca, aşk uzun
sürmez. Benim sana karşı aşkım bundan farksız.”
“Ne…?”
“Sana görünüşün yüzünden aşık oldum. Aşk uzun sürmedi. Önemli değil zaten,
bitti. Bittik.” Ahsen zorla gülümsedi. “Ben buyum, Yoochun.” diyerek tüm
cesaretini toplayıp saçlarıyla oynamayı bıraktı ve saçlarını kulağının arkasına
sokarak Yoochun’a tüm yüzünü gösterdi.
“Mi…”
“O benim gerçek ismim değil. Sahte bir isimdi. Beni bulamaman için uydurduğum
bir isim. Ilk başta, hapis’e girmek istemediğim içindi… sonra ama beni… çirkin
gerçek olarak görmemen içindi. Ama Dongwook doğru söylüyor, zaten önemi yok artık.
Hislerini karşılamayan biri yüzünden bu kadar acı çekmek luzumsuz. Senin
Micky’e olan aşkın bitecek, çünkü Micky gerçek değil.”
“Ben…”
“Senin Micky’n esas değil. Senin Micky’n güzel. Öyle bir insan yok. Bundan
ölmeyeceğinden eminim.”
“Ahsen…” diye başladı Yoochun, ama ne diyeceğini bilmiyordu.
Ahsen üzgünce gülümsedi. Ilk defa Yoochun gerçek ismini söylemişti. Bundan önce
hiç Ahsen’le alakalı olmak istemediği için söylememişti.
Ve bundan sonra’da Ahsen’le alakalı olmayacaktı.
“Ben bittim ve sizin bana daha diyecek birşeyinizin olmadığını düşünüyorum.
Güle güle, Mr. Park.”
Ahsen derin bir nefes aldı ve tüm acı hislerini içine saklayıp gülümsemeye çalıştı.
Koltuk’tan kalktı ve kafası dik, açık yüzüyle kendi odasına girdi.
Yoochun yerin dibine batmak istiyordu. Sanki biri onu dövmüş gibi hissediyordu
ve sessizce apartman’dan çıkmak isterken, masa’nın altında bir kırık çerçeve fark
etti. Ahsen ve Dongwook dövüşürken yere düşmüş olmalıydı.
Çerçeve ve camı kırılmıştı, resim dışarı düşmüştü. Iki kardeşin resmi.
■■■■■
“Dışarı mı çıktın öylesine? Bir insan ne kadar salak olabilir?!”
“Sandığınız kadar kolay değil…” dedi Yoochun.
“Ne kolay değil? O seni seviyor! Sende onu seviyorsun!” diye bağırdı Dongwook.
O ve Duygu Nefise ile beraber dondurma yedikten sonra Yoochun’ın evine gitmişlerdi.
“Beni bıraktığını söylüyor, beni artık sevmediğini söylüyor…” dedi Yoochun güçsüz,
yorgun bir sesle.
“Ve sen ona inandın, öyle mi?” diye sordu Nefise.
“Neden inanmiyim?” Yoochun bir sandalye’ye oturup gözlerini kapattı.
“Sana görünüşüne aşık olduğunu mu söyledi? Bu yüzden mi sana karşı aşkı bittiğini
söyledi?” diye sordu Duygu.
“Evet,” dedi Yoochun.
“Neden bu kadar salaksın sen?!” diye bağırdı Dongwook. “Ahsen gibi bir insanın
görünüşe göre sevdiğini mi düşünüyorsun?!”
“Peki senin ona karşı aşkın bitecek mi?” diye sordu Nefise sakince. Dongwook’u
yatıştırmak için bir elini omzuna koydu.
“Zamanla, evet…” diye başladı Yoochun.
“Bok biter! Senin ona karşı aşkın hiçbir zaman bitmez! Ona görünüşüne göre aşık
olmadın! Ona aşık olduğunda nasıl göründüğünü bile bilmiyordun! Hiçbir zaman
onu unutamazsın!” diye bağırdı Dongwook.
“Buna neden bu kadar önem veriyorsun?! Sevdiğin kadın’ın hayal ettiğin kadar
güzel olmadığını kabul edemiyorsun! Başkalarının ne düşüneceğinden
korkuyorsun!” diye yardım etti Duygu Dongwook’a. “Seni pis, kendini beğenmiş,
orosp…”
“Boşver Duygu! Umutsuz bir insan bu! Ahsen görünüşe önem veren bir insan’dan
daha iyisini hak ediyor!” dedi Dongwook.
“Bunca zaman, seni uzak tutmaya çalıştık. Şimdi yalanları bırakıp herşeyi
yüzüne söyleyebiliriz, bu yüzden beni iyi dinle: Bizden uzak dur. Onu gerçekten
sevmeyeceksen, bizden çok uzakta dur! Hayatımıza birdaha girme, anladın mı?!”
diye bağırdı Duygu ve Dongwook’la beraber sinirlice Yoochun’ın evini terk etti.
Nefise iki tarafın arasında kaldı ve ne yapacağını şaştı.
“Yoochun…”
“Beni yalnız bırak, Nefise. Zamana ihtiyacim var.”
“Zaman mı? Zamanını boşa harcama! Neden görünüşe bu kadar önem veriyorsun?
Neden yüzünden öteye bakıp kalbini göremiyorsun? Onun karakterine aşık olmadın
mı?”
“Ama ona aşık olduğumda, ondan güzel bir hayal kurmuştum aklımda!” diye bağırdı
Yoochun. “Senin için konuşması kolay, Nefise.”
“Yoochun…”
“Bu dünya öyle çalışmıyor. Birine bakıp ona aşık olcağımıza karar veremiyoruz! Sen
tabii şanslısın, senin aşık olduğun adam Dongwook! Dünya yakışıklısı! Bu yüzden
bana bağırıp çağırabiliyorsun önem verdiğim için! Hiç kendini benim yerime
koymayı denedin mi? Benim yerimde değilsin sen!”
Nefise daha çok söylemek istedi, ama Yochun’ında haklı olduğunu anladı.
Herkes bunu söylerdi. Herkes görünüşün önemli olmadığını söylerdi… ama
bunlardan kaçı gerçekten diyordu ki bu sözleri?
“Git, Nefise.”
Nefise derin bir nefes aldı ve evi terk etti. En iyisi Yoochun’ı çimdi yalnız bırakmaktı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder