15 Mayıs 2011 Pazar

KÖR (5. Bölüm)

5. Bölüm





Ahsen sabah kalkınca
oturma odasına girdi ve Mr. Park’ın sessizce boşluğa bakarken koltukta oturduğunu
gördü. Yardımsız evin içinde dolaşmasını çok iyi biliyordu.

Televizyon açıktı ve Mr. Park öylesine kanalları değiştiriyordu. Ahsen onun
kumandayı bulmasının ne kadar sürdüğünü merak ediyordu.

“Günaydın.”

“Saat 7 oldu ve sen hala ‘Günaydın’ mı diyorsun?”

Ahsen televizyona baktı ve Mr. Park’ın saat 6 haberlerine baktığını ve bir
saatlik programın şimdi bitmek üzere olduğunu anladı.



“Ne dememi bekliyorsunuz? ‘Iyi Geceler’ mi?” Mr. Park‘ın erken kalkmayı
sevmesi, Ahsenin‘de sevmesi anlamına gelmiyordu.



Ahsen neden hala kovulmadığını merak ediyordu.

Dönüp mutfağa kahvaltı yapmaya gittiğinde, Mr. Park başka bir haber programına çevirdi,
ve Ahsen hemen yine oturma odasına döndü.

Birden Ahsen’in boğazı kurudu ve gözleri büyüdü. Bir söz çıkaramıyordu. Mr.
Park kumandayla elini kaldırıp başka bir kanala çevirmek isterken, hemen yanına
koştu ve kumandayı elinden almaya çalıştı.



Mr. Park ona kumandayı vermemek için iki eliyle Ahsen’den geri çekmeye çalışıyordu
aleti. “Ne yapıyorsun?!”

“Kanalı değiştirme.” diyebildi Ahsen sonunda.

“Sen kiminle konuştuğunu sanıyorsun?”

Ahsen biraz daha güçlüce çekip, kumandayı iş verenin elinden alabildi ve sonra
yine televizyon’a döndü. Haberlerde bir adamın çocuklarını dövüp yaraladığını
ve bu yüzden hapise girdiğini anlatıyorlardı. Yanında çocukların ve karısının
vücudundaki yaraların resimleri vardı.



Ahsen’in miğdesi bulandı. Hala koltukta oturan Mr. Park Ahsen’in kumandayı yere
attığını duyunca şok oldu. Sonra Ahsen oturma odasından çıkıp kendi odasına koşup
kapıyı seslice kapattı ardından.





Mr. Park ona şaşkın gözlerle bakıyordu, “O kuş beğninin içinde
neler geçiyor senin?!”

■■■■■

O gece, Ahsen Mr. Park’la hiç ilgilenmedi. Sadece ona yemek yaptı ve önüne
koydu.



Erken yatmaya gitti, ama gece saat 2’ye kadar uyuyamadı. 3’te ise bağırarak
uyandı uykusundan. Terler içindeydi, ama aynı zamanda kendini çok soğuk
hissediyordu. O kötü hatıralar onu birtürlü rahat bırakmıyordu.

O unutmak istediği şeylerin hepsi aklında birdaha oynuyordu ve Ahsen bilmeden
eliyle yanağındaki yara izini elliyordu.



Birden, ayak sesleri ve gürültü duydu. Ahsen’in odasının kapısı açıldı ve iki
büyük adım sonra, Mr. Park ayağıyla yatağına ilip üstüne düştü.

Ahsen ona ağzı açık bakarken Mr. Park yataktan kalkıp, üstüne oturdu. Öyle düştüğü
için utandiği besbelliydi, ama aynı zamanda cool görünmeye çalışıyordu.

“Doğru odada mıyım?”

“…Evet.”

“Öldürülen domuz gibi bağıran sen miydin?”

Ahsen gözlerini çevirdi Mr. Park’ın odun davranışlarına. “Evet, yatağımdan
kalkar mısınız?”

“Neden çığlık attın öyle?”

“Ben çığlık atmadım! Odamdan çıkın!”

“Bir kör adama böyle davranılmaz.” dedi Mr. Park. Ahsen ona tam bir cevap yapıştırmak
istediği an, Mr. Park’ın ilk defa körlüğü üzerinde şakalaştığını anladiı.
Gülümsemiyordu, ama yinede ‘iyi yanına bakmaya’ başladığı belliydi.

“Peki, sizi odanıza geri götürmeye yardım ederim.”

Mr. Park yatağından kalkmak yerine, kenarından tutunarak etrafından dolandı ve
yatağın öbür tarafına oturarak ayaklarını uzattı. Şimdi yatağın üstünde yan
yana oturuyorlardı.

“Bana neden çığlık attığını söylemediğin sürece burdan gitmemeyi düşünüyorum.”

“Ben sizin bakımcınızım, köleniz değil.”

“Öyleyse iyi geceler.” Mr. Park yastığı buldu ve yatağa uyumak için uzandı.

“Mr. Park!” diye bağırdı Ahsen.

“BU kesinlikle bir çığlıktı,” diye mırıldadı Mr. Park.

Ahsen ona sinirlice baktı. Bu
gece uyku alamicağını biliyordu. “Peki, anlatcam!”

“Tamam,” Mr. Park yine önceki pozisyonuna değişti.

“Bu sabah bir haber gelmişti, hani kumandayı elinizden almıştım ve değiştirmemenizi
istemiştim?“

“Bir adamın çocuklarını dövme haberi miydi?” diye sordu Mr. Park.

“Evet…”

Ahsen devam konuşmayınca Mr. Park anladı. “Yani… sen…?”






“Evet…”

“Özür dilerim,” diye mırıldadı klasik pijamalı adam.

Ahsen kendi Hamtaro pijamalarına baktı ve derin bir nefes aldı. Mr. Park’ın ona
acımasını istemiyordu. Konuyu değiştirmeliydi. “Sizin hiç özür dilemediğinizi düşünüyordum.”

“Konuyu değiştirmeye çalışma.”

Ahsen yine bir nefes aldı ve başladi. “Babam sarhoş olunca hep sebebsiz yere
annemi, beni ve kardeşimi döverdi. Kardeşim 7 yaşındaydı. Annemiz hep bizi
korumaya çalıştı. Kumar oynarken bütün varımızı yoğumuzu kaybetti ve… para
almak için beni ve kardeşimi satmak istedi… ben buna karşı geldim, ve beni
nerdeyse ölesiye kadar dövdü. Annem daha fazla dayanamadı ve bana kardeşimi alıp
kaçmamızı söyledi.”

Ağlamak üzereydi ama kendini güçlü tutmaya çalıştı. Kendinin ağlamasına izin
veremezdi.





“Hatırlıyorum. Kardeşimin elini tutup koştum ve koştum. Ona
geri bakmamasını söyledim ama ben kendimi tutamayıp arkama dönüp baktım ve
annemi o pisliğin ayaklarına sarıldığını ve yalvardığını gördüm. Ama babam onu
yine dövmeye başladı… Sonra ben kardeşimi bir yetimhane’ye götürdüm. Bana
sorular sordular, ama konuşmaktan çok korkuyordum. Sadece uyumak için bir yer
istediğimi söyledim.”

Ahsen geçmişleri hatırlamakla meşgulken Mr. Park’ın ona yakınlaştığını fark
etmedi.

“O geceyi hatırlıyorum; kardeşimi yatırmıştım yetimhane’de ve o uyuduktan sonra
geri eve gitmek için kaçtım. Annemi bulup onun bizimle gelmesini ikna
etmeliydim.”

“Kaç… kaç yaşındaydın?”

“10, ama bu önemli değildi. Çalışmaya bile hazırdım. Bizim oturduğumuz yer hep
kuralların kırıldığı bir yerdi. Benim yaşımda birini işe alan ve masa altında
ödeyen birini kolaylıkla bulabilirdim.”

“Anneni… ikna edebildinmi?”



Ahsen kafasını salladı. “Dediğim gibi, kötü bir yerdi oturduğumuz yer. Babamın
arkadaşı bir polisti ve hep onun yaptığı kötülükleri görmezlikten gelirdi. O
gece geri gittiğimde, yine annemi dövüyordu. Ben annemi korumaya çalıştım ve
onunla dövüştüm.”

“10 yaşındaydın…” diyerek Mr. Park biraz daha yakınlaştı Ahsen’e.

Ahsen gözlerini kapattı ve kafasını duvara yasladı. “Yinede dövüştük. Beni
ordan oraya attı, kemiklerimi kırdı, kan kustum. Sonra… sonra dövüşürken bir
mumu yıktı yere. Elektriği ödemek için çok fakirdik, bu yüzden mum kullanmak
zorundaydık. Mumu yıktı ve küçük evimiz yanmaya başladı.”

Mr. Park’ın eli Ahsen’in kolunu buldu ve yavaşca kolunu omuzlarına koydu.

“Herşey düzelcek.”

Ahsen yine kendini soğuk hissetti birden. Bütün vücudu titremeye başladı.

Hemen elini kaldırıp gözlerindeki yaşları sildi. Kendinin ağlamasına izin
veremezdi.



“Hayır, hiçbirşey düzelmedi. Ev yanıyordu ve o sarhoş pisliğin yapabildiği tek şey
beni ve annemi dövmekti! Annemi evden, yangından uzaklaştırmaya çalıştım, ama o
pislik evin gerçekten yandığını anlayınca beni ve annemi bir dolaba sokup
kilitlemeye çalıştı!”

Ahsen o günü hatırlayınca çok sinirlendi. En azından etrafındaki kol onu biraz
teselli ediyordu…

…etrafındaki kol…

Kesinlikle kendi kolu değildi.

Bunu anlayınca Ahsen hemen yanında oturan Mr. Park’ı itti ve adam nerdeyse
yataktan düşüyordu.



“Ne yapıyorsun?!” diye bağırdı ve Ahsen’in olduğunu düşündüğü tarafa baktı.



“Kolunuzu etrafıma koyduğunuz içindi bu!” diye geri bağırdı Ahsen ve kollarını
hızlıca okşadı. Sanki kaz derisini gidermeye çalışıyormuş gibi… yoksa kalbini kıpratan
o tatlı hissi gidermek için miydi?

“Bu çok saçma! Seni teselli ettiğim için bana teşekkür etmelisin.”

“Geçmişi bana yine hatırlatan sizdiniz! Şimdi istediğiniz oldu. Odamdan çıkın
ve kendi odanızı kendiniz bulun.”

Mr. Park ağzını açtı konuşmak için ve Ahsen onun anlatcaklarının daha bitmediğini
söylemesini bekliyordu, ama bir süre sonra ağzını yine kapattı. Geçmişini
birdaha yaşamak onun için çok acı verici olduğunu anlıyordu Mr. Park.

“Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu birden.

“Ehh… iyi?” Ahsen ne diyeceğini şaştı.

“Iyi,” dedi Mr. Park ve yavaşca yataktan kalkmaya çalıştı fakat yatağın hangi
tarafında olduğunu bilmediği için Ahsen’e sormak zorunda kaldı. “Sağa mı
dönüyorum, yoksa sola mı?”

“Sağa dönerseniz, pencereme doğru yürüyüp, inşallah dışarı düşeceksiniz.”

“Çok naziksin.” dedi iş vereni ve iki kollarınıda uzatıp yatağın sol tarafına
doğru döndü.

Ahsen Mr. Park yatağın’dan kalkasıya kadar yatağın köşesinde oturdu ve ona
deymemeye çalıştı. Sonra Mr. Park kapıya doğru yürüdü.





“Bir dakika.”

“Ne?”

“Sizin sorunuzu cevapladım, sizde benim sorumu cevaplamanızı düşünüyorum.”

“Yanlış düşünüyorsun. Ben hiç kimseden emir almam ve kimseye bir açıklama borçluda
değilim.”

Ahsen onun dediklerini duymamazlıktan geldi. “Kendi odanızdan bu oda’ya nasıl
gelebildiniz?”



Mr. Park’ı bu soru biraz üzmüş gibi görünüyordu. “Bu evi ben ve kız arkadaşım
tasarladık. Her köşesini ezbere biliyorum.”






“Kız arkadaşınız mı?” diye sordu Ahsen ve Mr. Park’ın
ofisindeki resmi hatırladı.

Mr. Park kapının kulbunu dahada sıkı tuttu. “Gitti. Kör olcağımı duyduktan
sonra terk etti beni.”

“Özür dilerim,” diye mırıldadı Ahsen.

“Sen neden özür diliyorsun ki?” diye sordu Mr. Park. “Bir araba kazasından
sonra kör oldum. O gece dağa çıkıyordum arabamla, çünkü dağın üstünde bir
kabinim var, ve birden önüme çirkin bir kız çıktı. Zamanında frenleyemedim, o
yüzden direksiyonu çevirdim ve arabam bir ağaca vurdu. Beni orda ölmeye bıraktı
ve kaçtı.”

Ahsen yere baktı. “Belki… acelesi vardı?”

“Hayır, onu polise götürceğimden korkuyordu.” dedi Mr. Park.

Ahsen ona o an o kadar çok şey söylemek istiyordu… ‘Kardeşinin ölüme yakın olduğunu
duyupta dağlardan hastaneye koşarken orasını düşünmezdin.’

“Doktor bana kör olcağımı söylediğinde, kız arkadaşımla bu ada’daki evime taşınmayı
düşündüm. Bütün evi beraber tasarladık, ve her köşesini biliyorum. En azından,
onu rahatsız etmeden kendi başıma yürüyebilirdim evde. Ama…” dedi ve derin bir
nefes aldı. “Ama benimle gelmedi.”

“Özür dilerim,” diye mırıldadı Ahsen yine. Ne diyeceğini bilmiyordu.



“Son defa söylüyorum, özür dileme, bu senin suçun değil. Hadi git yat artık.“



Bunu dedikten sonra Mr. Park odasından çıktı ve kendi odasına doğru yürümeye başladı.
Ahsen hemen yataktan kalkıp oda’dan dışarı baktı. Mr. Park onun adımlarını
duymuştu, ki kendi odasının kapısını kaparken yine sessizce ‘Git uyu.’ dedi.



Ahsen yere baktı üzgünce ve geri odasına girip yatağına uzandı.

Aklında iki kelime kaldı. ‘Çirkin kız.’





■■■■■






Ahsen bir spor magazini okurken Mr. Park kendi ofisindeydi.

Telefonu titredi ve Ahsen cebinden çıkarmadan bile kimin olduğunu biliyordu.
Zaten listesinde pek fazla kişi yoktu… yada o pek fazla kişinin listesinde değildi.


Küçük kardeşi ona bir mesaj
göndermişti, içinde sadece ‘Hello’ ve ‘I love you’ yazıyordu. Mesajın yanında
kameraya gülümseyen kardeşinin bir resmi vardı. Bu ona iyi olduğunu söylemenin
bir yöntemiydi.

Ahsen gülümsedi ve resmi telefonuna kaydetti. Dünyada en çok sevdiği insanın
bir resmi daha eklendi klasöre. Zaten klasörde sadece kardeşinden resimler vardı.

Sonra koltuktan kalkıp portakal suyu içmek için mutfağa gitti. Bir
bardağa portakal suyunu doldurdu ve sol eline aldı, telefon ise sağ elindeydi.
Mutfakta duruyordu ve dolabın kapılarına bakıyordu. Sanki her an düşebilirmiş
gibi görünüyorlardı.






Mr. Park
Ahsen’e onları tamir ettirmiyordu. Bu ev Mr. Park ve kız arkadaşı için çok
özeldi. Bu onların ‘ev’iydi. Bu yüzden herşeyi kendisi tamir etmek istiyordu,
bu bozuk evi, bu bozuk ilişkiyi, kırık kalbini.

Ahsen derin bir nefes aldı. Bu içindeki his kıskançlık mıydı yoksa Mr. Park’a
acıdığı için mi kendini böyle hissediyordu?

Birden arkasından bir ses geldi. “Komik birşey duymak istiyor musun?”

Ahsen o kadar korktu ki, hemen arkasına döndü Mr. Park’ı görebilsin diye, ama
sol eli masanın köşesine ildi ve elindeki acı yüzünden telefon yere düştü.

Yere düştü ve parçalandı.

Ahsen üzgünce baktı. Neden bu kadar korkmuştu ki?

Cünkü Mr. Park’ın onu onun üzerinde bir iş veren’den daha fazla olarak düşündüğünü
yakaladığı için mi korktu?

“O neydi?”

“Telefonum,” diye cevap verdi Ahsen. “Beni öyle korkutmayın.”

“Beni gelirken duymadığın için sen suçlusun. Sağır mı oldun?”

“Hayır, sadece … düşünüyordum.”

“Ne üzerinde?” diye sordu Mr. Park, ama biraz fazla meraklı olduğunu anlayınca
sinirlice bakmaya çalıştı çok belli olmasın diye.

Ahsen doğru zamanı olmadığını biliyordu, ama biraz geğiriverdi.

“Portakal suyu mu içiyorsun?” diye sordu Mr. Park.

“Evet,” diye cevapladı Ahsen. Iş vereninin bunu hatırlaması onu çok mutlu etti.






“Banada bir bardak doldur. Sana yeni bir telefon alırım.”

“Hayır, gerek yok. Zaten pek arayan yok. Komik olan neydi?” diye sordu. Mr. Park
için bir bardak doldurdu ve eline koydu.

“Ne?” dedi Mr. Park. Sonra portakal suyunu bir kerede içti. Ahsen portakal suyu
içerken bile bu kadar sexy ve yakışıklı görünen birini tanımıyordu. Ahsen bu düşünceyi
bir kenara itti ve boş bardağı musluğun yanına koydu.

“Bana komik birşey duymak istiyormuyum diye sormuştunuz.” diye hatırlattı Ahsen
ve yerdeki kırık telefon parçalarını aldı. Telefonun arkası ve ekranı kırılmıştı
ve hafıza kartı bile parçalanmıştı.



Ucuz telefon.

Tek üzüldüğü şey, o kartın içinde kardeşinden o kadar çok resmi olmasıydı.

“Demin arkadaşımla telefonlaştım. Bana bir kaç haber söyledikten sonra, benim çok
değiştiğimi söyledi.” (Bu arkadaş Nefise oluyor^^)

“Nasıl yani?” diye sordu Ahsen meraklıca.

“Eskiden, bana kötü haber söyleyince, hep çok sinirleniyordum. Iyi haber
söyleyince, neden daha iyi olmadığını soruyordum. Ama arkadaşımın dediğine göre
bunları yapmıyorum artık.”

“Bence siniriniz ilk burda çalışmaya başladığımdan beri iyileşti. Çok kötü bir
pisliktiniz. Siz uyurken sessizce odanıza girip sizi doğrayıp, organlarınızı
satardım.”

“Bu kadar direkt olduğun için teşekkürler.” diye cevap verdi Mr. Park gözlerini
çevirerek.

“Hatta şaka bile yapıyorsunuz, bu iyi birşey. Mutlu olmanın her hastalığın daha
çabuk geçmesine sebep olurmuş diye duydum.”

“Gözlerimle hiç bir gelişme göremiyorum.” dedi iş vereni.

“Iyi yanına bakın.” diye hatırlattı Ahsen, ama yine yanlış kelimeleri kullandığını
anlayıp hemen değiştirdi, “Yani herşeyin iyisini düşünün.”

“Hepmi ‘Iyi yanına bak’ diyorsun?”

“En sevdiğim sözlerdir.”

“Biraz fazla kız’sın.”

“Buda sizin en sevdiğiniz sözlermi?”

Mr. Park Ahsen’in sorusunu duymamazlıktan geldi ve asıl konuya geri döndü. “Sinirim
kazadan sonra en kötüydü, bunun için iki neden vardı. Birincisi, hep hayatımı
kontrol ediyordum. Sanki sadece gözlerimi değil, tüm varlığımı elimden aldı bu
kaza. Hayatımı kontrol edemememden nefret ediyorum. Ikincisi, kız arkadaşımın
beni terk etmesi. Çok… acı vericiydi.”

“Onu gerçekten sevdiniz mi?” diye sordu Ahsen ve onu mutfaktaki masaya doğru
götürdü. Ikiside karşı karşıya
oturdu.





“Evet.”

Ahsen ‘Onu hala seviyor musunuz?’ diye sormak istiyordu, ama korkuyordu. “Sadece
paranız yüzünden sizinle beraber olduğunu bildiğiniz halde, neden onu sevdiğinizi
anlamıyorum.”





“Küçük fare,”
diye başladı Mr. Park ve elini kaldırdı. Ahsen onun yapmak istediğini hemen
anladı ve elini tutup kendi kafasının üstüne koydu. Mr. Park Ahsen’in saçını okşadı
sanki küçük bir çocukmuş gibi ve konuşmaya devam etti, “Hayatta seni seven
birini bulmak için yaşamıyorsun, senin sevdiğin insanı bulmak için yaşıyorsun.
Bir gün anlarsın.”

“Benimle şu an aşk üzerinde konuştuğunuz çok tuhaf. Sizin gibi güçlü ve kaba
bir iş adamının aşk üzerinde hiç birşey bilmediğini sanıyordum.”

Mr. Park saçıyla mı oynuyordu?

“Bu bir klişe,” dedi Mr. Park. “Hayatını klişelere göre yaşama.”



Ahsen iş vereninin ona davranışını biraz tuhaf buldu. “Ben bir çocuk değilim.
Saçımla oynamayı bırakabilirsiniz.”



“Kaç yaşındaydın sen?”

“Yirmi üç.”

“Benden beş yaş küçüksün. Senin hep dahada küçük olduğunu düşünüyorum
nedense.” (Not: Yoochun gerçekten 28 yaşında
değil, sadece bu hikayede öyle.)

Ahsen’in ağzı açık kaldı. Mr. Park yirmi sekiz yaşında mıydı? Inanamıyordu! Çok…çok
genç görünüyordu, hatta Ahsen’den bile genç görünüyordu. Olamaz! Doğum
belgesinde bir yanlışlık mı vardı?





“Neyi düşünüyorsun?”
iş vereninin sesi Ahsen’i düşüncelerinden uyardı. Sesi bile çok genç geliyordu
kulağa. Hiç kaba yada kalın bir sesi yoktu. Aksine, sesi biraz yüksekti ve çok
güzel bir sanatçı sesi olabilirdi.

Bu bebek yüzlü adam gerçekten yirmi sekiz’e benzemiyordu. Ama aynı zamanda, bu
bebek yüzlü adam güçlü, zengin ve sinirli bir iş adamınada benzemiyordu.



Bir kitabı kabına göre değerlendirme diye boşuna dememişler.

“Neden benim dahada genç olduğumu düşünüyorsunuz? Yeterince olgun olmadığımı
mı sanıyorsunuz?“

“Düşünmeden konuşuyorsun ve işcilerin iş verenleriyle senin benimle konuştuğun
gibi konuşmamalarını bilmiyorsun sanırım. Bir ara bu senin ilk işinin olduğunu
ve bu kadar para alcağını duyduğunda hemen işe atladığını düşündüm. Ve hayır,
senin olgun olmadığını düşünmüyorum. Olgun olmadığını adım gibi biliyorum.“





“Bazı insanlar yaşına göre davranmıyor, bazıları yaşı gibi
görünmüyor. Yaş sadece bir sayıdır.” diye cevap verdi Ahsen.

“Doğrudur. Sence ben yaşıma göre çokmu yaşlı görünüyorum?”

Ahsen ona deliymiş gibi baktı ve ‘Pffft’ diye bir ses çıkardığında Mr. Park
sanki az kalsın gülümsüyordu.

“Bu hiç olgun değildi.” dedi yakışıklı iş adamı. “Ama bunu bir iltifat olarak
alıyorum.”

“Bende alacağınız ilk ve son iltifat.” diye mırıldadı Ahsen. “Olgun olmadığımı
söyleyenlerden nefret ederim, çünkü gerçekten öyle değilim! En azından… sizin
dediğiniz kadar değilim.”

“Tamam, buna inanıyorum. Dün gece konuştuktan sonra, seni korumak istedim.”
dedi Mr. Park direktce. “Belki çok genç olduğun için ve benim içimde çocukları
koruma hissim olduğu içindir.“

“Birincisi,” diye başladı Ahsen ve adamın elini saçından çekmeye çalıştı ama iş
vereni saçını okşamaya devam etti. “Ben bir çocuk değilim. Ikincisi, sizinde
dediğiniz gibi hayat klişelere göre yaşanmamalı.”

Ahsen kalkıp gitmek odadan çıkmak üzereydi, ama tam kalkmak isterken Mr. Park’ın
dudaklarının bir köşesi yukarı kalktı. Gülümsüyor muydu?



Sonra birden sordu, “Sen nasıl görünüyorsun ki? Daha önce hiç sormamıştım.“



Ahsen’in kafasındaki el birden yüzüne doğru indi yüzünü elleriyle görebilmek
için ve Ahsen hemen arkaya doğru itti kendisini. Oturduğu sandalyeden yere düştü
ve Mr. Park boşluğa büyük gözlerle bakıyordu, eli hala havadaydı.

“Ben… ben… şey… tuvalete gitmeliyim… yani, şey… tuvaleti… temizlemeliyim!”

Ahsen hemen mutfaktan dışarı koştu ve alışkanlıktan saçlarını yanık yarasının
üzerine getirdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder