26.BÖLÜM
-------*Hyun-shik'in dilinden *--------
O fotoğrafları ben de gördüm ama öldürseler yine de inanmam Hana'nın Min-kyung'u aldattığına. Min-kyung nasıl bu kadar çabuk inanabildi? Kimse Hana'yı tanımıyor. Ahh tanrım ne can sıkıcı bir durum !
Benim tanıdığım Hana asla bunu yapmaz. Mutlaka mantıklı bir açıklaması vardır!
----------* Ha-na'nın dilinden *----------
Nasıl oldu da bu noktaya geldik...? Min-kyung Hae-won'u nasıl sevebilir?
Bir derse girmedim..Okulun bahçesinde 1 saate yakın oturdum.Etrafta olan biten hiçbirşey umrumda değildi.Başımı ellerimin arasına alıp uzun uzun düşündüm..Min-kyung'u,beni..Onun bana olan sevgisini...İşte bu canımı acıtıyordu.Beni sevmemiş miydi? Tanıdığım kişiler Hyun-shik gibi olmak zorunda mıydı?
-Ha-na..! Neredeydin.?
Kafamı kaldırdım..Bu Hyun-shik'ti.Başımı yine yere eğdim:
-Git burdan!
-Olanları duydum.
-Git diyorum!
-Seni çocukluğumdan beri tanıyorum.Tüm dünya inansa senin Min-kyung'u, daha doğrusu sevdiğin birini aldatacağına ben inanmam.Senin duyguların da kendin gibi saf çünkü.Etrafına bak.Kimse senin gibi değil.Herkes duygularını yaşarken bile mantığını çalıştırıyor.Sen ise en saf haliyle sunuyorsun. Bu yüzden safsın diyorum.
Kafamı kaldırıp yüzüne baktım:
-İnsanlar gerçekten böyle mi Hyun-shik? Ben hep üzülecek miyim?
Gözlerim dolmuştu.Hyun-shik de üzülmüş görünüyordu.Yanıma oturup.Bir elini omzuma attı diğer eliyle başımı tutup omzuna yasladı.
-Ha-na..Sen böyle üzülmeyi haketmiyorsun..İnsanlar seni haketmiyor.Ben de dahil.. Ama sana hep güveniyorum biliyor musun?
-Ne konuda?
sesim titriyordu.Ama kararlıydım.Ağlamayacaktım.
-Sen çok güçlü bir kızsın.Çok kolay silip atabilirsin.Umarım karşına senin deli gibi sevdiğin biri değil seni deli gibi seven biri çıkar. Ama bundan sonra lütfen duygularını tüm saflığıyla yansıtma.Gördüğün gibi üzülen hep sen oluyorsun.
-Haklısın Hyun-shik.
Kafamı kaldıdım.Hyun-shik'e bakıp gülümsedim.
Hyun-shik gözlerime bakarak devam etti:
-Etrafımdaki insanlar o kadar değişiyor ki onlarla yaşadıklarımı bir rüya gibi hayal meyal hatırlayabiliyorum.Bu benim için de geçerli.Gülüşüm bakışım bile değişti..Ama sen...Seni her gördüğümde çocukluğum aklıma geliyor. Tavırların, gülüşün, hareketlerin herşey aynı... Hep böyle kal olur mu? Şu dünyada 1 kişinin bile böyle olması güzel birşey...
Sustum.Hyun-shik derin bir nefes aldı ve ayağa kalktı.
-Her neyse.Bu derse de girmemezlik yapma.Ben gidiyorum.Görüşürüz yine
-Tamam.Gelmeye çalışacağım....Bu arada..Teşekkürler.
Gülümsedi ve gitti.
O gittikten sonra yalnızlığın tadını çıkarmaya devam ettim yine.
Yeon-woo aradı:
-Efendim?
-Ha-na neredesin?
-Okul bahçesinde.
-Geliyorum.
-Gerek yok.
-Ha-na yapma böyle.
-Başka zaman konuşsak?
-Okul çıkışına doğru gelirim ama.
-Tamam.
Artık umrumda değildi kimse..Ne çekineceğim birileri vardı ne de korkacağım.
Sınıfa girdim.
~Min-kyung beni affetti mi??~
Tenefüs olduğunda ben dalgın dalgın masaya bakıyordum.Yalnızlık kötüymüş diye geçirdim içimden.Birden biri saçımı karıştırdı.Hızla arkamı döndüm.Öyle bir gülümsedim ki...
-Min-kyung?
-Hey cadı kız.Ne kadar iyi bir insan olduğumu gör.Yalnızlık çekmeni istemiyorum.Seni affettim artık arkadaşımsın.
Bu söz daha çok acıtmıştı kalbimi.Arkadaş da ne demek?Benim asık suratımın aksine o gülücükler saçıyordu.
-Oppa..
Min-kyung hemen arkasını döndü.
-A, geldin mi? Hadi biraz dışarda gezelim.Sıkıldım.
Hae-won'un belinden tutup dışarı çıkardı.
Kafamı öne eğdim.Kalbim sert ama çok yavaş atıyordu..Hyun-shik kulağıma eğilip fısıltıyla:
-Hiçkimseyi önemseme Ha-na..Üzülme lütfen.
dedi ve sınıftan çıktı.
~Son Tenefüs~
Yine tenefüs olmuştu.Pencereye yaklaştım.Aşağıda Min-kyung tek başına dolaşıyordu.Hemen hızla aşağı indim.
-Min-kyung
diye bağırdım arkasından.Birden durdu ve arkasını döndü.Anında yüzüne kocaman bir gülümseme koyup yanıma yaklaştı:
-Efendim Cadı kız? Birşey mi söyleyecektin?
-Sen...Bu gülümsemen.... Bu sen misin Min-kyung?
-Ne saçmalıyorsun? dedi yine aynı gülümsemeyle.
-Min-kyung.Bu sen değilsin.Bu kadar değişemezsin.Bana bağır çağır küs ama arkadaşımsın deme! Bunun anlamını,acısını sen hissedemiyor musun?
-Sana karşı hiçbirşey hissedemiyorum ki artık...
Bir iç çektim sonra kısık sesle:
-'Goril' ve 'salyangoz'.. Bunlar sana hiçbirşey hissettirmiyor mu?
-Evet hissettiriyor.Ne kadar aptal olduğumu hissediyorum.
-Min-kyung! Peki o oyuncaklar?
-Ha şu aptal şeylerden mi bahsediyorsun?Sence de büyümedik mi Ha-na? Onları at gitsin.Hiçbir değeri kalmaz zaten yakında.
Yine gülümsüyordu.Bu kez benim gözlerim doldu.
-Gerçekten..atmamı... istiyor musun? dedim yutkunarak.
-Ne önemi var ki?Alt tarafı iki oyuncak.
Başını yana çevirdi.Birden yüzündeki gülümseme söndü.Sonra tekrar gülümseyerek:
-Her neyse Yeon-woo geliyor. Ben gideyim.Sana iyi eğlenceler cadı.
Kafamı çevirdim.Gerçekten Yeon-woo bize doğru yaklaşıyordu.Min-kyung'sa gidiyordu.Arkasından bağırmamla durması bir oldu:
-O aptal oyuncakları atacağım Min-kyung.!!
Gülümsemeye çalıştım.Bunu başardığımı sanıyordum.Ta ki yanağımda bir damlanın sıcaklığını hissedene kadar...
Yazan: Kim Fueisa (Feyza)
-------*Hyun-shik'in dilinden *--------
O fotoğrafları ben de gördüm ama öldürseler yine de inanmam Hana'nın Min-kyung'u aldattığına. Min-kyung nasıl bu kadar çabuk inanabildi? Kimse Hana'yı tanımıyor. Ahh tanrım ne can sıkıcı bir durum !
Benim tanıdığım Hana asla bunu yapmaz. Mutlaka mantıklı bir açıklaması vardır!
----------* Ha-na'nın dilinden *----------
Nasıl oldu da bu noktaya geldik...? Min-kyung Hae-won'u nasıl sevebilir?
Bir derse girmedim..Okulun bahçesinde 1 saate yakın oturdum.Etrafta olan biten hiçbirşey umrumda değildi.Başımı ellerimin arasına alıp uzun uzun düşündüm..Min-kyung'u,beni..Onun bana olan sevgisini...İşte bu canımı acıtıyordu.Beni sevmemiş miydi? Tanıdığım kişiler Hyun-shik gibi olmak zorunda mıydı?
-Ha-na..! Neredeydin.?
Kafamı kaldırdım..Bu Hyun-shik'ti.Başımı yine yere eğdim:
-Git burdan!
-Olanları duydum.
-Git diyorum!
-Seni çocukluğumdan beri tanıyorum.Tüm dünya inansa senin Min-kyung'u, daha doğrusu sevdiğin birini aldatacağına ben inanmam.Senin duyguların da kendin gibi saf çünkü.Etrafına bak.Kimse senin gibi değil.Herkes duygularını yaşarken bile mantığını çalıştırıyor.Sen ise en saf haliyle sunuyorsun. Bu yüzden safsın diyorum.
Kafamı kaldırıp yüzüne baktım:
-İnsanlar gerçekten böyle mi Hyun-shik? Ben hep üzülecek miyim?
Gözlerim dolmuştu.Hyun-shik de üzülmüş görünüyordu.Yanıma oturup.Bir elini omzuma attı diğer eliyle başımı tutup omzuna yasladı.
-Ha-na..Sen böyle üzülmeyi haketmiyorsun..İnsanlar seni haketmiyor.Ben de dahil.. Ama sana hep güveniyorum biliyor musun?
-Ne konuda?
sesim titriyordu.Ama kararlıydım.Ağlamayacaktım.
-Sen çok güçlü bir kızsın.Çok kolay silip atabilirsin.Umarım karşına senin deli gibi sevdiğin biri değil seni deli gibi seven biri çıkar. Ama bundan sonra lütfen duygularını tüm saflığıyla yansıtma.Gördüğün gibi üzülen hep sen oluyorsun.
-Haklısın Hyun-shik.
Kafamı kaldıdım.Hyun-shik'e bakıp gülümsedim.
Hyun-shik gözlerime bakarak devam etti:
-Etrafımdaki insanlar o kadar değişiyor ki onlarla yaşadıklarımı bir rüya gibi hayal meyal hatırlayabiliyorum.Bu benim için de geçerli.Gülüşüm bakışım bile değişti..Ama sen...Seni her gördüğümde çocukluğum aklıma geliyor. Tavırların, gülüşün, hareketlerin herşey aynı... Hep böyle kal olur mu? Şu dünyada 1 kişinin bile böyle olması güzel birşey...
Sustum.Hyun-shik derin bir nefes aldı ve ayağa kalktı.
-Her neyse.Bu derse de girmemezlik yapma.Ben gidiyorum.Görüşürüz yine
-Tamam.Gelmeye çalışacağım....Bu arada..Teşekkürler.
Gülümsedi ve gitti.
O gittikten sonra yalnızlığın tadını çıkarmaya devam ettim yine.
Yeon-woo aradı:
-Efendim?
-Ha-na neredesin?
-Okul bahçesinde.
-Geliyorum.
-Gerek yok.
-Ha-na yapma böyle.
-Başka zaman konuşsak?
-Okul çıkışına doğru gelirim ama.
-Tamam.
Artık umrumda değildi kimse..Ne çekineceğim birileri vardı ne de korkacağım.
Sınıfa girdim.
~Min-kyung beni affetti mi??~
Tenefüs olduğunda ben dalgın dalgın masaya bakıyordum.Yalnızlık kötüymüş diye geçirdim içimden.Birden biri saçımı karıştırdı.Hızla arkamı döndüm.Öyle bir gülümsedim ki...
-Min-kyung?
-Hey cadı kız.Ne kadar iyi bir insan olduğumu gör.Yalnızlık çekmeni istemiyorum.Seni affettim artık arkadaşımsın.
Bu söz daha çok acıtmıştı kalbimi.Arkadaş da ne demek?Benim asık suratımın aksine o gülücükler saçıyordu.
-Oppa..
Min-kyung hemen arkasını döndü.
-A, geldin mi? Hadi biraz dışarda gezelim.Sıkıldım.
Hae-won'un belinden tutup dışarı çıkardı.
Kafamı öne eğdim.Kalbim sert ama çok yavaş atıyordu..Hyun-shik kulağıma eğilip fısıltıyla:
-Hiçkimseyi önemseme Ha-na..Üzülme lütfen.
dedi ve sınıftan çıktı.
~Son Tenefüs~
Yine tenefüs olmuştu.Pencereye yaklaştım.Aşağıda Min-kyung tek başına dolaşıyordu.Hemen hızla aşağı indim.
-Min-kyung
diye bağırdım arkasından.Birden durdu ve arkasını döndü.Anında yüzüne kocaman bir gülümseme koyup yanıma yaklaştı:
-Efendim Cadı kız? Birşey mi söyleyecektin?
-Sen...Bu gülümsemen.... Bu sen misin Min-kyung?
-Ne saçmalıyorsun? dedi yine aynı gülümsemeyle.
-Min-kyung.Bu sen değilsin.Bu kadar değişemezsin.Bana bağır çağır küs ama arkadaşımsın deme! Bunun anlamını,acısını sen hissedemiyor musun?
-Sana karşı hiçbirşey hissedemiyorum ki artık...
Bir iç çektim sonra kısık sesle:
-'Goril' ve 'salyangoz'.. Bunlar sana hiçbirşey hissettirmiyor mu?
-Evet hissettiriyor.Ne kadar aptal olduğumu hissediyorum.
-Min-kyung! Peki o oyuncaklar?
-Ha şu aptal şeylerden mi bahsediyorsun?Sence de büyümedik mi Ha-na? Onları at gitsin.Hiçbir değeri kalmaz zaten yakında.
Yine gülümsüyordu.Bu kez benim gözlerim doldu.
-Gerçekten..atmamı... istiyor musun? dedim yutkunarak.
-Ne önemi var ki?Alt tarafı iki oyuncak.
Başını yana çevirdi.Birden yüzündeki gülümseme söndü.Sonra tekrar gülümseyerek:
-Her neyse Yeon-woo geliyor. Ben gideyim.Sana iyi eğlenceler cadı.
Kafamı çevirdim.Gerçekten Yeon-woo bize doğru yaklaşıyordu.Min-kyung'sa gidiyordu.Arkasından bağırmamla durması bir oldu:
-O aptal oyuncakları atacağım Min-kyung.!!
Gülümsemeye çalıştım.Bunu başardığımı sanıyordum.Ta ki yanağımda bir damlanın sıcaklığını hissedene kadar...
Yazan: Kim Fueisa (Feyza)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder