15 Mayıs 2011 Pazar

KÖR (9. Bölüm)

9. Bölüm





“Bil bakalım iki
gün sonra ne var?”

“Iki gün sonra intihar etmeyi mi düşünüyorsunuz?” diye cevap verdi Ahsen. O bir
spor dergisine bakarken Mr. Park radyoyu dinliyordu.

“Ha-ha, çok komik.” diye kafasını salladı Mr. Park. “Iki gün sonra benim doğum günüm.”

“Kimse utanmadan başkalarına doğum gününü hatırlatmaz.”

“Ben yaparım,” dedi Mr. Park. “Bana nasıl bir hediyen olcak? Bana pasta yap,
yada bir biftek daha?”

“Yirmi sekiz yaşında olduğunuzu kimse inanmaz. Çocuk gibisiniz.”

“Çok iyi! Kendimi zaten gittikce daha genç hissediyorum. Kendimi hiç bu kadar çocuksu
hissetmemiştim.”

“Çocukken nasıl biriydiniz?” diye sordu Ahsen meraktan.

“Ben bir yetim çocuğuyum. Kendi kendime ve yetimhane’deki kardeşlerimle büyüdüm.
Normal bir çocukluğum olduğunu söyleyemem… aslında hiç çocukluğum olduğunu
söyleyemem. Yinede bazı insanlardan daha iyi durumdaydım, çünkü okula gittim,
ve sonunda kendi firma’mı kurdum.”

Ahsen gülümsedi. Mr. Park herşeyin ‘iyi yanına bakmaya’ başlamıştı. Ama aynı
zamanda çocukluğunu sorduğu için pişman oldu. Mr. Park’a acı zamanını hatırlatmıştı.

“Özür dilerim.”

“Ne için?”

“Sorduğum için.”

“Bende senin geçmişini sormuştum, şimdi ödeştik.” diyerek konuyu kapattı. “Ama
gerçekten söylüyorum. Kör’üm, ama eskisinden çok daha mutluyum.”

Ahsen yine gülümsedi. En azından mutlu olduğunu Ahsen’den saklamıyordu. “Yarın
sabah yine şehir’e gidip sizin için bir hediye bulmaya çalışırım.”

Mr. Park çok tatlı bir şekilde sırıttı. Gerçekten son haftalarda çok daha
mutluydu. Ahsen bunun sevincini onunla paylaşmak istiyordu, ama kendi kendine
acımaktan başka hiç birşey yapamıyordu.

Son bir kaç gündür, Ahsen bakımcılığı bırakıp bu ada’dan gitme sebebi arıyordu,
ama iyi bir açıklamaya ihtiyacı vardı. Mr. Park’ın gözleri açıldığında onu arayıp
bulmasını istemiyordu. Onun ne kadar çirkin olduğunu görmesinden korkuyordu.

■■■■■

Ertesi sabah, Ahsen ekstra erken uyanıp şehir’e gitti. Yanına Mr. Park’ın ona
verdiği telefonu almayı unutmadı, belki Mr. Park’ın aklına istediği birşey
gelirde onu arar diye.

Arabayı sürerken (Mr. Park ona yine kırmızı SUVu sürmesine izin vermişti!), ona
nasıl bir hediye alcağını düşündü.

‘Iyi arkadaş’ diye bir hediye almalıydı, ‘Seni seviyorum’ diyen bir hediye değil.

Seni seviyorum.

Onu seviyordu.

Yunus balıkları adına! Ahsen Park Yoochun’a aşıktı! Park Yoochun… dünya’da aşık
olacağı en son insan!

Ahsen bu düşünceyi bir kenara attı ve yola konsantre olmaya çalıştı. Radyo’nun
sesini en son seviyeye çıkardı, ki aklından geçen tek şey müzik olsun diye. En
azından kalbinin atışını duyamazdı böylece.

Şehir’in çarşısına vardığında araba’dan çıkmadan önce grip maskesini ve şapkayı
taktı. Iki hediye dükkanına girdi, ama orda uygun birşey bulamadı. Sonunda üçüncü
hediye dükkanında mükemmel hediyeyi buldu.

Iki yunus balığının su’dan havaya atlayışından bir porselen figürüydü. Onlar
havadayken etrafındaki camdan su damlaları onu süslüyordu. Aşağısında altın bir
kare vardı ve üzerinde ‘Herşeyin iyi yanına bak’ yazıyordu.

Mr. Park’a bu sözleri ilk dediği günü hatırladı. Mr. Park bunun üzerine ona kör
olduğunu hatırlatmıştı. Ahsen maske’nın arkasında gülümsedi.

Hediyeyi ve doğum günü kartını ödedikten sonra dükkandan çıktı. Sonra cebinde
bir titreşme hissetti.

Mr. Park’ın ona ne demek istediğini merak ediyordu. Cebinden telefonu çıkardı.

Yoksa arayan Mr. Park’ın kız arkadaşı mıydı? Yoochun’ı Ahsen’den almak mı
istiyordu?

Ah, bu zaten imkansızdı. Cünkü Yoochun hiç Ahsen’in değildi ki.

Tüm bu düşünceleri aklından attı ve telefonu cevapladı. “Alo?”

“Micky, bir an önce eve gel! Hala şehir’deysen Jaejoong’uda al getir yanında!
Görebiliyorum yine! Kısa bir süreliğine mi bilmiyorum, ama Jaejoong’u getir!
Onu bulamazsan boşver. Ama SEN gelmelisin, tamam mı??”

Sevincinden konuşup duruyordu, ama Ahsen’in aklına sadece bir söz takıldı.
‘Görebiliyorum’.

Görebiliyordu yine… ve Ahsen onunla bir doğum günü bile geçiremeden gitmeliydi.

“Micky, dinliyor musun? Beni duyabiliyor musun?”

“E…Evet, hemen Doktor Kim’i almaya gidiyorum.”

“Tamam, dikkatli sür arabayı! Unutma, SENIN buraya gelmen daha önemli!”

“Tamam” diye mırıldadı Ahsen ve telefonu kapattı. Mr. Park’ın sevinçli sesini
daha fazla duyamıyordu. Ahsen Yoochun için sevinmeliydi, ama ağlamak istiyordu.

Etrafındaki insanlar Ahsen’e hiç utanmadan dükkanın kapısının önünü blokladığı
için bakıyorlardı, ve Ahsen hemen kenara çekildi. Yüzünde grip maskesi varken kimse onu fark
etmiyordu. Onun hasta olduğunu sanıyorlardı. Ona ama daha uzun süre bakan
olursa eğer, Ahsen hemen biraz öksürüyordu, ve onlarda onun hasta olduğunu düşünüyordu.

Ama bunun bir önemi mi vardı artık? Yoochun yine görebiliyordu ve Ahsen’in
yüzündeki maske’yi çıkarıp onu görünce onu hapise atardı.

Ama onu en çok korkutan şey hapise girmek değildi.

Yoochun Ahsen’in ne kadar çirkin olduğunu görürdü ve birdaha hiç yüzünü görmek
istemezdi. Yoochun’in onu çirkin gerçek olarak görmesini istemiyordu.

Dükkanın önünde taş gibi durduğu için etraftaki insanlar ona garipce bakıyordu.
Mr. Park ona garipce bakarsa, Ahsen oracıkta ölebilirdi. Mr. Park’ın ona hiç
bakmamasını sağlamalıydı.

Gidecekti. Gitmeliydi. Ama ondan önce bir kaç işi daha vardı.

Doktor Kim’in kliniğine koştu ve onun şu an meşgul olduğunu öğrendi bir hemşire’den.
Ahsen hemşire’ye Mr. Park’ın durumundan bahsetti ve Doktor Kim’in hemen Mr.
Park’in evine gitmesini söyledi.

Sonra geri arabaya koştu ve bir kalem buldu. Dikkatlice hediyeyi sağ koltuğa
koydu ve kart’a yazmaya başladı.

Mr. Park … Yoochun’a son sözlerini yazarken kart’a göz yaşları düşmemesine
dikkat ediyordu. Ağlamamaya çalışıyordu, ama lanet olsun, neden bu kadar kırılmıştı?

Bittiğinde, öylesine oturdu. Arabada boş boş oturdu ve Mr. Park’la geçirdiği
güzel zamanı hatırladı. Bu mutlu hatıraları hep kalbinde saklayacaktı.

Mr. Park Ahsen’in geçmışı olacaktı, geleceği değil. Yakışıklı, güzel, tatlı
adam’ı geri’de bırakıyordu… aynı kalbini geride bıraktığı gibi.

■■■■■

Yoochun evinde deli gibi dolanıyordu. Micky’nin odasına girdi, onun nasıl göründüğüne
dahil bir ipucu bulma düşüncesiyle, ama bir kaç giyisi, bir makyaj çantası ve
masasının üstündeki kırık telefonundan başka hiçbir şey bulamadı. Hiçbir yerde
resim yoktu.

Ama bu zaten önemli değildi. Micky birazdan eve gelince onu görürdü. Onu
nihayet görecekti. Onun güzel yüzünü görecekti!

Kapı çaldı ve Yoochun tüm hızıyla kapı’ya koştu. Daha önce hiç böyle değildi,
Micky hayatına girene kadar…

“Hey, hyung*! Beni gördüğüne sevindin mi?” kapıyı açtığında Jaejoong ona
gülümsüyordu. Yoochun en iyi arkadaşının arkasına baktı, ama aşkı ortalıkta
yoktu. (*hyung = erkeklerin büyük erkeklere abi demesidir. Jaejoong aslında
Yoochun’dan daha büyük, ama bu hikaye’de ondan kücük.)

“Micky nerde?”

“Hemşirelerden birine benim için bir mesaj bırakmış, buraya gelmemi söylemiş.
Ben onun ilk buraya gelceğini sanıyordum.” dedi Jaejoong. Sonra elinde bir
hediye paketi ve bir kart kaldırdı. “Bu arada, bu paketi kapı’nın önünde
buldum.”

“Ver onu bana!” Yoochun hediye’ye elini uzattı.

“Önce gözlerine bakmalıyım.” Jaejoong hediye’yi ondan uzaklaştırdı.

“Arabamı park’ta gördünmü?”

“Hayır, park’a gitmedim. Hadi şimdi gözlerine bakmalıyım!”

“Bana hediyemi ver!”

“Bebek gibi davranmayı bırak, Yoochun!”

Jaejoong elini Yoochun’ın yüzüne koydu, gözlerine bakmak için, ama Yoochun
eline vurdu. “Ben park’a gidip arabama bakıyorum.”

Jaejoong onu tutamadan araba park’ına koşmuştu bile. Bir süre sonra oturma odasına
geri döndü. “Araba orda değil.”

“Yani hala şehir’de mi?” diye merak etti Jaejoong. Hediye’nin yanındaki kartı
aldı ve Yoochun’a verdi. “Al, belki bu herşeyi açıklar.”

Yoochun hemen zarfı yırtıp içindeki kartı açtı. Yazıları okumaya çalışıyordu,
ama sadece büyük ‘Happy Birthday’ yazısını görebiliyordu. Jaejoong’a korkulu
gözlerle baktı. “Neden yazdıklarını okuyamıyorum?”

“Endişelenme, bir kaç gün sonra tam göreblirsin herşeyi. Buna biraz zaman
gerek.”

“Benim ama ‘bir kaç günlük’ zamanım yok! Ya biri Micky’i kaçırdıysa?”

“Bana ver, ben okurum sana.” Jaejoong Yoochun’ın elindeki kartı aldı ve önce içinden
okudu. Sonra üzgünce Yoochun’a baktı. Bu yazanları en iyi arkadaşına okumak
istemiyordu.

“Ne yazıyor?” diye sordu Yoochun. Yine sinirli olmaya başlıyordu, ama bu Jaejoong’u
korkutmuyordu. Onun kartı okuduğunda üzgün baktığını görmektense onu sinirli
görmek daha iyiydi.

“O sadece bir bakımcıydı, önemli birisi değil. Onun iyi olduğunu bilmen yeter.”
dedi Jaejoong.

“Jaejoong, kartı oku, yoksa boğarım seni,” diye tehtid etti Yoochun.

Jaejoong derin bir nefes aldı ve kart’taki yazıyı okudu, “Mr. Park, doğum
gününüz kutlu olsun. Sizinle doğum gününüzü kutlayamadığım için özür dilerim.
Bir kaç dakika önce nişanlım’dan buraya beni almaya geldiğini öğrendim.
Evleniyoruz! Bana aylığımı vermenize gerek yok, ve benim evinizde kalan eşyalarımı
atın gitsin. Yine görebildiğiniz için çok mutluyum. Hayatımın aşkını buldum ve
umarım sizde bulursunuz. Herşey için teşekkür ederim ve hayatınızda size bol şans
dilerim. Hoşcakalın.”

‘Görüşürüz’ değil. Basitce, ‘Hoşcakalın’ demişti. Birdaha hiç görmemek üzere…

Jaejoong kartı kapattı ve Yoochun’a dikkatlice baktı. Sanki acısını siniriyle
yada bir gülümsemeyle kapatmaya çalışıyordu, ama başaramadı.

“Micky… evleniyor. Bir nişanlısı varmış. Bende…” dedi ve birden gülmeye başladı.
“Ona hiç öyle birşey sormadim, bir… sevgilisi olduğunu düşünmedim… ve ben
gidip…”

“Ve sen gidip ona aşık oldun.”

Yoochun yine güldü. Acı bir gülüştü. “Ben onunda beni sevdiğini sanıyordum, ama
kart’ta hayatının aşkını bulduğunu söylüyor. Salağım ben salak, salak. Nasıl bu
kadar aptal olabildim?”

“Yoochun…” Jaejoong onu teselli etmeye çalıştı, ama nasıl yapacağını
bilmiyordu.

“Belki… kör numarası yapınca bana geri gelir mi? Geri gelip yine benim bakımcım
olur mu?” diye mırıldadı Yoochun. Micky’yi bir ‘işci‘ olarak görmek
istemiyordu. “Ben… hayır, bunu yapamam. Park Yoochun hiç kimse’ye yalvarmaz.
Onun benimle kalması için, yada beni sevmesi için ona yalvaramam.”

“Yoochun, daha yeni gözlerin açıldı. Şu an en son ihtiyacın olan şey stress ve
depresyon.”

“Benim tek istediğim şey Micky’nin burda olması!” diye bağırdı Yoochun en iyi
arkadaşına, ama hemen pişman oldu.

Daha önce birine bağırınca kendini hiç pişman hissetmezdi (özellikle Jaejoong, çünkü
onun bağırması onu hiç etkilemiyordu), ama Micky hayatına girdikten sonra,
Yoochun değişmişti. Yoochun’ı daha iyi bir insan yaptı. Yoochun’a gerçek
mutluluğu vermişti… ve sonra hepsini ondan alıp onu terk etti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder