14 Mayıs 2011 Cumartesi

MAZE (Labirent) (30.Bölüm)

30. Bölüm





Jungmin
tüm yemeği Taemin’in yapmasına ısrar etmişti. BoA ve Merve’nin
ona yardım etmesini istemiyordu. Tabiki bu yüzden yemek bir felaket olmuştu, ve
sonunda pizza ve hamburger ısmarlamak zorunda kalmışlardı. Yemek geldiğinde önce
sağlıklı yemek istediğini söyleyen Jungmin hepsini deli gibi içine tıkadı
birden.





Herkes onun haline çok acıyordu, ama Jungmin’in kendi
başının çaresine bakabilceğini biliyorlardi. Zaten onların yardımını istemezdi,
çünkü çok gururluydu.





‘Jungmin kendi başının çaresine bakar.’ diye düşündü
Jungmin kendi kendine odanın köşesinde otururken. Sadece bir kaç ay verin ona
ve yine eski Jungmin olurdu. No problem.



Ama o bir kaç ay geçesiye kadar, Jungmin bu köşede oturup Büşra’yi özlemeye
devam etmek istiyordu.



Çenesini diz kapaklarının üstüne koydu ve bir top gibi yuvarlandı karanlıkta.
Oda’daki tek ışık onun küçük yunus balıklı gece lambasından geliyordu. Elindeki
resime baktı: Büşra’nın resmiydi. O gece Büşra’nın cüzdanın’dan çıkarmıştı ve
cebine saklamıştı Büşra fark etmeden.



O gece ona sinirinden resimi elinde sıkıca tutmuştu ve resimi büktüğünü fark
etmemişti. Şimdi resime baktığında Büşra’nın güzel yüzünde buruşuklar vardı, ve
kendi kendine kızdı. Büşra’dan tek kalan şey buydu, ve o bunu bile mahfet mişti.





Resmin altında Büşra’nın masa’ya koyduğu checki tutuyordu.
Büşra ona dokunmaktan
korktuğu için, checki eline vermemişti.



Jungmin check’in üstündeki imza’ya baktı ve ister istemez biraz gülümsedi.





Büşra’nın
anlaşmayı imzaladığı günü hatırladı. Temiz ve güzel imzasının yanına bir de küçük
bir kalp çizmişti.





Maalesef,
ilk imza Büşra’yı Jungmin’e bağlıyordu. Ikinci imza ise, onu on’dan ayırıyordu.
Sanki boşanıyorlarmış gibi.



Jungmin bileğinin bir kıvırışıyla checki elinden atıverdi. Nere’ye düştüğü
umrunda değildi. Sonra temiz oda’ya baktı. Büşra her yeri temizlemişti.





Kalbi biraz
daha kırıldı.





Yunho’da Büsra’nın numarası vardı.





Jungmin numara’yı Yunho’dan alabilirdi ve… ve…
…ve bir daha kalbi kırılacaktı.

Hem, Yunho ve BoA ona numara’yı vermezlerdi zaten. Onun Büşra ile iletişime
girmesinin onu dahada acıtacağını biliyorlardı. Bunun doğru olduğunu Jungmin’de
biliyordu.





Jungmin birden kendini çok soğuk ve boş hissetti ve
kollarını okşadı, sıcaklığı geri getirmek için, ama tabi bir faydası yoktu.
Kalbi ağrıyordu ve gözleri yanıyordu. Bütün gün göz yaşlarını geri tutmaya çalışmıştı.





Ama artık gücü kalmamıştı.

Jungmin’in acı gözyaşları birer birer yanağın’a düştü.





-------------------






BoA, Yunho ve JiYool apartman’a girdiklerin’de
Jungmin’i oturma odasında buldular. Üzerinde pembe bir önlük ve eldiven vardı
ve oda’yı temizliyordu.





“Dayıcım, hizmetci’ye benzemişsin!” JiYool gülerek
Jungmin’in açık kollarına koştu. Jungmin eldivenlerini çıkardı ve küçük kızı
yerinden kaldırıp yanaklarını öptü. Sonra, Yunho ve BoA’ya döndü. Bir haftalık bir geziye çıkmışlardı
ve yeni geri gelmişlerdi.





“Gezi nasıldı?”
diye sordu Jungmin.

“Cüzdanım ağlıyor… Analı kızlı deli gibi çarşı’da her gördükleri şeyi aldılar.
Japon marketinin ne kadar pahalı olduğunu biliyorsun. Bende aptal gibi ödedim
herşeyi =( “ diye cevap verdi Yunho.





“Yunho, lütfen küfürlü konusma.” dedi Jungmin.



Yunho koltuğa oturdu ve Jungmin’e büyük gözlerle baktı. ‘Aptal’, Jungmin için bir küfür
müydü?





“Özür dilerim. Neyse, senin haftan nasıl geçti?”



“Çok güzel,” diye cevap verdi Jungmin. “Keşke bir ay daha kalsaydınız
Japonya’da, sissiz hayatım çok daha güzel.” diye şakalaştı.





“Hayır, seni
daha fazla yalnız bıraksak yine Büşra’yı düşünme zamanın olcaktı…”

“Yunho!” BoA Yunho’nun kolunu mıncıkladı. Bazen biraz fazla direkt’ti.






“Özür dilerim,” dedi Yunho hemen.

“Büşra? Oda kim?” diye sordu Jungmin. BoA ve Yunho ona şaşkın gözlerle baktılar.
Sonra Jungmin gülümsedi. “Şaka şaka, onun kim olduğunu biliyorum. Üzülmeyin,
onu unuttum bile.” diye yalan söyledi.

“Bizim sana inanmamızı mı bekliyorsun? Sadece bir ay’da Büşra’yı unutabildin
mi?” diye sordu Yunho.

“Onu tamamen unutmadım tabiki, bu zaten mümkün değil. Ama en azından hayatim’a
devam ediyorum.”

Jungmin aklında ‘En azından geceleri artık köşede oturmuyorum.’ diye ekledi.





“Jungmin, onu hala bulmak istiyormusun?” diye sordu
Yunho. BoA ona kızarak baktı. Jungmin bunu fark etti.



Büsra’nın Amerika’daki numarasının Yunho’da olduğunu biliyordu Jungmin, ama
onun bildiğini başka kimse bilmiyordu.





Ama Jungmin onlara bildiğini söylese, BoA Yunho’ya
izin vermezdi Jungmin’e numarayı vermesine. BoA çünkü Jungmin’in bir daha kırılmasını
istemiyordu.



Jungmin zaten Büşra’yı gidip aramak istemiyordu. Üçüncü kez kalbinin kırılmasından
çok korkuyordu. Ikincisi zaten sandığından çok daha çok acımıştı.

Ama bir türlü Büşra’yı buraya getirebilseydi… bir şekilde gelmesini sağlayabilseydi…
o zaman Jungmin’in dualari kabul olurdu.

“Jungmin?” BoA omzuna dokundu.

“Hm? Ah, siz niye buraya geldiniz ki?” Jungmin konu’yu bir gülümsemeyle değiştirdi.
Fakat BoA ve Yunho gülümsemesindeki üzüntüyü gördü. Son bir aydır Büşra’yı
unutmaya çalışıyordu, ama hiç bir faydası yotu. Onun gidişine hala ilk günki
gibi üzgündü.





Birden apartman’ın kapısı açıldı ve Taemin oturma odasına
girdi.





“Abi! Abi!”

Taemin deli gibi nefes alıyordu, ve odadaki herkes ona şaşkınca bakıyordu. “Ne
oldu?” diye sordu Jungmin.

“Beni demin Kibum’un annesi ve babasi aradı! Intihar etmek üzereymiş, ve bizim
yardım etmemizi istiyorlar!” (Kibum’u hatırlıyor musunuz? ^^)

“Kibum’mu? Çocukluk arkadaşınız mı?” diye sordu BoA.

“Evet! Hadi gidelim, abi! Arabam bina’nın önünde duruyor, hemen gidelim!”
Taemin kapıdan dışarı koştu.



“Giderken kapıyı kilitleyin,” dedi Jungmin ablasına ve Yunho’ya, ve sonra kapıdan
dışarı koştu. Taemin’in arabasına binip hemen Kibum’un olduğu yere gittiler.





“Bana herşeyi anlat.” dedi Jungmin.

“Merve’yle öğlen yemeğindeydim, sonra birden telefonum çaldı. Kibum’un numarasıydı!”

“Hani numarasını silmiştin?”

“Yalan söyledim. Arkadaşlığımızın bitmesine inanmak istemiyordum, o yüzden
numarayı bıraktım. Işte neyse, onun numarasıydı, ve ben çok şaşırdım. Ama
yinede aldım aramayı, ama Kibum değil, babası çıktı telefona! Kibum’un kız
arkadaşı ondan ayrılmış ve o intihar etmek üzereymiş!”

“Arkadaşlarını ondan ayıran o aptal kız yüzünden mi?” Jungmin çok sinirlenmişti
birden.





Kibum o kıza deli gibi aşıktı, ve onun yüzünden
Jungmin ve Taemin’i bir kenarda bıraktı. Kız Jungmin ve Taemin’in Kibum’a yakın
olmasını istemiyordu, ve Kibum onlardan ayrılmasaydı, kiz ondan ayrılacağını
söylemişti, ve Kibum’un başka çaresi yoktu.





“Hani onunla mesajlaşıyordun ara sıra?” diye sordu
Taemin.

“Evet, ama son bir aydır çok kötüydüm, ve kimseye geri yazmak istemedim… “diye
cevap verdi Jungmin.





“Neyse. Kibum’un anne ve babası bizim Kibum’la hala
iyi arkadaş olduğumuzu düşünüyor, bu yüzden telefonunu arayıp bizim numaralarımızı
bulmuşlar. Bizim ona yardım edebilceğimizi söylüyorlar.” Taemin Kibum’un babasının
söylediği köprüye geldiğinde arabayı durdurdu. “Geldik, hadi çık!”



Jungmin hemen arabadan çıktı ve Taemin’ı takip etti. “Doğru yere geldiğimize emin misin?”





“Adres burası,”
dedi Taemin. Köprünün bir kenarında büyük bir insan topluluğu vardı. Doğru
yerdi.

Biraz daha yakınlaştıklarında, köprünün ucunda Kibum’u gördüler. Polis
insanları ondan uzak tutuyordu.





Taemin ve
Jungmiin dahada yaklaşmaya çalıştılar.





“Lütfen
geride kalın,” dedi bir polis onlara ve onlari geri itti.



Taemin ve Jungmin ilerde Kibum’un anne ve babasını gördüler ve hemen onlara
bağırdılar. Ikiside onların geldiğini görünce hemen polis’e haber verdiler.
“Bunlar Kibum’un en iyi arkadaşları, onunla konuşabilirler!”





Polislerden
biri onların yaklaşabilceğini işaret etti eliyle. “Anne ve babasınla konuşmak
istemiyor. Ikinizden biri onunla konuşmayı denesin, ama onu kızdıracak şeyler
söylemeyin. Elinde bir bıçak var, bileğine bastırıyor, onun bıçağı bırakması için
elinizden geleni yapın. Bunu kulağınıza koyun, biz size ona ne diyeceğinizi
söylicez.” dedi polis, ve Taemin’e bir kulakcık verdi.

“Ben yaparım,” dedi Jungmin ve Taemin’in elindeki kulakcığı kulağına soktu.





“Emin
misin?” Taemin Jungmin’in kolunu sıkıca tutuyordu korkudan.

“Bunu yapabilirim,” dedi Jungmin. Taemin kafasını sallayarak onayladı. Son bir
ay’da Jungmin çok değişmişti, anne babası ve BoA’da fark etmişti bunu. Dahada
büyümüştü ve işte bile çok iyi çalışıyordu.



Önünde yepyeni bir Jungmin duruyordu.

Jungmin insanlardan ayrılıp, Kibum’a doğru yürüdü.

“Ya! Kibum, beni hatırlıyor musun?” Kibum ona bakmak için kafasını kaldırdı.
Jungmin ona doğru bir adım attı.

“Yaklaşma!” diye bağırdı Kibum. Jungmin durdu. Kulağındaki kulakcıktan onun ne
diyecekleri söyleniyordu, ama Jungmin onları dinlemiyordu bile.

“Beni dinle, o kız hayatını mahfetti!”

“Onu seviyorum,” dedi Kibum. Jungmin sessiz bir adım daha atmak istiyordu, ama
Kibum ona dönüp hemen “Yaklaşma!” diye bağırdı.

“Peki, ama en azından
ben konuşurken bana bak’ki dinlediğini bileyim.”





“Seni dinlemek istemiyorum.”



“Ben ama konuşmak istiyorum,” diye bağırdı Jungmin. “Kendine bir bak! O kız
seni arkadaşlarından aldı, ailen’den aldı, ve şimdi seni senden alcak! Bunu
seni gerçekten seven birisi yapar mıydı?”





“Ben onu seviyorum,” Kibum mırıldanıyordu.

“Ama o seni sevmiyor!”

“Bunun artık bir önemi var mı?” Kibum’un üzgün gözleri Jungmin’in kilere baktı.

Büşra’nın hatıraları Jungmin’in aklından geçti. Büşra’nın onu geri sevmemesinin
bir önemi var mıydı artık?



“Seni geri sevmeyen birini sevmek ne kadar acı vericidir, bilir misin? Senin
şu an hissettiğin acı’yı arkadaşların, ailen ve seni seven herkes hissediyor! Biz
hepimiz seni seviyoruz, ama sen bizim sevgimizi hiçe sayıyorsun, aynı o kız
senin sevgini hiçe saydığı gibi! O seni mahfediyor, ama sen HEPIMIZI
mahfediyorsun!”

“YETER!”

“Düşünsene, sen ölünce o ağlamicak, ama biz ağlicaz!” Kulağındaki ses, Kibum’a
bağırmamasını söylüyordu, ama Jungmin kulakcığı kulağından çıkardı ve yere attı.
Bir adım daha yaklaştı Kibum’a.

“Hayır! Yapma!” Bunu hem Kibum hemde Polis ona bağırıyordu.

“Fazla yaklaşırsan, atlar!” diye bağırdı Taemin Jungmin’e.

“Atlamaya çalışırsa ben ondan önce atlarım,” diye geri bağırdı Jungmin
Taemin’e. O cümle’yi duyunca herkes şok oldu, Kibum bile.

Jungmin daha büyük adımlarla yaklaştı Kibum’a ve şimdi oda köprünün
kenarındaydı.





“Gelme!”





Demir
korumaların üzerinden tırmanıp köprünün tam ucunda duruyordu şimdi Kibum gibi. İkisinin
arasında sadece bir kaç metre aralık vardı. Kibum’un elindeki bıçağa baktı. “Bu
o kız için değer mi, Kibum?“ dedi ve elini Kibum’a uzattı.



“Gelme, yoksa kendimi öldürürüm!”

“Başka çarem yok. Öyleyse beraber ölürüz!“

“Yüzmesini bilmiyosun!” diye bağırdı Taemin Jungmin’e, ama o onu dinlemiyordu.
Biraz daha öne dogru eğildi ve şimdi büyük nehirin 50 metre aşağıdaki suyuna
bakıyordu. Ellerini demir korumalardan çekti ve suya atladı.





“ABI!!!!”





Kibum şok’tan elindeki bıçağı düşürdü. Polis hemen ona
doğru koştu ve tam Taemin abisini kurtarmak için suya atlamak istediğinde,
Kibum suya atlamıştı bile.





Etraftaki herkes köprünün kenarına toplandı ve
nefeslerini tuttu. Bir süre sonra Kibum Jungmin’i kolundan tutarak su yüzeyine
çıktı.

“Yüzmesini biliyor muydu?” diye sordu polislerden biri.






“Bileklerini kesip, sonra suya atlicaktı!” diye açıkladı
Taemin. “Hadi gidin yardım edin!”





Dakikalar sonra, polis Kibum’u ve Jungmin’i sudan çıkarabildiler,
ama Jungmin baygındı.

“Abi! Abi! Gözlerini aç!” Taemin Jungmin’e tokat üstüne tokat vuruyodu.

“Jungmin! Uyan!” Kibum Jungmin’in omuzlarını salladı. “Özür dilerim, hepsi
benim suçumdu!”

“Ambulans çağırın!” diye bağırdı polislerden biri. Jungmin gözlerini zorla açtı
ve güçsüz bir gülümseme verdi kardeşine. Taemin’in gözleri yaşla doldu ve
Jungmin’in anlındaki saçları kenara çekti.





“Onunla konuşun,
gözlerini kapatmasına izin vermeyin sakın!” dedi polislerden biri.





Taemin hemen dediğini yaptı. “Abi! Abi, beni tanıdın
mı? Abi, gözlerini kapama, lütfen! Son tavuk kanadımı yedin! Beni tavuk yemeye
götürmelisin, bunu bana borçlusun!”





Taemin Jungmin’e aklına gelen herşeyi söylüyordu. Jungmin’in
gözleri hala yarı açıktı. Bir süre sonra ambulans geldi ve onu bir yatağın
üstünde arabaya taşıdılar.



“Büşra… Büşra…,” Jungmin’in gözleri kapanıyordu yavaş yavaş.



“Abi!” Taemin elini sıkıca tuttu ve ağlamaya başladı. “Abi, tamam, dünya’nın
tüm tavukları senin olsun, yeterki gözlerini açık tut!”

“Büşra…” Jungmin Taemin’in elini tutuyordu, ama yavaş yavaş bolaldı tutuşu.





“Abi, böyle güçsüz olamazsın! Gözlerini aç!” diye ağladı
Taemin ve ambulans’a bindi. Jungmin’e vurduğu tokatlar dahada sertleşti, şimdi
nerdeyse yumruk atıyordu.





Jungmin son bir kez Büsra’nın ismini fısıldadı ve
sonra tamamen gözleri kapandı.





Bir süre sonra, tokatlar azaldı, ve Taemin yatan
abisine ağlayarak sarıldı. “Bide adam olcaksın. Gözlerini bile açık tutamıyosun…”
diyerek, oda uyuya kaldı yorgunluktan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder