4 Mayıs 2011 Çarşamba

Sonbahar Yaprakları (3.Bölüm)







Yazan: Mervenur Büsra Yüksel


Demek herşeyin farkındaydı ama
nasıl?Kendimi aptal gibi hissediyordum.Sayfayı çevirdiğimde ise bir yazı gözüme
ilişti.'Sonbaharda insanları takip etmeye karar verirsen en azından kahve rengi
gibi dikkat çekmeyen renkleri tercih etmelisin.Hele geçen gün giydiğin pembe
elbiseyle kabak gibi ortadaydın'.Allahım birde benimle dalga mı geçiyor?Yok bir
daha tövbe buraya gelmem.Koşa koşa eve gelmiştim ama ruhum hala oradaydı.Akşam
yemeğinde bile olaylar beynimde tekrar tekrar başlayıp bitiyordu. Sonraki gün
biraz yorgun kalksamda teyzemin harika omleti sayesinde keyfim yerine
gelmişti.Biraz evdekilerle sohbet edip odama çıktım.Ne zamandır sonunu
getiremediğim bir kitap vardı.Onu aldım elime bir iki çevirip tekrar
bıraktım.İnternette arkadaşlarla konuştum sonra biraz gitarımı tıngırdattımama
zaman bir türlü geçmek bilmiyordu.Acaba ben burda sıkıntıdan ölürken o ne yapıyor.Yok
ben oturamam böyle.Gidip onu görmeliyim.-TEYZEEEE!!!-Efendim min ah -Kahverengi
elbisemi gördün mü?-Bazanın altına bak Sonunda buldum
elbisemi.Giyindim,süslendim tuttum gölün yolunu.İşte oradaydı ama ne yazık ki
buradan sadece sırtı görünüyordu.Eğilirsem daha iyi görebileceğimi
düşündüm.Yaklaşık bir metrelik yükseklik olduğu için eğilirken tek elimle ağaca
sıkı sıkı tutundum.On saniye kalmayı başarabildim mi bilmiyorum elim
kaydı...-Aaaaaahhhh Durumu farkedince hemen döndü arkasına ve ne yazık ki beni
gördü.Zaten farkedilmeyecek gibi değildim.Hemen yardımıma koştu.-Ne oldu düştün
mü?-Ne düşmesi..ben..ben şeyi inceliyorum...böcekleri..yapılarını
yani.-Yapılarını mı?Böcekler seni yemeye çalıştığı için mi
bağırıyordun.Hahahahaaah.İnanmıyorum elbisenin rengi...Haaahahaaah..Tavsiyemi
dikkate aldın demek. Kahkahalarını kendimi iyice berbat hissedene kadar
sürdürdü.Sonra;-Adın ne senin?-M..m..min ah-Ben de shi jun,memnun oldum.Seni
hep buralarda görüyorum.Okumuyor musun?-Liseden yeni mezun oldum.Daha sonra okumak
istemedim.-Yani on sekiz yaşındasın.Bu da demek oluyor ki senden yedi yaş
büyüğüm.Peki ilgilendiğin birşeyler yok mu?Beni izlemek..yani böceklerin
yapısını incelemek dışında.-Şiir yazıyorum.. Uzunca bir süre gerekli gereksiz
herşeyden konuştuk.Hatta muhabbet harika kurabiye yapmama bile geldi.Fırsattan
istifade yarın onun için yapıp getireceğimi söyledim.Artık hergün bir bahaneyle
onun yanına gidiyordum.Onu daha fazla tanımak için sorular soruyordum o da
usanmadan cevaplıyordu.Neden devamlı gölün resmini çizdiğini de bu sayede
öğrendim.Sevdiği şeyleri devamlı çizmek gibi bir alışkanlığı varmış.Sonra
birgün sinemaya gitmeyi teklif ettim ve beni kırmayıp kabul etti. O gün en
güzel elbisemi giydim.Belime kadar olan saçlarımı serbest bıraktım.Tabi makyaj
yapmayıda ihmal etmedim.Anlaştığımız yere gelince beni baştan aşağı süzdü.-Çok
güzel olmuşsun.Normalde de güzelsin ama...saçlarını açınca daha güzel olmuşsun.
Utançtan yüzüm kıpkırmızı olmuştu.Sadece zor duyulan bir sesle teşekkür
edebilmiştim. Film seçimini bana bırakmıştı.Bende duygusal bir film seçtim.Daha
doğrusu ben öyle sanıyordum ama filmdeki sahneler haddinden fazla kızarmama
sebep oldu.Birde eğilip kulağıma 'özellikle seçtin,değil mi?' demesin mi?Keşke
yer yarılsada içine girseydim.Sonunda film bitti ve dışarı çıktık.Ben hala o
mahcubiyetle yüzüne bakamıyordum.-Yağmur yağıyor ne yapacağız?Taksi de bulunmaz
ki buralarda.-Hı,efendim-Yağmur yağıyor diyorum min ah.Neyse tabana kuvvet
koşacağız başka çare yok.Hadi ne bekliyorsun. Koşmaya başlamıştık ama başka
boyuttaydım sanki.Onunla yağmurda koşmak...gerçek olamayacak kadar müthiş bir
rüyaya aitti.Kalbimin mutluluğu yüzüme yansımış,bir yandan koşuyor bir yandan
deli gibi gülüyordum.Güldüğümü görünce tebessümle baktı yüzüme.Allahım,azrail
olsa bu gülüşüne seve seve ruhumu verirdim.Önüne dömüş koşmaya devam ediyordu
ki benim çığlığımla döndü arkasına.-Min ah...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder