26. Bölüm
Jungmin yavaş
yavaş uyanıyordu ve boynunun ağrısını hissedince yüzünde acı bir ifade oluştu. “Nerdeyim ben?” diye mırıldandı
kendi kendine.
“Ah, uyandınız
mı?” dedi bir kadın sesi.
Jungmin
gözlerini açtı ve önünde uzun beyaz bir ceket giymiş bir kadın duruyordu. “Sen
bir hemşiresin! Ben hastanede miyim? Neden?”
“Sizi asansör’de baygın halde bulduk. Basit bir check-up yaptık ve sağlığınız
yerinde! Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?”
“Boynum
biraz ağrıyor,” dedi Jungmin. Sonra asansör’deki olayların hepsini hatırladı. “Doğru
ya, asansör bozulmustu. Büşra ve ben,… bir dakika, Büşra nerde?”
“Arkadaşınız mı?”
“Şey…” Jungmin asansör’de Büşra’yı öptüğünü hatırladı ve sevinçten yüzünde bir
gülümseme oluştu. “Evet… arkadaşım.“
“Sizi
sadece hastane’ye götürmemizi söyledi.”
“Peki şimdi nerde?”
“Emin değiliz, ama çalışanlarımıza iyi olduğunu söyledi.”
“Tamam, iyi öyleyse,” dedi Jungmin. “Gidebilir miyim?”
“Kendinizi
iyi hissediyorsanız, sadece bu kağıdı imzalamanız gerek, ve sonra
gidebilirsiniz.”
Jungmin lazım olan herşeyi yaptıktan sonra hastane’den çıktı ve bir taksi
tuttu.
Taksi’deyken, nasıl bayıldığını hatiırlamaya çalışıyordu. Büşra’yı öptükten
sonra çok fena bir acı hissetmişti. Şimdi hatırladı! Büşra onu yumruklamıştı!
Jungmin
boynunu ovdu. Büşra’yı herhalde çok şaşırtmıştı o öpücükle.
Ama dudakları o kadar lezzetli görünüyordu, Jungmin kendini geri tutamadı ki!
Hem, Büşra ona dudaklarına bakmasını söylemişti, yani hepsi onun suçuydu!
“Offf…” Jungmin
yüzünü elleriyle kapladı utançtan.
“Iyimisiniz?” diye sordu ona taksici.
“Hayır, hiç iyi değilim.” dedi Jungmin üzgünce.
“Olsun, yinede iyi yanına bakın! Birazdan eve varıyorsunuz!” diye cevapladı
taksici ve güldü.
Bir süre
sonra araba apartmanın olduğu bina’nın önünde durdu. Jungmin eve geldiğinde
Büşra’ya ne diyecekti?
“Offf…” dedi yine.
“Efendim, … para?” taksici ona gülümsedi.
Jungmin
elini cebine attı ve bir kağıt para çıkararak taksiciye verdi. Ödeyeceğinin iki
mistlisiydi, ama Jungmin’i ilgilendirmiyordu. Kapı’dan çıktı ve bina’nın kapısına
doğru yürüdü.
“Wow, teşekkür
ederim! Iyi akşamlar!” taksici aldığı bahşişe çok sevindi ve arabasıyla
Jungmin’den uzaklaştı.
“‘Iyi akşamlar’mış…
hiç de iyi bir akşam olmicak.” Jungmin ağır adımlarla apartman’a yaklaştı.
----------------
“Hoşgeldin! Nasılsın?” Büşra Jungmin’i kapı’da karşıladı ve ona gülümsedi.
Üzerinde pembe bir önlük vardı. “Çok güzel bir yemek hazırladım. Hadi git
ellerini yıka’da yiyelim.”
Jungmin bir kaşını kaldırdı ve Büşra’ya baktı. Büşra ona normal davranıyordu…
biraz fazla normal’di.
“’Nasılsın’
mı? Ne demek istiyorsun, Büşra? Boynum acayip ağrıyor ve hepsi senin suçun,” Jungmin
apartmanın kapısını kapattı ve oturma odasına girdi.
“Klostrofobin
olduğu için bayıldın,” dedi Büsra. Yüzünde Jungmin’in okuyamadığı bir ifade
vardı.
“Hayır, sen bana yumruk attığın için bayıldım!”
Büsra elindeki fırın eldivenine baktı. “Hayır, sana vurmadım.”
“Hatırlıyorum, o yüzden yalan söylemene hiç gerek yok,” dedi Jungmin. “Hem sen
neden yalan söylüyorsun ki? Öptüğüm için korktuğunu ve o yüzden bana vurduğunu
söyleyebilirsin!”
Büsra kafasını salladı. “Jungmin, bazen yalan söylemek daha kolaydır.”
Jungmin kafasını bir yana eğdi. Jungmin eve geldiğinde Büşra’nın ona bağırmasını
ve onu dövmesini bekliyordu. Sonra Büşra ona onu sevdiğini söyleyecekti, ve
ikiside sonsuza kadar mutlu olacaklardı. Ama Jungmin eve gelince öyle bir şey
göremedi. Aksine, asansör’deki olayları unutmak isteyen bir Büşra ile karşılaştı.
“Ne zaman’dan beri yalan söylemek senin için bir alışkanlık oldu? Sen hep melek
yüzlü masum kızdın!”
Büşra gözlerini çevirdi. “Ben melek yüzlü masum kız değilim.”
“Tabi tabii! Sen tanıdığım en dürüst ve doğru insansın. Hatta dünya’da
en çok nefret ettiğin şey yalan söylemektir! Peki sana benim yalan söylemiceğime
söz verirsem, benimle oynamayı bırakır mısın?” Jungmin aklına gelen herşeyi
söylüyordu Büşra’ya.
Büsra içinde acıca güldü. Bir yalancı yalan söylemesini nasıl
sevmez? Büşra’nın tüm hayatı bir yalan’ken, yalan söylemesini nasıl sevmez?
Büsra kafasını eğdi. “Yemek
yiyebilir miyiz? Açlıktan ölüyorum. Ve sana asansör’de vurduğum için özür
dilerim. Çok şaşırmıştım ve ilk tepkim o oldu.”
“Tamam,” dedi Jungmin. En azından Büşra Jungmin’in onu öptüğünü inkar
etmiyordu.
On beş dakika sonra, sofra’da oturuyorlardı.
“Bu çok
güzel!” dedi Jungmin ağzındaki yemeği yuttuktan sonra. Son zamanda biraz daha
insan gibi yiyordu yemeğini. Büşra onun tatlılığına güldü.
Yemekte Jungmin’in sevdiği fast food yemeklerinden vardı, ama Büşra bazı
malzemeleri sağlıklı şeylerle değiştirdi. Şimdi hem sağlıklı yiyorlardı, hemde Jungmin’in
sevdiği şeylerden.
“Teşekkür
ederim,” dedi Büşra.
“Hayatımın sonuna kadar senin yemeklerini yiyebilirim!” Jungmin yemeğini
yemekten, dediklerine bile dikkat etmiyordu.
Büsra’nin gülümsemesi biraz silindi yüzünden, “Tesekkür ederim.” dedi yine.
Dört tabak’tan sonra, Jungmin nihayet dolmuştu. Büşra gülümseyerek bulaşıkları
yıkıyordu.
Jungmin zorla sandalye’den kalktı ve Büşra’nın yanına gitti. Omuzları birbirine
değiyordu.
“Melek gibi yüzün var ama şeytan gibi kalbin var! Bana yaptıklarına baksana!”
Jungmin göbeğine hafiften vurdu. “Senin yüzünde kaslarım kayboldu!”
Büşra
kafasını salladı ve güldü. “Senin hiç kasların yoktu ki.”
Jungmin bir kaşını kaldırdı. “Bunu nerden biliyosun?”
Büşra dediklerini fark edince yüzü kızardı. “Hayır, sadece attım. Zaten spor
yapmak için çok tembelsin.”
“Doğrudur,”
diye güldü Jungmin.
“Önümde duruyosun.” dedi Büsra. Jungmin çok yaklaşmıştı ona.
“Ah, özür,” dedi Jungmin ve kenara çekildi. Büşra bir kurulama bezi almak için
uzattı elini. Aynı anda Jungmin’de bezi almak istiyordu. “Ben kurularım.”
Elleri birbirine değdiği an, Büsra elini hemen geri öçekti.
Jungmin bunu fark etti, ama Büşra fark etmemiş gibi davrnıyordu.
“Tamam, sen yap. Ben duş alıp uyumaya hazırlanmaya gidiyorum,” Büşra Jungmin’e
gülümsedi ve mutfak’tan çıktı.
-------------------
Büşra yüz bakımını yapmıştı, dışlerini fırçalamıştı, ve tavşan pijama’larını
giymişti. Uyumaya hazırdı, ama bir türlü uyuyamıyordu.
BlackEye kafesinde mışıl mışıl uyuyordu. Büşra sonra yatağın kenarındaki küçük
dolaba baktı. Yataktan kalktı ve küçük dolabın yanında çömeldi, sonra bir köşe’den
bir anahtar aldı ve çekmeceyi açtı. Tam çekmecenin içindeki şeyi almak istediği
an biri kapısına vurdu.
“Büşra!”
Jungmin’in sesi ve kapıya vurması onu çok korkuttu, sanki yanlış bir şeyde onu
yakalamış gibi. Hemen çekmeceyi kilitledi ve anahtarı köşe’ye geri sakladı.
“E..efendim?” diye sordu Büşra.
“Içeri girebilir miyim?”
Büşra hemen yatağına hopladı ve yorganın altına girdi. “Evet, girebilirsin,” dedi.
Jungmin kapıyı açtı. Aslında Büşra’nın kapıyı kilitlediğini bekliyordu, ama kapıyı
açık bulunca çok sevindi nedense. Kafasını oda’ya soktu ve nerdeyse Büşra’nın
tatlılığından bayılıyordu.
Büsra tavşan kulaklı pijamasını giymişti, şapkasın’daki tavşan kulakları
pembeydi ve yüzüne çok yakışmıştı. Bembeyaz çarşaf ve yorganın arasında bulutun
üstünde bir tavşan’a benziyordu. Iki kanadı’da olsaydı tam bir melek olcaktı!
“Jungmin?”
Jungmin yine kendine geldi ve odanın içine yürüdü. Sonra yatağın kenarına gitti. “Oturabilir
miyim?”
“Tabii,” Büşra
gülümsedi. “Birşeye mi ihtiyacın var?”
“Uyuyamıyorum…”
“Sana sıcak süt yapıyım mı? Yardım edeceğinden eminim.”
“Hayır, aklım’da çok şey olduğu için uyuyamıyorum.”
“Hım…”
Jungmin bir
bacağı yatağın üstüne, diğer bacağı yatağın kenarında oturuyordu rahatca ve
Büşra’ya bakıyordu.
“Sana birşey sorcam: Senin takma ismin ne?”
“Neden soruyorsun?”
“Sadece merak ettim. Sen benimkini biliyosun, bende seninkini bilmek
istiyorum.”
Büşra Jungmin’in takma ismini öğrendiği günü hatırladı ve gülümsedi. “Benim
takma ismim ‘Berry’.” dedi.
“Berry,” dedi Jungmin, sanki ismi dilinde test eder gibi. “Güzelmiş.”
Büşra güldü. “Teşekkür ederim.”
“Tamam, şimdi sen bana bir soru sor.”
Büşra baş parmağını çenesine bastırdı ve düşündü. “Neden hep siyah yada koyu
mavi giyiniyordun?”
“Siyah herşeye uyuyor ve koyu renkler beni olduğumdan dahada yakışıklı
gösteriyor.” diye güldü Jungmin. “En sevdiğin yemek ne?”
“Yachae Mandoo, küçükken, annem hep yapardı benim için. Bende ona hep yardım
etmek isterdim, ama benim Mandoo’larım hep deforme olurdu, anneminkileri ise
yemeye acııyordum çünkü çok güzellerdi.” (Mandoo = Mantı gibi, ama daha büyük)
Jungmin güldü ve Büşra ona katıldı. Ikisi birbirlerine çeşitli sorular sormaya
devam etti.
“Yüzebiliyor
musun?”
“Bana hep bir ördek gibi yüzdüğüm söyleniliyor… nedense.” diye cevap verdi Büşra.
“Hmm… şarkı söyleyebiliyor musnun?”
“Hemde nasıl! Arkadaşlarım bana sesimin Rain gibi olduğunu söylüyorlar.” Jungmin
bır star gibi poz verdi ve ikiside güldü.
Jungmin Büşra’nın
gülüşünü çok seviyordu. Ilk duyduğunda ona tuhaf gelmişti, ama artık o kadar
alışmıştı ki, yaşayabilmek için günde en az 5 kere duymak istiyordu.
“Haa, geçen gün iş yerinde arkadaşım bana bir oyun öğretti. Oynayalım mı?”
“Nasıl br oyun?”
“Sana çok çabuk soru sorcam ve sen çok çabuk cevap verceksin, yani düşünmeye
zamanın yok.” diye açıkladı Jungmin.
Büşra kafasını eğdi. “Nasıl gibi soru?”
“Basit sorular işte. Mesela sana doğum gününü yada en sevdiğin sporu sorcam.”
“Tamam, yapalım öyleyse.” diye gülümsedi Büşra.
“Tamam hazır mısın?”
“Hazırım.”
“Isim?”
“Büşra.”
“Doğum Günün?”
“Ağustos.”
“Yemek?”
“Mandoo.”
“Renk?”
“Mor.”
“Spor?”
“Futbol.”
“Müzik Grubu?”
“Big Bang.”
“Hayvan?”
“Tavşan.”
“Tatil?”
“Yaz.”
“Aşk?”
“Jung…”
Büşra dediklerini anlayınca hemen sustu ve elleriyle ağzını kapattı.
Jungmin ona ağzı açık baktı ve yavaş yavaş gülümsemeye başladı.
Sonra utangaç’ca ellerine baktı ve tatlıca kafasını bir kenara eğdi. “Beni seviyor
musun?“ diye Büşra’ya sordu.
“Evet,” dedi Büsra ve gülümsedi. “Aynı BoA ve Taemin’i sevdiğim gibi.”
Jungmin’in tatlı yüzü kayboldu ve Büşra’ya şaşkınca bakıyordu. “Ne?”
“Bana ‘Aşk?’ diye sordun, bende ‘Jungmin, BoA ve Taemin’ dicektim.”diye açıkladı
Büşra.
“Ne? Hayır! Öyle demek istemedim!”
Büşra sanki şaşkınmış gibi baktı. “Peki ne demek istedin?”
“Şey demek istedim… yani.. şey…” Jungmin kafasını salladı. Sonra Büşra’ya biraz
daha yakınlaştı yatakta. “Şöyle diyelim: Ben. Seni. Seviyorum.”
Üc kelimeyi
seslice söyledi ve Büşra’nın gözlerinde anlamasını aradı.
Büşra birden yine gülümsedi. “Evet, bende seni seviyorum, aynı kız kardeşin ve
erkek kardeşin gibi.”
“Hayır!” Jungmin sinir’den saçını eliyle dağıttı. “Seni bir
kız kardeşi olarak sevmiyorum!”
“O zaman erkek kardeşi olarak mı seviyosun?” Büşra büyük masum gözlerle ona bakıyordu.
“Hayır!
Seni seviyorum! Seninle evlenmek istiyorum! Anladın mı?”
“Ah…” Büşra yere baktı ve ne diyeceğini şaştı. Jungmin ona baktı ve tepkisini
bekliyordu. Bir süre sonra konuştu Büşra, “Ama… ben seni öyle sevmiyorum.”
Jungmin’in ağzı
yine açık kaldı.
“Ama… ama beni her düştüğümde yakalayacağını söylemiştin!”
[GERI BAKIŞ]
“Peki… Sende ona yardım ettiğine göre… seninde mi çok sevdiğin biri
var?” Jungmin kaşlarını kaldırdı heyecanlıca.
Ama Büşra hala demek istediğini anlamamıştı. “Evet, bende BoA’ya yardım etmek
istedim. Gerçekten iyi bir kız ve mutluluğu hak ediyor.“
Jungmin yine küsmüş gibi bakıyordu. “Boşver,” deyip Büşra’dan ayrıldı
“Ne oldu?” diye sordu Büşra.
“Hiç birşey…” Jungmin yataktaki oyuncak araba’yı aldı ve oda’dan çıkmaya gitti,
ama ayağı yatağın kenarına takıldı ve öne doğru düştü.
Büşra hemen yere düşmeden onu kaptı ve yine ayakları üzerinde durdu Jungmin.
Jungmin bir süreliğine romantik aşk filmlerindeki gibi bir kaç saniye Büşra’nın
gözlerine bakıp, onun kolunu belin’in etrafında hissetmek istiyordu… ama olmadı.
Zaten pozisyonlar değişikti
=P
Büşra elini
Jungmin’in belinden çekti.
“Iyimisin?” diye sordu. Jungmin’in ayağına baktı, ve sonra yine yüzüne.
Ayağını çok fena vurmuştu yatağın kenarına, ama yüzünde hiç acı bir ifade
yoktu. “Büşra,” dedi Jungmin ve gözlerinin içine baktı.
“Hmm?” Büşra Jungmin’in gözleri içinde kaybolmuştu.
“Her düştüğümde beni tutar mısın?”
Büşra ona
tatlıca gülümsedi. “Evet, tutarım seni.”
Jungmin gülümsedi. ‘düşmek’ derken, Büşra’yla ‘aşk içine düşmek’ demek istemişti.
Maalesef, Büşra Jungmin ‘düşmek’ dediğinde ‘yere düşmek’ anlamıştı.
[GERIS BAKIS –SON-]
“Hayır! Hayır! Tamamen yanlış anladın, ben seni yere düştüğün zaman tutarım
demiştim, bana aşık olduğun zaman değil!”
“Bana aşık değilsen, öyleyse neden benim resmimi cüzdanında
taşıyorsun?“
Büşra’nın gözleri şok’tan büyüdü. Jungmin oda’da bakındı ve Büşra’nın çantasını
yatağın kenarında gördü. Hemen çanta’yı eline aldı.
“Hayır!” Büşra yataktan kalktı ve onu durdurmaya çalıştı, ama Jungmin Büşra’nın
cüzdanını çıkarıp resimi çıkarmıştı bile. Elinde iki ayrı resim vardı, biri Büşra’dan,
diğeri BoA, Taemin ve Jungmin‘den, ama sadece Jungmin görülcek şekilde
bükülmüştü.
“Gördünmü?
Üçümüzü aynı seviyorsan, öyleyse neden sadece benim resmimi yanına koydun?”
Büşra Jungmin’in gözlerine bakamıyordu yalan söylerken, o yüzden yere baktı.
“Benim kıyafet zevkimi biliyorsun, senin kıyafetini çok beğenmiştim, o yüzden
yan yana koydum. Iyi bir kontrast yapıyor.”
“Bu çok kötü bir yalan!”
“Hayır, yalan değil.”
“Bu bir yalan ve bunu biliyorsun, hiç inkar etme.”
“Bunun senin dediğin gibi bir yalan olduğunu bilseydim, o zaman bunun bir yalan
olmadığınıda bilirdim.”
Jungmin Büşra’nın dediklerini anlamamıştı ama anlamakta istemiyordu. Elindeki
resime yine baktı.
“Bunu nasıl sevebilirsin? Üstümde sadece siyah giyisiler var!”
“Dediğim gibi, iyi bir kontrast yapıyor.”
“Beraber olmamız için çok farklı olduğumuzu mu demek istiyorsun?”
Büsra, Jungmin’in bu saçma fikirin nasıl aklına geldiğini merak ediyordu, ama
aslında doğal birşeydi böyle düşünmesi. Jungmin’e suçu atamazdı, çünkü Jungmin
onun bildiği şeyi bilmiyordu.
“Hayır, öyle değil…” diye başladı Büşra ama Jungmin lafını böldü.
“Tamam, kabul ediyorum, biz ateş ve su, siyah ve beyaz gibiydik ilk başta. Ama
son aylarda ikimizde değiştik! Ben renkli giyiniyorum, sağlıklı besleniyorum ve
küfürlü konuşmuyorum! Sen biraz daha siyah giyiyorsun, fast food yiyorsun ve
birazda kötü laf kullanıyorsun! Ikimizde birbirimize göre değiştik ve buda ikimiz
fark etmeden çok doğal bir şekilde oldu!”
“Jungmin, değişik olmak sorun değil. Benim demek istediğim, ben seni
senin beni sevdiğin gibi sevmiyorum!”
Ikiside karşı karşıya duruyorlardı, ama birbirlerine bakamıyorlardı.
Ancak Jungmin’in acı gülüşünü duyduğunda Büşra ona baktı. Onun yüzündeki acı ifade’yi görünce kalbi kırıldı.
“Kendimi bok gibi hissediyorum.” dedi Jungmin ve kendi kendine güldü.
Büşra kafasını başka yere çevirdi. “Küfürlü konuşma.”
Jungmin ona bağırdığında nerdeyse yerinden hopladı. “Bok! Göt! Sik! Istediğim kadar küfür ederim!
Sen benim için hiç birşey değilsin, tamam mı? Bana ne yapıp yapmicağımı
söyleyemezsin!”
Sonra
Jungmin odasından çıktı ve kendi odasının kapısını seslice kapattı ardından. Büşra
hala üzgünce yere bakıyordu, ve oda sessizce odasına girdi ve kapıyı kapattı.
Ağlamamak için
kendini zor tutuyordu. Dudağını ısırdı ve ellerini sıktı.
Yine yatağın yanındaki küçük dolabın çekmecesine baktı.
BlackEye’ın kafesteki sesi Büşra’yı düşüncelerinden uyardı. Hemen tavşanın yanına
gitti ve onu kafesinden çıkardı.
“Özür dilerim, seni uyandırdım mı?” Tavşan Büşra’nın kucağında yuvarlanmıştı ve
Büşra saçlarını okşuyordu.
Sonra BlackEye ona baktı, sanki ona üzülme der gibi.
Büşra hafiften güldü, ama hemen gülümsemesi silindi yüzünden. Şu an
yalandan bile gülümseyemiyordu.
“BlackEye…” diye fısıldadı Büşra kucağındaki beyaz tavşana.
“Seni seviyorum, BlackEye.”
Jungmin yavaş
yavaş uyanıyordu ve boynunun ağrısını hissedince yüzünde acı bir ifade oluştu. “Nerdeyim ben?” diye mırıldandı
kendi kendine.
“Ah, uyandınız
mı?” dedi bir kadın sesi.
Jungmin
gözlerini açtı ve önünde uzun beyaz bir ceket giymiş bir kadın duruyordu. “Sen
bir hemşiresin! Ben hastanede miyim? Neden?”
“Sizi asansör’de baygın halde bulduk. Basit bir check-up yaptık ve sağlığınız
yerinde! Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?”
“Boynum
biraz ağrıyor,” dedi Jungmin. Sonra asansör’deki olayların hepsini hatırladı. “Doğru
ya, asansör bozulmustu. Büşra ve ben,… bir dakika, Büşra nerde?”
“Arkadaşınız mı?”
“Şey…” Jungmin asansör’de Büşra’yı öptüğünü hatırladı ve sevinçten yüzünde bir
gülümseme oluştu. “Evet… arkadaşım.“
“Sizi
sadece hastane’ye götürmemizi söyledi.”
“Peki şimdi nerde?”
“Emin değiliz, ama çalışanlarımıza iyi olduğunu söyledi.”
“Tamam, iyi öyleyse,” dedi Jungmin. “Gidebilir miyim?”
“Kendinizi
iyi hissediyorsanız, sadece bu kağıdı imzalamanız gerek, ve sonra
gidebilirsiniz.”
Jungmin lazım olan herşeyi yaptıktan sonra hastane’den çıktı ve bir taksi
tuttu.
Taksi’deyken, nasıl bayıldığını hatiırlamaya çalışıyordu. Büşra’yı öptükten
sonra çok fena bir acı hissetmişti. Şimdi hatırladı! Büşra onu yumruklamıştı!
Jungmin
boynunu ovdu. Büşra’yı herhalde çok şaşırtmıştı o öpücükle.
Ama dudakları o kadar lezzetli görünüyordu, Jungmin kendini geri tutamadı ki!
Hem, Büşra ona dudaklarına bakmasını söylemişti, yani hepsi onun suçuydu!
“Offf…” Jungmin
yüzünü elleriyle kapladı utançtan.
“Iyimisiniz?” diye sordu ona taksici.
“Hayır, hiç iyi değilim.” dedi Jungmin üzgünce.
“Olsun, yinede iyi yanına bakın! Birazdan eve varıyorsunuz!” diye cevapladı
taksici ve güldü.
Bir süre
sonra araba apartmanın olduğu bina’nın önünde durdu. Jungmin eve geldiğinde
Büşra’ya ne diyecekti?
“Offf…” dedi yine.
“Efendim, … para?” taksici ona gülümsedi.
Jungmin
elini cebine attı ve bir kağıt para çıkararak taksiciye verdi. Ödeyeceğinin iki
mistlisiydi, ama Jungmin’i ilgilendirmiyordu. Kapı’dan çıktı ve bina’nın kapısına
doğru yürüdü.
“Wow, teşekkür
ederim! Iyi akşamlar!” taksici aldığı bahşişe çok sevindi ve arabasıyla
Jungmin’den uzaklaştı.
“‘Iyi akşamlar’mış…
hiç de iyi bir akşam olmicak.” Jungmin ağır adımlarla apartman’a yaklaştı.
----------------
“Hoşgeldin! Nasılsın?” Büşra Jungmin’i kapı’da karşıladı ve ona gülümsedi.
Üzerinde pembe bir önlük vardı. “Çok güzel bir yemek hazırladım. Hadi git
ellerini yıka’da yiyelim.”
Jungmin bir kaşını kaldırdı ve Büşra’ya baktı. Büşra ona normal davranıyordu…
biraz fazla normal’di.
“’Nasılsın’
mı? Ne demek istiyorsun, Büşra? Boynum acayip ağrıyor ve hepsi senin suçun,” Jungmin
apartmanın kapısını kapattı ve oturma odasına girdi.
“Klostrofobin
olduğu için bayıldın,” dedi Büsra. Yüzünde Jungmin’in okuyamadığı bir ifade
vardı.
“Hayır, sen bana yumruk attığın için bayıldım!”
Büsra elindeki fırın eldivenine baktı. “Hayır, sana vurmadım.”
“Hatırlıyorum, o yüzden yalan söylemene hiç gerek yok,” dedi Jungmin. “Hem sen
neden yalan söylüyorsun ki? Öptüğüm için korktuğunu ve o yüzden bana vurduğunu
söyleyebilirsin!”
Büsra kafasını salladı. “Jungmin, bazen yalan söylemek daha kolaydır.”
Jungmin kafasını bir yana eğdi. Jungmin eve geldiğinde Büşra’nın ona bağırmasını
ve onu dövmesini bekliyordu. Sonra Büşra ona onu sevdiğini söyleyecekti, ve
ikiside sonsuza kadar mutlu olacaklardı. Ama Jungmin eve gelince öyle bir şey
göremedi. Aksine, asansör’deki olayları unutmak isteyen bir Büşra ile karşılaştı.
“Ne zaman’dan beri yalan söylemek senin için bir alışkanlık oldu? Sen hep melek
yüzlü masum kızdın!”
Büşra gözlerini çevirdi. “Ben melek yüzlü masum kız değilim.”
“Tabi tabii! Sen tanıdığım en dürüst ve doğru insansın. Hatta dünya’da
en çok nefret ettiğin şey yalan söylemektir! Peki sana benim yalan söylemiceğime
söz verirsem, benimle oynamayı bırakır mısın?” Jungmin aklına gelen herşeyi
söylüyordu Büşra’ya.
Büsra içinde acıca güldü. Bir yalancı yalan söylemesini nasıl
sevmez? Büşra’nın tüm hayatı bir yalan’ken, yalan söylemesini nasıl sevmez?
Büsra kafasını eğdi. “Yemek
yiyebilir miyiz? Açlıktan ölüyorum. Ve sana asansör’de vurduğum için özür
dilerim. Çok şaşırmıştım ve ilk tepkim o oldu.”
“Tamam,” dedi Jungmin. En azından Büşra Jungmin’in onu öptüğünü inkar
etmiyordu.
On beş dakika sonra, sofra’da oturuyorlardı.
“Bu çok
güzel!” dedi Jungmin ağzındaki yemeği yuttuktan sonra. Son zamanda biraz daha
insan gibi yiyordu yemeğini. Büşra onun tatlılığına güldü.
Yemekte Jungmin’in sevdiği fast food yemeklerinden vardı, ama Büşra bazı
malzemeleri sağlıklı şeylerle değiştirdi. Şimdi hem sağlıklı yiyorlardı, hemde Jungmin’in
sevdiği şeylerden.
“Teşekkür
ederim,” dedi Büşra.
“Hayatımın sonuna kadar senin yemeklerini yiyebilirim!” Jungmin yemeğini
yemekten, dediklerine bile dikkat etmiyordu.
Büsra’nin gülümsemesi biraz silindi yüzünden, “Tesekkür ederim.” dedi yine.
Dört tabak’tan sonra, Jungmin nihayet dolmuştu. Büşra gülümseyerek bulaşıkları
yıkıyordu.
Jungmin zorla sandalye’den kalktı ve Büşra’nın yanına gitti. Omuzları birbirine
değiyordu.
“Melek gibi yüzün var ama şeytan gibi kalbin var! Bana yaptıklarına baksana!”
Jungmin göbeğine hafiften vurdu. “Senin yüzünde kaslarım kayboldu!”
Büşra
kafasını salladı ve güldü. “Senin hiç kasların yoktu ki.”
Jungmin bir kaşını kaldırdı. “Bunu nerden biliyosun?”
Büşra dediklerini fark edince yüzü kızardı. “Hayır, sadece attım. Zaten spor
yapmak için çok tembelsin.”
“Doğrudur,”
diye güldü Jungmin.
“Önümde duruyosun.” dedi Büsra. Jungmin çok yaklaşmıştı ona.
“Ah, özür,” dedi Jungmin ve kenara çekildi. Büşra bir kurulama bezi almak için
uzattı elini. Aynı anda Jungmin’de bezi almak istiyordu. “Ben kurularım.”
Elleri birbirine değdiği an, Büsra elini hemen geri öçekti.
Jungmin bunu fark etti, ama Büşra fark etmemiş gibi davrnıyordu.
“Tamam, sen yap. Ben duş alıp uyumaya hazırlanmaya gidiyorum,” Büşra Jungmin’e
gülümsedi ve mutfak’tan çıktı.
-------------------
Büşra yüz bakımını yapmıştı, dışlerini fırçalamıştı, ve tavşan pijama’larını
giymişti. Uyumaya hazırdı, ama bir türlü uyuyamıyordu.
BlackEye kafesinde mışıl mışıl uyuyordu. Büşra sonra yatağın kenarındaki küçük
dolaba baktı. Yataktan kalktı ve küçük dolabın yanında çömeldi, sonra bir köşe’den
bir anahtar aldı ve çekmeceyi açtı. Tam çekmecenin içindeki şeyi almak istediği
an biri kapısına vurdu.
“Büşra!”
Jungmin’in sesi ve kapıya vurması onu çok korkuttu, sanki yanlış bir şeyde onu
yakalamış gibi. Hemen çekmeceyi kilitledi ve anahtarı köşe’ye geri sakladı.
“E..efendim?” diye sordu Büşra.
“Içeri girebilir miyim?”
Büşra hemen yatağına hopladı ve yorganın altına girdi. “Evet, girebilirsin,” dedi.
Jungmin kapıyı açtı. Aslında Büşra’nın kapıyı kilitlediğini bekliyordu, ama kapıyı
açık bulunca çok sevindi nedense. Kafasını oda’ya soktu ve nerdeyse Büşra’nın
tatlılığından bayılıyordu.
Büsra tavşan kulaklı pijamasını giymişti, şapkasın’daki tavşan kulakları
pembeydi ve yüzüne çok yakışmıştı. Bembeyaz çarşaf ve yorganın arasında bulutun
üstünde bir tavşan’a benziyordu. Iki kanadı’da olsaydı tam bir melek olcaktı!
“Jungmin?”
Jungmin yine kendine geldi ve odanın içine yürüdü. Sonra yatağın kenarına gitti. “Oturabilir
miyim?”
“Tabii,” Büşra
gülümsedi. “Birşeye mi ihtiyacın var?”
“Uyuyamıyorum…”
“Sana sıcak süt yapıyım mı? Yardım edeceğinden eminim.”
“Hayır, aklım’da çok şey olduğu için uyuyamıyorum.”
“Hım…”
Jungmin bir
bacağı yatağın üstüne, diğer bacağı yatağın kenarında oturuyordu rahatca ve
Büşra’ya bakıyordu.
“Sana birşey sorcam: Senin takma ismin ne?”
“Neden soruyorsun?”
“Sadece merak ettim. Sen benimkini biliyosun, bende seninkini bilmek
istiyorum.”
Büşra Jungmin’in takma ismini öğrendiği günü hatırladı ve gülümsedi. “Benim
takma ismim ‘Berry’.” dedi.
“Berry,” dedi Jungmin, sanki ismi dilinde test eder gibi. “Güzelmiş.”
Büşra güldü. “Teşekkür ederim.”
“Tamam, şimdi sen bana bir soru sor.”
Büşra baş parmağını çenesine bastırdı ve düşündü. “Neden hep siyah yada koyu
mavi giyiniyordun?”
“Siyah herşeye uyuyor ve koyu renkler beni olduğumdan dahada yakışıklı
gösteriyor.” diye güldü Jungmin. “En sevdiğin yemek ne?”
“Yachae Mandoo, küçükken, annem hep yapardı benim için. Bende ona hep yardım
etmek isterdim, ama benim Mandoo’larım hep deforme olurdu, anneminkileri ise
yemeye acııyordum çünkü çok güzellerdi.” (Mandoo = Mantı gibi, ama daha büyük)
Jungmin güldü ve Büşra ona katıldı. Ikisi birbirlerine çeşitli sorular sormaya
devam etti.
“Yüzebiliyor
musun?”
“Bana hep bir ördek gibi yüzdüğüm söyleniliyor… nedense.” diye cevap verdi Büşra.
“Hmm… şarkı söyleyebiliyor musnun?”
“Hemde nasıl! Arkadaşlarım bana sesimin Rain gibi olduğunu söylüyorlar.” Jungmin
bır star gibi poz verdi ve ikiside güldü.
Jungmin Büşra’nın
gülüşünü çok seviyordu. Ilk duyduğunda ona tuhaf gelmişti, ama artık o kadar
alışmıştı ki, yaşayabilmek için günde en az 5 kere duymak istiyordu.
“Haa, geçen gün iş yerinde arkadaşım bana bir oyun öğretti. Oynayalım mı?”
“Nasıl br oyun?”
“Sana çok çabuk soru sorcam ve sen çok çabuk cevap verceksin, yani düşünmeye
zamanın yok.” diye açıkladı Jungmin.
Büşra kafasını eğdi. “Nasıl gibi soru?”
“Basit sorular işte. Mesela sana doğum gününü yada en sevdiğin sporu sorcam.”
“Tamam, yapalım öyleyse.” diye gülümsedi Büşra.
“Tamam hazır mısın?”
“Hazırım.”
“Isim?”
“Büşra.”
“Doğum Günün?”
“Ağustos.”
“Yemek?”
“Mandoo.”
“Renk?”
“Mor.”
“Spor?”
“Futbol.”
“Müzik Grubu?”
“Big Bang.”
“Hayvan?”
“Tavşan.”
“Tatil?”
“Yaz.”
“Aşk?”
“Jung…”
Büşra dediklerini anlayınca hemen sustu ve elleriyle ağzını kapattı.
Jungmin ona ağzı açık baktı ve yavaş yavaş gülümsemeye başladı.
Sonra utangaç’ca ellerine baktı ve tatlıca kafasını bir kenara eğdi. “Beni seviyor
musun?“ diye Büşra’ya sordu.
“Evet,” dedi Büsra ve gülümsedi. “Aynı BoA ve Taemin’i sevdiğim gibi.”
Jungmin’in tatlı yüzü kayboldu ve Büşra’ya şaşkınca bakıyordu. “Ne?”
“Bana ‘Aşk?’ diye sordun, bende ‘Jungmin, BoA ve Taemin’ dicektim.”diye açıkladı
Büşra.
“Ne? Hayır! Öyle demek istemedim!”
Büşra sanki şaşkınmış gibi baktı. “Peki ne demek istedin?”
“Şey demek istedim… yani.. şey…” Jungmin kafasını salladı. Sonra Büşra’ya biraz
daha yakınlaştı yatakta. “Şöyle diyelim: Ben. Seni. Seviyorum.”
Üc kelimeyi
seslice söyledi ve Büşra’nın gözlerinde anlamasını aradı.
Büşra birden yine gülümsedi. “Evet, bende seni seviyorum, aynı kız kardeşin ve
erkek kardeşin gibi.”
“Hayır!” Jungmin sinir’den saçını eliyle dağıttı. “Seni bir
kız kardeşi olarak sevmiyorum!”
“O zaman erkek kardeşi olarak mı seviyosun?” Büşra büyük masum gözlerle ona bakıyordu.
“Hayır!
Seni seviyorum! Seninle evlenmek istiyorum! Anladın mı?”
“Ah…” Büşra yere baktı ve ne diyeceğini şaştı. Jungmin ona baktı ve tepkisini
bekliyordu. Bir süre sonra konuştu Büşra, “Ama… ben seni öyle sevmiyorum.”
Jungmin’in ağzı
yine açık kaldı.
“Ama… ama beni her düştüğümde yakalayacağını söylemiştin!”
[GERI BAKIŞ]
“Peki… Sende ona yardım ettiğine göre… seninde mi çok sevdiğin biri
var?” Jungmin kaşlarını kaldırdı heyecanlıca.
Ama Büşra hala demek istediğini anlamamıştı. “Evet, bende BoA’ya yardım etmek
istedim. Gerçekten iyi bir kız ve mutluluğu hak ediyor.“
Jungmin yine küsmüş gibi bakıyordu. “Boşver,” deyip Büşra’dan ayrıldı
“Ne oldu?” diye sordu Büşra.
“Hiç birşey…” Jungmin yataktaki oyuncak araba’yı aldı ve oda’dan çıkmaya gitti,
ama ayağı yatağın kenarına takıldı ve öne doğru düştü.
Büşra hemen yere düşmeden onu kaptı ve yine ayakları üzerinde durdu Jungmin.
Jungmin bir süreliğine romantik aşk filmlerindeki gibi bir kaç saniye Büşra’nın
gözlerine bakıp, onun kolunu belin’in etrafında hissetmek istiyordu… ama olmadı.
Zaten pozisyonlar değişikti
=P
Büşra elini
Jungmin’in belinden çekti.
“Iyimisin?” diye sordu. Jungmin’in ayağına baktı, ve sonra yine yüzüne.
Ayağını çok fena vurmuştu yatağın kenarına, ama yüzünde hiç acı bir ifade
yoktu. “Büşra,” dedi Jungmin ve gözlerinin içine baktı.
“Hmm?” Büşra Jungmin’in gözleri içinde kaybolmuştu.
“Her düştüğümde beni tutar mısın?”
Büşra ona
tatlıca gülümsedi. “Evet, tutarım seni.”
Jungmin gülümsedi. ‘düşmek’ derken, Büşra’yla ‘aşk içine düşmek’ demek istemişti.
Maalesef, Büşra Jungmin ‘düşmek’ dediğinde ‘yere düşmek’ anlamıştı.
[GERIS BAKIS –SON-]
“Hayır! Hayır! Tamamen yanlış anladın, ben seni yere düştüğün zaman tutarım
demiştim, bana aşık olduğun zaman değil!”
“Bana aşık değilsen, öyleyse neden benim resmimi cüzdanında
taşıyorsun?“
Büşra’nın gözleri şok’tan büyüdü. Jungmin oda’da bakındı ve Büşra’nın çantasını
yatağın kenarında gördü. Hemen çanta’yı eline aldı.
“Hayır!” Büşra yataktan kalktı ve onu durdurmaya çalıştı, ama Jungmin Büşra’nın
cüzdanını çıkarıp resimi çıkarmıştı bile. Elinde iki ayrı resim vardı, biri Büşra’dan,
diğeri BoA, Taemin ve Jungmin‘den, ama sadece Jungmin görülcek şekilde
bükülmüştü.
“Gördünmü?
Üçümüzü aynı seviyorsan, öyleyse neden sadece benim resmimi yanına koydun?”
Büşra Jungmin’in gözlerine bakamıyordu yalan söylerken, o yüzden yere baktı.
“Benim kıyafet zevkimi biliyorsun, senin kıyafetini çok beğenmiştim, o yüzden
yan yana koydum. Iyi bir kontrast yapıyor.”
“Bu çok kötü bir yalan!”
“Hayır, yalan değil.”
“Bu bir yalan ve bunu biliyorsun, hiç inkar etme.”
“Bunun senin dediğin gibi bir yalan olduğunu bilseydim, o zaman bunun bir yalan
olmadığınıda bilirdim.”
Jungmin Büşra’nın dediklerini anlamamıştı ama anlamakta istemiyordu. Elindeki
resime yine baktı.
“Bunu nasıl sevebilirsin? Üstümde sadece siyah giyisiler var!”
“Dediğim gibi, iyi bir kontrast yapıyor.”
“Beraber olmamız için çok farklı olduğumuzu mu demek istiyorsun?”
Büsra, Jungmin’in bu saçma fikirin nasıl aklına geldiğini merak ediyordu, ama
aslında doğal birşeydi böyle düşünmesi. Jungmin’e suçu atamazdı, çünkü Jungmin
onun bildiği şeyi bilmiyordu.
“Hayır, öyle değil…” diye başladı Büşra ama Jungmin lafını böldü.
“Tamam, kabul ediyorum, biz ateş ve su, siyah ve beyaz gibiydik ilk başta. Ama
son aylarda ikimizde değiştik! Ben renkli giyiniyorum, sağlıklı besleniyorum ve
küfürlü konuşmuyorum! Sen biraz daha siyah giyiyorsun, fast food yiyorsun ve
birazda kötü laf kullanıyorsun! Ikimizde birbirimize göre değiştik ve buda ikimiz
fark etmeden çok doğal bir şekilde oldu!”
“Jungmin, değişik olmak sorun değil. Benim demek istediğim, ben seni
senin beni sevdiğin gibi sevmiyorum!”
Ikiside karşı karşıya duruyorlardı, ama birbirlerine bakamıyorlardı.
Ancak Jungmin’in acı gülüşünü duyduğunda Büşra ona baktı. Onun yüzündeki acı ifade’yi görünce kalbi kırıldı.
“Kendimi bok gibi hissediyorum.” dedi Jungmin ve kendi kendine güldü.
Büşra kafasını başka yere çevirdi. “Küfürlü konuşma.”
Jungmin ona bağırdığında nerdeyse yerinden hopladı. “Bok! Göt! Sik! Istediğim kadar küfür ederim!
Sen benim için hiç birşey değilsin, tamam mı? Bana ne yapıp yapmicağımı
söyleyemezsin!”
Sonra
Jungmin odasından çıktı ve kendi odasının kapısını seslice kapattı ardından. Büşra
hala üzgünce yere bakıyordu, ve oda sessizce odasına girdi ve kapıyı kapattı.
Ağlamamak için
kendini zor tutuyordu. Dudağını ısırdı ve ellerini sıktı.
Yine yatağın yanındaki küçük dolabın çekmecesine baktı.
BlackEye’ın kafesteki sesi Büşra’yı düşüncelerinden uyardı. Hemen tavşanın yanına
gitti ve onu kafesinden çıkardı.
“Özür dilerim, seni uyandırdım mı?” Tavşan Büşra’nın kucağında yuvarlanmıştı ve
Büşra saçlarını okşuyordu.
Sonra BlackEye ona baktı, sanki ona üzülme der gibi.
Büşra hafiften güldü, ama hemen gülümsemesi silindi yüzünden. Şu an
yalandan bile gülümseyemiyordu.
“BlackEye…” diye fısıldadı Büşra kucağındaki beyaz tavşana.
“Seni seviyorum, BlackEye.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder