25. Bölüm
Jungmin arabasından çıkıp tam bina’nın içine girdiğinde
asansörün kapılarını kapanırken gördü. “Bekleyin
lütfen! Bekleyin!“ diye bağırdı asansörün içinde her kim varsa, ve hemen ona doğru
koştu. On beşinci kata kadar merdivenle çıkmak istemiyordu.
Içindeki insan onu duymuştu ve asansörün kapılarını
onun için açık tutuyordu. Jungmin hemen içine girdi ve kapıyı açan kişinin Büşra
olduğunu gördü.
“Merhaba!” diye gülümsedi ona Büşra.
“Büşra! Merhaba!” hemen Jungmin dik durmaya çalıştı ve ellerini sırtına koydu. Büşra’nın
önünde yakışıklı görünmek istiyordu. “Kapiyi açık tuttuğun için teşekkür
ederim, hehehe!“
Büşra ona bir kaşını kaldırarak baktı. “Bugün biraz
garipsin.” diye güldü.
“Garibim? Yani, garip miyim? … Yani…”
“Konuşmadan önce bi düşüncelerini düzenlesen daha iyi
olcak galiba.“ Büsra hala güldü ona.
“Ah, evet iyi fikir, hep çok akıllısın Büşra!”
“Akıllı ve mantıklı olmanın arasında ince bir çizgi vardır.” dedi Büşra ve
gülümsedi. Bir süre sonra gülümsemesi biraz küçüldü. “Aslında çoğu şeylerin
arasında ince bir çizgi var.”
“Evet, evet, öyledir.” Jungmin Büşra gibi akıllı konuşmaya çalıştı, ama Büşra’nın
konuştuklarını hiç mi hiç anlamadı. Ne diyeceğini bilmiyordu.
Sonra Taemin’in Merve’ye kalbindeki sözleri direktce söylediğini hatırladı.
Önce ‘Saranghae’ mi deseydi, yoksa saygılıca ‘Saranghaeyo’ mu deseydi? Büşra
hep herkese saygılı davrandığı için saygılı formu daha iyi olurdu belki?
“Hmm, asansör bugün bayağı yavaş, neden acaba?” diye kendi kendine sordu Büşra.
Jungmin tüm cesaretini bir nefesine topladı. Kalbi deli gibi atıyordu. “Büşra,
sarangh…”
Sözleri çok sesli bir gürültüden bölündü ve birden asansörün ışıkları söndü. Şimdi
birbirlerini sadece butonların ışıklarıyla görebiliyorlardı.
“Olamaz, asansör durdu.” Büşra mırıldandı ve emergency buton’una bastı sakince.
Ama hemen sonra iki kol onun etrafına sarıldı ve onu geriye çekerek, Büşra’nın
yere düşmesine sebep oldu.
“Olamaz, olamaz, tanrım, bu olamaz!!! Biz sıkıştık, burda kaldık, ömrümüzün
sonuna kadar burda kapalı kalcak, Tanrım! Evet, geceleri hala yunus balıklı
gece lambamla uyuyorum! Bana gece lambamı verin! Ölüyorum, hava alamıyorum,
ölüyorum!!!”
“Jungmin, Jungmin, sakin ol!” Büşra Jungmin’e bağırdı, ama Jungmin ona dahada şıkı
sarıldı.
“Burdan hiç canlı olarak çıkcaz mı, Büşra? Neden
asansöre çiçek koymuyorlar?! Havam yok, oksijen’e ihtiyacım, var oksijen,
OKSIJEN!” Jungmin’in hiçde şaka yapar gibi bir hali yoktu. Gerçekten çok kötü
fenalasşmıştı birden.
“Jungmin! Bana bak,” Büşra Jungmin’i butonların ışığına doğru çekti, yüzünü
görebilsin diye. “Dudaklarıma bak, tamam mı? Ben konuşurken başka hiçbirşeye
takma kafanı, sadece bana bak, tamam mı? Benimle her zamanki gibi normal konuş,
olur mu?”
Jungmin Büşra’nın dudaklarına baktı konuşurken ve
etrafındaki herşeyi unutmaya başladı yavaş yavaş.
“Asansör’de olduğumuzu unut! Şu an evdeyiz, ve… yemek
yiyoruz! Senin en sevdiğin
hamburger’den yaptım, tamam mı? Onu yiyo—“
Jungmin Büşra’yı öperek susturdu.
Büşra Jungmin’in dudaklarını hissettiğinde, çok şaşırdı ve gözlerini kapattı. Fakat
onu tam geri öpmek isterken, kendine geldi ve hemen Jungmin’i kendinden ittirdi
ve onu bir yumrukla bayılttı.
Bir süre sonra asansörün ışıkları yine açıldı, ama
Jungmin hala baygınca asansörde yığılıktı.
Onları kurtaran itfaiyeciler asansörün kapısını açtıklarında,
Büşra’yı bir köşede yüzünde şok olmuş bir ifade ile, ve Jungmin’i yerde baygın
bir halde buldular.
“Ne oldu?” diye sordu aralarından biri.
“Onu hastane’ye götürün, ama durumu kötü olmadığından eminim.” Büşra Jungmin’in
üzerinden yürüyerek, asansör’den çıktı ve hala şaşkın halde apartman’larına doğru
gitti.
Arkasından itfaiyecilerden biri ona, “Siz iyimisiniz? Benziniz bembeyaz, sizde
hastaneye gitmeli değil misiniz?” diye sordu.
“Hayır, ben
iyiyim, teşekkür ederim.” Büşra adam’a dönmeden konuştu ve apartmanın kapısın’ı
açtı. Fakat içeri girmeden önce, adamlara yine döndü. “Lütfen ona iyi bakın.”
Jungmin arabasından çıkıp tam bina’nın içine girdiğinde
asansörün kapılarını kapanırken gördü. “Bekleyin
lütfen! Bekleyin!“ diye bağırdı asansörün içinde her kim varsa, ve hemen ona doğru
koştu. On beşinci kata kadar merdivenle çıkmak istemiyordu.
Içindeki insan onu duymuştu ve asansörün kapılarını
onun için açık tutuyordu. Jungmin hemen içine girdi ve kapıyı açan kişinin Büşra
olduğunu gördü.
“Merhaba!” diye gülümsedi ona Büşra.
“Büşra! Merhaba!” hemen Jungmin dik durmaya çalıştı ve ellerini sırtına koydu. Büşra’nın
önünde yakışıklı görünmek istiyordu. “Kapiyi açık tuttuğun için teşekkür
ederim, hehehe!“
Büşra ona bir kaşını kaldırarak baktı. “Bugün biraz
garipsin.” diye güldü.
“Garibim? Yani, garip miyim? … Yani…”
“Konuşmadan önce bi düşüncelerini düzenlesen daha iyi
olcak galiba.“ Büsra hala güldü ona.
“Ah, evet iyi fikir, hep çok akıllısın Büşra!”
“Akıllı ve mantıklı olmanın arasında ince bir çizgi vardır.” dedi Büşra ve
gülümsedi. Bir süre sonra gülümsemesi biraz küçüldü. “Aslında çoğu şeylerin
arasında ince bir çizgi var.”
“Evet, evet, öyledir.” Jungmin Büşra gibi akıllı konuşmaya çalıştı, ama Büşra’nın
konuştuklarını hiç mi hiç anlamadı. Ne diyeceğini bilmiyordu.
Sonra Taemin’in Merve’ye kalbindeki sözleri direktce söylediğini hatırladı.
Önce ‘Saranghae’ mi deseydi, yoksa saygılıca ‘Saranghaeyo’ mu deseydi? Büşra
hep herkese saygılı davrandığı için saygılı formu daha iyi olurdu belki?
“Hmm, asansör bugün bayağı yavaş, neden acaba?” diye kendi kendine sordu Büşra.
Jungmin tüm cesaretini bir nefesine topladı. Kalbi deli gibi atıyordu. “Büşra,
sarangh…”
Sözleri çok sesli bir gürültüden bölündü ve birden asansörün ışıkları söndü. Şimdi
birbirlerini sadece butonların ışıklarıyla görebiliyorlardı.
“Olamaz, asansör durdu.” Büşra mırıldandı ve emergency buton’una bastı sakince.
Ama hemen sonra iki kol onun etrafına sarıldı ve onu geriye çekerek, Büşra’nın
yere düşmesine sebep oldu.
“Olamaz, olamaz, tanrım, bu olamaz!!! Biz sıkıştık, burda kaldık, ömrümüzün
sonuna kadar burda kapalı kalcak, Tanrım! Evet, geceleri hala yunus balıklı
gece lambamla uyuyorum! Bana gece lambamı verin! Ölüyorum, hava alamıyorum,
ölüyorum!!!”
“Jungmin, Jungmin, sakin ol!” Büşra Jungmin’e bağırdı, ama Jungmin ona dahada şıkı
sarıldı.
“Burdan hiç canlı olarak çıkcaz mı, Büşra? Neden
asansöre çiçek koymuyorlar?! Havam yok, oksijen’e ihtiyacım, var oksijen,
OKSIJEN!” Jungmin’in hiçde şaka yapar gibi bir hali yoktu. Gerçekten çok kötü
fenalasşmıştı birden.
“Jungmin! Bana bak,” Büşra Jungmin’i butonların ışığına doğru çekti, yüzünü
görebilsin diye. “Dudaklarıma bak, tamam mı? Ben konuşurken başka hiçbirşeye
takma kafanı, sadece bana bak, tamam mı? Benimle her zamanki gibi normal konuş,
olur mu?”
Jungmin Büşra’nın dudaklarına baktı konuşurken ve
etrafındaki herşeyi unutmaya başladı yavaş yavaş.
“Asansör’de olduğumuzu unut! Şu an evdeyiz, ve… yemek
yiyoruz! Senin en sevdiğin
hamburger’den yaptım, tamam mı? Onu yiyo—“
Jungmin Büşra’yı öperek susturdu.
Büşra Jungmin’in dudaklarını hissettiğinde, çok şaşırdı ve gözlerini kapattı. Fakat
onu tam geri öpmek isterken, kendine geldi ve hemen Jungmin’i kendinden ittirdi
ve onu bir yumrukla bayılttı.
Bir süre sonra asansörün ışıkları yine açıldı, ama
Jungmin hala baygınca asansörde yığılıktı.
Onları kurtaran itfaiyeciler asansörün kapısını açtıklarında,
Büşra’yı bir köşede yüzünde şok olmuş bir ifade ile, ve Jungmin’i yerde baygın
bir halde buldular.
“Ne oldu?” diye sordu aralarından biri.
“Onu hastane’ye götürün, ama durumu kötü olmadığından eminim.” Büşra Jungmin’in
üzerinden yürüyerek, asansör’den çıktı ve hala şaşkın halde apartman’larına doğru
gitti.
Arkasından itfaiyecilerden biri ona, “Siz iyimisiniz? Benziniz bembeyaz, sizde
hastaneye gitmeli değil misiniz?” diye sordu.
“Hayır, ben
iyiyim, teşekkür ederim.” Büşra adam’a dönmeden konuştu ve apartmanın kapısın’ı
açtı. Fakat içeri girmeden önce, adamlara yine döndü. “Lütfen ona iyi bakın.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder