15 Mayıs 2011 Pazar

KÖR (6. Bölüm)

6. Bölüm





“Arabamın önüne
geçtiğinde onu sadece bir anlığına görebildim!” diye bağırdı Mr. Park
telefonuna. “O çirkin kızın upuzun saçları var, benim boyumda, incecik ve
yüzünün sol tarafında kocaman bir yanık yarası var. Bunlar tek bildiğim şeyler.
Senin tuttuğun o adamlar ne yapıp edip, o kızı bulmalılar!”

Ahsen oturma odasına giderken Mr. Park’ın ofisinden geçti ve onun telefon konuşmasını
duydu. Mr. Park
sinirlice telefonu masa’ya attı. Tam Ahsen gitmek istediğinde, içeriden Mr.
Park’ın sesi geldi.





“Gir.”





Gözlerini
kaybettiğinden beri kulakları daha çok duyuyordu. Ahsen içeri girdi.

“Ben sadece yanından yürüyordum.”

“Otur,” diye emretti Mr. Park. Ahsen dediğini yaptı ve alnını ovan Mr. Park’a
baktı. “Sence benim o pisliği bulup hapise attırmayı istemem yanlış mı?”

Bu tür soruya nasıl cevap verebilirdi ki Ahsen?

“…Bilmiyorum. Düyada sürekli kaza oluyor.”

“Ama bu kaza benden hem gözlerimi hemde sevdiğim kadını aldı. Hayatımın
sonuna kadar kör olabilirim!”

“Özür dilerim.”

“Senin suçun değil, özür dileme.” dye emretti Mr. Park ve derin nefesler aldı
ard arda, sinirlerini yatıştırmak için. “Boşver. Beni güldürcek birşey söyle.”

“Ev işi yapmalıyım…”

“Sahilde yürüyüş yapalım mı?” diye sordu Mr. Park, ama soru yerine daha çok bir
emir gibi söyledi.

“Ev işi yapmalıyım,” diye tekrarladı Ahsen.

“Kan seviyeme dikkat etmem lazım! Beni yine sinirlendirirsen, damarlarım patlar
ve sen kanımı yerden silmek zorunda kalırsın!” diyerek elini uzattı Ahsen’e.
“Hadi gidelim.”

Ahsen kafasını salladı ve Mr. Park’ı ofisinden dışarı götürdü. Ilk başta bileğini
tutuyordu ona yolu göstermek için, ama Mr. Park bileğini çevirerek ellerini
birleştirdi.

Bir şey söylemeden ev’den çıktılar.

■■■■■

“Şarkı söylemesini seviyorsun, öyle mi?”

“Ne?” Ahsen etrafa bakınmayı bırakıp kafasını Mr. Park’a çevirdi. Etrafına bakıp
başkalarının onu görmemesine dua ediyordu. Kendisini çok … paranoid
hissediyordu.

Iyiki evden çıkmadan önce şapkasını yanına almıştı.

“Yürüyüşten pek fazla zevk almıyorsun.”

“Hayır, güzel.” diye yalan söyledi Ahsen.

“Yürürken önüne bakmıyorsun ve benim dediklerimide duymuyorsun.”

“Ben…” diye başladı Ahsen, ama Mr. Park’a KORKTUĞUNU nasıl söyleyebilirdi?
Birinin onları görüp neden böyle yakışıklı ve mükemmel bir adamın böyle …çirkin
bir kızla dolaştığını düşünmesinden korkuyordu.

“Oturcak bir yer bulalım.” dedi Mr. Park.

Sessizce Ahsen onu büyük bir taş’a götürdü. Mr. Park taş’ın üstünde otururken
Ahsen taşın yanında kumun üzerinde oturuyordu. Sessizce oturuyorlardı ve Ahsen
cok fazla etrafına bakmamaya çalıştı. Iyiki bu ada’da çok insan yoktu.

“Biraz sıcaklık hissediyorum. Güneş mi batıyor?” diye sordu Mr. Park.

“Evet,” dedi Ahsen ve güneş‘e gülümseyerek baktı. “Çok güzel. Aynı yumurta sarısı
gibi.”

Mr. Park kafasını sallayarak acı güldü. Ahsen onun kalpten gülümsemesini istiyordu.

“Ben güneşi göremiyorum… bu yüzden bunu unutmak için bana senin nasıl göründüğünü
anlatsana.”

Bu soruyu Ahsen hiç beklemiyordu. “Ben normal bir kıza benziyorum. Özel birşey
değilim.”

“Yanlış cevap, bir daha dene.”

Ahsen’in avuc içleri terlemeye başladı. “Siz nasıl göründüğümü düşünüyorsunuz?”

Mr. Park bir süre boşluğa baktı, sonra tatlıca gülümsedi. Bu ada’ya geldiğinden
beri ilk kalpten gelen gülümsemesiydi ve Ahsen ona bakınca havasız kaldı.
Gülümsemesi güneş batışından bile güzeldi. O kadar güzeldi ki Ahsen’in kalbi sıkıştı.

“Senin hep ‘iyi yanına bakan’ güzel, hayat dolu gözlerinin olduğunu, mükemmel
bir burnun olduğunu, süt gibi bembeyaz tenin olduğunu, uzun yumuşak saçların
olduğunu ve tabi öpülcek tombul dudakların oldugunu hayal ediyorum.” diye
anlattı Mr. Park. Sesinden şaka gibi konuştuğu belliydi, ama Ahsen’in kalbi
yinede kırıldı.

Bir elini kaldırıp saçını elledi. Eyvah, Mr. Park onun nasıl göründüğünü
bilemezdi, ama Ahsen ona yinede geçen gün scaçını elletmişti.



Üzgünce yere baktı. Mr. Park bu kadar güzel ve mükemmel bir insanı hayal
ediyordu.

“O dediklerinizin tam tersiyim desem, ne yapardınız?”

“Sana çok mütevazi olduğunu söylerdim.”

Sessizlik. Ahsen ne diyeceğini bilmiyordu.

Mr. Park sessizliği bozdu. “Son zamanda çok fena kafam ağrıyor. Ehliyetin varmı?
Ben şehire doktoruma gitmeliyim.”

“Şehire mi?”

“Evet, burası bir ada. Arabayla yaklaşık üç saat yoldan sonra küçük bir şehire
varıyorsun, orda lazım olan şeyleri bulabilirsin. Süper market, hastane,
caféler. Benim doktorumun kliniği bir kitapcıya yakın. Hazır ordayken iyi bir
biftek yapmak için bir yemek kitabı alabilirsin.”

■■■■■

Ahsen akşam yemeği yaptıktan sonra hemen kendi odasına gitti. En iyi arkadaşının
verdiği bir makyaj kutusunu çıkardı bavulundan. Ahsen arkadaşıyla bu konu
yüzünden tartıştığını hatırlıyordu. Hayatında hiç yüzüne makyaj sürmemişti, ama
şimdi en iyi arkadaşı Dongwook’un verdiği makyaj kutusuna muhtaç kalmıştı.
Dongwook’un makyajla ne alakası olduğunu hala anlayamıyordu, ama bunu düşünüp
daha fazla zaman harcamak istemiyordu.

En iyi arkadaşı ona Mr. Park’ı hatıralatıyordu.

Ahsen o günün dağdaki olaylarını çok iyi hatırlıyordu. Dağda telefonu zor çekiyordu
ama yinede Dongwook’dan bir arama çekebilmişti. Dongwook ona kardeşi Duygu’nun
hastanede olduğunu söylemişti.

Telefona o kadar bağırıyordu ki, Ahsen Duygu’nun ölmek üzere olduğunu sanmıştı!

Ama kardeşi bir haftalığına bir koma’ya girmişti ve sonra uyanmıştı. Bir kaç
gün sonra Ahsen kahvaltıda gazeteyi okuyordu ve dağlarda kaza geçiren bir iş
adamının kör olduğunu okudu.







[GERI BAKIŞ]

Ahsen telefonunu sıkıca tuttu. Kalbi korkuyla doldu.

Her sabah dağlarda jogging yapmasına alışmıştı. Çirkin bir yüzü vardı, en
azından iyi ve güçlü bir vücudu olsun istiyordu.

Ama telefonunu kapattığı an vücudunun iyi ve güçlü olmasına değil, çabukca dağdan
aşağı koşabilmesine şükrediyordu.

Koşarken bir kestirme yol almaya karar verdi. Sonunda araba yoluna varmıştı ve
ordan hastaneye doğru koşuyordu. Fakat koşmaktan o kadar yorulmuştu ki herşeyi
bulanık görüyordu ve ona doğru gelen arabayı hiç göremedi. Arabayı süren kişi
ona çarpmasın diye direksiyonu sola çevirmişti ve Ahsen’e hiç birşey olmadı. Aklındaki
tek şey hala hastaneye yetişebilmekti.

Fakat arkasında büyük bir gürültü duydu ve döndüğünde arabanın büyük bir ağaca çarptığını
gördü. Ahsen’in bacakları bir dakikalığına dondu. Arabadan dışarı çıkan adamı
dikkatlice izliyordu. Sürücü kafasını ovuyordu, ama yinede iki ayak üstünde
duruyordu.

Onun iyi olduğunu görünce, Ahsen yine hastane’ye koşmaya devam etti. Fakat sürücüye
sırtını döndüğünde, adamın bayılıp yere düğtüğünü görmedi.

[GERI BAKIŞ –SON-]

Ahsen gazetede Mr. Park’ı dağlarda yürüyüşe çıkan yaşlı bir çiftin bulduğunu
okumuştu. Iyiki bulmuşlardı, yoksa Ahsen bir cinayet işlemiş olurdu!

Mr. Park şimdi yaşıyordu ve hali yerindeydi, en önemli şeyde buydu.

Ahsen yine makyaj kutusuna döndü ve bütün gece yüzündeki yarayı kaplamaya çalıştı.

■■■■■
“Fare, hazır mısın?”

Ahsen kapı’daki vuruşlara uyandı. Bütün oda bir felaketti, her yerde bez ve
makyaj kutuları dağınıktı. Yaklaşık sabah saat 3’e kadar makyajıyla uğraşmıştı,
ama sonunda beceremediği için bırakmıştı… ve şimdi saat altıydı.

Uyku semesi haliyle yataktan kalktı ve kapıyı açtı. En azından Mr. Park
öylesine kapıyı açıp girmiyordu.

“Neden bu kadar erken uyanıksınız?” diye sordu. Gözlerini hala tam açamıyordu.

“Saat 6 oldu. Git bana kahvaltımı yap ve beni şehire götür.”

Bu sözlyer Ahsen’i deli etti. “Siz şeytanın insan halisiniz! Sadece 3 saat
uyuyabildim! Bu yaptığınız işkence! Ve ‘Fare’ değil benim adım ‘Micky’!” diye
bağırdı. Çok uykusu olduğu sebebinin yanında birde dün akşam yarasını makyajla
örtemediğine sinirlenmişti.



Ahsen Mr. Park’a çok öfkeli bakiyordu, Mr. Park ise şaşkınca gözlerini kırptı
ve kafasını bir yana eğdi. Ahsen’in siniri birden kayboluverdi Mr. Park’ın tatlı
haline. Hemen özür dilemek istedi, ama ağzını açtığı an Mr. Park konuşmaya başladı.
“Peki, sen geri yatmaya git. Şehire öğle yemeğinden … yada akşam yemeğinden
sonra gidebiliriz, ne zaman müsaitsen.”

Mr. Park Ahsen için, yani bir çalışanı için, günlük planını değiştiriyordu ve
ona göre planlıyordu gününü. Bu normal değildi.





”Ah, hayır, beş dakika verin bana, hemen hazır olurum.”

“Hayır, sen git geri yat. Zaten bugün bir kaç arama yapmalıyım.”

Mr. Park Ahsen’e arkasını döndü ve odadan çıktı eliyle duvardan tutunarak.
Ahsen üzgünce yere baktı. Çok dengesiz davranmıştı ve kendine sinirli olduğu
halde, sinirini iş vereninden çıkarmıştı.

■■■■■

“En sağdaki araba olması lazım.” dedi Mr. Park. Evinin garajında 5 tane araba
duruyordu, ve Mr. Park en sağdaki siyah arabayı kast ediyordu.

Ama Ahsen’in gözleri başka bir şeye takıldı.

“Yunus balıkları adına! Bu en son çıkan SUV modeli mi?!”

Ahsen Mr. Park’ın elini bırakmıştı ve en solda duran kırmızı arabanın yanına koşup
elliyordu her yanını. Arabanın üzerindeki tüm bilgileri sayıyordu kendi
kendine. Mr. Park ise Ahsen’in onu bıraktığı yerde duruyordu ve ‘Yunus balıkların
adına’ lafını merak ediyordu.



“Bunun yerine onu sürmek ister misin?” diye sordu, ama hala yerinden kıynaşamıyordu.
Garajı evi bildiği gibi tanımıyordu pek, o yüzden rahatca hareket edemiyordu.





Ahsen gözlerini kırmızı rüya’dan ayırdı ve iş verenine şaşkınca
baktı. “Ah, yok, hayır. Çok pahalıymıştır. Bunu süremem…”

“Ben ama onunla gitmek istiyorum. Beni oraya götür.”

Ahsen sevinçten havalara uçmak üzereydi. Hemen Mr. Park’ı elinden tutup
araba’nın sağ tarafına oturttu, sonra kendisi hemen etrafından koşup
direksiyona oturdu. Sırıtmayı bırakamıyordu! Arabanın içinde koltukları, fitesi
ve direksiyonu sanki altınmış gibi elledi.






“Buna inanamıyorum! Hayatımda hiç böyle bir arabayı süreceğimi
hayal edemezdim! Çok korkuyorum! Ama merak etmeyin, ona iyi bakcağıma söz
veriyorum. Hiç korkmanıza gerek yok…”

“Fare, sür gitsin.”

Ahsen ağzını kapattı, ama dudakları hala gülümsüyordu. ‘Fare’ lafını bile
düzeltmeye çalışmadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder