15 Mayıs 2011 Pazar

KÖR (24. Bölüm)

24. Bölüm





“Hmm, tabi yine
Dongwook ve ‘mükemmel’ planları.” dedi Ahsen ve gözlerini çevirdi.

“Biz sadece yardım etmeye çalışıyorduk!” diye kızdı Dongwook. O, Nefise, Ahsen
ve Yoochun, Yoochun’ın oturma odasında toplanmışlardı.

“Benim sahte ölümümle mi?” Ahsen bir kaşını kaldırdı.

“‘NERDEYSE’ ölecektin…” diye düzeltti Dongwook. “Esas’tan değil tabiki.”

“Bu fikri bir film’den mi aldınız?” diye sordu Yoochun.

“Çalıntı için hapise mi gircem yoksa?” diye sordu Dongwook küsmüş gibi. Yoochun
güldü.

“Birşeyi yanlış yaptığımızı biliyordum!” dedi Nefise ve çenesini kaşıdı.

“Neyi?” diye sordu Dongwook.

“Senin beni arayıp Ahsen’i bayılttığından emin olup, ondan sonra Yoochun’a
gitmeliydim!” dedi Nefise.

Dongwook parmaklarını şıklattı. “Evet! Öyle yapsaydık planımız mükemmel olurdu!
Ama biz zaman’a göre yaptık, ah, çok kötü oldu!”

“Çok dramatik’sin.” diye mırıldadı Ahsen.

“Seni 4:50’ye kadar bulmaya çalıştım, çünkü 4:50’de Nefise Yoochun’ı bulmaya
gidecekti, seni bulamadığım için bende delirmek üzereydim!” diye açıkladı
Dongwook. “Ben saat 4:45’te senin evin’e vardım, bu çünkü seni bulup uyuşturma
zamanıydı.”

“Uyuşturmak mı?” diye sordu Ahsen.

“Ya sadece uyku ilacı vercektim. Sen bayıldıktan sonra seni arabama taşıyıp,
dağlar’a götürcektim. Mükemmel planım ama su’ya düştü, çünkü on beş dakika
boyunca seni bulmaya çalıştım!” diye konuştu Dongwook. “Depresyon’da olduğun için
kötü birşey yapmaya gittiğini sanmıştım! Ne kadar korktum, biliyomusun?
Telefonunu’da almadın, en az 20 kere aradım seni! Dünyanın en tatlı, en iyi
arkadaşı değil miyim?”

“Dünya’nın en konuşkan arkadaşısın.” dedi Ahsen. Yoochun gülerken, Nefise
Dongwook’un sesini dinlemesinin tadını çıkarıyordu.

“Doğrudur.” Dongwook Ahsen’e tatlıca dilini çıkardı.

“Ikinizde kendinizi evlerinize kapayıp dışarı çıkmadınız son günlerde, bu
yüzden sizi ev’de bulacağımızı sandık. Sizin birbirinizi bulacağınızı hiç düşünmedik.”
diye açıkladı Nefise.

“Ahsen beni buldu.” diye düzeltti Yoochun ve Ahsen’e gülümsedi. Bu hareket Nefise
ve Dongwook’un gözünden kaçmadı.

“Yani üçüncü devre’ye geldiniz ve benim beklediğimi yaptınız.” dedi Dongwook ve
Ahsen’e sarıldı, sanki anne’nin eve iyi not getiren çocuğuna sarıldığı gibi.

“Üçüncü devre mi?” diye sordu Ahsen.

“Bir dakika, hani Ahsen üçüncü devre’ye gelince, ya delircek, ya depresyon’a
gircek, yada sonunda Park Yoochun’a gerçekten aşık olmadığını anlayacaktı?” diye
sordu Nefise.

“Delirmek mi?” diye sordu Ahsen ve bir kaşını kaldırdı Dongwook’a bakarak.

“Sonunda bana gerçekten aşık olmadığını anlamak mı?” Yoochun Dongwook’a şaşkınca
bakıyordu.

“Üçüncü devre’de, senin beklemediğin şeyi yaptı.” dedi Nefise masumca.

“Sen bugünlük yeterince konuştun, tatlım.” Dongwook Nefise’ye uyarıcı bakışıyla
bakıyordu. Dongwook ona ‘tatlım’ dediği için, Nefise onunla evlenme hayalleri
yapmaya başladı ve konuyu daha fazla uzatmadı.

“’Mükemmel’ planınız çalışsaydı, ne olcaktı?” diye sordu Ahsen.

“Ah, Yoochun seni kanlı kanlı yolun ortasında bulcaktı. Sonra sana ölümsüz aşkını
itiraf edicekti…” diye cevapladı Dongwook.

“Ama onun bana aşkını itiraf ettiğini nasıl anlayabilirdim? Uyuyor olcaktım ilaç
yüzünden,” dedi Ahsen. Yine plan’da bir hata bulduğu için Dongwook ona küsmüş
gibi bakıyordu.

“Jaejoong çalıların arkasında durup bütün sahne’yi kamera’ya çekcekti! Ve Duygu
ona yardım…”

Nefise birden evlenme hayalinden uyandı ve ayağa kalktı. “Aman tanrım! Duygu ve
Jaejoong nerde??!!” diye
bağırdı.

Ahsen ve Yoochun Dongwook’a meraklı gözlerle bakıyordu. Dongwook çenesini kaşıdı
ve kaşlarını kaldırdı. “Onlara planın suya düştüğünü söylemeyi unuttuk.”

“Onları aramadınız mı?!” diye bağırdı Ahsen.

“Dağlar’da telefon çekmiyo…” diye hatırlattı Nefise.

“Dışarıdaki karanlığa bi baksanıza! Hala dağdalar mı?! Bu çok tehlikeli!” Ahsen
sandalyesinden kalktı ve tüm dünya’ya bağırıyordu. “Ya onlara birşey olursa?!
Duygu’ya ölmeden önce annemize iyi bakcağıma söz vermiştim!!”

“Annen’e ölmeden önce Duygu’ya iyi bakcağına söz vermiştin.” diye düzeltti
Dongwook masumca.

“Sen sus! Hepsi senin suçun!” diye bağırdı Ahsen.

“Ahsen, rahat ol, başlarına birşey gelmez.” dedi Yoochun ve Ahsen’in elini tuttu
bir eliyle, ve diğer elini omzuna koydu. “Jaejoong çocukken taekwondo öğrendi.
Duygu’nun başına birşey gelmesine izin vermez.”

Ahsen Yoochun’ın sevgi dolu gözlerine baktı ve derin nefesler aldı ard arda.
Yoochun ona gülümsüyordu ve o rahatlamaya başladı.

“Jaejoong Duygu’ya dikkat eder, demi?” diye sordu kayıp bir çocuk gibi.

Ahsen’in bu tatlılığına Yoochun’ın kalbi sıkıştı. Sevgilisine sıkıca sarıldı ve
tekrarladı, “Jaejoong Duygu’ya dikkat eder.”

Dördü birkaç korunma eşyası aldılar (ceket, ışık, baseball sopası,…) ve beraber
dağlar’a doğru yol aldı.

■■■■■

“Çok geç kaldılar,” diye mırıldadı Duygu ve saatine baktı. Bugün çok bulutlu
bir gündü ve güneş erken’den batmıştı. Şimdi heryer karanlıktı ve sanki yağmur
yağacak gibi kokuyordu etraf. “Şimdi ne yapcaz? Ya birden çıkarlarsa?
Telefonlarımızda çekmiyor, onları arayamıyoruz.”

“Duygu?”

Duygu saatine parmağıyla dürtmeyi bıraktı ve yanında çömülen adam’a döndü.
Karanlıktı, ve Jaejoong’un yüzünü görmekte zorlanıyordu, ayrıca çalıların arasında
çömdükleri için çalılar’da gölge atıyordu.

“Ne oldu?” diye sordu genç kız.

“Bir sır bilmek ister misin?” diye sordu Jaejoong. Sesi tuhaf geliyordu kulağa.

Ama Duygu’nun içi kıpır kıpır’dı. Jaejoong onunla bir sır paylaşacaktı! Bu
demek oluyordu ki, birbirlerine yakınlaşmışlardı ve Jaejoong Duygu’ya
güveniyordu, demi?

“Anlaşılan daha çok beklicez; Bekliceğimize göre, birbirimizi biraz tanıyabiliriz,
demi?” diye güldü Duygu.

“Duygu,” diye başladı Jaejoong ciddi bir sesle. “Ben…”

Duygu Jaejoong’un biraz daha yakınlaştığını anlayınca sırıtmayı bıraktı.
Omuzları ve bacakları birbirine değiyordu.

“Şey… Jaejoong?” Duygu biraz korkmaya başlamıştı. Jaejoong hala yakınlaşıyordu.

Daha tam beraber değillerdi bile. Duygu Jaejoong’a gerçekten aşık olduğunu
bilmiyordu ki! Bu kadar yakınlaşmak için biraz erken değil miydi?

“Duygu, ben…” Jaejoong’un sesi titriyordu, sanki düşüncelerini sözlerle nasıl
anlatacağını bilmiyormuş gibi.

Duygu yüzünü öne çevirdi ve Jaejoong’un nefesini yanağında hissedince saçları
diken diken oldu. Jaejoong kafasını çevirmişti ve Duygu’ya bakıyordu.

“Sen…?” Duygu bu sırrı gerçekten bilmek istediğini bilmiyordu.

“Ben…”

Birden tam ikisinin yakınlarında bir şimşek çaktı ve Duygu sakince çakan yere
bakarken Jaejoong onun etrafına birden kollarını sıkıca sardı ve Duygu’yu yere
yıktı. Duygu şaşkın gözlerini açtığında, Jaejoong’un gözlerinin onunkilere çok
yakın olduğunu gördü.

“Sen bir tecavüzcüsün!” diye bağırdı Duygu ve Jaejoong’u üzerinden iterek ayağa
kalkıp kaçmaya hazırlandı.

Jaejoong itildiği halde, yine Duygu’ya saldırdı ve koşmak isteyen bacaklarına sıkıca
sarıldı. “Ben karanlıktan korkuyorum!”

Duygu şaşkınca yerinde durdu. Sonra yüzünü eğip beli ve bacaklarına sarılan
Jaejoong’a baktı.

Jaejoong karanlıktan mı korkuyordu?

Duygu onun bir tecavüzcü olduğunu düşündüğüne utanıyordu. Ah, ne kadar salaktı!

Jaejoong’un uzun kolları Duygu’nun kollarını vücuduna bastırıyordu ve Duygu bir
elini çıkarmaya çalıştı. Boş eliyle Jaejoong’un dağınık saçlarını düzeltti ve
rahatlatıcı bir sesle konuştu. “Karanlıktan korkmak kötü birşey değil.”

“Korktuğum için beni deli sanmıyor musun yani?” diye sordu yakışıklı adam
titreyen sesiyle.

“Tabiki hayır! Bence çok tatlı,” diye sırıttı Duygu.

“Kimseye söyleme ama. Sadece Yoochun ve Nefise biliyor, ama onları tehdit
edicek şeyler var elimde, bu yüzden sırrımı kimse’ye söyleyemezler.”

“Peki beni neyle tehdit etmeyi düşünüyorsun?”

“Hmm.. orasını bilmiyorum işte.” dedi Jaejoong ve çenesini kaşıdı. “Sonra birşeyi
düşünürüm.” Sesinden şimdi daha az korktuğu belliydi, ama yinede Duygu’ya sarılmaya
devam etti.

“Bu pozisyonu seviyosun, demi?” diye sordu Duygu ve bir kaşını kaldırdı,
Jaejoong’un göremiceği halde.

Çok tuhaf bir pozisyondu. Duygu kendisini ‘tecavüzcü’den daha iyi savunabilmek
(yada kaçmak) için ayağa kalkmıştı. Ama Jaejoong yine ona sarılmıştı, şimdi
Duygu ayaktayken o dizlerinin üstünde duruyordu. Kolları Duygu’nun bacaklarına
sarılıydı, kafası ise Duygu’nun göbeğine yaslıydı; aynı küçük korkak bir çocuğun
annesine sarılışı gibi.

“Biraz daha uzun olsaydın iyi olurdu, sırtım ağrımaya başlıyor.” diye mırıldadı
Jaejoong.

“Mahana bulmayı bırak.” diye güldü Duygu ve Jaejoong’un saçlariyla oynamaya
devam etti.

“Duygu!”

“Jaejoong!”

Jaejoong ve Duygu sesleri duyunca korkudan hava’ya uçtular ve hemen
birbirlerinden ayrıldılar, sanki kötü birşey yaparken yakalanmış gibi.

“Burdayız!” Duygu Jaejoong’un bileğini tutup çalılar’dan dışarı koştu.

“Duygu!” Ahsen ona koştu ve bir bebekmiş gibi ona sıkıca sarıldı.

Jaejoong araba’nın ışıkları heryeri aydınlattığı için mutluydu ve biraz ışık
olunca kendini yine ‘güçlü’ hissetti ve bağırmaya başladı. “Neden bu kadar uzun
sürdü?!”

“Sonra anlatırız.” diye cevapladı Yoochun.

“Iyi bir açıklama olsa bari! Duygu’nun yüzünde ve kollarındaki sivri sinek
yaralarına bi baksanıza! Dongwook’un planlarına uymicağımı bilmeliydim…”
Jaejoong konuştukca konuştu. Kendini güçlü göstermek için çok konuşmalıydı.

“Konuşmaya devam edersen, araba’nın ışıklarını söndürürüm.” diye uyardı Nefise.

Jaejoong hemen sustu, ama yinede kötü bakmaya devam etti.

“Abla, yeter, o kadar sarılmana gerek yok… herkes bakıyo…” dedi Duygu ablası’nın
ceketine.

“Kapa çeneni,” dedi Ahsen ve kardeşine dahada sıkı sarıldı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder