15 Mayıs 2011 Pazar

KÖR (26. Bölüm)

26. Bölüm





“Yunus balıkları
adına! Bu dünyanın en tatlı şeyi!” diye bağırdı Ahsen elindeki cam’dan yunus
balık figürünü tutarak.

Yoochun etrafa baktı ve insanların onlara tuhaf tuhaf baktıklarını gördü. Ama
Ahsen’in yarası yüzünden bakmıyorlardı. Ahsen şapkasını takmıştı ve son bir aydır
saçları dahada uzamıştı ve kolaylıkla yanağını kaplıyordu.

Insanların asıl bakma sebebi Ahsen’in küçük çocuk gibi bağırıp ilgi çekmesiydi.

“Biraz fazla kız’sın.” diye söyledi Yoochun meşhur sözlerini.

Ahsen gözlerini çevirdi. “Gıcık olmayı bırak.”

“Sesin nasıl o kadar yüksek olabiliyo?” diye sordu Yoochun masumca.

“Ama baksana, bu dünya’nın en tatlı şey’i değil mi?” diye sordu Ahsen ve elinde
tuttugu figürü nerdeyse Yoochun’ın yüzüne soktu.

“Dün bana ‘dünyanın en tatlı şeyi’ demiştin ama. O pozisyon’u şimdi bu … balıkla’mı
paylaşcam?” diye sordu Yoochun ve yunus balığına kötü bir bakış attı.

“Kristal yunus balığı ama!” diye savundu Ahsen. “Hem ben sana en tatlı ‘insan’
dedim, ‘şey’ değil.”

Yoochun güldü ve kız arkadaşının tuttuğu figürü aldı elinden. “Peki, hadi
ödemeye gidelim şunu.”

“Almalı değilsin…”

“Bugün beraber olduğumuzun birinci ayı, buda hediyesi olsun.” dedi Yoochun ve
kasa’ya yürüdü.

Ahsen peşinden yürüdü ve kendi kendine gülümsedi.

Sonra gülümsemesi silindi yüzünden. Eyvah! Bir aylık hediyesi olarak o ne
alcaktı Yoochun’a?

■■■■■

“Bu ne?”

“Sana birşey almak için çok geçti, bu yüzden bende sana büyük bir yemek hazırliyim
dedim bir aylık beraberliğimizi kutlamak için!” dedi Ahsen. Dolu masa’nın yanında
duruyordu ve ellerini birleştirmişti. Ince belinde ‘Herşeyin iyi yanına
bak’-önlüğü sarılıydı.

“Bu sayılmaz! Bana her gün büyük bir yemek hazırlıyosun!” diye küstü Yoochun.

“Işcilerin seni böyle görmesin,” dedi Ahsen ve saçlarını kulaklarının arkasına
soktu sessizce, ve sonra sofra’ya oturdu. “Hadi ye. Yemek kavgası çıkmasın diye Duygu ve Dongwook’u kovdum.”

“Niye ki? Ben Dongwook ve Duygu’yla hiç yemek kavgası yapmıyorum. Asıl Nefise
ve Jaejoong benimle kavga ediyolar, yediğim yemeklerı benden alıp sevgililerine
veriyolar. Jaejoong mesela Duygu’ya prenses’miş gibi davranıyor.”

“Duygu prenses değil.” diye güldü Ahsen.

“Ama Jaejoong ona öyle davranıyo,” diye tekrarladı Yoochun ve yemek çubuklarını
aldı masa’dan.

“Doğru.”

Yemeğin gerisini konuşarak geçirdiler. Biraz fazla tuzlu yemekleri tatlandırmak
için, birazda romantik konuştular Wink

■■■■■

Ahsen yemek bittikten sonra masa’yı toplayıp bulaşıkları yıkamaya başladı.
Yoochun’da yanına gidip ona kurulamakta yardım etti. Kurularken aslında ona
gerektiğinden daha yakın duruyordu, ama bunu umursamadı.

“Çok yakın’dasın. Kolum hep sana iliyor.”

“Olsun!” diye sırıttı Yoochun.

Ahsen gözlerini çevirdi, ama yinede güldü. “Diğer dördünden kötü alışkanlık
kapmayı biırak.”

“Sevgilimle flört etmek kötü mü?”

“Hemde çok, cinayet gibi kötü bişey.” dedi Ahsen, ve Yoochun gülünce oda
gülmeye başladı.

“Yemek hala ilk ayımızı kutlama hediyesi olarak geçerli değil.”

“Ne? Ama herşeyi yedin! Hatta senin için dahada çok etli yemek pişirmeyi öğrendim!
Göründüğünden daha zor, çünkü ben bir vejeteryanım!” diye savundu Ahsen.

“Hayır, hala geçerli değil.” Yoochun kafasını sol’dan sağa salladi.

“Peki, hediye olarak ne istiyosun?” diye sordu Ahsen. Bu geç saatte acaba çıkıp
Yoochun’a birşey alabilir miydi?

“Hmm… bir öpücük?”

Bunu duyunca Ahsen nerdeyse elindeki tabak ve süngeri düşürdü şaşkınlıktan.
“N-Ne?”

“Bir ay’dır beraberiz. Eski kız arkadaşlarımı üçüncü randevumuz’da öperdim…”

“Şey… yani… ben, yani… ya… ya diğerleri girip bizi görürse…?”

“Olsun! Bende onların öpüştüğünü gördüm!”

“Ne? Duygu ve Jaejoong öpüşüyor mu?!” Ahsen’in gözleri şok’tan büyüdü.

“Rahat ol, rahat ol! Öpüşmüyolar, sadece küçücük bir öpücüktü. Ilk
öpücükleriyki, iki gün önce, Jaejoong’un yeni kliniğin’de.” diye rahatlatmaya çalıştı
Yoochun Ahseni.

“Hm, peki öyleyse, kötü değilmiş.”

“Ne demek ‘kötü değil’? Biz onlarla aynı zamanda bir çift olduk, ama onlar öpüşüyor
bile…”

“Küçücük bir öpücüktü.” diye düzeltti Ahsen.

“Peki, ‘küçücük’. Jaejoong’un beni geçmesine izin veremem! Şimdi öpüşmeye başlarsak,
o zaman…”

“Bu bir yarışma mı?” diye bağırdı Ahsen.

“Gibi…” diye sırıttı Yoochun.

“Yoochun!”

“Tamam, tamam! Şaka yapıyorum!” diyerek iki elini kaldırdı Yoochun. “Sadece bir
öpücük istiyorum… bir aylık beraber olduğumuzun hediyesi. Lütfen? Ya, sen beni
öpmeli değilsin bile, ben seni öperim.”

“Fark ne?”

“Sadece ben hareket ediyorum.”

Ahsen sinirlense miydi yoksa gülsemiydi bilmiyordu. Musluk’ta duruyorlardı, bulaşıkların
yarısı bile bitmemişti. Hiç romantik değildi.

Ahsen’in vücudu çeşme’ye dönüktü ve Yoochun onun yanında duruyordu, kolları ve
belleri birbirine değiyordu. Yoochun Ahsen’in sağında duruyordu, yani yüzünün
sağ tarafını öperdi.

Ahsen yüzünü Yoochun’a çevirdi ve yalvaran gözlerine baktı. Gülmek istiyordu.

“Iyi, tamam.” dedi sonunda.

Yoochun bir zafer dansı yaptiıtan sonra yine vücudunu dik tuttu ve ciddi
bakarak, Ahsen’e eğildi. “Teşekkür ederim.” Sonra Ahsen’in arkasın’da durdu ve
kollarını beline sardı.

Ahsen gülmemeye çalışıyordu. Yüzü ve vücudu hala musluğa dönüktü. Tava’yı
temizlemeyi bıraktı ve gözlerini kapattı, bekledi…

Yoochun’ın dudaklarını sağ yanağında hissetti ve gözlerini açtı. Ama öpücükten
sonra Yoochun ayrılcağına, hala arkasın’da durdu. Çenesi Ahsen’in omzundaydı.

Ahsen şaşkınca yüzünü Yoochun’a dogru çevirdi ve gözlerine baktı. Yoochun
masumca gülümsemeye çalıştı (tabi başaramadı), ve gözlerini kapatıp Ahsen’in
dudaklarını öptü bu sefer.

Ahsen birden neye konsantre olacağını şaşırdı; deli gibi atan kalbine’mi,
yüzündeki sıcaklığa mı, yoksa sevgilisinin dudaklarına mı?

Daha fazla düşünme vakti yoktu, çünkü birden kapı açıldı ve dört oyun bozan içeri
girdi. Ahsen hemen Yoochun’dan ayrıldı, Yoochun ise dört arkadaşına sinirlice
baktı ve onları yeni kuruladığı bıçakla kovalamak istiyordu.

“Ahhh, gözlerim acıyor!” diye güldü Duygu.

“Sana öpüşebildiğimizi söylemiştim! Bak ablan’da yapıyor!” diye bağırdı
Jaejoong.

“Küçücük bir öpücüktü… öpüşme denilemez!” diye savundu Ahsen.

“Aman, biz öpüşme’yi çoktaaaan geçtik bile!” diye güldü Dongwook.

“Wookie, sus!” diye fısıldadı Nefise ve kolunu çekti.

“Öpüşmeyi geçtiniz mi? Nasıl yani??” diye sordu Duygu.

“Duygu!” diye bağırdı Ahsen. Duygu’nun böyle şeyleri bilmesini istemiyordu.

“Bir ay sonra sana ne demek istediğini gösteririm, merak etme.” diye gözünü kırptı
Jaejoong genç kıza.

“Eğer birşeyi denersen, bir ay sonra ancak ölünü bulurlar.” dedi Ahsen uyarıcı
sesiyle.

“Sen asıl başka birini düşünmeli değil misin?” diye sordu Jaejoong ve Ahsen’e
bir kaşını kaldırdı.

Ahsen ona el sallayıp masumca sırıtan Yoochun’a baktı ve yüzü kızardı. “Ben…
bulaşıkları bitirmeliyim. Hepiniz mutfağım’dan kaybolun.”

“Ben yardım ediyodum, yani kalabilirim, hehe.” dedi Yoochun ve eline bir
kurulama bezi aldı.

“Sen yeterince yardım ettin.” Ahsen Yoochun’ın sırıtmasından, diğer dördün
kikirdemesine baktı.

“Peki, ben bu dördünü tatlı yemeye götüriyim, daha fazla burda kalırsak
patlicaksın gibime geliyor. Sanada biraz dondurma falan getirmemi ister
misin?” diye sordu Yoochun.

“Yada Yoochun dondurman
olabilir!” diye bağırdı Dongwook ortalığa.

“Wookie!” diye susturdu Nefise onu. Ahsen’in Dongwook’u yine dövmesinden
korkuyordu.

“Tamam, tamam, sustum. Kafası domates’e benziyo. Hadi gidelim!” Dongwook gülen
Duygu ve Jaejoong’un ardından evi terk etti. Nefise kafasını sallayarak Ahsen’e
tatlı bir gülümseme verdi ve oda dışarı çıktı.

“Onlarla gitmicek misin?” diye sordu Ahsen geri kalan yakışıklı sevgilisine.

“Kötü bir fikir değil aslında. Ben ‘dondurma’ olmaya karşı değilim.”

Ahsen’in gözleri büyüdü. Kırmızı, utanç dolu yüzü Yoochun’ın sırıtmasın’a karşı
tam bir kontrast yapıyordu. Hemen bağırmaya başladı, “Defol mutfağımdan!
Dondurma’dan nefret ediyorum!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder