15 Mayıs 2011 Pazar

KÖR (7. Bölüm)

7. Bölüm





Ahsen kırmızı
spor arabasını park ettikten sonra şapkasını biraz daha yüzüne indirip Mr.
Park’ı araba’dan kliniğe doğru götürdü. Etraftaki insanların onun bir dilenci
olduğunu düşündüklerinden emindi. Nerdeyse bütün yüzü saçlarla ve şapkayla
kapalıydı.

Etrafındaki insanların ona tuhafca baktığını gördü. Herhalde neden Mr. Park
kadar yakışıklı bir adamın Ahsen gibi çirkin bir kızla dolaştığını merak
ediyorlardı.

Kafasını eğdi ve kliniğe girdiklerinde bir hemşire’den Mr. Park’ın doktorunun
odasını göstermesini istediler. Hemşire onları doktor’un odasına götürdü ve
Ahsen Mr. Park’ı bir sandalyeye oturttu. Doktor şu an odasında değildi, bu
yüzden onu beklemek zorundalardı.

Ahsen ofiste etrafına baktı. Bir köşe’de bir paket grip maskesi gördü ve hemen
bir tane alıp yüzüne taktı. Şimdi bütün yarası kaplıydı ve çok sıcak olduğu için
Ahsen rahatlıkla saçlarını arkaya bağlayabildi.

“Ne yapıyorsun?” diye sordu Mr. Park. Onun hareketini duymuştu.

“Hiç, sadece saçımı bağlıyordum.”

Mr. Park gülüşünü içinde tutamadı ve Ahsen’den kafasını çevirip onun göremiceği
şekilde gülümsedi kendi kendine. Sonra ciddileşti. Saç bağlama gibi basit bir şey
neden kaba Park Yoochun’ın kalbini yumuşatıyordu ki? Ahsen’e sinirlice baktı.
“Neden kız gibi saçını bağlıyorsun?” Aklına diyecek daha iyi birşey gelmedi.

Ahsen bir kaşını kaldırdı. “Afedersiniz Mr. Park, ama benim bir kız olduğumu
fark etmediniz mi?”





Mr. Park
gözlerini çevirdi. “Sen kızmıydın ya? Bende seni erkek sanmıştım.
Arabalara merakından.”





Ahsen küsmüş gibi yere baktı. “Iş verenim olmasaydınız size
çenenizi kapatmanızı söylerdim.”

“Sesin komik geliyor.”

Ahsen maske taktığını hatırladı. Bu yüzden komik konuşuyordu. “Bir grip maskesi
taktım. Uyandığımda kendimi biraz hasta hissettim.” diye yalan söyledi.



“Iyimisin?” diye sordu Mr. Park endişelice. Onun bu davranışı Ahsen’i çok şaşırttı.
Mr. Park’ın yüzündeki şaşkın ifade’ye göre kendiside çok şaşırmıştı. Sonra kaşlarını
çattı ve sinirli bakmaya çalıştı. “Doktor sana baksın. Benden.”

“Insanlar başkalarını yemeğe davet eder, doktor bakımına değil.” dedi Ahsen.



“Çok bilmişlik taslama.”

Ahsen Mr. Park’ın sinirli bakışına maske’nin arkasından gülümsüyordu. Normal
sinirli bakışına benzemiyordu, daha çok şakacıydı bu.



“Yoochun, seni yine görmek ne güzel!” Doktor birden odaya girdi. Ahsen soyadının
Kim olduğunu hatırlıyordu. Oda’nın her duvarında asılı olan sertifikatlara
göre.

“Maalesef bende sana aynısını söyleyemiyorum.” diye cevap verdi Mr. Park
gözlerini çevirerek.



Doktor güldü ve Ahsen’e döndü. Bir kaşını kaldırdı. Ahsen hemen açıkladı,
“Maske’yi sormadan aldığım için özür dilerim. Kendimi pek iyi hissetmiyorum.“

Doktor Kim ona iyice baktı; eski ayakkabıları ve yırtık pantolonundan basit tişörtüne.
“Önemli değil.” diye gülümsedi doktor ona. Uzun boyluydu, süt gibi teni vardı
ve nerdeyse Mr. Park kadar yakışıklıydı. Ahsen için Mr. Park yinede herkesten
daha güzeldi. Doktor Kim ona doğru eğildi. “Sen yoksa Yoochun’ın yeni kız
arkadaşı mısın? Yoochun uzun kızları sever…”

“Hayır! Kesinlikle hayır!”
diye cevap verdi Ahsen hemen ve Mr. Park’a baktı. Şakacı sinirli bakışı artık
hiç şakacı görünmüyordu. herhalde Ahsen’in onun işcisinden başka birşey olma
düşüncesi onu çok sinirlendiriyordu. Sonra yine doktor’a döndü. “Onun bakımcısıyım.”

“Hm,” diye cevapladı doktor.

“Ben dışarıda beklerim,” Ahsen yere bakarak oda’dan çıktı.

■■■■■

Ahsen oda’nın dışarısındaki sandalye’ye oturdu, ama iki arkadaşın içeride konuştuklarını
hala duyabiliyordu ve kendini tutamayarak biraz dinledi konuşmalarını.

“Çok tatlı bir kız,” diye güldü doktor. “Gözlerin geri gelmeden önce onu yatağımda
görebilir miyim acaba?”

“Gözlerim geri gelmeden önce seni öldüresiye dövebilir miyim acaba?” diye sordu
Mr. Park sinirlice.

Buda ne demek oluyordu?

Dr. Kim güldü. “Vay be, bende senin hiç unutmayacağını sanıyordum.”

‘Unutmak’. Herhalde güzel kız arkadaşı üzerinde konuşuyorlardı.

“Jaejoong, ben hiç unuttuğumu söylemedim.” dedi Mr. Park ciddice.

“Gerçeği bazen söylemene gerek yok, arkadaşım. Onu unut ve bu kızı bir dene. Çok
tatlı bence.”

“Çocuk gibi ve herşey için benimle kavga ediyor.” dedi Mr. Park. Ahsen bunu
duyduğunda iş vereninin etrafında biraz daha olgun davranmasını not aldı aklına.

“En azından BIR insan seninle kavga edebilecek kadar cesur.”

“Çeneni kapa ve bana ne zaman yine görebilceğimi söyle.”

“Tam olarak söyleyemem, bana telefonda son zamanda çok kafa ağrın olduğunu
söyledin, değil mi?”

“Çok fena hemde; bu sabah dört ağrı kesici aldım.”

“Ağrı kesiciye ihtiyacın yok, dışarıda seni bekleyen tatlı bir kız var.” diye
güldü Jaejoong.

Ahsen kafasını eğdi üzgünce. Jaejoong onu maskesiz görseydi bu dediklerine
kendi bile inanamazdı…

Ahsen onların konuşmalarını dinlediği için kendini biraz suçlu hissetti ve başka
duyacaklarındanda biraz korkuyordu. Daha uzakta bir sandalye’ye oturmaya karar
verdi, ama tam oraya gitmek isterken, yine birşey duydu doktor’un odasından.
Mr. Park konuşuyordu.





“Micky’nin
o grip maskesini çıkarmasını sağlamalısın.”

“Neden?”

“Bana nasıl göründüğünü anlat diye tabiki, salak.”

“Neden bilmek istiyorsun?”

“Onun nasıl göründüğünü bilmek istiyorum. Bana yüzünü ellettirmiyor, kendi bile
anlatmıyor nasıl göründüğünü.”

“Sanane onun görünüşünden, senin hani sexy bir kız arkadaşın vardı?” diye kızdırdı
doktor Kim onu.

“Jaejoong, kör olmasaydim sen şimdi ölmüştün.”

Doktor güldü. “Micky’ye saygım var. Bana nasıl göründüğünü göstermek istemezse,
onu zorlayamam.”






“Gribine
bakıyormuş gibi yap.”

“Böyle davranmayı bırak Yoochun. Onun senin zamanına değer olacak kadar güzel
olduğunu bilmek istiyorsun, değil mi?”

Ahsen bunu duyunca sanki biri ona tokat atmış gibi hissetti. Mr. Park gerçekten
görünüşe önem veriyordu.

Daha fazla duymak istemediği için oda’ya en uzak olan sandalyeye oturdu ve
eline bir dergi aldı.

On beş dakika sonra, oda’nın kapısı açıldı ve iki adam dışarı yürüdü. Doktor
Kim Mr. Park’ın omzuna elini koydu. “Bazı doktor arkadaşlarım bana hastalarının
kafa ağrıları onları iyileştirdiğini anlattı, yani çok fazla takma kafana. Sana
bir ilaç yazıyorum, ama gerçekten ihtiyacın olmazsa alma.”

‘Iyileşmek.’

Ahsen elindeki magazine baktı ve kafa üstü olduğunu fark etti. Dergiyi
masa’nın üstüne koydu ve kliniğin ön kapısında Mr. Park’ı bekledi.

Doktor ona döndü. “Gribine
bakmamamı istediğinden emin misin?”






“Evet, teşekkür
ederim.” diye mırıldadı Ahsen. Sonra Mr. Park’a baktı ve onun yere baktığını
gördü. Bu cevaba pek sevinmemişti.



“Peki öyleyse, kafa ağrısından bayılırsa beni ara. Ama sana şunu söyleyebilirim
ki, Yoochun’ı iyileştirecek şey hap değil tatlı bir bakımcının öpücüğüdür.“
diyerek Ahsen’e gözünü kırptı Jaejoong. Ahsen utançtan kıpkırmızı oldu.

“Peki benden bir öpücük senin salaklığını iyileştirir mi?” diye sordu Mr. Park
ve dik baktı sinirlice, sanki Jaejoong önünde duruyormuş gibi.

Doktor Kim kafasını salladı. “Bana değil duvar’a bakıyorsun Duvarlarımı öpme
tehditini bırak.”

Mr. Park Jaejoong’u dövmek istiyor gibi görünüyordu. Ahsen ise kendini
gülmemekten zor tutuyordu.






“Tamam, eve
gidelim. Bu adam’dan nefret ediyorum.” Mr. Park ellerini pantolonunun cebine
koydu ve Ahsen’in onu klinikten dışarı çıkarmasını bekledi.

Gitmeden önce, Ahsen Jaejoong’a döndü ve ona gözünü kırptığını gördü. Ahsen
güldü ve böyle bir adamla arkadaş olmak istediğini düşündü.



■■■■■

Eve giden üç saatlik yol’da hiçbiri bir ses çıkarmadı. Bir süre sonra ama Mr.
Park konuşmaya başladı. “Klinikten çıkarken neden lise kızı gibi kıkırdadın?”

“Kıkırdamadım, güldüm.”

“Aynı şey.”

“Hayır, kıkırdamak biraz fazla çocuksu.”

“Sen zaten hala çocuksun.”

Ahsen gözlerini çevirdi. “Hayır.”

“‘Hayır’ mı? Çocuksu olduğuna hayır mı, yoksa klinikten çıktığımızda kıkırdadığına
hayır mı?

“Hayır, çocuksu değilim, ve evet, klinikten çıkarken güldüm.”



“Neden?”

“Bana gözünü kırptı. Çok sempatik ve yakışıklı…”

Mr. Park üzgünce baktı ve Ahsen’i sinirli sesle böldü, “Hemen herşeye bağırmıyor
ve kör değil, demi?”

Ahsen derin bir nefes aldı, ve Mr. Park’ın dediklerine daha fazla kafa
takmamaya karar verdi. Gözlerini yine öne çevirdi ve yola konsantre olmaya çalıştı.

■■■■■

“Araman nasıl gidiyor?” diye konuştu telefonuna Mr. Park. Ahsen onun oturma
odasında konuştuğuna çok şaşırdı. Normalde rahat olmak için ofisinden arıyordu.

Ahsen kaza’ya neden olan kişiyi arayan arkadaşınla konuştuğunu biliyordu.
Ismini bir kaç kere duymuştu. Nefise.

Bir an, Ahsen acaba Mr.Park’ın onun kazaya sebep olduğunu bilipte onun önünde
ekstramı böyle konuşuyor diye düşündü.

“Adamların ne buldu?” diye konuştu telefona. Ahsen yan odada mutfakta yemeği
hazırlıyordu. “Ne demek hiç birşey?! Dağlara geri gidin! Bütün dağı arayan
adamları gönder oraya! Her taşın altına baksınlar!”

Ahsen kendini çok kötü hissetti bunu duyunca.

Hala imkanı varken burdan gitse iyi olurdu. Doktor, Mr. Park’ın yakında iyileşebileceğini
söylüyordu. Hala onunla durmak çok tehlikeliydi. Pasaportu ve parası vardı,
istediği zaman bu ada’dan geri kendi evine bir uçak bulabilirdi.





Ama
istemiyordu. Mr. Park’ı geride bırakmak… üzücü bir düşünceydi.



“Fare, yemek hazır mı?” diye sordu Mr. Park.

Yemeği masa’ya koydu. Yemek çubuklarını ve tabağını Mr. Park’ın önüne koydu.
Ahsen başka bir çift yemek çubuğu aldı ve yanına oturdu.

Mr. Park yerken, Ahsen onun tabağın’a pişirdiği yemeklerden koyuyordu azar
azar.





Mr. Park
bir süre sonra yemek çubuklarını Masa’ya koydu. “Sen yemiyor musun?”

“Hayır, sonra yerim.” diye cevap verdi Ahsen. Mr. Park’ın tabağına bir parca
kimchi yerleştirdi.



“Hep benden sonra yiyorsun… yada hiç yemiyorsun.” dedi Mr. Park. Ahsen onun
bunu fark ettiğine çok şaşırdı.






“Önemli değil.”

“Git kendine bir tabak pirinç al ve benimle ye.”



“Istemi…”

“Nefise’nin o pisliği bulamadığına zaten çok sinirliyim, sende tepemi attırma,”
dedi Mr. Park. Ahsen sessizce kendine bir tabak pirinç almaya gitti.

“Daha çok pirinç ister misiniz?” diye sordu. Mr. Park’ın tabağı nerdeyse bitmişti.



“Hayır, burda oturup senin yemeni dinlemek istiyorum. Bugün çok sessizsin,”
dedi Mr. Park. “Sesinden maske’yi takmadığın belli. Iyileştin mi?”



Ahsen onun maske’den şüphelendiğini biliyordu.

“Aklımda başka şeyler var,” diye söyledi doğruyu. Maske üzerindeki soruyu
duymamazlıktan geldi.

“Ne gibi mesela?”

“Bakımcılığıma engel olacak birşey değil, yani sizin bilmeniz gereken birşey değil,”
dedi Ahsen.



Bu Mr. Park’ı dahada sinirlendirdi. “Peki, öyleyse kendim giderim odama.
Seninle daha fazla zaman geçirirsem,
intihar ederim.“

Neden bu kadar sinirliydi?

■■■■■

Gecenin yarısı olmuştu ve Ahsen hala uyuyamıyordu. Bir bardak sıcak süt koymaya
gidiyordu mutfağa.

Fakat Mr. Park’ın odasının yanından geçerken içeriden onun bağırışını duydu.
Hemen kapıyı açıp içeri koştu.

Içeri girdiğinde Mr. Park’ın kendini bir yastıkla boğduğunu gördü. Yorgan
yerdeydi. Ahsen hemen yanına koştu ve yastığı ondan almaya çalıştı.

“Mr. Park! Bırakın! Intihar etmekte şaka yapıyorsunuz sanmıştım! Bana verin şu
yastığı!”

“Çık odamdan!” diye geri bağırdı Mr. Park.

Ahsen yastığı tüm gücüyle çekti Mr. Park’ın yüzünden. Yastık yırtıldı ve içinden
bir kaç tüğ etrafa dağıldı.

Mr. Park yastığı sonunda bıraktı ve kafasını sıkıca tuttu. Ahsen şimdi yüzünü
daha iyi görebiliyordu. Mr. Park’ın yüzü acıdan kıpkırmızıydı ve sırılsıklam
olmuştu terlemekten.





Ahsen’in
gözleri korkuyla doldu. “Yoochun! Iyimisin? Do…Doktor Kim’i aramalıyım!”

“Hayır!” diye bağırdı Mr. Park. “Bana hapları ver!”

Ahsen hapları bulmaya gittiğinde nerdeyse yere düşüyordu. Bir süre aradıktan
sonra hapları Mr. Park’ın tuvaletteki çekmecesinin içinde buldu. Hemen Mr.
Park’a geri dönüp kutuyu eline koydu. Tam mutfağa bir bardak su getirmeye
gittiğinde, Mr. Park’ın kutudan avuç dolusu hap aldığını gördü.

“Ne yaptığını sanıyorsun?!” diye bağırdı ve tam Mr. Park hapları ağzına atmak
isterken eline vurdu ve haplar yere dağıldı. Mr. Park hapları geri almak için
nerdeyse yataktan düşüyordu, ama Ahsen önüne geçti ve onu yatağın üstüne itti.
“Kendini öldürmek mi istiyorsun?”

“Bana hapları ver! Çekil önümden yoksa kemiklerini kırarım!”

“Hayır! Haplara ihtiyacın yok! Rahatla ve hava al! Beni dinle!” diye bagırdı
Ahsen Mr. Park’la boğuşurken. “Hava al!”

Mr. Park yatakta dik oturuyordu ve Ahsen yatağın kenarındaydı ona düşerken
engel olmak için. Ahsen iş vereninin gözlerine baktı. Gözleri bomboştu, ama
yinede çok acı çektiği görünüyordu.





Yavaş yavaş
acısı geçerken, Mr. Park’ın vücudu dayanamayıp Ahsen’e doğru düştü. Kafası
Ahsen’in omzuna yaslıydı, yüzü boynuna gömüktü. Ahsen bir saniye bile düşünmeden
ona sıkıca sarıldı ve bir süre sessiz durdular.





Mr. Park
kafa ağrısına karşı savaşıyordu ve Ahsen ağır güçsüz nefesini teninde
hissediyordu.

“Iyimisiniz?”

Mr. Park kafasını sallayarak onayladı. “Ben…” diye başladı, ve Ahsen’e dahada sıkı
sarıldı. “Beni… kör görmen zaten kötü… beni birde… güçsüz görmeni
istemedim.“

“Neden? Size bakmam için aldınız
beni işe. Kafanız ağrıyorduysa, bana söylemeliydiniz. Sizin sağlığınızdan ben
sorumluluyum,” dedi ve üzgünce son sözleri ekledi. “Bunu yapmam için beni ödüyorsunuz.”





Mr. Park
derin bir nefes aldı ve gözlerini kapattı. “Ilk defa ismimi söyledin.“



Ahsen bir kaşını şaşkınca kaldırdı. “Ne?“

“Yastığımı yırttıktan sonra ve Jaejoong’u çağırcam dediğinden önce.”

Ahsen’in gözleri anlayışla büyüdü. Gerçekten ismini söylemişti. “Özür dilerim,
Mr. Park, korkudan ne dediğimi bilmiyordum.”





“Bu
pozisyondayken bana Mr. Park demen çok tuhaf.”

Ahsen elinin bilmeden Mr. Park’ın saçıyla oynadığını fark etti. Hemen iş
verenini itti ve yataktan kalktı. Yüzü çok kızarmıştı ve bir elini deli gibi
atan kalbinin üstüne koydu.

“Ö…özür… dilerim…” diye kekeledi Ahsen utançtan. “…k-kafanıza…sarıldığım için.”





Fakat Mr.
Park sinirlenceği yere güldü! Gerçekten komik birşey’e hiç gülmezdi, şimdi
böyle utanç verici bir durumda nasıl gülebiliyordu?

“Beni bıraktığına özür dilemelisin. Rahat bir pozisyondu.” diyerek sırıttı Mr.
Park. Kafası Ahsen’in olduğu yere bakıyordu, ama Ahsen sessizce yatağın
etrafından dolanıp Mr. Park’ın yanındaki yastıklardan birini aldı.





Sonra o
yastığı iş vereninin suratına vurdu ve oda’dan dışarı koştu kırmızı kafayla.
“Iyi geceler!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder