16 Mayıs 2011 Pazartesi

Fallen Angel (27.Bölüm)








Adı: Fallen Angel

Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis

Türü: Romantik, Dram

Yazan: Cassie

NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.

27. Bölüm


Melek Aybakan’ın
yazdığı şiir


“Önce kışım olup içimi ürperttin.
Şimdi Bahar'ım olup hayata bağlıyorsun...
O "melek" yüzünün arkasındaki,
Beni arzulayan kadını çok seviyorum!”

-=-=-=-=-=-=-=-

Bahar arabasında oturuyordu. Yüzünü bir şapka ve güneş gözlükleri kaplıyordu.
Arabanın camından apartmana baktı.

Neden burdaydı? Çünkü Kwon Soohyo’yu görmeliydi, onunla konuşmalıydı. Onun
Bahar’dan neden daha özel olduğunu bilmeliydi. Neden Seunghyun onu seviyordu
da, Baharı sevmiyordu?

Içindek ses ona Soohyo ile herşeyi yüz yüze konuşmasını söyledi. Onu daha fazla
dolaylı uyarmak istemiyordu iş vereniyle çay içerek. Bahar Seunghyun’un onun ve
sadece onun olduğunu Soohyo’nun yüzüne söylemek istiyordu.

Ama içindeki başka bir
ses bunu yapmamasını söyledi. Korkuyordu.

Kararsız kaldığı için orda saatlerce arabasının içinde oturdu ve Seunghyun’un
eskiden ex-sevgilisi (yada şimdiki sevgilisi?) ile paylaştığı apartmana baktı.

Saatler sonra apartman’dan üç kişi çıktı. Kwon Soohyo ve yanındaki sarışın adamı
görmek Baharı şaşırtmadı. Ikiside burda oturuyordu zaten. Baharı asıl şaşırtan
şey sarışın adamın So Bendis’in etrafına kolunu sarmasıydı!

“Bendis ve ben bara gidiyoruz, ama sanırım sen gelmek istemezsin?” diye sordu
sarışın adam Kwon Soohyo’ya.

Sarışın adam… Bendis…

…Jihoon.

[GERI BAKIŞ]

“Gidemez miyiz? Eve gitmek istiyorum.”

“Kocana bebekten bahsetmek için mi? Onu akşamda yapabilirsin. Hazır doktor’dayken
bir check-up yaptırmadığın sürece seni şurdan şuraya bırakmam.”

Bahar derin bir nefes aldı ve Jihoon’un dediklerini yaptı çünkü: (1) Jihoon
Bahar ofiste bayıldıktan sonra onu kimse görmesin diye firmanın arka kapısından
çıkarmıştı. Ofis en yüksek kattaydı, ve başkalarının görme ihtimali büyük olduğu
için asansörü kullanamazlardı. Jihoon on bir katlı binada merdivenlerden
yürüyerek taşımıştı Baharı. (2) Jihoon Bahar’ı kendi arabasıyla getirmişti
doktora, yani Bahar’ın arabası yoktu. (3) Jihoon Bahar’dan telefonunu ve cüzdanını
almıştı.

Check-up’ın sonuçlarını beklerken, Jihoon bu şansı tutup kendi problemlerini
konuşmaya başladı. “Biraz zamanımız varken, beni konuşabiliriz şimdi.”

“Konuşulcak ne var ki?” diyerek bir kaşını kaldırdı Bahar.

“Sabah kahvaltida dediklerimi duymadın mı?”” diye sordu Jihoon. “Kalbim kırık kıskançlıktan
demiştim.”

“Ben bu sabah dediklerinin beni evde çıkarıp Song’un işini halletmek için bir
taktik olduğunu düşünüyordum.”

“Hayır, gerçekten Bendis’in evine çok yakışıklı bir adamı çektiğini gördüm.
Yalan değildi. Hatta evinden bir kaç bina önde durdurdu beni, adamı görmiyim
diye.”

“Sence bu adam…?”

“Erkek arkadaşı? Kardeşi? Bilmiyorum! Ama şunu kesinlikle söyleyebilirim ki,
adam inanılmaz derecede yakışıklı ve sarı saç ona çok fena yakışıyor.”

“Sarışın mı?”

“Evet, sarı saçlar, büyük gözler, mükemmel bir burun, tombul dudaklar. Aynı
anda çok güzel bir kız yada çok yakışıklı bir adam gibi görünebilenlerden.
Ondan nefret ediyorum, bu arada.”

Bahar güldü. “Ondan nefret ettiğin halde onu böyle anlatıyorsan gerçekten yakışıklıdır
herhalde.”

“Sen şimdi benimle alay mı ediyorsun? Ne yapmalıyım şimdi? Bu adamla nasıl yarışabilirim?”

“Iç güzelliğinle.” diye cevapladı Bahar.

“Ne?” Jihoon ona şaşkın gözlerle bakıyordu.

“Dış güzelliğinle yarışamıyorsan, iç güzelliğinle yarışmalısın.” diye açıkladı
Bahar. Jihoon’un neden bu kadar şaşırdığını anlamıyordu.

“Şaka mı yapıyorsun, Bahar? Bu sözleri gerçekten sen mi söylüyorsun? Ne
zamandan beri Kim Bahar iç güzellik diye bir şey tanıyor?“

Bahar kaşlarını çattı. “Biliyorum ben yüzeysel ve bencil bir insanım. Sürekli
tekrarlamana gerek yok.”

“Hayır, yanlış: Sen yüzeysel ve bencil bir insanDIN. Sanırım Choi Seunghyun
gerçekten senin için iyi.”

[GERI BAKIŞ –SON–]

‘Sarı saçlar, büyük gözler, mükemmel bir burun, tombul dudaklar.’

Bahar hemen cebinden telefonunu çıkardı. Soohyo ve diğerleri hala evin önünde
durup konuşuyorlardı birbirleriyle, ama Bahar’ın onları dinlemekten daha önemli
bir işi vardı.

Jihoon’u aradı. “Aloooooooo?” diye devapladı Jihoon. Onun sevimli sesi Bahar’ın
kulaklarını ağrıtıyordu.

“Jihoon, hiç Bendis’e o sarışın adamın kim olduğunu sordun mu?”

“Ne? Hayır, sormadım. Neden?”

“Sana bir resim göndercem. Bana aynı adam olup olmadığını söyle.”

“…Tamam.”

Bahar telefonu kapattı ve hemen aynı telefonuyla kapıda duran sarışın adamdan
bir resim çekti. Jihoon’a gönderdi. Hemen sonra, Jihoon onu geri aradı.

“Bahar, şu an nerdesin?”

Bahar onun sorusunu duymamazlıktan geldi. “O gün gördüğün sarışın adam bumu?”

“E-evet… Bendis beni aldatıyor mu?”

“Evime gel çabuk.” dedi Bahar basitce ve telefonunu kapattı. Motoru çalıştırıp
sertce gaza bastı.

Soohyo, Jaejoong ve Bendis kapının önünden hızla süren arabayı izlediler ve
acaba sarhoşun birimi diye merak ettiler.

Soohyo bu fırsattan hemen faydalandı. “Gördünüz mü? Ya bar’dan çıkınca sizde o
sarhoş adam gibi araba sürseniz? Kaza yapabilirsiniz! Ben sizinle bara gidip şoförünüz
olabilirim.”

“Ama…”

“Tartışmayı bırakabilir miyiz?” diye lafını böldü Bendis Jaejoong’un. “Bırak
gelsin. En azından senin türkülerini tek başıma dinlemek zorunda kalmam.”

Jaejoong kafasını salladı ve Soohyo’ya döndü. “Senin daha yapılcak bir projen
yokmuydu Soohyo?” diye denedi son kez.

“Bekleyebilir.” dedi Soohyo basitce. Geçmişte bu sözler asla Soohyo’nun dudaklarından
çıkmazdı. Ne zaman bir projesi olsa, kendini işine adayıp proje bitesiye kadar
etrafındaki herşeyi unutuyordu.

Jaejoong bu sözleri duyunca o kadar şok oldu ki, izin vermekten başka birşey
yapamadı. “Tamam, sende bizimle gelebilirsin.”

-=-=-=-=-=-=-=-

Jihoon koltukta oturup Bahar’ın bir köşe’den diğer köşeye yürümesini izliyordu.
Sanki günlerdir gözüne uyku girmemiş gibi görünüyordu ve Jihoon onun ve bebeği için
endişeleniyordu.

“Bahar…”

“Babam bana firma’da birinin benim geçmişim üzerinde soruşturmalar yaptığını ve
bilgi topladığını söyledi. Bu kesin o üçü, adım gibi biliyorum! Onlar
Seunghyun’a söylemek istiyor, bunu biliyorum! Bu işin arkasında Kwon Soohyo‘nun
olduğunu bilmeliydim baştan beri. Bendis’i Seunghyun’un firmasına gönderen
oydu!”

“Nasıl emin olabilirsin? Bendis…”

“Kör olmayı bırak! Bendis seni bana ulaşabilmek için kullanıyor!”

“Ama beni onunla beraber getiren sendin!” diye savundu Jihoon. Bendis’in onu
gerçekten, içten sevmediğine inanmak istemiyordu.

“Basit bir insan değil. Onlar hiç basit değil. Korunmamı bile geçebildiler.
Bunu nasıl göremedim? Onların yaptıklarını nasıl anlayamadım? Bendis’ten
kurtulmalıyım.”

“Hayır! Bahar, ne düşünüyorsun?!”

“Kov onu! Firma’dan çıkar onu!
Sahte kanıt yarat ve onu firma’dan para almış gibi gösterip kov! Aynısını Kwon
Soohyo’ya yap. Hapis’e attir ikisinide! Ne olursa olsun; Seunghyun’a yaklaşmasınlar!”

“Aklın doğru çalışmıyor senin!” diye bağırdı Jihoon.

Bahar oturma odasında yürümeyi bıraktı ve Jihoon’un sinirli gözlerine baktı.
“Bu durum’da aklım nasıl doğru çalışabilir?! Ben sadece benim ve karnımdaki
bebeğin mutluluğu için savaşıyorum! Bu yanlış mı?”

“Başkalarını bu yüzden kırarsan yanlış birşeydir! Lütfen, bana Bendis’le konuşmama
izin ver. Bu konu’da daha çok öğrenmeye çalışırım o birşey anlamadan ağzından
laf çıkarabilirim. Belki gerçekten bu olanların hakkında birşey bilmiyordur?
Belki Bendis masum bir parti’dir?”

“Bu ama Soohyo’nun Seunghyun’u benden çalmak istediği hakikatini değiştirmez!
Ve bu konuda’da çok başarılı! Başarcak! Korkuyorum, Jihoon! Kahretsin, çok
korkuyorum!”

Bahar yüzünü elleriyle kaplayarak ağlamaya başladı ve koltuğa oturdu. Jihoon’un
öfkesi anında kayboldu ve hemen arkadaşına gidip ona sıkıca sarıldı. Baharı
daha önce hiç böyle görmemişti.

“Bahar, özür dilerim. Haklısın. Onun için savaşmalısın, senin mutluluğun, ve
çocuğunun mutluluğu için.” diye mırıldandı Jihoon. Kalbi kırılıyordu.
Ikisininde kalbi kırılıyordu. “Sana yardım edeceğim. Seunghyun’u senden çalmalarına
izin vermem. Ama bana birşeyi söz verebilir misin?”

Bahar kafasını Jihoon’un omzundan kaldırdı ve gözlerine baktı.

Jihoon derin bir nefes aldı. “Bana zaman ver. Adamlarımın birini sarışın adamı
araştırmakla görevlendiririm. Bendisin meselesini kendim halletmek istiyorum.
Lütfen? Nolur onu kırcak birşey yapma. Bunu söz vermelisin.”

Jihoon havasını tuttu heyecanlıca ve uzun bir süre sonra Bahar sonunda kafasını
sallayarak onayladı. Havasını yine bıraktı ve gülümseyerek Bahar’a bir daha sarıldı.

Jihoon çabuk davranmak zorunda olduğunu biliyordu. Bu yüzden çok yorgun Baharı
yatağına götürür götürmez, Jihoon evden çıkıp Bendis’in evine doğru yol aldı.
Arabasının bagajında daha iki açılmamış şişe şarap vardı… Bendisi
konuşturabilirdi. Ağzından lafı alabilirdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder