22. Bölüm
“Nihayet
buldum seni!”
Duygu omzundaki eli hissedince ödü koptu. Arkasına döndüğünde önünde Jaejoong’u
gördü.
“Bunu niye yaptın?! Ödüm koptu!” diye bağırdı genç kız kendi sesiyle.
“Sesin…” diye başladı Jaejoong.
“Ne var sesimde?”
Jaejoong bu konuyu boşvermeye karar verdi. Konuşulcak daha önemli şeyler vardı şu
an. Elindeki dosya’yı Duygu’nun önüne tuttu. “Buna bak! Tüm bilgiler bunun içinde!
Senin adın Micky değil, gerçek adın Duygu! Bu üniverstede çalışmıyorsun, bura’nın
bir öğrencisisin! Sen Yoochun’ın Micky’si değilsin! Ha!”
Duygu anlını kaşıdı. “Eeee?”
Jaejoong şaşırdı. Duygu Jaejoong’un gerçekleri bulduğundan korkmuyor muydu?
“Sen Micky değilsin,” diye tekrarladı Jaejoong.
Duygu doktor’un elindeki dosya’yı alıp içine baktı. “Inanmıyorum, günlerdir
benim hakkımda bilgi bulmak için mi kayboldun ortalıktan?”
“…Evet.” dedi Jaejoong. “Ayrıca senden uzak durmak zorundaydım.”
“Neden?”
“Gerçek Micky olduğun ortaya çıkarsa diye.”
“Eee?”
“Ve sen gerçek Micky olsaydın ben seninle beraber olamazdım, çünkü Micky en iyi
arkadaşımın aşkı.” dedi Jaejoong direkce ve yüzünü çekingence eğdi.
Duygu içinden gülümsedi. “Peki gerçek Micky olmasam bile, seninle
beraber olcağımı nerden biliyorsun?”
Jaejoong yüzünü yine kaldırdı. “Şey… yani… ben…”
Duygu bir nefes aldı ve dosya’yı kapattı. “Son günlerdeki olaylardan haberin
yokmu?”
“Hayır, yok. Yoochun’dan uzaklaşmalıydım bir süreliğine, bu yüzden Nefise’dende
uzak kaldım, çünkü Yoochun bana kızgın. Ve senden’de uzak kalmalıydım çünkü…”
“Yoochun biliyordu zaten. Herkes biliyor. Ben Micky değilim. Micky ablam.”
“Yoochun biliyor muydu?”
“Sizin akıllı olduğunuzu düşünüyordum, Doktor Kim.” dedi Duygu.
“Kitap açısından akıllı olan aşk açısından akıllı olmalı anlamına gelmez. Aşk
en zeki beğini bile çürütür.”
“Doğrudur.” dedi Duygu ve Jaejoong’a gülümsedi. “Seninle burda durup konuşmayı çok
isterdim, ama eve gitmeliyim. Ablamın kalbi hala kırık, ama hiçbirşey olmamış
gibi davranıyor.”
“Bekle, ben yokken neler oldu anlatır mısın?”
Duygu bir nefes aldı ve herşeyi anlattı.
Üç dakika sonra…
“Wow,” Jaejoong sonuna çok şaşırmıştı. “Yani Yoochun…”
“Evet, Yoochun korkak bir pisliğin teki. Hiçbir zaman ablamın onu sevdiği kadar
onu seven birini bulamaz.”
“Öyle,” dedi Jaejoong. “Abla’nın ona artık aşık olmadığını söylemesi inanılmaz.”
“Bencede, bunu yaptığına inanamıyorum.”
“Aşk anlatılamayan birşeydir. Ama Yoochun’ıda anlamaya çalışmalısın. Yoochun
görünüşe önem verilen bir ortam’da büyüdü, hem iş hayatın’da görünüş çok
önemlidir! Nerdeyse sanatçıların görünüşü kadar önemlidir.”
Duygu derin bir nefes aldı, “Ama…”
“Ve siz başka bir ortam’da büyüdünüz. Sen abla’nın yanın’da büyüdün, onun acımasını
ve kırılmasını izledin.” diye açıkladı Jaejoong.
“Yani bana kendimi Yoochun’ın yerine koymamı söylüyorsun.”
“Evet, bazen insanlar kendilerini başkalarının yerine koyuyor, ve çoğunlukta işe
yarıyor, ama bazende yaramıyor. Duruma bağlı.
O insanın yaşadıklarını kendin daha önce hiç yaşamadıysan, o zaman onu
anlamak çok zor, nerdeyse imkansız.”
“O zaman ne yapcaz? Ablamın daha fazla kırılmasını istemiyorum. Park Yoochun’ı
sevmeyi bırakmazsa, o zaman kalbi her gün biraz daha kırılcak. Belki ablam ve
ben Dongwook’uda alıp burdan gitmeliyiz…”
“Hayır!!!” diye bağırdı Jaejoong hemen. Duygu’yu birdaha görememe düşüncesi onu
üzüyordu. “Yani, şey… hadi Nefise’yi ve Dongwook’u arayıp onlarla beraber öğle
yemeği yiyelim, ne dersin?” diye hemen konuyu değiştirdi.
Duygu kolundaki saate baktı, sonra Jaejoong’a gülümsedi. “Sen mi ödüyorsun?”
“Sadece senin için.”
Duygu sırıttı. “Peki, öyleyse ‘Timeless’ adlı restoran’a gidelim. Canım salata çekti.”
■■■■■
“Oh be! Nihayet biraz salata girdi ağzımıza. Her gün biftek yiyoruz! Bir gün
inekler protesto yapıp bizi rüyamızda öldürcekler!”
Duygu Dongwook’un sözlerine kafasını salladı ve omzuna vurdu. Bunun üzerine
Dongwook nerdeyse sandalyesinden düşüyordu ve Nefise hemen onu tutmaya çalıştı
(buna aslında hiç gerek yoktu çünkü Dongwook kendini sandalye’de tutmasını başardı…
Nefise’ye ona yakın olmak için bir sebep lazımdı, o kadar ;P). Üçü Jaejoong’la
beraber Timeless’in terasında oturuyorlardı.
“Size günlerdir biftek mi yediriyor yoksa?” diye sordu Nefise.
“Her öğün!” Duygu alt dudağını küsmüş gibi çıkardı. “Eti severim, ama sebze
yemesini özledim yaa…”
“Bu bir gelişme,” diye mırıldadı Dongwook, sanki ateş’in etrafına toplanmışlarda
korkunç bir hikaye anlatıyormuş gibi. “Ilk devre’de hiç bir şey olmamış gibi,
umrunda değilmiş gibi davranıyor. Ikinci devre’de ise, yavaş yavaş hala onu
sevdiğini belli eden şeyler yapıyor. Her gün biftek pişiriyor, daha çok
portakal suyu içiyor, falan filan.“
“Üçüncü devre ne peki?” diye sordu Jaejoong.
“Bilmem. Herkes farklıdır. Delirebilir, yada depresyon hastası’da olabilir.
Yada belki Park Yoochun’a üzülmenin lzuzumsuz olduğunu anlar ve sonunda onu bırakır.”
“Yoochun’da bu gelişme’yi yaşıyor mudur acaba? Günlerdir odasından çıkmıyor.”
dedi Nefise.
“Umarım uykusunda ölür ve kafası patlar!” dedi Duygu ve çatalını hava’ya kaldırdı
sanki savaş ilan eder gibi.
“Maalesef bu imkansız birşey.” dedi Dongwook üzgünce.
Nefise ve Jaejoong birbirine baktı.
“Bunları nerden biliyorsun?” diye sordular Dongwook’a meraklı gözlerle.
“Ben bir psikiyatrist’im. Iş kartımı ister misin?”
“Hayır, teşekkürler.” dedi Jaejoong.
“Ben Yoochun için bitane alsam iyi olur. Nolur nolmaz…” dedi Nefise. Acaba
Dongwook kartın üstüne özel telefon numarasını yazmış mıdır? ;P
“Yok Yoochun için vermesem daha iyi olur. Onun delirmesini görmek istiyorum.”
diye kafasını salladı Dongwook. “Ama sana cebimin numarasını verebilirim,
Nefise.
”
“O zaten yeterince delirmiş.” dedi Jaejoong.
“O sadece deli değil… beğinsiz… ve salak… ve… gıcık… ve… işte aklınıza gelen
her kötü söz!” diye bağırdı Duygu. Yoochun’ı düşündükce dahada küsüyordu ona.
Jaejoong içinde Duygu’nun tatlılığına nerdeyse patlıyordu. <3
Dongwook araya girdi. “Neden zamanımızı onu konuşmakla harcıyoruz ki? Dünyadaki
tek şey aşk değil. Ahsen dayanıklı bir insan, onu güçsüz sanmayın, bunu
atlatabilir o.” dedi Dongwook.
“Ama çok kötü konuştun! Hem anlattığın o üç devre ne olcak?” diye sordu
Jaejoong.
“…Ben iyi bir psikiyatrist olduğumu söylemedim ki.” diye sırıttı Dongwook.
“Ama doğru söylüyor Dongwook abi. Ablam sandığımızdan daha güçlü. Onu küçümsemeyin.”
“Bizim yapabilceğimiz hiçbirşey yokmu gerçekten?” diye sordu Nefise. “Yani bunu
şu an konuşcak başka birşey bulamadığımız için mi konuşuyoruz?”
Dongwook’un aklına birden bir fikir geldi ve kendi kendini alkışladı. “Onlar için
illaki birşey yapmak istiyorsanız… benim bir fikrim var.”
“Nihayet
buldum seni!”
Duygu omzundaki eli hissedince ödü koptu. Arkasına döndüğünde önünde Jaejoong’u
gördü.
“Bunu niye yaptın?! Ödüm koptu!” diye bağırdı genç kız kendi sesiyle.
“Sesin…” diye başladı Jaejoong.
“Ne var sesimde?”
Jaejoong bu konuyu boşvermeye karar verdi. Konuşulcak daha önemli şeyler vardı şu
an. Elindeki dosya’yı Duygu’nun önüne tuttu. “Buna bak! Tüm bilgiler bunun içinde!
Senin adın Micky değil, gerçek adın Duygu! Bu üniverstede çalışmıyorsun, bura’nın
bir öğrencisisin! Sen Yoochun’ın Micky’si değilsin! Ha!”
Duygu anlını kaşıdı. “Eeee?”
Jaejoong şaşırdı. Duygu Jaejoong’un gerçekleri bulduğundan korkmuyor muydu?
“Sen Micky değilsin,” diye tekrarladı Jaejoong.
Duygu doktor’un elindeki dosya’yı alıp içine baktı. “Inanmıyorum, günlerdir
benim hakkımda bilgi bulmak için mi kayboldun ortalıktan?”
“…Evet.” dedi Jaejoong. “Ayrıca senden uzak durmak zorundaydım.”
“Neden?”
“Gerçek Micky olduğun ortaya çıkarsa diye.”
“Eee?”
“Ve sen gerçek Micky olsaydın ben seninle beraber olamazdım, çünkü Micky en iyi
arkadaşımın aşkı.” dedi Jaejoong direkce ve yüzünü çekingence eğdi.
Duygu içinden gülümsedi. “Peki gerçek Micky olmasam bile, seninle
beraber olcağımı nerden biliyorsun?”
Jaejoong yüzünü yine kaldırdı. “Şey… yani… ben…”
Duygu bir nefes aldı ve dosya’yı kapattı. “Son günlerdeki olaylardan haberin
yokmu?”
“Hayır, yok. Yoochun’dan uzaklaşmalıydım bir süreliğine, bu yüzden Nefise’dende
uzak kaldım, çünkü Yoochun bana kızgın. Ve senden’de uzak kalmalıydım çünkü…”
“Yoochun biliyordu zaten. Herkes biliyor. Ben Micky değilim. Micky ablam.”
“Yoochun biliyor muydu?”
“Sizin akıllı olduğunuzu düşünüyordum, Doktor Kim.” dedi Duygu.
“Kitap açısından akıllı olan aşk açısından akıllı olmalı anlamına gelmez. Aşk
en zeki beğini bile çürütür.”
“Doğrudur.” dedi Duygu ve Jaejoong’a gülümsedi. “Seninle burda durup konuşmayı çok
isterdim, ama eve gitmeliyim. Ablamın kalbi hala kırık, ama hiçbirşey olmamış
gibi davranıyor.”
“Bekle, ben yokken neler oldu anlatır mısın?”
Duygu bir nefes aldı ve herşeyi anlattı.
Üç dakika sonra…
“Wow,” Jaejoong sonuna çok şaşırmıştı. “Yani Yoochun…”
“Evet, Yoochun korkak bir pisliğin teki. Hiçbir zaman ablamın onu sevdiği kadar
onu seven birini bulamaz.”
“Öyle,” dedi Jaejoong. “Abla’nın ona artık aşık olmadığını söylemesi inanılmaz.”
“Bencede, bunu yaptığına inanamıyorum.”
“Aşk anlatılamayan birşeydir. Ama Yoochun’ıda anlamaya çalışmalısın. Yoochun
görünüşe önem verilen bir ortam’da büyüdü, hem iş hayatın’da görünüş çok
önemlidir! Nerdeyse sanatçıların görünüşü kadar önemlidir.”
Duygu derin bir nefes aldı, “Ama…”
“Ve siz başka bir ortam’da büyüdünüz. Sen abla’nın yanın’da büyüdün, onun acımasını
ve kırılmasını izledin.” diye açıkladı Jaejoong.
“Yani bana kendimi Yoochun’ın yerine koymamı söylüyorsun.”
“Evet, bazen insanlar kendilerini başkalarının yerine koyuyor, ve çoğunlukta işe
yarıyor, ama bazende yaramıyor. Duruma bağlı.
O insanın yaşadıklarını kendin daha önce hiç yaşamadıysan, o zaman onu
anlamak çok zor, nerdeyse imkansız.”
“O zaman ne yapcaz? Ablamın daha fazla kırılmasını istemiyorum. Park Yoochun’ı
sevmeyi bırakmazsa, o zaman kalbi her gün biraz daha kırılcak. Belki ablam ve
ben Dongwook’uda alıp burdan gitmeliyiz…”
“Hayır!!!” diye bağırdı Jaejoong hemen. Duygu’yu birdaha görememe düşüncesi onu
üzüyordu. “Yani, şey… hadi Nefise’yi ve Dongwook’u arayıp onlarla beraber öğle
yemeği yiyelim, ne dersin?” diye hemen konuyu değiştirdi.
Duygu kolundaki saate baktı, sonra Jaejoong’a gülümsedi. “Sen mi ödüyorsun?”
“Sadece senin için.”
Duygu sırıttı. “Peki, öyleyse ‘Timeless’ adlı restoran’a gidelim. Canım salata çekti.”
■■■■■
“Oh be! Nihayet biraz salata girdi ağzımıza. Her gün biftek yiyoruz! Bir gün
inekler protesto yapıp bizi rüyamızda öldürcekler!”
Duygu Dongwook’un sözlerine kafasını salladı ve omzuna vurdu. Bunun üzerine
Dongwook nerdeyse sandalyesinden düşüyordu ve Nefise hemen onu tutmaya çalıştı
(buna aslında hiç gerek yoktu çünkü Dongwook kendini sandalye’de tutmasını başardı…
Nefise’ye ona yakın olmak için bir sebep lazımdı, o kadar ;P). Üçü Jaejoong’la
beraber Timeless’in terasında oturuyorlardı.
“Size günlerdir biftek mi yediriyor yoksa?” diye sordu Nefise.
“Her öğün!” Duygu alt dudağını küsmüş gibi çıkardı. “Eti severim, ama sebze
yemesini özledim yaa…”
“Bu bir gelişme,” diye mırıldadı Dongwook, sanki ateş’in etrafına toplanmışlarda
korkunç bir hikaye anlatıyormuş gibi. “Ilk devre’de hiç bir şey olmamış gibi,
umrunda değilmiş gibi davranıyor. Ikinci devre’de ise, yavaş yavaş hala onu
sevdiğini belli eden şeyler yapıyor. Her gün biftek pişiriyor, daha çok
portakal suyu içiyor, falan filan.“
“Üçüncü devre ne peki?” diye sordu Jaejoong.
“Bilmem. Herkes farklıdır. Delirebilir, yada depresyon hastası’da olabilir.
Yada belki Park Yoochun’a üzülmenin lzuzumsuz olduğunu anlar ve sonunda onu bırakır.”
“Yoochun’da bu gelişme’yi yaşıyor mudur acaba? Günlerdir odasından çıkmıyor.”
dedi Nefise.
“Umarım uykusunda ölür ve kafası patlar!” dedi Duygu ve çatalını hava’ya kaldırdı
sanki savaş ilan eder gibi.
“Maalesef bu imkansız birşey.” dedi Dongwook üzgünce.
Nefise ve Jaejoong birbirine baktı.
“Bunları nerden biliyorsun?” diye sordular Dongwook’a meraklı gözlerle.
“Ben bir psikiyatrist’im. Iş kartımı ister misin?”
“Hayır, teşekkürler.” dedi Jaejoong.
“Ben Yoochun için bitane alsam iyi olur. Nolur nolmaz…” dedi Nefise. Acaba
Dongwook kartın üstüne özel telefon numarasını yazmış mıdır? ;P
“Yok Yoochun için vermesem daha iyi olur. Onun delirmesini görmek istiyorum.”
diye kafasını salladı Dongwook. “Ama sana cebimin numarasını verebilirim,
Nefise.
“O zaten yeterince delirmiş.” dedi Jaejoong.
“O sadece deli değil… beğinsiz… ve salak… ve… gıcık… ve… işte aklınıza gelen
her kötü söz!” diye bağırdı Duygu. Yoochun’ı düşündükce dahada küsüyordu ona.
Jaejoong içinde Duygu’nun tatlılığına nerdeyse patlıyordu. <3
Dongwook araya girdi. “Neden zamanımızı onu konuşmakla harcıyoruz ki? Dünyadaki
tek şey aşk değil. Ahsen dayanıklı bir insan, onu güçsüz sanmayın, bunu
atlatabilir o.” dedi Dongwook.
“Ama çok kötü konuştun! Hem anlattığın o üç devre ne olcak?” diye sordu
Jaejoong.
“…Ben iyi bir psikiyatrist olduğumu söylemedim ki.” diye sırıttı Dongwook.
“Ama doğru söylüyor Dongwook abi. Ablam sandığımızdan daha güçlü. Onu küçümsemeyin.”
“Bizim yapabilceğimiz hiçbirşey yokmu gerçekten?” diye sordu Nefise. “Yani bunu
şu an konuşcak başka birşey bulamadığımız için mi konuşuyoruz?”
Dongwook’un aklına birden bir fikir geldi ve kendi kendini alkışladı. “Onlar için
illaki birşey yapmak istiyorsanız… benim bir fikrim var.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder