Yazan: Mervenur Büşra Yüksel
-Aaaaahh
-Min ah.... Güç bela
doğrulabilmiştim.
Özenle seçtiğim kıyafatlerim,yüzüm
çamur içinde kalmıştı.
Demin mutluluk kahkahaları atarken
şimdi sinirden ağlıyordum.
-Çok mu acıyor?
-Evet ama...onun için ağlamıyorum
-O zaman neden ağlıyorsun
-Ne zaman herşey mükemmel gitse yine
birşey yapıp sana rezil olmayı başarıyorum.Ne şanssızım ben ya.Allah aşkına şu
yola bir bak.Sadece bir tane taş var ve ben o taşa takılıyorum.Hemde seninle
yağmurda koşarken...Hiçbir zaman hayallerimdeki gibi kusursuz olmuyor
olaylar.Mutluluğu haketmiyor muyum acaba? Bir yandan çıkardığı mendiliyle
yüzümü silerken;
-İstersen hayalini kurduğun birşeyi
gerçekleştirebilirim.
-Ne...ne gibi...yoksa öpecek misin
beni?Tamam bak ağlamıyorum artık. Umutla sildim gözlerimi ve birden yaklaştım
ona.Şaşkınlıktan öylece kalakalmış gözlerini bile kırpamıyordu.Kalbim bir kuş
misali kanat çırpıyordu.Heyecan içinde kapattım gözlerimi ve dudağımı
uzattım.Telaşla geri çekildi ve bağırdı.
-Saçmalama lütfen,ne öpmesi.Bileğini
burktuğun için taşıyacaktım sadece.Neden herşeyi abartıyorsun ki. Beni belimden
tutup kaldırdı ve kucağına aldı.Öpmesini tercih ederdim tabiki ama bu da beni
çok mutlu etmişti.Eve kadar taşıdı beni.Kapının önüne geldiğimizde yavaşça yere
indirdi ve konuşmaya başladı.
-Belim koptu valla.Eh artık bir
yorgunluk kahvesi yaparsın bana. Bunu söylerken farklı şeyler kastettiğini
belirten ifadelerle yaklaşıyordu.Elim ayağıma dolandı bir anda.
-T.t..tabiki yaparım..gel içeri
geç..
-Ay nasılda hevesle atılıyorsun
hemen.Dalga geçiyordum sadece.Hadi içeri gir artık.Üstün başın
sırılsıklam,hemde çamur içindesin.Hasta olup beni endişelendirme tamam mı?İyi
geceler. Ne yani benim için endişelenmiş miydi?Hasta olsam üzülür müydü?Acaba
bana karşı bişeler mi hissediyordu?Milyonlarca soru beynime hücum ediyordu.O
kadar düşündüm ki sabaha kadar gözümü kırpmadım. Birkaç gün boyunca yağmur
dinmedi yollar da felaketti.Bu yüzden tüm zamanımı evde geçirmek zorunda
kaldım.Havalar tamamen düzelince tekrar gölün yolunu tuttum.Oturmuş resim resim
çiziyordu.Benim geldiğimi farkedince hemen defterini kapattı.
-Sen mi geldin?Kaç gündür
görüşemiyoruz.Nasılsın?
-İyiyim....Ne çiziyorsun.Bana da
göstersene.
-Olmaz...gösteremem..
-Nedenmiş o?Şimdi daha çok merak
ettim hadi ama...
-Israr etme olmaz diyorum.
-Kendine güvenin mi yok?Ne çizdiğini
göster bari..
-Göstermeyeceğim ya.Uff eve
gidiyorum ben. Arkasına dönmüş gidiyordu ki elinden defteri çekip hızla koşmaya
başladım.
-Ver çabuk defterimi.Buna hakkın yok
min ah.
-Özür dilerim ama bakmazsam
çatlayacağım. Sayfayı çevirmiştim ama koşarken resme
odaklanamıyordum.Adımlarımı yavaşlattım.Gözlerime inanamadım.Bu gerçek
olamazdı.Bu kadını tanıyordum.Sayfaları geçtikçe gözlerimden deli gibi yaşlar
akmaya başladı.Hep aynı resim vardı.Sonra shi jun'un sözleri aklıma geldi
"sevdiğim şeyleri devamlı çizmek gibi bir alışkanlığım var".Olduğum
yerden tek adım bile atamıyordum.Shi jun da bir kaç metre geride
durmuştu.Bağırmaya başladım.
-Bu kadını seviyor musun?
-Benn....
-CEVAP VER...Seviyor musun?
-Evet...
Başka bir şey duyamayacak kadar
kendimi kaybetmiştim.Gözlerimden yaşlar akmaya devam ediyordu ama bedenim
sessizdi.Bir süre öylece kaldım.Sonra daha fazla konuşmasına fırsat vermeden
elimdeki defteri atıp hızla ona yaklaştım.Yakasına sarılıp kendime doğru
çektim.Uzun süre sonra ayrıldığımızda ilk defa birini öpmenin utancıyla koşmaya
başladım.İçimde ne kadar gözyaşı varsa akıtmış artık gülerek haykırıyordum.
-Bende seni seviyorum shi jun...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder