15 Mayıs 2011 Pazar

KÖR (29. Bölüm)

29. Bölüm





“Ne?”

“Lütfen!”

“Hayır!”

“Neden ama?”

“Neden gelmemi istiyorsun?”

“Çünkü herkesi verdikleri emek için yemeğe götürüyorum. Sen olmasaydın bu
trilyon dollar’lık anlaşmayı alamicaktık! Sende yardım ettin, yani sende
gelmelisin!”

“Ama Yoochun, seni zorlamak istemiyorum…”

“Sen beni zorlamıyorsun. Ben kendimi zorluyorum. Bunu yapmalıyım. Bu yolumda
engel olan tek taş, ve bunu aşmalıyım. Başka seçeneğim yok. Seni kaybetmek bir
seçenek DEĞIL! Iki ay’dır beni bekliyorsun… Bende karşılığında birşey yapmak
istiyorum. Sana seni ne kadar sevdiğimi göstermek istiyorum.”

Ahsen yüzünü eğdi… Haftalardır böyle bir günü beklemişti, ama aynı zamanda
Yoochun’ın bunu yapmasını istemiyordu.

Ama bu problemi çözmeseler, aralarında hep biraz rahatsızlık, yalan ve
güvensizlik kalacaktı, bunu biliyordu Ahsen. Aralarında acı veren bir mesafe
olurdu.

“Sonucundan mı korkuyorsun?” diye sordu Yoochun ve Ahsen’in ellerini tuttu.

“Evet,” dedi Ahsen, ama Yoochun’ın gözlerine bakamıyordu.

“Korkmana gerek yok. Bana güven, bunu yapabilirim. Ahsen, bak bana.” diye
gülümsedi Yoochun ve eliyle Ahsen’in yüzünü kaldırdı. Gözlerine baktı. “Herşeyin
iyi yanına bak. Kendimi zorluyor gibi hissetmem çünkü sen benim yanımda olcaksın.
Dünyada en korktuğum şey seni kaybetmek.”

Ahsen’in gözleri yaşardı ve kendine güçlü olmasını söyledi. “Peki,” diyerek kafasını
salladı ve gülümsedi.

Yoochun’ın gülümsemesi kulak’tan kulağa varıyordu. “Öyleyse git üstünü
değiştir. Daha hala biraz zamanımız var, seni kuaför’e götürüp saçını
kestirebiliriz.”

“Saçımı kestirmek mi?”

“Aşkım, saçını kestirmezsen, herkes güzel yüzünü göremicek.” dedi Yoochun ve
Ahsen’in uzun saçları’nı yüzünden çekti.

Ahsen güldü, ve Yoochun kendini birden daha güçlü hissetti. Yoochun gücünü Ahsen’in
gülüşünden alıyordu.

Şaka yapıyor gibi konuşuyordu, ama Ahsen gerçeği biliyordu. Yoochun’ın sesinden
hala çekingen olduğu anlaşılıyordu. Ama önemli değildi… artık eskisi kadar
önemsemiyordu…

■■■■■
Restoran’a el ele yürüdüler. Yoochun’ın üzerinde rahat, ama çok yakışıklı
bir kıyafet vardı. Ahsen’in üzerinde ise elegan bir elbise vardı. Ahsen’i
kuaför’de beklerken, Yoochun’da saçını kestirmişti. Saçını biraz daha kısaltıp
güzel bir saç stili yaptırmıştı.

Ahsen’in saçı’da daha kısaydı, saçları şimdi omuzlarına geliyordu, büyük bir
parça kısalmışlardı. Kakülü’nüde kısaltmışlardı, ve sadece anlını örtüyordu, şimdi
bütün yanağı ortadaydı.

Restoran’daki insanların baktığını fark edince, Ahsen Yoochun’ın elini dahada sıkı
tuttuğunu hissetti. Hala içinde çekingenlik vardı, ama yinede çalışanların
oturduğu büyük masa’ya götürürken gülümsedi. Herşey yine ‘Park Sahnesi’
gibiydi. Yoochun ‘denemeye’ çalışıyordu yine.

“Geç kaldık, kusura bakmayın!” diye anons etti Yoochun ve masa’daki herkes
onlara döndü. Hepsi önce Yoochun’a, sonra birleşik ellerine, sonra’da Ahsen’e
baktılar.

Ahsen yüzünü eyip saklanmak istiyordu, ve Yoochun’a şapka getirmesine izin
vermediği için kızıyordu içinden. Ama birden Yoochun elini sıktı ve kafasını
dik tutmaya karar verdi. Bunu bir kere yapmıştı. Bir daha yapabilirdi.

“Merhaba,” diyerek masa’da oturan herkese gülümsedi Ahsen.

Ayağa kalkan ilk kişi Yoochun’ın sekreteri oldu. “Merhaba, ben Minji. Mr. Park’ın
sekreteriyim. Bu sabah size ters davrandığım için özür dilerim.”

Ahsen Yoochun’a baktı ve Yoochun ona gülümsedi. Sonra yine Minji’ye döndü ve
elini sıktı, “Tanıştığımıza memnun oldum. Çok yoğun olduğunuzu anlıyorum.
Yoochun’ın kırıcı davranışları için özür dilerim. Eminim sekreteri olarak çalışmak
çok zordur.”

Minji ve diğerleri ona şok olmuş gibi bakıyorlardı. Ahsen kendini rahatsız
hissetti; acaba yanlış birşey mi söylemişti?

Sonra hepsi kahkaha’yla gülmeye başladı.

“Bu bizim kahramanımız! Mr. Park’ı bir canavar’dan yumuşacık bir ayıcığa çevirdiğin
için sana minnettarız!” diye güldü Minji.

“Ne?” diye sordu Yoochun, ama kimse onu dinlemiyordu.

Ahsen çok sesli gülmemeye çalıştı.

“Kahramanımıza!” diye bağırdı masa’nın öbür köşesinde oturan bir adam ve şarap’lı
bardağını havaya kaldırdı. Masadaki diğer çalışanlar’da ardından bardaklarını
kaldırdı havaya.

“Bu gece ben herşeyi ödüyorum. Biraz saygılı olun.” diye kızgınca baktı
Yoochun.

“Ahh, o sinirli bakışınızı özlemişim. Iki aydır görmedik!” dedi Minji. Ahsen
güldü ve masa’daki herkes onun gülüşünü duyunca Ahsen’i dahada sevmeye başladı.

“Gel, bizim yanımızda otur. Sana anlatcak o kadar çok şey var ki,” dedi başka
biri ve Ahsen’i Yoochun’dan ayırdı. “Benim adım Shiwon.”

“Ben’de Ahsen.”

“Ben Heechul,” dedi ilk bardağını kaldıran adam. Masadaki herkes Ahsen’le tanıştı.

Yoochun masa’nın öbür ucuna çekildi ve Ahsen’den ayrı oturmak zorunda kaldı.
Ahsen’e küsmüş gibi baktı. Ahsen ve işcilerinin onu sırtından vuracağını nerden
bilebilirdi? Ama küsmüş ifadesi sadece bir kaç saniyelik kaldı yüzünde. Daha
daha çok çalışanlar Ahsen’le konuşmaya başladığında gülümsemeye başladı
Yoochun’da.

Restoran’a ilk girdiklerinde, herkesin Ahsen’in yanağına baktığını fark etmişti.
Ama Ahsen’in elini bırakmak yerine, yarasına bakan tüm işcilerini kovmak geldi
içinden o an. Bu gerçekten çok iyi bir gelişmeydi.

Neden daha önce Ahsen’le dışarıda görülmek istemediğini hatırlayamıyordu.

Park’ta nasıl olduğunu hatırlamaya çalıştı. Kendini Ahsen’le devam yürümeye
zorlamıştı. Kendini çok rahatsız hissetmişti, ama aynı zamanda sanki… sevdiğinin
önünde iyi davranıp ondan kabul edilmek isteyen bir çocuk gibiydi. Ama bu gece,
Yoochun kendini zorluyormus gibi hissetmedi.

Minji ve Heechul Ahsen’i kendi gruplarına çektiğinde bile, hala başkalarının
Ahsen’in yüzündeki değişiklik yüzünden kendilerini rahatsız hissettiklerini
gördü Yoochun. Yoochun’ın önünde iyi görünmek için kız arkadaşına iyi
davranmaya çalışıyorlardı, ama kimin umrundaydı ki?

Kesinlikle Yoochun’ın değil.

■■■■■

“Yemeği beğendin mi?”

“Senden daha çok beğendiğime eminim.”

“Gıcık olmayı bırak,” diye küsmüş gibi baktı Yoochun.

Ahsen güldü ve birleşik ellerini hava’ya salladı. “Çok güzeldi!”

“Sarhoş musun sen?”

“Heechul bana şarap verip durdu ve seni bir kaç günlüğüne işe göndermememi
söyledi. Seni yatağa bağlicakmışım gibi bişey…”

“Yarın ilk işim onu kovmak.”

“Işe gitmene engel olursam kovamazsın ama!” diye güldü Ahsen.

Yoochun gülse miydi yoksa ağlasa mıydı? “Başka bir adamı’mı savunuyorsun? Kıskanıyorum
ama.”

“Iyi, iyi, kıskan sen, küçük çocuk.” diye sırıttı Ahsen ve hıçkırarak eliyle
Yoochun’ın saçlarını dağıttı, küçük bir çocukmuş gibi.

“Anlaşılan kafan bayağı iyi. Seni eve götürsem iyi olur.”

Yoochun Ahsen’in elini tutmuyor olsaydı, Ahsen şimdiye yere yayılmıştı. Yoochun
eğilip Ahsen’i kolaylıkla iki koluna aldı bir bebek gibi ve öyle araba parkına
yürüdü. Ahsen yemek’ten sonra biraz yürüyüşe çıkmak istemişti.

Yavaşca sevgilisini araba’nın yan koltuğuna koydu ve kemerini taktı.

“Hadi uyu. Varınca seni uyarırım.” diyerek direksiyon’un arkasına oturdu. Tam
arabayı çalıştırmak isterken Ahsen konuşmaya başladı.

“Biliyomusun,” Ahsen’in sözleri sarhoş olduğundan pek anlaşılamıyordu. “Ben
anladım. Bazıları, Shiwon, Minji yada Heechul hariç… bazıları bana sadece iş
verenlerinin kız arkadaşıyım diye iyi davrandı. Eunhyuk yada Bora gibi başkaları
birbirimizi tanıdıktan bir süre sonra yara’mı unuttular. Onlar görünüşe önem
veren, ama yinede önemsemediklerini göstermeye çalışan insanlardan… ve bana
onlarla arkadaş olmama şansı bile veriyorlar.”

“Eunhyuk yada Bora gibi olsaydım daha kolay olurdu demi? Hatta Shiwon, Minji
yada Heechul gibi olsaydım çok dahada kolay olurdu. Ama ben üçüncü tip olmalıydım:
Görünüşe önem veren ve bunu saklamaya bile çalışmayan tip; sana arkadaşım olmana
izin vermeyen tip.” diye konuştu Yoochun acı sözleri, sesinde pişmanlık. Eli
direksiyon’u sıkıca tuttu ve önüne baktı. Ahsen’e bakmaktan utanıyordu. Hala
araba parkındalar’dı.

“Evet, çooooook kötü bir adam’sın…” diye mırıldadı Ahsen ve kollarını hava’ya açtı,
sanki Yoochun’ın ne kadar kötü bir insan olduğunun ölçüsünü gösterir gibi. Yine
hıçkırdı.

Yoochun üzgünce yüzünü eğdi. Ama sarhoş sevgilisi hemen konuşmaya devam etti,
“Ama şimdi iyisin. Açıkca görünüşü önemseyen insanlardan, önemsemediğini açıkca
göstermeyen insanlara döndün…”

“Ahsen, gerçekten önemsemiyorum artık. ‘Açıkca’ yada ‘sessizce’ önem verdiğimi
göstermiyorum, çünkü önemsemiyorum.” diye tekrarladı Yoochun. Ahsen’e ona
inanması için yalvarır gibi konuşuyordu. “Şimdi…”

“Şimdi ‘Mutlu-Son’umuza yaklaştık!” diye kikirdedi sarhoş kız ve cam’ı buharlayıp
kalpler çizdi bir çocuk gibi.

Yoochun gülmek istiyordu. Pisliğin tekiydi, ama dünya’nın en MUTLU pisliği’ydi.
Gülümseyerek Ahsen’e eğildi ve dudaklarını öptü.

“Hadi uyu, bebeğim. Varınca seni uyarırım.”

“Söz mü?” diye mırıldadı Ahsen, gözleri yarı açıktı, ama yinede elini kaldırıp
Yoochun’ın ona ‘küçük-parmak-sözü’ vermesini istiyordu.

Yoochun gülümsedi ve küçük parmağını kendisininle tuttu. “Söz.” dedi ve sonra
baş parmaklarını birleştirdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder