14 Mayıs 2011 Cumartesi

MAZE (Labirent) (19.Bölüm)


Adı: MAZE (Labirent)

Oyuncular: Jung Min, Büşra, BoA, Taemin, Yunho,
Merve

Türü: Romantik, Komedi

Yazan: Cassie

NOT: Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.

19. Bölüm


Jungmin ofisteki çalışanlardan vedalaştı ve kapıdan çıktı.
Beş’e çeyrek vardı, ama Yunho’nun bir meeting’i olduğu için Jungmin’in erken
gittiğini görmezdi.

Arabasının motorunu tam çalıştırdığında aklına bu sabah Büşra’nın ona en yakın
hayvan dükkanının nerde olduğunu sorduğu geldi. Tavşanı için
yeni bir su çanağı almak istiyormus.

Jungmin işten erken çıkıp, Büşra için çanağı almak istedi… öylesine.



Yaklaşık on beş dakika sonra apartmanlarına en yakın olan hayvan dükkanına vardı.





Jungmin arabadan çıktı ve kapıları kilitledi. Ama tam
dükkana doğru yürürken, birden köşeden beş büyük, siyah giyinmiş adamlar geldi
ve Jungmin’i arabasına doğru ittiler.

“Ya! Önüne baksana!” Jungmin onu iten adama sinirlice baktı. Arabasına zarar
gelmesini istemiyordu.





“Çok güzel bir araban varmış.” Siyah adamlardan biri
dedi.



“Teşekkür ederim, şimdi çekilin önümden.”



“Ödemen gecikti. Bize paramızı ver, bizde seni rahat bırakalım.” Onu iten adam
konuşmuştu. Herhalde grubun lideriydi.



“Size borçlu olan ben değilim. O aptal çocuk aylar önce apartman’dan
taşındı.” Jungmin çok sinirlenmişti. Neden eski ev arkadaşının yaptığı hataların
acısını ondan çıkarıyorlardı?





Bunu dedikten sonra adamlara arkasını dönüp başka yöne
yürümek isterken, adamların dördü onu kollarından tutup bina’nın köşesindeki boş
bir sokağa sürüklediler ve elleriyle ağzını kapatmışlardı.



Grubun lideri Jungmin’in karnına bir yumruk attı ve Jungmin yere düştü şoktan.
“Size borcu olan ben değilim dedim!”



“O zaman bize arkadaşının nerde olduğunu söyle. Onu bulamazsak, onun borcunu
sen ödemelisin.”

“Sizin birazcık olsa beğniniz çalışsaydı, onu şimdiye kadar bulabilirdiniz! Bu
sizin probleminiz, benim değil!” diye bağırdı Jungmin, ama yine karnına bir
yumruk yedi.

Jungmin karnını tuttu ve yerde kıvrandı. Acısı yüzünden iyice hava bile alamıyordu.

Sonra başka birisinin bağırmasını duydu. Gözlerini açtı ve şok oldu.

Önünde Büşra duruyordu ve tam adamlardan birine tekme atmıştı. Ama arkasından
iki adam daha ona saldırdı. Büşra hemen onlara döndü ve tekmelerinden kaçmak için
yere doğru eğildi. Aynı zamanda iki adamın bacaklarına sert bir tekme attı, ve
ikiside yere yığıldı. Beşinci adam Büşra’nın boğazına dolanmış çantasının ucunu
tuttu ve kendine doğru çekti, ama Büşra kolaylıkla çanta’nın aralığından
kurtulmayı balardı ve adamın elinde sadece Büşra’nın çantası kaldı.





Adam çantayı sinirlice bir kenara attı ve Büşra’ya
yine saldırmaya hazırlandı, ama Büşra havaya hopladı ve ayağını adamın yüzüne
vurdu.

Beş adamda yere yığılmışlardı ve acılar içinde kıvranıyorlardı. Jungmin karnının
acısını unutmuştu ve şimdi Büşra’ya büyük gözlerle bakıyordu.





“Ne bakıyorsun aptal! Hadi gidelim!” Büşra hemen
Jungmin’in elini tuttu ve onu yukarı kaldırdı.



“Çantan…” Jungmin hemen eğilip Büşra’nın çantasını aldı, ama çantanın kenarından
tuttuğu için açık fermuarının arasından Büşra’nın cüzdanı düştü ve açıldı.



Jungmin bir saniyelik Büşra’nın cüzdanına baktı ve ortasındaki resmi gördü.



“Çabuk!” Büşra hemen çantasını ve cüzdanını yerden aldı ve Jungmin’i boş
sokaktan arabasına doğru çekti. “Anahtarların!”





Jungmin hemen cebindeki anahtarları çıkardı ve Büşra’yla
arabaya girdi. Tam gaza bastığında arkalarında adamların köşedeki sokaktan çıktığını
gördüler.



“Nereye gidiyoruz?” diye sordu Jungmin.






“Apartmandan uzağa!” Büşra arkalarına bakıyordu.
Jungmin hemen bir U-dönüşü yaptı ve daha çok gaza bastı.



Ancak adamları peşlerinde göremeyince, Büşra yine öne doğru döndü.



“Bizi takip etmiyorlar,” dedi Jungmin.






“Kimdi o adamlar?” diye sordu Büşra. Çok korkmuştu.

Jungmin kısaca sağına baktı ve Büşra’nın ifadesi onu şaşırttı. Büşra’nın öfkeli
yüzü’nü ilk defa görüyordu.

“Tefecilerdi. Ben…” diye başladı Jungmin ama Büşra lafını böldü.

“Arabayı durdurcak bir yer bul.” Büşra’nın soğuk sesi Jungmin’ı dertlendirdi.
Yakınlardaki bir mağaza’nın park evine girdi ve arabayı durdurdu.



Etrafta kimse yoktu. Dakikalarca ikisi sessizce araba’da oturdu. Sonunda,
Jungmin ilk adımı attı. “Demin kaçtığımızda bana küfürlü konuştun.”



Büşra ona salakmış gibi baktı. “Bana diyebileceğin o kadar önemli şey varken,
bunu mu seçtin?” Büşra onu her an öldürebilir gibi bakıyordu ve Jungmin onun
karate hareketlerini gördükten sonra bunun onun için hiçte zor olmadığını
anlamıştı. Büşra Jungmin’e bir karate kicki verseydi Jungmin herhalde bayılır
kalırdı. Korkudan Büşra’dan biraz uzaklaşmaya çalıştı, ama küçücük arabaniın içinde
kaçacak yer yoktu ki.

“Peki, sana ne dememi bekliyorsun?” diye sordu.

“Bana herşeyi açıklamanı istiyorum! Neden peşinde tefeciler var? Tefecilerin
sana verdiği parayı zamanında geri ödemezsen, peşine takılırlar ve birdaha seni
rahat bırakmazlar, hatta seni öldürebilirler! O an hayvan dükkanından dışarı çıkarken
seni bir köşe’ye sürüdüklerini görmeseydim, sen şimdi hastanelik olurdun!”





Jungmin Büşra’nın yüzündeki üzgün ifadeyi görünce,
kalbi ağrıdı. “Özür
dilerim.”

“Bana özür dilemen gerekmiyor, ben bir açıklama istiyorum. Neden
tefecilere gittin?!”

“Aslında…”

“Hep senin neden para sıkıntısı çektiğine şaşardım! Ama işin iyi para veriyor
ve sana o çöplük için her ay verdiğim fazla parayla, her ay ekstra paran olması
lazım. Neden yeterince paran varken tüm borçlarını ödemedin önce? Yoksa eline
para geçince anında harcıyor musun?” Büşra konuştukca konuştu, ve gittikçe
dahada sinirlenmeye başladı.





“Büşra…” yine Jungmin açıklamaya çalıştı.

“Çok sorumsuzsun! Neden
tefecilerden para aldın? Yoksa kumar mı oynuyorsun? Bütün
paran nereye gidiyor? Paranı havaya atmadan önce neden hiç sonunu düşünmüyorsun?!
Bu arabanı almabilmek için mi tefecilerden borç aldın yoksa?!”

“Büşra bir dakika sus ve beni dinle!” diye bağırdı Jungmin. Büşra tam birşey
söyleyecekti, ama ağzını kapattı ve kafasını cama doğru döndürdü. Şu an
Jungmin’e bakmak istemiyordu.





Jungmin kafasını salladı. “Sana anne ve babama kızıp
evden çıktığımı anlatmıştım, değil mi? Bu eve aslında bir arkadaşımla beraber çıktım.
Ama ikimizde para konusunda iyi hesaplamamıştık herşeyi, sadece beraber çalışıp
para kazanırsak, geçinebilceğimizi anladık. Sonra arkadaşım uyuşturucu
kullanmaya başladı ve eroin’i bitince daha çok alabilmek için tefecilerden borç
üstüne borç aldı. Sonunda, Kore’den kaçmak zorunda kaldı. Yani aslında borcu
olan o, ben değilim.”





“Özür dilerim.” diye mırıldandı Büşra, ama yüzü hala
cam’dan dışarı bakıyordu.





“Aslında
sende haklısın… Tefecilere gitcek bir insana benziyorum, değil mi?”

“Özür dilerim…” diye yine mırıldadı Büşra. Ama Jungmin’e dönüp bakmak
istemiyordu hala.



Büsra kendinden utanıyordu. Çok kötü bir tepki vermişti.



O adamların Jungmin’i sürüklediğini görünce, çıldırmıştı. Onların Jungmin’e
vurduklarını görünce, Büşra onları öldürmek istiyordu. Sonra ‘tefeci’
kelimesini duyunca, dahada çok delirmişti ve Jungmin’inde uyuşturucu kullandığını
düşündü. Jungmin’in kendine böyle bir kötülük yapması için Jungmin’e çok kızgındı,
ama herşeyi yanlış anlamıştı.





“Dönüp bana bi bakar mısın? Yüzüme vurmadılar, yani
yüzüm pek çirkin değil aslında…”





“Burda yakınlarda bir tuvalet varmı?” Büşra Jungmin’in
dediklerini duymamazlıktan geldi.





Jungmin sola
doğru gösterdi eliyle. “O tarafta bir tane var.”



“Teşekkür ederim,” dedi Bülra ve Jungmin’e bakmadan araba’dan çıkıp tuvalete
doğru yürüdü.

Jungmin’de arabadan çıktı ve Büşra’yı takip etti. Büşra’ya ne olmuştu birden?

Büşra adamlarla dövüşürken, her yeri çamurlanmıştı ve şu an ellerini sabunla yıkıyordu
lavaboda. Sonra kağıt mendil alıp giyisilerini temizlemeye çalıştı.



Jungmin kapının kenarında durup ona bakıyordu. “Kağıt mendil o lekeleri çıkarmaz.”





“Biliyorum, ama rahatlamak için en azından birşey
yapmak istedim.” Büşra yine Jungmin’e bakmadan konuştu.



“Senin rahatlaman için çok sşey mi gerekiyor?”



“Tabiki hayır, basit düşünen insanlar, basit şeylerle mutlu olabilir.”



“Bence sen basit düşünen bir insandan çok uzaktasın.”



Büşra’nın elleri yavaşladı. Jungmin’in onunla böyle şifreli konuşmasını hiç sevmiyordu,
ama onu sinir eden bu değildi. Onu başka bir şey öfkelendirmişti, ama ne olduğunu
bilmiyordu.



“O adamlarla ne yapmayı düşünüyorsun?” En iyisi
konuyu değiştirmekti.

“Ah, merak etme. Sadece bir kaç gün daha idare etmeliyim. Arkadaşımın Kore’ye
geri döndüğünü duydum. Kız arkadaşı hamile ve doğurmak üzereymiş ve şimdi
Kore’de yaşamaya geri dönüyormuş. O tefeciler onun izini mutlaka bulur ve beni
rahat bırakır.”





“Peki bunu
nerden duydun? Yalan olmasın?”





„Eskiden takıldığımız
arkadaşlarımızdan duydum, doğru olması lazım. Kız arkadaşı için bu çocuk herşeyi
yapar bunu biliyorum.“



“Onu gerçekten seviyor olması lazım.” Büşra çeketinin kolunu temizliyordu.

Jungmin ellerini cebinden çıkardı ve Büşra’ya yürüdü. “Dur sana sırtınla yardım
ediyim.”





Büşra’nın
bunu istemediği belli oluyordu, ama yinede bir ses çıkarmadı. Jungmin bir kaç
kağıt mendil aldı ve Büşra’yı arkasına döndürerek, konuşmaya devam etti. “Evet,
kız arkadaşını çok seviyor. Onun için ölürdü.”



“Annem bana hep ‘Aşk aptal yaratır’ derdi.”



Jungmin güldü. “Doğrudur.” Büşra’ya biraz daha yaklaştı ve kulağına
fısıldadı. “Peki sen aptal mısın, Büşra?”





Büşra Jungmin’in bu sorusunu duymamış gibi yaptı, ama
kalbi sanki yerinden fırlayacaktı her an. Ama yinede, içinde kötü bir his vardı…
Birşeyi yanlış yapmıştı, ama ne olduğunu bilmiyordu.



Jungmin Büşra’nın sırtını temizlerken normalden biraz daha yavaş davrandı.





“Bu arada,” diye başladı ve kağıt mendili çöpe attı.

“Hmm?” Büşra ellerini
bir kez daha yıkıyordu.



Jungmin’in gözleri sağ’dan sol’a bakıyordu, sanki iki şey’den birine karar verir gibi.





Büşra’ya
cüzdanındaki o resmi mi sorsaydı, yoksa onun onu kazıkladığını bildiğini mi?





“Ya!” diye
bağırdı Büşra birden.





“Noldu?!” Jungmin’in ödü kopmuştu. “Tırnağını mı kırdın?”



“Hayır, ama sen kırmışsın! Şu çeketimin haline bak!” Büşra Jungmin’e sırtını
döndü. Çeketinin ortasında küçücük bir delik oluşmuştu ve ipliği gözüküyordu.
Herhalde Jungmin sırtını temızlerken açmıştı.





“Tırnaklarını kesmiyormusun? Çeketim mahfoldu…”

“Eskiden tırnaklarımı ısırıyordum, ama senin dırdırın yüzünden onuda bıraktım.”





“Üff, peki… eve gidince tırnaklarını keserim.”



Jungmin Büşra’nın ‘eve gidince’ demesıne çok sevindi. Büşra artık apartmanı
onların beraber bir evi olarak görüyordu.



“Tamam, geri gidelim öyleyse. O adamlar hala ordaysa, sen yine karate kick’le
onları dağıtırısın. Telefonumla videoya çekerim!” Jungmin güldü.



“Onu seni eğlendirmek için yapmadım. Hayatın’ın tehlikede olduğu için yaptım.”

Bu Jungmin’ı dahada çok sevindirdi. “Böyle bir yeteneğin olması inanılmaz.
Belki bana bir kaç hareket öğretirsin?”

“Ben onları sadece kendimi savunmak için kullanıyorum. Sen onları eğlence ve
zevk için kullanırdın.”

“Tamam işte, aramızdaki dengeyi bulduk! Hehehe~”

Büşra kafasını sağ’dan sola salladı. “Hayır, bizim aramızda denge olamaz çünkü
biz çok farklıyız birbirimizden. Iyiki sadece bir yıl beraber yaşıyoruz, daha
fazlasına dayanamazdım.”

Büşra tuvaletten çıktı ve Jungmin’ı ardında bıraktı. Jungmin baş parmağıyla
yanağını kaşıdı.

Önce, Büşra ona birşey olur diye korkudan adamları dövdü. Şimdi ise onların çok
farklı oldukları için bir yıl beraber yaşamalarına dayanamıyormuydu?
Jungmin kafasını yana doğru eğdi.
Büşra onu şimdi seviyor muydu, sevmiyor muydu?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder