5 Mayıs 2011 Perşembe

Tesadüf (20. Bölüm)


 


20. BÖLÜM

Gamze jonghyun’un peşinden eve gitmişti. Ama eve girince jonghyunun elinde kâğıtla beklediğini görmüştü.

Jonghyun: al bu senin

Gamze: bu ne?

Jonghyun: dedem öldüğüne göre oyuna devam etmemize gerek yok. Bu da yaptığımız anlaşma ve boşanmak için imzaladığım bir kâğıt.

Gamze şok olmuştu. Kâğıtları eline tutuşturmuştu jonghyun. Göz göze gelmişlerdi. Dudaklarından bir tek söz çıkmıyor ama içlerinde fırtınalar kopuyordu.

Gamze: “ne olur gitme de. Benimle kal, seni seviyorum de”

Jonghyun: “ne olur gitme Gamze, seni seviyorum.”

Gamze kâğıtlarla beraber evden çıkıp gitmişti. Arkasına bile bakamıyordu, bakarsam gidemem diye.

Jonghyun: “dön bak beni sevdiğini anlayayım ki gitmene izin vermeyeyim.”

Gamze bakmamış gitmişti. Nereye gideceğini bilmeden öylece yürüyordu. 12 saat sonra Türkiye’den Erhan gelecekti. Ona ulaşması lazımdı. Ama telefonunu jonghyun denize fırlatmıştı. Tek çaresi Kübra ve barışı bulmaktı. Birlikte kaldıkları evin yolunu tuttu. Evdeydiler.

Kübra: Gamze! Sen Türkiye ye gitmemiş miydin?

Gamze: telefonunu kullanabilir miyim?

Kübra: tabi al.

Gamze Erhan’ı aramıştı.

Gamze: Erhan geliyor musun? Gelince havaalanından çıkma hemen geri dönelim Türkiye ye.

Erhan: Gamze seni seviyorum.

Gamze kapatıp vermişti telefonu geriye. Sadece teşekkür edip çıkmıştı evden. Kübra ne olduğunu anlamamıştı ama soramamıştı da. Gamze Erhan koreye gelene kadar bir yerde oturup bekleyecekti ama dönmeyecekti. Jonghyun evde boş gözlerle bakıyordu etrafa. Gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Her yerde Gamzeyle anıları vardı. Nereye gitse Gamzeyi görüyor onunla olan hatıralarıyla boğuluyordu. Unutmak istiyordu Gamzeyi, Gamzeyle ilgili olan her şeyi. Jonghyun unutmak için içmeyi tercih etmişti. Bir şişe, iki şişe, üç şişe derken zil zurna sarhoş olmuştu. Evde duvarlar üstüne üstüne geliyordu. Bahçeye atıvermişti kendini. Havuzun yanına kadar gelmişti. Arkasını havuza dönüp elindeki şişeyle bırakmıştı kendini. Boğulmak istiyordu. Arkadaşları gelip kurtarmışlardı.

Jonghyun: seviyorum diyemedim. Bakarken ardından gitme kal diyemedim.

Mingi: o da seni seviyor. Erhan’ı mecburiyetten seçti.

Dilanur: Gamze seni çok seviyor. Ama senin onu sevdiğini bilmiyor.

Jonghyun yeni öğrenmişti her şeyi. Gamzeye ulaşmak istiyor ama ulaşamıyordu. Biliyordu ulaşamayacağını çünkü telefonunu denize fırlatmıştı. Deli gibi her yerde arıyorlardı. Ama Türkiye uçağı koreye gelmişti bile. Gamze havaalanının kapısında Erhan’ı beklerken bulmuştu. Erhan hemen koşup sarılmıştı. Gamzenin gözleri ıslaktı.

Erhan: sensizlik çok zordu. Sensizlik ne demek bilir misin?

Gamze: evet. Sevdiğinden ayrı kalıp onsuzluk ne demek çok iyi biliyorum.

Erhan: sende mi bensizliği yaşadın. Seni seviyorum.

Gamze: bende sen yoktun ki sensizlik olsun. Bende olan ve olacak tek şey jonghyunsuzluk. Jonghyunsuzluk ne demek sen biliyor musun? Hiç jonghyuna âşık olmamak, hiç koreye gelmemek, hiç Barışa yardım etmemek, hiç evlatlık edinilmemek, hiç yetimhaneye düşmemek, hiç doğmamak. Yani koskocaman bir hiç. Anladın mı? Onsuz her şey anlamsız. Seni sevmiyorum.

Jonghyun’un aklına kübralar gelmişti. Koşarak hepsi birden kübranın yanında almıştı soluğu.

jonghyun: Gamze nerede?

kübra: o türkiye ye dönüyor. Erhan gelecekmiş hemen Türkiye ye döneceklermiş.

jonghyun kaçıramazdı bu son fırsatıda elini çabuk tutmalıydı. koştular hep beraber havaalanına. Uçak kalkıyordu. Piste kimsenin girmesine izin verilmiyordu ama jonghyunu kimse tutamamıştı. Uçak hareket etmişti. Jonghyun uçağın yanına koşuyordu fakat uçağın durmayacağını herkes gibi kendiside biliyordu. Erhan camın kenarında oturuyor ve zorla gülümsüyordu. Jonghyun yere oturup ağlamaya başlamıştı. O güzel gözlerinden yaşlar süzülüyordu.


(kusura bakmayın biraz kötü olmuş olabilir.) finale son 1 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder