32. Bölüm
“Kimdi arayan?” Büşra odasından çıktığında Shiwon’un
telefonunu kapattığını gördü. Kafası çok fena ağrıyordu.
Shiwon Büşra’nın kızarmış yüzüne baktı. “Sana verdiğim hapları atmanı söylemiştim!”
“Uyuyamıyorum, Shiwon. Uyku haplarını attım, ama hiç faydası yok. Hem niye bu
kadar abartıyosun ki? Sadece biraz ateşim var.” Büşra iyi arkadaşının yanına
oturdu koltukta. Shiwon’u küçüklüğünden beri tanıyordu ve en iyi arkadaşlarından
biriydi.
“Sen kendine bile bakamıyorsun, bu beni çok sinirlendiriyo,” dedi Shiwon. “Seni
bir hafta boyunca odana kilitlemek istiyorum!”
“Shiwon, ben iyiyim.” dedi Büşra, ama bir yalandı. Elini yanağına tuttuğunda
yanıyordu. “Hem niye benim telefonumu aldın?”
“Uyurken kimse seni rahatsız etmesin diye… ama maalesef rahatsız ettiler.”
“Ne demek
istiyosun? Arayan kimdi? Firmayla mı alakalı?”
“Hayır, çocuğun biri hastanedeymiş ve ölmek üzereymiş gibi bişey dedi arayan
adam.”
Büşra hemen koltuktan kalktı ve gözleri korkuyla doldu. “Kim??”
“‘Jungmin’ diye biri. Senin için detektiflerin arayıp bulduğu adamın adıda
Jungmin değil miydi?” diye sordu Shiwon.
Büşra’ya
hava almak birden zor geldi, ve kalbi daha hızlı atmaya başladı.
“O hastanede ölmek üzere ve sen bana bunu mu soruyosun?! Çabuk beni hastaneye
götür!!”
“Tamam, tamam,” Shiwon cebinden arabasının anahtarlarını çıkardı ve yola çıktılar.
Yol boyunca Büşra ona daha çabuk sürmesini bağırdı.
Normalde yirmi dakika süren yolu, on dakikada bitirdiler ve hemen hastaneye
vardılar.
Shiwon daha motor’u söndürmeden Büşra arabadan fırlamıştı bile. Arayan adama çok
kızmıştı çünkü Büşra’nın rahatsız olmamasını istiyordu.
Son bir aydır Büşra bir zombi gibiydi. Hep az uyuyup, çok çalışıyordu. Sonunda,
hasta olmuştu doğal olarak, ama yinede kendine bakmadı ve çalışmaya devam etti…
Ama şimdi biraz düşündüğünde, aslında o adamı araması iyi oldu. Hazır hastanedeyken
Büşra’da bir doktora görünebilirdi.
Shiwon hemen Büşra’dan sonra hastaneye girdi. Tam girdiklerinde, şanslarına,
hemşirenin biri bir doktora bir dosya veriyordu ve, “Bu Park Jungmin’in
kagitlari.” diyordu.
Büşra hemen doktora koştu ve beyaz çeketini sıkıca tuttu. “Park Jungmin’in
doktoru musunuz? Ne oldu? Bir kaza mı oldu? Şimdi nasıl? Nerde? Çokmu kan
kaybetti? Ben onun kardeşiyim, ona kan verebilirim!!”
“Büşra!” Shiwon Büşra’yı şaşkın doktordan ayırmaya çalışıyordu. Hemşireler,
doktorlar ve hastalar etrafına toplanmıştı ama Büşra sadece önündeki doktora
bakıyordu.
Birden Büşra’nın arkasında bir kaç ses, “Kardeş mi?” diye sordu.
Büşra sesleri duyunca derin bir nefes aldı ve arkasına döndü.
Jungmin ve diğer herkes duruyordu önünde, ama Büşra sadece Jungmin’e baktı.
Jungmin ‘Kardeş mi?’ diyen seslerden biri değildi. Büşra’yı gördüğünde o kadar
mutlu olmuştu ki, etrafındaki herşeyi unuttu. Büşra’dan başka hiç birşey
umrunda değildi Jungmin’in şu an.
Aynı zamanda, Büşra ve Jungmin birbirlerine bakarken, arka tarafta büyük bir
tartışma başladı ve herkes aynı anda konuştu.
Mrs. Park kocasına
deli gibi bağırıyordu. “Kardeş mi? Beni aldattın mı?!”
“Hayır! Tabiki hayır!” dedi Mr. Park.
“‘Kardeş ’ mi? Bu yüzden mi Büşra gitti?” diye sordu BoA.
“Gerçekten kardeşmiler?” diye sordu Yunho.
“O zaman… beraber olamazlar…” dedi Merve.
“…Yani şimdi Büş-Min bitti mi? =(” Taemin alt dudağını öne çıkardı küsmüş gibi.
Hepsi Jungmin’e baktı. Onun kızmasını, bağırmasını ve ağlamasını bekliyorlardi,
ama hiç birşey yapmadı. Aksine, gülerek Büşra’ya koştu ve ona sıkıca sarıldı.
Sanki odada sadece Büşra ve o varmış gibi ona deli gibi sarıldı ve bir daha hiç
bırakmak istemedi.
“Seni ne kadar özledim anlatamam!” Jungmin Büşra’yı dahada sıkı tuttu.
“Iyimisin? Iyisin, demi?” diye fısıldadı Büşra Jungmin’in saçlarına ve ona geri
sarılarak derin bir nefes aldı. “Iyisin.”
“Bir dakika,”
dedi Shiwon ve Büşra’yi Jungmin’den ayırmaya çalıştı. Jungmin ama onu hala sıkıca
tutuyordu ve bırakmak istemiyordu. Ancak Taemin ve BoA onu ayırmaya geldiğinde
mecbur bırakmak zorunda kaldı.
“Büşra, ne diyorsun? Jungmin nasıl senin kardeşin olabilir?” diye sordu Yunho,
herkesin sormak istediği soruydu.
Mr. Park araya girdi. “Bunu daha özel bir yerde konuşabilir miyiz? Herkes bize
bakıyor.”
Hepsi beraber Jungmin’in odasına girdi. Shiwon ve Büşra odanın bir köşesine oturdu
ve diğerleri odanın öbür tarafına. Şimdi Büşra hepsini görebiliyordu. BoA ve
Taemin Jungmin’i bir sandalye’ye oturttular, sanki beğinsiz bebek miş gibi. Mr.
Park hala Mrs. Park’a onu aldatmadığını anlatmaya çalışıyordu. Merve ve Yunho
ise bir film izliyorlarmış gibi oldu.
Kapı kapandıktan sonra hepsi bir süre sessizce oturdu. Kimse ne diyeceğini bilmiyordu.
Taemin BoA’ya baktı ve gözleriyle konuştu ‘Birşey söyle.’
‘Ne söylicem?’ diye cevap verdi BoA gözleriyle.
Hepsi Jungmin’e baktı. Sanki oda’ya girdiğinde Büşra‘nın sözleri nihayet beğnine
girmişti.
‘Kardeş.‘
Büşra’ya sessizce bakıyordu herkes. Shiwon onun oturduğu sandalye’nin yanında
duruyordu ve herkes Büşra’ya bakarken, o sanki Büşra’yı aç kurtlardan koruyor
gibi hissetti kendini.
“Bu Büşra ve Jungmin’in arasında bir şey. Bence onları yalnız bırakalım.”
Sessizliği ilk bozan Yunho oldu.
“Hayır, bu benim bilmediğim bir üvey çocuk’sa bende kalmak istiyorum,” dedi Mrs.
Park ve Mr. Park’a sinirlice baktı.
“Ben seni hiç aldatmadım!” dedi Mr. Park.
“Sizi hiç aldatmadı,” dedi Büşra sonunda. Yumuşak sesi tüm odayi kontrol
ediyordu. “Babam… annemi aldattı… ve o kadın’dan bir çocuğu oldu. Fakat babam sonunda
annemle kalmayı seçti, ve çocuğun annesi onu seçmediği için babama kızıp, çocugunu’da
alıp, kaçmıştı. Yıllar sonra, babam kadın’ın bir kaza’da öldüğünü, ve o zaman
henüz beş yaşında olan çocugun bir yetimhane’ye verildiğini duydu.”
“O çocuk…” diye mırıldandı Yunho. BoA elini dahada sıkı tuttu birden.
Büşra Yunho’ya baktı, sonra Jungmin’e. “O çocuk Jung…”
“Hayır! O ben değilim!” diye lafını böldü Jungmin. “Ben olamam! Ben senin kardeşin
değilim, çünkü seni çok fazla seviyorum!“
“Bu iş için detektif ayarladım ve elimdede bir DNA testi var, Jungmin! Sen bunu
bilmiyorsum, ama ben biliyorum!” Büşra ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
Son bir aydır çektiği acı şimdi bin kat dahada kötüy geri geldi.
“O DNA testini görmek isterim,” dedi Mr. Park. Bütün gözler şimdi ondaydı. “Sen
detektif ayarlamışsın, ama Jungmin’in benim biyolojik oğlum olduğuna dahil kağıtlar
var elimde. Taemin ve BoA yetimler.”
Herkes bunları duyunca birazcık olsa rahatladı. Jungmin Büşra’ya sarılıp
sevinmek istiyordu, ama aynı zamanda yine onların beraber olmasını engelleyen
bir şey’in çıkmasından korkuyordu.
Büşra şaşkınca baktı. “Ama… ben Jungmin ve BoA’nın yetim olduğunu sanıyordum.”
“O zaman git o detektiflerden paranı geri iste.” dedi Mr. Park. “Hem Jungmin’in
olduğunu nasıl düşündün ki?”
Shiwon elini Büşra’nın omzuna koydu ona güç vermek için. Büşra çok şaşkındı,
hiç birşeyi anlamıyordu. Mutlu olmak istiyordu, ama mutluluktan korkuyordu.
Jungmin Shiwon’a sinirlice baktı elini Büşra’nın omzuna koyunca. Taemin bunu
fark etti ve BoA’ya baktı. Ama BoA hiç kıpırdamadan yere bakıyordu sessizce.
“Babam bana ölüm yatağında o kadından ve kardeşimden ilk defa bahsetti. Bir
araba kazasında çok feci yaralanmıştı, fakat annem kaza yerinde dayanamayıp can
verdi. Babam…” Büşra o anı hatırladığında hava almak çok zor geldi. Shiwon
elini tuttu ve Büşra ona gülümsedi.
Jungmin kalkıp Shiwon’a bir yumruk atmak istiyordu, ama Taemin onu geri tuttu.
“Hasta görünüyorsun. Bunu başka bir zaman konuşmak istermisin?” diye sordu Mrs.
Park.
“Ateşi var,” dedi Shiwon. “Ama bir türlü uyumak istemiyordu, o yüzden onu arayıp
rahatsız eden kişiye çok kızmıştım.”
Yunho o ‘rahatsız eden kişi’nin kendi oldugunu anladı ve Shiwon’a baktı. Shiwon
Yunho’nun bakışını hissedince, o da Yunho’ya baktı.
“Hayır, bunu bugün bitirmek istiyorum.” dedi Büşra.
“Dinlenmen lazım ama,” dedi Shiwon ve
Jungmin aynı anda. Jungmin Shiwon’a sinirlice baktı.
Büsra ikisine dikkat etmeden devam etti. “Hastane’de yoğun bakım’dan çıktıktan
sonra, babam bana eve gidip ofisinde bir resimi bulmamı söyledi. Resmi bir
kitabın içinde buldum ve hemen geri hastaneye gittim,” Büşra anlatmaya devam
etti. Kafası çok ağrıyordu.
Ama devam
etmesi lazımdı. Devam etmek istiyordu.
Yine mutlu olmak istiyordu.
[GERI BAKIŞ]
“Baba!” Büşra hemen babasının olduğu odaya koştu ve gördüğü şey kalbini kırdı.
Babasının hayatta kalması için vücuduna kablolar ve bilgisayarlar bağlıydı.
“Resimi buldun mu?” dedi babasının güçsüz sesi.
Büsra hemen cebindeki resimi çıkardı ve babasının yanına oturarak ona gösterdi.
Babası resimi iyice göremiyordu bile.
Ama resime
baktığında yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. Titreyen eli resmin üstünde bir
yüzü elliyordu. Resim bir aile resmiydi ve üstünde beş insan vardı: orta yaşlarında
bir çift, ve üç genç oğlan. Büşra’nın babası ortada duran cocuğun yüzüne
gösteriyordu parmağıyla.
“Baba, dinlenmen lazım,” dedi Büşra. Içindeki acı’nın sesine yansımadığını
umuyordu. Zaten bir kaç gün önce annesinin ölümü onu çok yaralamıştı.
“Büşra, beni dinle. Yıllar önce, sen doğmadan önce, başka bir kadınla kısa bir
ilişkim oldu. Onu hamile bıraktım ve çocuğumuzu doğurdu, ama onu değilde anneni
seçtiğim için çok kızgındı bana. Bu yüzden daha hamileyken gitti, ve ben onu
birdaha hiç görmedim. Bunca yıl kalbimde bir diken gibi kaldı bu mesele. Ondan
özür dilemek istedim, bu yüzden… bir kaç yıl önce bir detektif tutup onun nerde
olduğunu öğrenmek istiyordum, ama detektif bana onun yıllar önce öldüğünü ve o
zaman daha beş yaşında olan çocuğumuzu bir yetimhaneye götürdüklerini söyledi.
O kadın bana çocuğumuzun cinsini bile söylemeden gitmişti… ama detektif araştırdıktan
sonra, onun bir oğlan olduğunu söyledi.” Büşra’nın babası öksürmeye başladı.
“Baba, dinlen,
bana sonra herşeyi anlatabilirsin. Onu bulmana yardım etceğime söz veriyorum.”
“Büsra… şimdi söylemezsem… başka zamanım kalmaz… yapamam…”
“Hayır, baba, yapabilirsin! Yapabilirsin!” Büsra aglamaya başladı. Annesinin
cansız bedenini görmenin acısı daha çok tazeydi. Babasınında onu terketmesine
dayanamazdı.
“Büşra, beni
dinle!” diye yalvardı babası ve kızının elini sıkıca tuttu. Kendi gözyaşları
birer birer yanağına düşüyordu. “Detektif sonunda bir aile’nin abini aldığını öğrendi,
ama abi’nin ismini bulamadı. O… bu aile işte. Buda… buda senin abin.”
Büşra yaşlı gözlerle resime baktı. Herşey çok bulanıktı. Babasının titreyen eli
resmin ortasındaki çocuğa gösteriyordu.
“Baba…” diye başladı Büşra ağlayarak, ama birden resimi tutan el yatağın üstüne
düştü cansızca. Büşra’nın kalbi durdu.
Korkudan dönüp babasına bakamıyodu. Hala elindeki resimdeydi gözleri.
Titreyerek babasına döndü ve kapalı gözlerini görünce dahada çok ağlamaya başladı.
“Baba,” diye fısıldadı ve ellerini birleştirdi. Bağırmak, ağlamak istiyordu,
ama hiç bir ses çıkaramadı.
[GERI BAKIŞ –SON-]
Büşra’nın anlattıklarını dinlerken, Merve ve Mrs. Park gözyaşlarını sildiler.
Erkekler bile ağlamak üzereydi. BoA hiçbir ses çıkarmadan taş gibi durdu
yerinde.
Ilk konuşan Mr. Park oldu. “Babanın bulmanı istediği
resim yanında mı?”
“Hayır, Amerika’daki evimde. Babamın tuttuğu detektif sizin 2007nin Noel
kutlamasında yetimhane’ye gittiğinizde çektiğiniz resimi bulmuş. Nasıl bulduğunu
bilmiyorum, ama oraya giden tüm ailelerden, sizin olduğunuzu bulmuş bir şekilde.“
“Evet, 2007de oraya ziyarete gitmiştik, çünkü yeni renovasyon yaptılar
yetimhane’ye ve yetimleri alan bazı aileleri davet etmişlerdi yeni açılışı
kutlamak için. Seoul’un en eski yetimhanesiydi.“ diye açıkladı Mr. Park.
“Baban resim’de Jungmin’e gösterdiğinden emin misin? Gözleri çok yaşlı olduğundan
belki resimi iyice görememiştir. Yada eli titrediği için yanlış kişiye göstermiştir?”
diye sordu Yunho. Diğerleri hala dikkatlice dinliyordu.
“Bilmiyorum, Yunho. Park ailesinin bir resmiydi, fakat üstünde üç oğlan çocuğu
vardı…“ dedi Büsra. “Bu yüzden apartman’a o kadar çok para ödeyip taşındım…
sadece Jungmin’in bir saç telini bulmak için.” dedi Büşra. Bir yanlışlık olmasını
ve kendisinin yanıldığını kabul etmeye hazırdı… ama Mr. Park DNA testini nasıl
kanıtlayacaktı?
“Salon’daki tuvaleti ekstra mı tıkadın? Benim tuvaletime girip bir saç aramak
için mi?” diye sordu Jungmin.
“Ya başka ne yapsaydım?
Senden bir saç teli mi isteseydim?” diye sordu Büşra.
Sonra herkes sustu. Bir süre sessizlikten sonra, BoA konuştu. “Saçı…
Jungmin’in tuvaletinde mi buldun?”
Tüm gözler ona döndü ve demek istediğini yavaş yavaş anladı.
Büşra’nın
gözleri şaşkınlıktan büyüdü. “Sarı saçın…” diye başladı. “Seni ilk gördüğümde
saçların siyahtı, ve ikinci kez gördüğümde sarı’ya boyatmıştın. Bana konuştuğumuzda
‘daha yeni’ boyadığını söylemiştin, bu yüzden en fazla bir gün olmuştur diye düşündüm.”
“Hayır, seni ilk gördüğüm gün boyatmıştım saçlarımı, çünkü Jungmin’in sarı saçını
çok beğenmiştim ve aynı rengi istiyordum.” BoA Büşra’nın gözlerine baktı.
“Ertesi akşam, yani senin eve taşındığın günden önceki akşam Jungmin’e uğramiıştım
ve… tarağını kullandım.”
“O zaman o sarı saç teli…” diye mırıldadı Büşra.
“BoA’nın saçıydı! Onun’du! Sen onun kardeşişin, benim değil!”
Jungmin sevinçten havaya uçmak üzereydi.
“Ama…” diye başladi Büşra. “Resimde üç tane genç oğlan çocuğu vardı…”
“Resim 2007de çekilmişti.” dedi BoA.
Taemin’in ağzı açık kaldı şok’tan. “Büşra, ben ablamın
2007de saçını boyamıştım ve… pek beceremediğim için gümüş çıktı rengi… nedense
kuaförler eski rengine geri boyuyamıyorlardı, ve bu yüzden ablam saçını kesmek
zorunda kaldı! Yetimhane’ye gittiğimizde ablamın saçı bizim saçımız kadar
uzamıştı.”
Büsra şok oldu. “Yani babamın bana gösterdiği oğlan
aslında BoA’mıydı?”
Mr. Park kafasını salladi. “Bence git o detektiften paranı
geri iste. Oda herhalde resimi görünce BoA’yı bir erkek sanıp babana öyle
söylemiş.“
Oda’da herkes rahatladı birden. Sanki sıkı hava birden
kayboldu, ve herkes rahatca nefes alabiliyordu artık.
BoA ve Jungmin yan yana duruyordu. Büşra sandalye’den kalktı ve gülümseyerek
onlara doğru yürüdü.
BoA ona sevinçle gülümsüyordu. Artık ona farklı
gözlerle bakıyordu… sadece iyi bir arkadaş olarak değil, bir gerçek kardeş
gibi.
Büşra’nın ona doğru yürüdüğünü görünce, Jungmin otomatikten kollarını açtı ona
sarılmak için.
Fakat Büşra ona bakmadan BoA’ya sıkıca sarıldı. Odadaki herkes iki kardeşin
nihayet kavuşmasına sevinçle bakıyordu… sonra hepsi Jungmin’e bakıp rezil
olduğu için gülmeye başladılar.
“Ya! Tamam, bu kadar yeter.” dedi Jungmin. “Artık bizi yalnız bırakın.“
“Jungmin, onları rahat bırak. Birbirlerine anlatacak çok şeyleri var.” dedi
annesi.
“Benimde Büşra’ya anlatacak çok şeyim var!” dedi Jungmin ve küsmüş gibi yaptı.
Bir kolu hala BoA’nin etrafındayken, Büşra Jungmin’e döndü. “Yani sen ölmek
üzere değil misin?”
“Sadece küçük bir şakaydı.” diye güldü Jungmin.
“Küçük şaka mı? Ağlamaktan gözümde yaş kalmadı!” Taemin abisinin
koluna vurdu.
“Evet, bende seni seviyorum Taemin.” dedi Jungmin. Sonra yine Büşra’ya döndü,
ve yüksek sesle (onun anlaması için), “Ama bence sevgililer kardeşlerden önde
gelir. Ben şahsen kardeşimden önce sevgilimi seçerdim.”
Büşra içinden güldü. Acaba şimdi Jungmin’e gidip ona sarılsamıydı? Ama BoA’nın
yanında durmayı tercih etti. Jungmin’le biraz daha oynamak istiyordu.
“Öylemi? O zaman anne ve babanla nolcak?” diye sordu BoA.
“Eh…” Jungmin ne diyeceğini
bilmiyordu. Anne ve babası onun haline güldüler.
Sonra Büşra hafiften öksürdü. “Tenin çok sıcak. Doktoru çağıralım ateşine baksın.”
dedi BoA ve elini kardeşinin anlına bastırdı.
Büşra’nın gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. “Iyiyim ben.
Ama sanırım Shiwon’un bana verdiği uyku ilacı şimdi etkisini gösteriyor.”
“Onu yatağa yerleştirin.” dedi Mr. Park. BoA ve Jungmin Büşra’yı yatağa yatırdılar.
Jungmin Büşra’nın anlını elledi. “Doktoru çağırsak iyi olcak.”
“Hayır, hayır, ben iyiyim.” diye mırıldadı Büsra. Gözleri yarım açıktı, ama
yüzünde çok tatlı bir gülümseme vardı. “Sadece biraz uyumak istiyorum. Uyanınca
son bir ayda ne yaptığınızı söylemelisiniz bana. BoA’ya babamızdan
bahsetmeliyim. Taemin’e yeni bulduğum süper bir restorant’dan bahsetmeliyim.”
“Jungmin’e ne demelisin peki??” diye sordu Jungmin ve yatağın yanında dizlerine
çöktü Büşra’yla aynı hizada olmak için.
Büşra gülümsemeye devam etti yarı açık gözlerle. “Merve’yle en yeni giyisi
trendlerini konuşmalıyım.”
“Peki Jungmin’le ne konuşmalısın?” diye tekrarladı Jungmin.
Büşra’nın gözleri kapandı, ama hala gülümsüyordu. “Mr. ve Mrs. Park’a bana
BoA’nın küçüklüğünü anlatmalarını söylemeliyim.”
“Peki Jungmin’e ne söylemelisin??”
“Yunho’ya… numaramı aldığı için … teşekkür etmeliyim.” Büşra esnedi.
“Peki Jungmin?” diye sordu Jungmin. “Jungmin’e ne söylemelisin?”
“Shiwon’a … BlackEye’ın onun … en sevdiği tişörtünü yediğini söylemeliyim…”
diye mırıldadı Büşra.
“Ne???” diye bağırdı Shiwon.
“Kapa çeneni,” Jungmin cevabı şap diye yapıştırdı Shiwon’a, sonra yine Büşra’ya
döndü. “Büşra, Jungmin’e ne söylemelisin??”
“Jungmin’e… söylemek istediğim şey…”
Jungmin ona dikkatlice baktı. Duymak istediği lafları söylemesini bekliyordu.
Gözleri parlıyordu ve o lafları duyunca sevinçten havaya uçmaya hazırdı. “Evet?
Evet???”
“…uykum var.” diye fısıldadı Büşra.
“EVET!!!!! Büşra bende seni seviyorum!!!!!” Jungmin
havaya atladı sevinçten. Fakat Büşra’nın dediği sözler beğnine yerleşince ona
inek gibi baktı. “Ne???”
Büşra’nın yüzünde hala masum ve tatlı bir gülümseme
vardı ve derin bir uykuya dalmıştı.
Etrafında herkes ona gülerken, Jungmin Büşra’ya küsmüş
gibi bakıyordu.
“Kimdi arayan?” Büşra odasından çıktığında Shiwon’un
telefonunu kapattığını gördü. Kafası çok fena ağrıyordu.
Shiwon Büşra’nın kızarmış yüzüne baktı. “Sana verdiğim hapları atmanı söylemiştim!”
“Uyuyamıyorum, Shiwon. Uyku haplarını attım, ama hiç faydası yok. Hem niye bu
kadar abartıyosun ki? Sadece biraz ateşim var.” Büşra iyi arkadaşının yanına
oturdu koltukta. Shiwon’u küçüklüğünden beri tanıyordu ve en iyi arkadaşlarından
biriydi.
“Sen kendine bile bakamıyorsun, bu beni çok sinirlendiriyo,” dedi Shiwon. “Seni
bir hafta boyunca odana kilitlemek istiyorum!”
“Shiwon, ben iyiyim.” dedi Büşra, ama bir yalandı. Elini yanağına tuttuğunda
yanıyordu. “Hem niye benim telefonumu aldın?”
“Uyurken kimse seni rahatsız etmesin diye… ama maalesef rahatsız ettiler.”
“Ne demek
istiyosun? Arayan kimdi? Firmayla mı alakalı?”
“Hayır, çocuğun biri hastanedeymiş ve ölmek üzereymiş gibi bişey dedi arayan
adam.”
Büşra hemen koltuktan kalktı ve gözleri korkuyla doldu. “Kim??”
“‘Jungmin’ diye biri. Senin için detektiflerin arayıp bulduğu adamın adıda
Jungmin değil miydi?” diye sordu Shiwon.
Büşra’ya
hava almak birden zor geldi, ve kalbi daha hızlı atmaya başladı.
“O hastanede ölmek üzere ve sen bana bunu mu soruyosun?! Çabuk beni hastaneye
götür!!”
“Tamam, tamam,” Shiwon cebinden arabasının anahtarlarını çıkardı ve yola çıktılar.
Yol boyunca Büşra ona daha çabuk sürmesini bağırdı.
Normalde yirmi dakika süren yolu, on dakikada bitirdiler ve hemen hastaneye
vardılar.
Shiwon daha motor’u söndürmeden Büşra arabadan fırlamıştı bile. Arayan adama çok
kızmıştı çünkü Büşra’nın rahatsız olmamasını istiyordu.
Son bir aydır Büşra bir zombi gibiydi. Hep az uyuyup, çok çalışıyordu. Sonunda,
hasta olmuştu doğal olarak, ama yinede kendine bakmadı ve çalışmaya devam etti…
Ama şimdi biraz düşündüğünde, aslında o adamı araması iyi oldu. Hazır hastanedeyken
Büşra’da bir doktora görünebilirdi.
Shiwon hemen Büşra’dan sonra hastaneye girdi. Tam girdiklerinde, şanslarına,
hemşirenin biri bir doktora bir dosya veriyordu ve, “Bu Park Jungmin’in
kagitlari.” diyordu.
Büşra hemen doktora koştu ve beyaz çeketini sıkıca tuttu. “Park Jungmin’in
doktoru musunuz? Ne oldu? Bir kaza mı oldu? Şimdi nasıl? Nerde? Çokmu kan
kaybetti? Ben onun kardeşiyim, ona kan verebilirim!!”
“Büşra!” Shiwon Büşra’yı şaşkın doktordan ayırmaya çalışıyordu. Hemşireler,
doktorlar ve hastalar etrafına toplanmıştı ama Büşra sadece önündeki doktora
bakıyordu.
Birden Büşra’nın arkasında bir kaç ses, “Kardeş mi?” diye sordu.
Büşra sesleri duyunca derin bir nefes aldı ve arkasına döndü.
Jungmin ve diğer herkes duruyordu önünde, ama Büşra sadece Jungmin’e baktı.
Jungmin ‘Kardeş mi?’ diyen seslerden biri değildi. Büşra’yı gördüğünde o kadar
mutlu olmuştu ki, etrafındaki herşeyi unuttu. Büşra’dan başka hiç birşey
umrunda değildi Jungmin’in şu an.
Aynı zamanda, Büşra ve Jungmin birbirlerine bakarken, arka tarafta büyük bir
tartışma başladı ve herkes aynı anda konuştu.
Mrs. Park kocasına
deli gibi bağırıyordu. “Kardeş mi? Beni aldattın mı?!”
“Hayır! Tabiki hayır!” dedi Mr. Park.
“‘Kardeş ’ mi? Bu yüzden mi Büşra gitti?” diye sordu BoA.
“Gerçekten kardeşmiler?” diye sordu Yunho.
“O zaman… beraber olamazlar…” dedi Merve.
“…Yani şimdi Büş-Min bitti mi? =(” Taemin alt dudağını öne çıkardı küsmüş gibi.
Hepsi Jungmin’e baktı. Onun kızmasını, bağırmasını ve ağlamasını bekliyorlardi,
ama hiç birşey yapmadı. Aksine, gülerek Büşra’ya koştu ve ona sıkıca sarıldı.
Sanki odada sadece Büşra ve o varmış gibi ona deli gibi sarıldı ve bir daha hiç
bırakmak istemedi.
“Seni ne kadar özledim anlatamam!” Jungmin Büşra’yı dahada sıkı tuttu.
“Iyimisin? Iyisin, demi?” diye fısıldadı Büşra Jungmin’in saçlarına ve ona geri
sarılarak derin bir nefes aldı. “Iyisin.”
“Bir dakika,”
dedi Shiwon ve Büşra’yi Jungmin’den ayırmaya çalıştı. Jungmin ama onu hala sıkıca
tutuyordu ve bırakmak istemiyordu. Ancak Taemin ve BoA onu ayırmaya geldiğinde
mecbur bırakmak zorunda kaldı.
“Büşra, ne diyorsun? Jungmin nasıl senin kardeşin olabilir?” diye sordu Yunho,
herkesin sormak istediği soruydu.
Mr. Park araya girdi. “Bunu daha özel bir yerde konuşabilir miyiz? Herkes bize
bakıyor.”
Hepsi beraber Jungmin’in odasına girdi. Shiwon ve Büşra odanın bir köşesine oturdu
ve diğerleri odanın öbür tarafına. Şimdi Büşra hepsini görebiliyordu. BoA ve
Taemin Jungmin’i bir sandalye’ye oturttular, sanki beğinsiz bebek miş gibi. Mr.
Park hala Mrs. Park’a onu aldatmadığını anlatmaya çalışıyordu. Merve ve Yunho
ise bir film izliyorlarmış gibi oldu.
Kapı kapandıktan sonra hepsi bir süre sessizce oturdu. Kimse ne diyeceğini bilmiyordu.
Taemin BoA’ya baktı ve gözleriyle konuştu ‘Birşey söyle.’
‘Ne söylicem?’ diye cevap verdi BoA gözleriyle.
Hepsi Jungmin’e baktı. Sanki oda’ya girdiğinde Büşra‘nın sözleri nihayet beğnine
girmişti.
‘Kardeş.‘
Büşra’ya sessizce bakıyordu herkes. Shiwon onun oturduğu sandalye’nin yanında
duruyordu ve herkes Büşra’ya bakarken, o sanki Büşra’yı aç kurtlardan koruyor
gibi hissetti kendini.
“Bu Büşra ve Jungmin’in arasında bir şey. Bence onları yalnız bırakalım.”
Sessizliği ilk bozan Yunho oldu.
“Hayır, bu benim bilmediğim bir üvey çocuk’sa bende kalmak istiyorum,” dedi Mrs.
Park ve Mr. Park’a sinirlice baktı.
“Ben seni hiç aldatmadım!” dedi Mr. Park.
“Sizi hiç aldatmadı,” dedi Büşra sonunda. Yumuşak sesi tüm odayi kontrol
ediyordu. “Babam… annemi aldattı… ve o kadın’dan bir çocuğu oldu. Fakat babam sonunda
annemle kalmayı seçti, ve çocuğun annesi onu seçmediği için babama kızıp, çocugunu’da
alıp, kaçmıştı. Yıllar sonra, babam kadın’ın bir kaza’da öldüğünü, ve o zaman
henüz beş yaşında olan çocugun bir yetimhane’ye verildiğini duydu.”
“O çocuk…” diye mırıldandı Yunho. BoA elini dahada sıkı tuttu birden.
Büşra Yunho’ya baktı, sonra Jungmin’e. “O çocuk Jung…”
“Hayır! O ben değilim!” diye lafını böldü Jungmin. “Ben olamam! Ben senin kardeşin
değilim, çünkü seni çok fazla seviyorum!“
“Bu iş için detektif ayarladım ve elimdede bir DNA testi var, Jungmin! Sen bunu
bilmiyorsum, ama ben biliyorum!” Büşra ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
Son bir aydır çektiği acı şimdi bin kat dahada kötüy geri geldi.
“O DNA testini görmek isterim,” dedi Mr. Park. Bütün gözler şimdi ondaydı. “Sen
detektif ayarlamışsın, ama Jungmin’in benim biyolojik oğlum olduğuna dahil kağıtlar
var elimde. Taemin ve BoA yetimler.”
Herkes bunları duyunca birazcık olsa rahatladı. Jungmin Büşra’ya sarılıp
sevinmek istiyordu, ama aynı zamanda yine onların beraber olmasını engelleyen
bir şey’in çıkmasından korkuyordu.
Büşra şaşkınca baktı. “Ama… ben Jungmin ve BoA’nın yetim olduğunu sanıyordum.”
“O zaman git o detektiflerden paranı geri iste.” dedi Mr. Park. “Hem Jungmin’in
olduğunu nasıl düşündün ki?”
Shiwon elini Büşra’nın omzuna koydu ona güç vermek için. Büşra çok şaşkındı,
hiç birşeyi anlamıyordu. Mutlu olmak istiyordu, ama mutluluktan korkuyordu.
Jungmin Shiwon’a sinirlice baktı elini Büşra’nın omzuna koyunca. Taemin bunu
fark etti ve BoA’ya baktı. Ama BoA hiç kıpırdamadan yere bakıyordu sessizce.
“Babam bana ölüm yatağında o kadından ve kardeşimden ilk defa bahsetti. Bir
araba kazasında çok feci yaralanmıştı, fakat annem kaza yerinde dayanamayıp can
verdi. Babam…” Büşra o anı hatırladığında hava almak çok zor geldi. Shiwon
elini tuttu ve Büşra ona gülümsedi.
Jungmin kalkıp Shiwon’a bir yumruk atmak istiyordu, ama Taemin onu geri tuttu.
“Hasta görünüyorsun. Bunu başka bir zaman konuşmak istermisin?” diye sordu Mrs.
Park.
“Ateşi var,” dedi Shiwon. “Ama bir türlü uyumak istemiyordu, o yüzden onu arayıp
rahatsız eden kişiye çok kızmıştım.”
Yunho o ‘rahatsız eden kişi’nin kendi oldugunu anladı ve Shiwon’a baktı. Shiwon
Yunho’nun bakışını hissedince, o da Yunho’ya baktı.
“Hayır, bunu bugün bitirmek istiyorum.” dedi Büşra.
“Dinlenmen lazım ama,” dedi Shiwon ve
Jungmin aynı anda. Jungmin Shiwon’a sinirlice baktı.
Büsra ikisine dikkat etmeden devam etti. “Hastane’de yoğun bakım’dan çıktıktan
sonra, babam bana eve gidip ofisinde bir resimi bulmamı söyledi. Resmi bir
kitabın içinde buldum ve hemen geri hastaneye gittim,” Büşra anlatmaya devam
etti. Kafası çok ağrıyordu.
Ama devam
etmesi lazımdı. Devam etmek istiyordu.
Yine mutlu olmak istiyordu.
[GERI BAKIŞ]
“Baba!” Büşra hemen babasının olduğu odaya koştu ve gördüğü şey kalbini kırdı.
Babasının hayatta kalması için vücuduna kablolar ve bilgisayarlar bağlıydı.
“Resimi buldun mu?” dedi babasının güçsüz sesi.
Büsra hemen cebindeki resimi çıkardı ve babasının yanına oturarak ona gösterdi.
Babası resimi iyice göremiyordu bile.
Ama resime
baktığında yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. Titreyen eli resmin üstünde bir
yüzü elliyordu. Resim bir aile resmiydi ve üstünde beş insan vardı: orta yaşlarında
bir çift, ve üç genç oğlan. Büşra’nın babası ortada duran cocuğun yüzüne
gösteriyordu parmağıyla.
“Baba, dinlenmen lazım,” dedi Büşra. Içindeki acı’nın sesine yansımadığını
umuyordu. Zaten bir kaç gün önce annesinin ölümü onu çok yaralamıştı.
“Büşra, beni dinle. Yıllar önce, sen doğmadan önce, başka bir kadınla kısa bir
ilişkim oldu. Onu hamile bıraktım ve çocuğumuzu doğurdu, ama onu değilde anneni
seçtiğim için çok kızgındı bana. Bu yüzden daha hamileyken gitti, ve ben onu
birdaha hiç görmedim. Bunca yıl kalbimde bir diken gibi kaldı bu mesele. Ondan
özür dilemek istedim, bu yüzden… bir kaç yıl önce bir detektif tutup onun nerde
olduğunu öğrenmek istiyordum, ama detektif bana onun yıllar önce öldüğünü ve o
zaman daha beş yaşında olan çocuğumuzu bir yetimhaneye götürdüklerini söyledi.
O kadın bana çocuğumuzun cinsini bile söylemeden gitmişti… ama detektif araştırdıktan
sonra, onun bir oğlan olduğunu söyledi.” Büşra’nın babası öksürmeye başladı.
“Baba, dinlen,
bana sonra herşeyi anlatabilirsin. Onu bulmana yardım etceğime söz veriyorum.”
“Büsra… şimdi söylemezsem… başka zamanım kalmaz… yapamam…”
“Hayır, baba, yapabilirsin! Yapabilirsin!” Büsra aglamaya başladı. Annesinin
cansız bedenini görmenin acısı daha çok tazeydi. Babasınında onu terketmesine
dayanamazdı.
“Büşra, beni
dinle!” diye yalvardı babası ve kızının elini sıkıca tuttu. Kendi gözyaşları
birer birer yanağına düşüyordu. “Detektif sonunda bir aile’nin abini aldığını öğrendi,
ama abi’nin ismini bulamadı. O… bu aile işte. Buda… buda senin abin.”
Büşra yaşlı gözlerle resime baktı. Herşey çok bulanıktı. Babasının titreyen eli
resmin ortasındaki çocuğa gösteriyordu.
“Baba…” diye başladı Büşra ağlayarak, ama birden resimi tutan el yatağın üstüne
düştü cansızca. Büşra’nın kalbi durdu.
Korkudan dönüp babasına bakamıyodu. Hala elindeki resimdeydi gözleri.
Titreyerek babasına döndü ve kapalı gözlerini görünce dahada çok ağlamaya başladı.
“Baba,” diye fısıldadı ve ellerini birleştirdi. Bağırmak, ağlamak istiyordu,
ama hiç bir ses çıkaramadı.
[GERI BAKIŞ –SON-]
Büşra’nın anlattıklarını dinlerken, Merve ve Mrs. Park gözyaşlarını sildiler.
Erkekler bile ağlamak üzereydi. BoA hiçbir ses çıkarmadan taş gibi durdu
yerinde.
Ilk konuşan Mr. Park oldu. “Babanın bulmanı istediği
resim yanında mı?”
“Hayır, Amerika’daki evimde. Babamın tuttuğu detektif sizin 2007nin Noel
kutlamasında yetimhane’ye gittiğinizde çektiğiniz resimi bulmuş. Nasıl bulduğunu
bilmiyorum, ama oraya giden tüm ailelerden, sizin olduğunuzu bulmuş bir şekilde.“
“Evet, 2007de oraya ziyarete gitmiştik, çünkü yeni renovasyon yaptılar
yetimhane’ye ve yetimleri alan bazı aileleri davet etmişlerdi yeni açılışı
kutlamak için. Seoul’un en eski yetimhanesiydi.“ diye açıkladı Mr. Park.
“Baban resim’de Jungmin’e gösterdiğinden emin misin? Gözleri çok yaşlı olduğundan
belki resimi iyice görememiştir. Yada eli titrediği için yanlış kişiye göstermiştir?”
diye sordu Yunho. Diğerleri hala dikkatlice dinliyordu.
“Bilmiyorum, Yunho. Park ailesinin bir resmiydi, fakat üstünde üç oğlan çocuğu
vardı…“ dedi Büsra. “Bu yüzden apartman’a o kadar çok para ödeyip taşındım…
sadece Jungmin’in bir saç telini bulmak için.” dedi Büşra. Bir yanlışlık olmasını
ve kendisinin yanıldığını kabul etmeye hazırdı… ama Mr. Park DNA testini nasıl
kanıtlayacaktı?
“Salon’daki tuvaleti ekstra mı tıkadın? Benim tuvaletime girip bir saç aramak
için mi?” diye sordu Jungmin.
“Ya başka ne yapsaydım?
Senden bir saç teli mi isteseydim?” diye sordu Büşra.
Sonra herkes sustu. Bir süre sessizlikten sonra, BoA konuştu. “Saçı…
Jungmin’in tuvaletinde mi buldun?”
Tüm gözler ona döndü ve demek istediğini yavaş yavaş anladı.
Büşra’nın
gözleri şaşkınlıktan büyüdü. “Sarı saçın…” diye başladı. “Seni ilk gördüğümde
saçların siyahtı, ve ikinci kez gördüğümde sarı’ya boyatmıştın. Bana konuştuğumuzda
‘daha yeni’ boyadığını söylemiştin, bu yüzden en fazla bir gün olmuştur diye düşündüm.”
“Hayır, seni ilk gördüğüm gün boyatmıştım saçlarımı, çünkü Jungmin’in sarı saçını
çok beğenmiştim ve aynı rengi istiyordum.” BoA Büşra’nın gözlerine baktı.
“Ertesi akşam, yani senin eve taşındığın günden önceki akşam Jungmin’e uğramiıştım
ve… tarağını kullandım.”
“O zaman o sarı saç teli…” diye mırıldadı Büşra.
“BoA’nın saçıydı! Onun’du! Sen onun kardeşişin, benim değil!”
Jungmin sevinçten havaya uçmak üzereydi.
“Ama…” diye başladi Büşra. “Resimde üç tane genç oğlan çocuğu vardı…”
“Resim 2007de çekilmişti.” dedi BoA.
Taemin’in ağzı açık kaldı şok’tan. “Büşra, ben ablamın
2007de saçını boyamıştım ve… pek beceremediğim için gümüş çıktı rengi… nedense
kuaförler eski rengine geri boyuyamıyorlardı, ve bu yüzden ablam saçını kesmek
zorunda kaldı! Yetimhane’ye gittiğimizde ablamın saçı bizim saçımız kadar
uzamıştı.”
Büsra şok oldu. “Yani babamın bana gösterdiği oğlan
aslında BoA’mıydı?”
Mr. Park kafasını salladi. “Bence git o detektiften paranı
geri iste. Oda herhalde resimi görünce BoA’yı bir erkek sanıp babana öyle
söylemiş.“
Oda’da herkes rahatladı birden. Sanki sıkı hava birden
kayboldu, ve herkes rahatca nefes alabiliyordu artık.
BoA ve Jungmin yan yana duruyordu. Büşra sandalye’den kalktı ve gülümseyerek
onlara doğru yürüdü.
BoA ona sevinçle gülümsüyordu. Artık ona farklı
gözlerle bakıyordu… sadece iyi bir arkadaş olarak değil, bir gerçek kardeş
gibi.
Büşra’nın ona doğru yürüdüğünü görünce, Jungmin otomatikten kollarını açtı ona
sarılmak için.
Fakat Büşra ona bakmadan BoA’ya sıkıca sarıldı. Odadaki herkes iki kardeşin
nihayet kavuşmasına sevinçle bakıyordu… sonra hepsi Jungmin’e bakıp rezil
olduğu için gülmeye başladılar.
“Ya! Tamam, bu kadar yeter.” dedi Jungmin. “Artık bizi yalnız bırakın.“
“Jungmin, onları rahat bırak. Birbirlerine anlatacak çok şeyleri var.” dedi
annesi.
“Benimde Büşra’ya anlatacak çok şeyim var!” dedi Jungmin ve küsmüş gibi yaptı.
Bir kolu hala BoA’nin etrafındayken, Büşra Jungmin’e döndü. “Yani sen ölmek
üzere değil misin?”
“Sadece küçük bir şakaydı.” diye güldü Jungmin.
“Küçük şaka mı? Ağlamaktan gözümde yaş kalmadı!” Taemin abisinin
koluna vurdu.
“Evet, bende seni seviyorum Taemin.” dedi Jungmin. Sonra yine Büşra’ya döndü,
ve yüksek sesle (onun anlaması için), “Ama bence sevgililer kardeşlerden önde
gelir. Ben şahsen kardeşimden önce sevgilimi seçerdim.”
Büşra içinden güldü. Acaba şimdi Jungmin’e gidip ona sarılsamıydı? Ama BoA’nın
yanında durmayı tercih etti. Jungmin’le biraz daha oynamak istiyordu.
“Öylemi? O zaman anne ve babanla nolcak?” diye sordu BoA.
“Eh…” Jungmin ne diyeceğini
bilmiyordu. Anne ve babası onun haline güldüler.
Sonra Büşra hafiften öksürdü. “Tenin çok sıcak. Doktoru çağıralım ateşine baksın.”
dedi BoA ve elini kardeşinin anlına bastırdı.
Büşra’nın gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. “Iyiyim ben.
Ama sanırım Shiwon’un bana verdiği uyku ilacı şimdi etkisini gösteriyor.”
“Onu yatağa yerleştirin.” dedi Mr. Park. BoA ve Jungmin Büşra’yı yatağa yatırdılar.
Jungmin Büşra’nın anlını elledi. “Doktoru çağırsak iyi olcak.”
“Hayır, hayır, ben iyiyim.” diye mırıldadı Büsra. Gözleri yarım açıktı, ama
yüzünde çok tatlı bir gülümseme vardı. “Sadece biraz uyumak istiyorum. Uyanınca
son bir ayda ne yaptığınızı söylemelisiniz bana. BoA’ya babamızdan
bahsetmeliyim. Taemin’e yeni bulduğum süper bir restorant’dan bahsetmeliyim.”
“Jungmin’e ne demelisin peki??” diye sordu Jungmin ve yatağın yanında dizlerine
çöktü Büşra’yla aynı hizada olmak için.
Büşra gülümsemeye devam etti yarı açık gözlerle. “Merve’yle en yeni giyisi
trendlerini konuşmalıyım.”
“Peki Jungmin’le ne konuşmalısın?” diye tekrarladı Jungmin.
Büşra’nın gözleri kapandı, ama hala gülümsüyordu. “Mr. ve Mrs. Park’a bana
BoA’nın küçüklüğünü anlatmalarını söylemeliyim.”
“Peki Jungmin’e ne söylemelisin??”
“Yunho’ya… numaramı aldığı için … teşekkür etmeliyim.” Büşra esnedi.
“Peki Jungmin?” diye sordu Jungmin. “Jungmin’e ne söylemelisin?”
“Shiwon’a … BlackEye’ın onun … en sevdiği tişörtünü yediğini söylemeliyim…”
diye mırıldadı Büşra.
“Ne???” diye bağırdı Shiwon.
“Kapa çeneni,” Jungmin cevabı şap diye yapıştırdı Shiwon’a, sonra yine Büşra’ya
döndü. “Büşra, Jungmin’e ne söylemelisin??”
“Jungmin’e… söylemek istediğim şey…”
Jungmin ona dikkatlice baktı. Duymak istediği lafları söylemesini bekliyordu.
Gözleri parlıyordu ve o lafları duyunca sevinçten havaya uçmaya hazırdı. “Evet?
Evet???”
“…uykum var.” diye fısıldadı Büşra.
“EVET!!!!! Büşra bende seni seviyorum!!!!!” Jungmin
havaya atladı sevinçten. Fakat Büşra’nın dediği sözler beğnine yerleşince ona
inek gibi baktı. “Ne???”
Büşra’nın yüzünde hala masum ve tatlı bir gülümseme
vardı ve derin bir uykuya dalmıştı.
Etrafında herkes ona gülerken, Jungmin Büşra’ya küsmüş
gibi bakıyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder